Connect with us

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

DAHA YEŞİL BİR DÜNYA İÇİN POLİTİKA ÖNERİLERİ

Published

on

12 Nisan 2022’de yapılan kabine toplantısı sonrasında yeni istihdam programı ile ilgili açıklamalar yapıldı. İstihdam garantili yeni işbaşı eğitim programları başlatılacak. Bugün yayımlanan IMF Dünya Ekonomik Görünüm (WEO) Ön Raporunda bahsedildiği üzere, Dünyada da böyle bir trend olduğu yönünde açıklamalar var ama Dünya bu işbaşı eğitim programlarını yeşil-yoğun meslek/sektörlere göre planlamaya başlıyor. Kirlilik-yoğun sektör çalışanlarına yönelik beşeri sermayeyi güçlendirici eğitim programları, bu çalışanların daha yeşil-yoğun mesleklere geçmelerini sağlayacak. Hem çalışan hem de dünya kazanacak.

IMF’nin Nisan 2022 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu henüz yayımlanmadı ama ön bilgilendirmelere ait bölümler açıklanmaya başladı. Bugün açıklanan Bölüm 3 (A Greener Labor Market: Employment, Policies, and Economic Transformation) ampirik ve modele dayalı analizleriyle daha yeşil bir işgücü piyasasına dönüşümle ilgili ipuçları veriyor.

Net sıfır emisyon elde etmek için gereken üretim yapılarının yeşil dönüşümü, aynı zamanda işgücü piyasasının dönüşümünü de zorunlu kılacak ve çalışanların meslekler ve sektörler arasında dağılımı da zaman içinde değişecek. Ekim 2021 Dünya Ekonomik Görünümü Raporunda 2050 yılına kadar net sıfır emisyon elde etmek için küresel işgücünün yaklaşık %2’sinin önümüzdeki 30 yıl içinde çalıştıkları sektörü değiştirmesine ve çalışanların daha yüksek emisyonlu sektörlerden daha yeşil ve daha düşük emisyon üreten sektörlere yönelmesine yol açacağı vurgulanmıştı. Nisan 2022 Raporundaki model simülasyonları ise bir gelişmiş ekonomi için istihdamın yaklaşık %1’inin 10 yıl içinde daha yeşil faaliyetlere kayacağını gösteriyor. Tersine, bir gelişmekte olan ekonomi için ise istihdamın yaklaşık %2.5’inin işgücü becerilerindeki farklılıkları yansıtacak şekilde daha yüksek emisyonlu üretimde olacağı tahmin ediliyor. Şayet bu alandaki politika eylemlerinde gecikmeler olursa, net sıfır emisyon elde etmek için daha keskin işgücü piyasası düzenlemelerine ihtiyaç olacağı ifade ediliyor.

Üretimde yeşil dönüşüm ve net sıfır emisyon hedefleri çok önemli ama işgücünün demografik özellikleri dikkate alındığında farklı bulgular mevcut. Daha yeşil-yoğun meslekler daha yüksek vasıflı ve daha fazla kentsel işgücüne sahip olma eğilimindeyken, daha kirlilik-yoğun işler için bunun tersi geçerli. Daha da önemlisi, işgücünün donanımı kontrol altında tutulsa bile, yeşil-yoğun işler, kirlilik-yoğun işlerle karşılaştırıldığında, ortalama %7’lik daha fazla kazanç getiriyor. Bu durumda da işgücünün yeniden dağılımı çalışanlar için zor olabilir, burada beşeri sermayenin önemine dikkat çekmek gerekiyor. Bulgular, daha fazla kirlilik-yoğun (ya da nötr) iş geçmişine sahip bir çalışanın, daha yeşil-yoğun bir işe geçme olasılığının düşük olduğu yönünde. O nedenle düşük vasıflı çalışanlara yönelik beşeri sermayeyi güçlendirme hedefindeki eğitim programları, bu çalışanların da daha yeşil-yoğun mesleklere geçme yeteneklerini geliştirmeye katkı sağlayacaktır, deniliyor.

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz13.04.2022

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. YILMAZ : ‘TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ NİSAN AYINDA SERT DÜŞTÜ’

Published

on

TÜİK, bugün ekonominin nabzını tutan önemli göstergelerden biri olan Tüketici Güven Endeksini açıkladı. Endeks değeri, TCMB ve TÜİK’in birlikte yürüttükleri tüketici eğilim anketi sonuçlarına dayanıyor. Bugün açıklanan Nisan ayı Tüketici Güven Endeksi değeri Mart ayına göre %7.3 azalarak Mart ayındaki 72.5 olan değerinden 67.3’e geriledi.

Endeks değeri 0-200 arasında olabilir. Eğer değer 100’ün üzerindeyse tüketicilerin ekonomik gelişmelere karşı iyimser, 100’ün altındaysa kötümser oldukları sonucu çıkarılıyor.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre 100-105 arası endeks değerlerine sadece 2004 yılının ilk aylarında rastlıyoruz ve o dönemde tüketicilerin ekonomik gelişmeleri iyimser algıladıklarını söyleyebiliriz. Son yılların en yüksek endeks değeri denilebilecek 90-92 arasındaki değer ise 2018 yılının Temmuz ayında elde edilmiş. Bu tarihten sonra tüketici güveninde küçük yükselmeler dışında sürekli bir düşüş gözleniyor. Nisan ayında açıklanan şimdiye kadarki en düşük değer. Dolayısıyla artık tüketiciler ekonomik gelişmelere karşı kötümserler.

Tüketici Güven Endeksi, tüketicilerin mevcut ve gelecek 12 aylık dönemdeki maddi durumunu, harcama ve tasarruf eğilimlerini gösteren dört farklı alt endeksten oluşuyor.

Bu alt endekslerden biri olan “gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi”nin değeri Nisan ayında Mart ayına göre %8.5 geriledi. Bu alt endeks Eylül 2021’den bu yana Tüketici Güven Endeksinden daha hızlı geriliyor (bkz. grafik).

Bu görünüm, diğer şeyler sabitken (ceteris paribus) gelecek 12 ayda Tüketici Güven Endeksinin düşük seyredeceği anlamına geliyor. Dolayısıyla geleceğe yönelik bekleyişler bozulurken Tüketici Güven Endeksinin yükselmesi zaten beklenemez.

Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

KÜRESEL İYİLEŞME GÖSTERGELERİ SAVAŞ İLE BİRLİKTE HIZLA BOZULUYOR

Published

on

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporunu (WEO) Ekim ve Nisan aylarında altı ayda bir yayımlar, Ocak ve Haziran aylarında da güncellenmiş bir özet ile tahminlerini duyurur. WEO’nun beklenen Nisan ayı raporu da bugün yayımlandı. Raporun başlığı “Savaş, Küresel İyileşmeyi Geriletiyor”. Bir anlamda bu başlıktan Rusya-Ukrayna savaşı olmasaydı, küresel iyileşmenin göstergelere yansıyacağı anlaşılıyor.

En önemli küresel iyileşme göstergesi, küresel büyüme oranı ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranları ve öngörüler elbette. IMF bu raporunda 2021’de küresel büyüme tahminini %6.1 olarak yaparken, 2022’de küresel büyümenin %3.6’ya kadar yavaşlayacağını öngörüyor. Bu öngörü, Rusya-Ukrayna savaşının başlamadığı ve küresel risklerin bu derece yükselmediği dönemde yayımlanan Ocak 2022 ve Ekim 2021 WEO’daki küresel büyüme öngörülerinden 0,8 ve 1,3 puan daha düşük. Dolayısıyla bu aşağı yönlü revizyon, hem Rusya ve Ukrayna’nın rekor küçülme oranlarının doğrudan etkisini hem de küresel yayılmaları yansıtıyor.

Sadece 2022 küresel büyüme oranı değil, tüm ülkeler için 2022 büyüme oranları aşağıya doğru revize edilmiş durumda. Bazılarını not aldım:

Küresel ekonomik beklentiler, Ocak 2022 WEO’dan bu yana önemli ölçüde kötüleşti. Aslında COVID-19’un daha az öldürücü olduğu kanıtlanan Omicron varyantının ardından küresel ekonomi iyileşme sürecine girebilirdi. Ancak henüz pandemiden tam olarak kurtulamamışken Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesi ve savaşı sonlandırabileceği düşünülen sayısız yaptırım, son dönemde sıfır vaka stratejisinin izlendiği Çin’deki karantinalar adeta dünya ekonomisini kilitlemiş gibi görünüyor. Ama ülkeler tüm bu gelişmelerden gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler farklı etkilenecek gibi duruyor. Sonuçta küresel toparlanma gecikirken yüksek enflasyon ortamında büyüme de yavaşlıyor.

Küresel iyileşme neden gecikecek? Sonrasında dünyayı neler bekliyor? Rapor özetinde öne çıkan bulgular kısaca şöyle:

  • Yükselen, kalıcı hale gelen enflasyona hazır olunmalı. Savaştan önce de artan emtia fiyatları ve pandemi kaynaklı arz-talep dengesizlikleri nedeniyle hortlayan enflasyonun, ülkelerin gelişmişlik farklılıklarından bağımsız olarak çok daha uzun süre yüksek kalması bekleniyor. Gelişmekte olan ekonomilerde gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar toplumsal huzursuzluk riskini önemli ölçüde artırabilecek ve özellikle küresel olarak düşük gelirli hanelere zarar verebilecek ölçüde.
  • Enflasyonun seyri birçok ülkenin para politikasını sıkılaştırmasına yol açıyor. Ekonomik beklentilere yönelik genel riskler keskin bir şekilde arttığında enflasyonla mücadelede para politikalarının sıkılaştırılması ve hatta sıkılaşmanın zamanlamasının öne çekilmesi gerekecek. Sonuç olarak küresel parasal sıkılaşmanın hızı özellikle ABD’de daha da artar, ayrıca finansal piyasalar daha agresif bir şekilde yeniden fiyatlanmaya başlarsa, yükselen piyasa ekonomileri baskı altına girebilir ve bu da küresel toparlanmayı yavaşlatabilir.
  • Mali alan yaratabilen ülkeler tüm bu olumsuzluklardan daha az etkilenebilir. Ancak birçok ülkede COVID-19 pandemisi ile ilgili harcamalar için borç stoklarını artırmışken, artan gıda ve enerji fiyatlarının yükselmesi, gelişmiş ekonomilerin enflasyonla mücadele amacıyla para politikalarını sıkılaştırmaları sonucu küresel faiz oranlarındaki yükseliş ve risk primlerinin artması mali alanın daralmasıyla sonuçlanacak. O nedenle pek çok ülke, birey ve firmaların artan borçluluğunun yanısıra finansal istikrarı bozacak nitelikte bazı kredi piyasası kırılganlıkları yaşayabilir.

Son olarak, pandemi henüz bitmedi. Tüm kazanımlar, aşılardan kaçan yeni varyantların ortaya çıkmasıyla yok olabilir. O nedenle sosyal harcamalara ve sağlık harcamalarına öncelik verilmeye devam edilmesi gerekebilir. Ayrıca dünya iklim krizleriyle başa çıkmada hala çok yetersiz önlemleri tartışmakta. Anlaşılan hızla gelinen bu noktada tüm ülkeler bir arada küresel ekonomik düzenin genel istikrarına özen gösterme sorumluluğunu üstlenmek durumunda.

Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

1994 KRİZİ VE 5 NİSAN KARARLARI

Published

on

1994 krizi, ona yol açan nedenler ve çözüm önerileri açısından unutmak istediğimiz ekonomik krizlerden biri. Bir daha karşılaşmadığımız türde 3 haneli enflasyona, ilginç vergi çeşitlerine (Net Aktif Vergisi, Ekonomik Denge Vergisi vb), yoksullaşmaya, refah kaybına şahit olduk. Kısaca hatırlayalım, tarihin tekerrür etmemesi dileğiyle.

1990-1993 arasında iç talep genişlemesine dayalı büyüme stratejisi izleniyor, büyüme istikrara tercih ediliyordu. Ekonomi 1992’de %6, 1993’de %8 oranında büyüyordu. Ancak enflasyon oranı yavaş yavaş %60’ları aşmaya başlıyor, ekonomide belirsizliğe yol açarak kaynak dağılımında dengesizlik yaratmaya devam ediyor, bütçe açığı ve kamu borç stoku da artış trendini sürdürüyordu.

Yüksek kamu açıklarının temelde MB kaynaklarıyla ile finanse edilmesi, düşük faiz politikasında ısrar edilmesi, ekonomik aktörlerin bol ve ucuz para ortamında dövize yönelmesine neden oluyor, enflasyon beklentilerini aşağıya doğru revize etmelerini engelliyor, bozulan kamu dengeleri ileriye dönük olumsuz beklentiler kısır döngüsü ile yüksek oranlı enflasyonu hazırlıyordu.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürmeleriyle zaten girişi dalgalı hale gelen kısa vadeli sermaye hızla çıkmaya başlayıp, hisse senetlerinin şişmiş fiyatlarının sürdürülemeyeceği anlaşılınca ve borsa hızla düşüşe geçti, döviz kurundaki yükselişin önüne geçmek için faiz oranları arttırıldı, hatta gecelik faizler İnterbank piyasasında %1000’lere ulaştı ve elbette süper bono!!. MB de piyasadan döviz satışına geçti ve rezervleri üç ay içinde 3 mlyr$ azalarak 3,2 mlyr$’a indi. Enflasyon oranı %125,5’e çıkarken, ekonomi %5,5 daraldı. Bütçe açığının GSYH’ye oranı %3,9’a ve Kamu Kesimi Borçlanma Gereği/GSYH oranı %10’lara yükseldi.

Sonunda IMF geldi, 5 Nisan Kararları alındı. 700 milyon $ civarında IMF kredisi kullanıldı, TL’nin devalüasyonu serbest piyasaya bırakıldı, iç borçlar dış borçlarla ikame edilmeye başlandı, yabancı sermayenin teşvik edilmesi ve döviz girişi sağlayacak özelleştirme uygulamalarına hız kazandırılması, kamu kesiminde üretilen mal ve hizmet fiyatlarında çok yüksek oranlı ve ani zamlar yapılması ve kamu kesiminde ücret ve maaşların dondurulması şart koşuldu.

5 Nisan Kararları mali piyasalardaki dalgalanmaları hafifletti ama ekonomide yapısal reformlar yine yapılmadı. Dolayısıyla Türkiye’de kriz beklentisi o tarihten sonra da devam etti. 5 Nisan Kararlarıyla kamu gelirlerini arttırmak için Net Aktif Vergisi, Ekonomik Denge Vergisi, Ek Emlak ve Ek Motorlu Taşıtlar Vergileri bir yıllığına yürürlüğe girdi. Bu vergilerle kamu açıklarının kapatılmasına ve talebin aşağı çekilmesine çalışıldı. Özellikle Ek Emlak ve Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ödemeleri servet vergisi hasılatını iki katına çıkardı. Ancak durgunluk içindeki ekonomi vergi artışlarını içeren daraltıcı maliye politikası nedeniyle daha da daraldı. Ayrıca enflasyonist ortamda aşınan kamu gelirleri nedeniyle dönem sonunda maliye politikasının ekonomiyi yönlendirmedeki etkinliği kayboldu.

Bugün bir yandan yüksek enflasyon, cari açık ortamının varlığı unutulanları hatırlatıyor, bir yandan da hem yanlış ekonomik kararlar ile krize neden olup, para ve maliye politikasını işlevsiz hale getiren çözüm önerilerine imza atanlar yeniden siyaset sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Tarih ve tekerrür.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – İ.Ü. İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.