Connect with us

EKONOMİ

Uğur Gürses : 4 ayda 30 milyar dolara ne oldu?

Published

on

Arka kapıdan rezerv satışı, kötü yönetimin, riskli ‘icadın’ hasarının, bir içi boş teorinin yanlışlığının üstünü örtmek için yapılıyor artık

Finansal okur yazarlığı olmayanı, olup da verilerle uğraşmayan vatandaşı “Bakın kur korumalı mevduat icat ettik, kuru nasıl da alaşağı ettik” diye kandıran Ankara siyaseti, Merkez Bankası’nın arka kapısından döviz satmaya devam edip kuru kontrol ederken, “özgüvenimizin altı boş değil” açıklamaları yapıyordu.

Gece-gündüz ‘nöbetçi dealer’ ile kuru abluka altına alıp, hangi makro perspektifle kimin belirlediği belli olmayan kur seviyeleri döviz satışı ile savunuluyor, kur sabit tutulmaya çalışılıyordu. “Sabit kur rejimine geçtik” de denilmiyordu.

Her açıklamada, “aldığımız önlemlerle kur istikrarı…” denilirken, gümbür gümbür döviz satılıyordu. Ama vatandaş bunu nereden bilsin, öyle değil mi?

Bayram tatili sırasında bile nöbetçi ‘dealer’ eliyle arka kapıdan döviz satışının devam ettiğini bilmeyen piyasa uzmanı yok. Hatta öyle ki; ABD Merkez Bankası yükselen enflasyonu kontrol etmek ve parası doların değerini korumak için faiz arttırdığı saatlerde bile bizim ‘nöbetçiler’, dolar içeride değer kazanmasın diye Fed’in bastığı dövizleri satıyordu. Bundan büyük bir dram olabilir miydi ki?

“Fed’in faiz artışları bizi etkilemez” diyen ekonomi bakanı şimdi “dolar endeksi yükseliyor ondan” demesin?

30 milyar dolara ne oldu?

Nisan ayı sonu itibariyle Merkez Bankası’nın 106.9 milyar dolarlık brüt döviz rezervi bunun kanıtı. Yılbaşında 111.8 milyar dolarla başlayıp, Nisan sonunda 5 milyar dolara yakın azalış bunun göstergesi. 11 Mayıs itibariyle bakılırsa brüt rezerv 103.6 milyar dolara gerilemiş durumda. Yani yılbaşına göre 8.2 milyar dolar aşağıda.

Yılın başında ihracatçılara, getirdikleri dövizin yüzde 25’ini Merkez Bankası’na satma zorunluluğu getirilmişti; yılbaşından sonra 180 günü dolan ihracat miktarı 76.6 milyar dolar olmuş. Bunun yüzde 25’i ise 19.1 milyar dolar idi. Sadece buna bakılsa rezerv artışı olması gerekmiyor muydu?

Bitmedi; Kur Korumalı Mevduat uygulamasıyla 25 milyar dolara yakın bir döviz Merkez Bankası’na satıldı. Ne oldu bu dövizlere? Bankanın reeskont kredilerinin vadesinde olması gereken döviz girişi aylık kabaca 1.5 milyar dolardan 6 milyar dolar olmalıydı; nerede? BOTAŞ’a 4 ayda yapılan 16 milyar dolara düşülürse; Merkez Bankası’nın elinde yılbaşına göre bugün en az 34 milyar dolarlık döviz pozisyon artışı olması gerekirdi, Nisan sonu itibariyle sadece 8.7 milyar dolarlık pozisyon açığında kapanma var. Nihayetinde bankanın brüt rezervlerinin yine de en az 25 milyar dolar artması gerekirdi; tersine 5 milyar dolarlık brüt rezerv azalışı var. Tablo net 4 ayda 30 milyar dolar eritilmiş.

Soru şu: 4 ayda 30 milyar doları ne yaptınız? Uzmanları piyasaya satıldığını ve vatandaşın kandırıldığının farkında.

Arka kapıdan rezerv satışı, kötü yönetimin, riskli ‘icadın’ hasarının, bir içi boş teorinin yanlışlığının üstünü örtmek için yapılıyor artık.

Birincisi, faizleri düşürerek kurun patlatılması ve devamında enflasyonun yıkıcı bir biçimde patlamasının farkındalar. Geri dönmeden, döviz satarak döviz kurunun istikrara kavuşacağı inancı ile ‘döviz bitene kadar’ devam ediliyor. Dibinde kocaman bir delik olan havuza kova ile su doldurmaya benziyor.

İkincisi, ‘faizlerin düşürülerek enflasyonun düşürüleceği’ inancının çökme halinin saklanmaya çalışılması.

Üçüncüsü, döviz kurunu ‘faiz kullanmadan durdurmak icadı’ olarak halka anlatılan Kur Korumalı Mevduat uygulamasının kur artışı ile çökmesini önlemeye çalışmak. Zira, bu KKM modeli ile 25 milyar dolar (vergi teşviki ile) çözülse de TL’den katılanlarla ilave 30 milyar dolarlık tasarruf dolarize edilmiş oldu. Trene binemeyenlere teşvik verildi. Kur arttıkça bütçeden yine vatandaşın cebinden ödenecek kur farkı, bu ‘icadın’ kendi kendini harap eden bir model olduğunu, çöktüğünü gösterecek herkese. 

Kuru, enflasyonu patlatan iktidar, her ne kadar ‘dünyada da enflasyon’, “Ukrayna krizi” gibi dış bahanelere, içeride de “fırsatçılar”, “istifçiler” bahanelerine yapışsa da halk her şeyin fakında.  Şimdi bu kötü yönetimin sonuçlarının saklanması için döviz satışını bir örtü olarak kullanıyor.

Başkalarının parası

Dünyada hiçbir ülke kendi bastığı paranın istikrarını başka ülkelerin bastığı paraları piyasaya sürerek sağlayamaz. Hele ki bu paraları basan yabancı merkez bankalarına el açarak, hiç.

O ‘başkalarının parasını’ basan kurumlar ise bu küresel bir rezerv para olsa bile kendi kurumlarına yönetici olarak koyduğu kişileri ‘hassas terazilerle’ buluyorlar.

ABD’de Merkez Bankası Federal Rezerv sisteminin bir ‘şubesi’ olan Dallas Fed’e bu hafta yapılan atama süreci, yeni öğrenenler için ders niteliğinde. Altı kişilik seçme komitesi, tamamen işin niteliğine dair belirleyici seçme kriterleri, özel sektörde üst yönetici arayışlarında uzman olan ‘headhunter’ kurumlarla iş birliği gibi.  

Bu neden önemli? Şundan: En kötü koşullarda bile kurumlara olan güveni, liyakate dayalı süreçlerle gelen görevliler sağlam tutuyorlar.

Türkiye’de kâğıt üzerinde ‘serbest dalgalı kur rejimi’ var, ama uluslararası finans basınında haberlere de konu olduğu üzere birkaç milyon dolar satın almaya çalışan bireyler ve şirketlere örtülü bir abluka uygulanıyor. Satın almaya aracı olan bankalar üzerinden kim oldukları, neden aldıkları sorgulanıyor. Yakın geçmişte, TL kredi kullanıp döviz alan bir şirketlerin döviz alış işlemlerinin gelen telefonlarla iptal ettirildiği örnekler bankacılık çevrelerinde bilinen bir olgu.

Para ve bankacılık otoritelerinin dövizli işlemlere uyguladığı abluka, bekledikleri sonuçların tam tersini yaratıyor. Zira bunu bilemeyecek kadar liyakat eksikliği söz konusu.

Bankalara dövizli işlem platformlarında saat kısıtlaması talimatları, mobil bankacılıkta döviz kuru marjlarının açılması hep bu ’emirle serbest piyasayı kontrol edebileceği zannının’ yarattığı içi boş bir özgüvenden. Sonuç ne oluyor? Piyasadaki alıcı-satıcılar fiyat hassasiyetini kaybediyor. Açılan marjlı kurlar hem ‘olağanüstü’ durumu halka yayıyor, tedirginliği yükseltiyor, hem de bu marjlı kur üzerinden hiç düşünülmeden alış-satışlar yapılıyor.

Ankara, doğru düzgün bir para ve ekonomi politikasından uzaklaşarak ‘elinde sopa’ ile açık bir ekonomide parametreleri dengeye getirebileceğini sanıyor. Ama son 4 yılda bunun tam tersi olan yıkıcı sonuçlarından bile ders alamamış görünüyor; yüz elli milyar doları aşan döviz rezervinin eritilmesi, buna rağmen TL’nin sert biçimde istikrarını kaybetmesi ve yıkıcı bir enflasyon.

Piyasasının serbest, parasının konvertible olduğunu taahhüt ve iddia eden bir ülkede paranın istikrarını korumak için onun koruma kalkanını (faizini) indirip sadece ‘elinde sopa’ ile istikrar sağlayacağını zanneden liyakatsiz yönetimler korku ve tedirginliği yükselterek her şeyi berbat eder. 

Okumaya devam et

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Published

on

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Yılmaz : Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz: İhracat ve üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. Üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Published

on

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmediklerini vurgulayarak “Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz” dedi.

Krediye erişimin artan maliyetinin üretimin de maliyetini yükselttiğini bu nedenle büyümede ivme kaybı yaşanacağını, işsizliğin artacağını anlatan Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri konuştuk.

TOPLUMSAL MALİYET ARTTI

– KKM nedeniyle Hazine’den şu ana kadar 60 milyar TL’nin üstünde para gitti. Halkın parası, parası olanlara gitti aslında. Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kur riskine karşı kendisine güvence arayan kesimler için bir alternatif olan KKM, bir süreliğine kurun yükselişini dizginledi, Ağustos’un ikinci haftasında 1.2 trilyon TL’lik hacme ulaştı. Ancak TL mevduatlarından KKM’ye geçenlerin kur farkları Hazine’ye, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) geçenlerinki de TCMB’ye yük oldu. KKM için bütçeden ödenen kur farklarının ekonomik-mali transferlerle ulaşılacak amaçlarla bir ilgisi kurulamaz.

KKM nedeniyle vergi gelirleriyle beslenen bütçemizden temmuz ayı itibarıyla 60.6 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutar, toplam ekonomik-mali transferlerin yüzde 73’ü olup, gerçek anlamda ekonomik büyümeyi destekleyecek ve büyüme patikasını çizecek KOBİ’lere, girişimcilere hibe ve destekleri, yatırım teşvikleri gibi transferlerin toplamı ise ekonomik-mali transferlerin payı üzerinde çok büyük baskı yaratıyor. Ek bütçeyle KKM kur farkı için eklenen ödeneğin de 1.5 katının üzerine çıkılmış oldu. Öte yandan KKM için Temmuzda ödenen tutar o aydaki vergi gelirlerinin yüzde 14’üne ulaşmış durumdadır.

KKM kur farkı ve getirisinde stopaj oranı 0’dır. Bu getiriyle ödeme gücü artanlara, TL’ye olan teveccühün artması, kur sıçramalarının oluşmaması için vergi avantajı sunuluyor. Bu durum verginin mali amacını da gelir dağılımında adaleti sağlama amacını da zedeliyor. KKM’nin Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmiyoruz. Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz.

TIRMANIŞA DEVAM

– Yüzde 80’i bulan resmi enflasyon var, kur 18 lirayı aştı, bu alanda neler öngörüyorsunuz, ne tür riskler var?

Gıda fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekici. Gıda TÜFE aylık yüzde 3.15 artışla yıllık yüzde 94.7’ye ulaştı. Üstelik Gıda TÜFE, Gıda Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile birlikte yükseliyor. Temmuzda enerjide ÜFE yüzde 12.3 artarak yıllık yüzde 350’ye ulaştı. Elektrik, gaz grubunda ÜFE artışı aylık yüzde 19’a çıktı. ÜFE’den TÜFE’ye geçişkenlik sonucunda sonbahar aylarında enflasyondaki tırmanış sürecek.

VERGİ GELİRİNE KUR DOPİNGİ

– Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi?

2022’nin olumsuz makroekonomik koşullarına ilişkin isabetli tahminlerde bulunmadan 2022 bütçesinin hazırlanmış olması, diğer deyişle “bütçenin doğruluk ilkesi”nden uzaklaşılmasıyla bütçe “kadük” kaldı. Bütçe giderleri için ayrılan ödeneklerin, kur sıçramaları ve enflasyonist süreç nedeniyle yetersiz kalacağı anlaşılınca 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de Ek Bütçe Kanunu yayımlanarak yürürlüğe girdi. 1.7 trilyon TL bütçe gideri, ek bütçeyle 2.8 trilyon TL’ye genişledi. Bütçe gelirlerinde yeni hedef de 1.5 trilyon TL’den 2.5 trilyon TL’ye çıktı.

Yılın ilk 6 ayında bütçe giderlerinin yüzde 41.4’ü kullanılırken tahmin edilen bütçe gelirlerinin de yüzde 50’si elde edilmiş bulunuyor. Yüksek enflasyon nedeniyle 2022 yılı vergi gelirleri beklentinin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan firmaların enflasyon nedeniyle artan nominal kârları gelir/kurumlar vergisine tabi olurken, diğer yandan kurdaki yükselişle pahalılaşan ithal ürünlerden alınan dış ticaret vergileri, içeride KDV, ÖTV gibi tüketim vergilerinin hasılatı daha da yükseliyor. Temmuz ayında ücretlilere verilen enflasyon farkı (zam diyenler de var) ücretleri nominal olarak artırırken verilen enflasyon farkının önemli bir kısmı gelir vergisine gittiği için de vergi hasılatı artıyor.

Vergi gelirleri yüksek kur ve enflasyon kaynaklı artarken bütçe giderlerinin maliyeti de aynı nedenle artar. Ek olarak bütçenin kalan kısmının seçim atmosferinde kullanımıyla bütçe giderlerindeki hızlı artış kaçınılmaz olur ve mali disiplinden uzaklaşılır.

ENFLASYONLA MÜCADELE YOK

– Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları neler?

TL’nin değer kaybı sonucu yoksulluk derinleşirken nüfusun dar bir kesimi milli gelirden daha fazla pay alıyor, bu durum gelir dağılımını daha da bozuyor. Ücretli kesim büyümeden refah payını alamıyor. Hem ihracat hem üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. İhracatın ithalata bağımlı yapısını değiştirecek üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Türkiye’de enflasyonla mücadelede politika tedbirleri alınmıyor. TL’ye değer kazandırıcı para politikası uygulamalarına geçilmeli. Moody’s kredi notumuzu B2’den B3’e düşürdü. Bunun cari açık ve dış kaynak girişi üzerinde negatif etkisi olacak. TCMB rezervleri artırılmalı.

DÜŞÜK FAİZ TL’DEN KAÇIŞI HIZLANDIRIYOR

– Yıl sonu büyüme, işsizlik, faiz ile ilgili öngörüleriniz neler? 

Yüzde 60’ın üzerindeki negatif reel faiz TL’den kaçışı hızlandırıyor. Politika faizi 8 aydır yüzde 14’te sabitlense de hem tüketici kredi (ihtiyaç, konut, taşıt) faizleri hem ticari kredi faizleri hem de Hazine’nin iç borçlanma faizleri politika faizinin iki katından fazla. Krediye erişimin artan maliyeti üretimin de maliyetini yükseltirken büyümede ivme kaybı yaratacak. Son yıllarda küresel büyüme oranının üstünde büyüyen ekonomimiz, 2022’de küresel büyüme oranının altında kalacak. Gelecek aylarda işsizlik oranının düşmesini engelleyecek hatta artışına neden olacak iki etken görünüyor. Temmuzda ücretliye verilen enflasyon farkının işverene artan maliyeti, diğeri de ekonomik aktivite düzeyindeki yavaşlama.

Şehriban KIRAÇ – Halktv.com.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Esfender KORMAZ : Ekonomi bahara çıkmaz

Yeniçağ yazarlarından Prof. Dr. Esfender KORKMAZ ekonomi ile ilgili beklentilerini ve gerekçelerini anlatan bir yazı kaleme aldı.

Published

on

Nerden bakarsak bakalım, eğer hükümet ekonomik kriz olduğunu reddetmeye devam ederse ve bir istikrar programı yapmaz ise, ekonomiyi seçimlere kadar götüremez.

Hükümet ekonomiyi bir şirket gibi görüyor ve günlük palyatif önlemlerle işi götürmeye çalışıyor. Söz gelimi Akkuyu Nükleer Santrali için Ruslardan gelen dövizle, Suudilerle yapılan swap anlaşmaları ile ve ödemeler bilançosunda nereden geldiği belli olmayan dövizlerle, günü kurtarmaya çalışıyor. Ya da Heterodoks adı altında karmaşık ve çelişkili düzenlemelerle, yasaklarla işi götürmeye çalışıyor..

1.Kredi derecelendirme kurumları, Türkiye’nin iflasın eşiğinde olduğunu ilan ettiler.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu B2 den B3’e düşürdü. B3, son derece spekülatif anlamındadır. Finansal istikrarsızlık ve yetersiz rezerv varlığının bir göstergesidir. Bu derecenin bir altı iflasın kaçınılmaz olduğunu gösterir. Yani Türkiye, kritik eşiktedir.

Moody’s, Türkiye’nin notunu düşürürken gerekçe olarak “Giderek artan karmaşık düzenleyici mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makro ekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması olası görünmüyor” diyor.

Fitch Raiting’in notu B ve Moody’sin notu da B ‘tür. Anlamı ülke ekonomisi son derece spekülatiftir.

2. Hükümetin aldığı kararlarla, bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borçların çevrilmesi ve cari açığın finansmanı olası görünmüyor.

Moody’s cari açığın arttığını ve 2022 GSYH’nın yüzde 6’sına ulaşacağını da açıkladı. Cari açığın en iyi finansman yolu doğrudan yabancı yatırım sermayesidir. Bu sene ilk 6 ayda bu tür sermaye gelmedi ve tersine 0,6 milyar dolar da çıktı.

Cari açığın diğer bir finansman aracı dış borçlardır. Türkiye, dış borçları çevirmek için yüksek faiz ödüyor. Bugün için yüzde 6,5 iflas sigorta risk primi ve yüzde 3 faiz dersek, en az yüzde 9,5 faizle tahvil satıp dış borç bulabiliyor.

Dahası, hükümet ihracatçıya döviz gelirinin yüzde 70’ini bozdurma zorunluluğu getirdi. Kredi alanlara, bu krediler ile döviz alımı yasağı getirdi.

Öte yandan Merkez Bankası rezervleri ekside… Merkez Bankası reel kur endeksine göre kur pahalı. Bir doların 10 lira olması gerekirdi. 18 lira. İthalatçı döviz bulmak zorunda. Yabancılar risk yüksek diye vadeli ithalat işlemi yapmıyor. İthalatçı ya kredi ile veya içerden döviz bulmak zorundadır. Üretimde ara malı ve ham madde ithalat girdi payı yüksek. İthalat aksarsa üretim de aksar.

MB ödemeler bilançosuna göre bu yılın ilk 6 ayında 32,4 milyar dolar cari açığın 17,5 milyar doları nereden geldiği belli olmayan döviz girişi ile karşılanmış. Belirsizlik yüksektir. Yarın daha çok döviz çıkışı olabilir. Yani sürdürülemez.

Bu şartlar altında özel sektör, ithalat yapmak ve dış borçlarını çevirmek için nereden ve nasıl döviz bulacak?

3.Piyasaya müdahale ve yasaklar, tersten kesiyor sosyal maliyetleri ve riskleri daha çok artırıyor.

Faiz politikası ile kolayca çözülebilecek kur artışları için kur korumalı mevduat getirildi. Bütçe açıkları arttı. Vergi verenden parası olana gelir transfer edildi.

Maliyetleri düşürmeden, fiyat indirimi ve yasaklar piyasa düzenini bozdu. Yasaklar devam ederse karaborsa başlayacaktır.

Sonuç: Uluslararası kuruluşlar, kredi derecelendirme kuruluşları, dışarıda ve içeride verileri değerlendiren herkes, Türkiye iflasın eşiğinde diyor ve fakat hükümet kriz yok diyor. Anlaşılır gibi değil.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

  • Merkez Bankası (MB) faiz kararı... MB faizi düşürürse, sabit bırakırsa altın, dolar, kur ne olur? 18 Ağustos 2022 18/08/2022
    ABD Merkez Bankası (FED)’in geçtiğimiz ay faiz kararını açıklaması sonrasında gözler TCMB Ağustos ayı faiz kararına çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 14’den yüzde 13’e indirdi. Peki, Merkez Bankası (MB) faiz kararı sabit kaldığında altın ve dolar ne olur? MB faiz düşürürse durum ne olur? İşte o detaylar...
  • Canlı altın fiyatları 18 Ağustos 2022... Çeyrek altın fiyatı ne kadar, gram altın kaç TL? 18/08/2022
    Altın fiyatları geçtiğimiz haftadan bu yana yükseliş seyrine geçmişti 1.038 liraya çıkan gram altın düşüşte. Ons altında ve döviz kurlarında yaşanan hareketlilik diğer altın türlerine de yansıyor. Altın fiyatlarının nasıl yön izleyeceği yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Peki, bugün çeyrek altın, gram altın ne kadar, kaç TL? İşte 18 Ağustos altın fiyatları…
  • Son dakika... TCMB faiz kararı açıklandı... İşte Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı 18/08/2022
    Merkez Bankası faiz kararı Ağustos 2022 PPK toplantısı ile açıklandı. TCMB faiz kararı açıklaması sonrasında Merkez'in aldığı karar ortaya çıktı. Peki, Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? TCMB Ağustos 2022 faiz kararı açıklandı! 18/08/2022
    Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı açıklamasını Para Politikası Kurulu toplantısı sonrasında yaptı. TCMB PPK takvimi içerisinde toplantının hangi tarihte yapılacağı duyurulmuştu. Peki, piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç oldu? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Euro Bölgesi çekirdek enflasyonu beklentiyi aştı 18/08/2022
    Euro Bölgesi enflasyon oranı Temmuz’da yıllık 8,9 olarak açıklandı. Veri, bir önceki verideki tahminle paralel seyrederken çekirdek enflasyon ise beklentileri aştı.
  • Son dakika! Bakan Kurum: Ofisler konuta dönüştürülecek 18/08/2022
    Son dakika haberi... Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanların İmar Yönetmeliği” ile ilgili bir takım değişiklikler yapıldığını duyurdu. Konut ve kira fiyatlarını düşürmek için her adımı attıklarını vurgulayan Bakan Kurum, “İstanbul’da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon metrekare arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofis, konuta […]

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.