Connect with us

EKONOMİ

Bildiğimiz anlamdaki küreselleşmenin sonu mu?

“Kaynak milliyetçiliği”nin yükselişi, sermayenin uluslararasılaşmasının sınırlarına gelinmesi, emtia piyasalarındaki deprem… 2022’nin onarım yılı olması umuluyordu, ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimiyle hesapta olmayan gelişmeler devreye girdi ve ortaya bu tablo çıktı. Dahası, yeni bir finansal kriz ihtimali güçlenmeye başladı.

Published

on

Dünyanın en büyük finansal yatırım firmalarından olan Black Rock’un kurucusu Larry Fink geçtiğimiz haftalarda yatırımcılara gönderdiği bir bilgi notunda, Ukrayna’daki savaşla birlikte bildiğimiz anlamdaki küreselleşmenin sonuna gelindiğini yazdı. 1990’ların neoliberal ütopyalarının başında gelen sermayenin pürüzsüz hareketiyle oluşacak küreselleşmenin toplumlar için barış, demokrasi ve refah getireceği görüşü böylelikle bir kere daha yanlışlandı.

Madem neoliberal küreselleşmenin iflasını konuşuyoruz, iflas edenin yerine gelenin ne olacağını da konuşmaya başlamamız gerekir. Ancak, bu kolay değil, hesaba katılacak pek çok değişken var. Bu yazıda eleştirel uluslararası politik ekonomi çerçevesinden bakarak önce çoğul olgular denizinden bazı gelişmelere değinip, ardından daha yavaş ilerleyen yapısal değişime dair bazı ipuçlarına işaret edeceğim.

Rusya iflas edecek mi?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi sonrası ABD ve müttefiklerinin Rusya’ya karşı başlattığı ekonomik savaşın en önemli hedefi Putin yönetimini içeride zor duruma düşürerek işgal girişiminden vazgeçmesini sağlamaktı. İşgal girişimi ikinci ayına yaklaşırken ekonomik sorunlar henüz Putin yönetimini yolundan caydıracak düzeye gelmedi. Bunda sermaye kontrollerinin getirilmesi ve özellikle Avrupa’yla süren doğal gaz ticareti önemli etkide bulundu. Ancak, ABD’nin Rusya’yı izole etme girişiminin yaygınlaşamaması da Rusya’nın elini rahatlatıyor.

Aralarında Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Brezilya, Meksika, Çin, Hindistan, Macaristan ve Türkiye gibi ülkelerin bulunduğu geniş bir blok farklı gerekçelerle de olsa ekonomik yaptırımları ABD’nin istediği şekilde uygulamıyor. Bu durumda, fiili olarak konu G7 ülkelerinin Rusya’ya açtığı bir ekonomik savaş haline geliyor. Bu savaştaki en kritik konulardan biri Rusya’nın uluslararası borçlarını ödeyip ödeyemeyeceği.

ABD ve müttefiklerinin Rusya’ya karşı başlattığı ekonomik savaştaki en kritik konulardan biri Rusya’nın uluslararası borçlarını ödeyip ödeyemeyeceği. Rus yetkililer ABD’deki bankalara mart ayındaki borç taksitini ödeme talimatı verdiklerinde ABD yönetimi buna müsaade etmişti. Ancak, nisan ödemesine izin verilmeyeceği bekleniyor. Nisan ayı önemli, zira iki milyar doları aşan yüklü bir taksit ödemesi var.

Rus yetkililer ABD’deki bankalara mart ayındaki borç taksitini ödeme talimatı verdiklerinde ABD yönetimi buna müsaade etmişti. Ancak, nisan ödemesine izin verilmeyeceği bekleniyor. Nisan ayı önemli, zira iki milyar doları aşan yüklü bir taksit ödemesi var. Hatta, bu ödeme bir şekilde gerçekleşebilirse, 2022’nin kalanında Rusya için ödeme sorunu ortadan kalkacak, zira kalan borçlar nisan borcundan daha az.

Rus yetkililer borç taksitini Batılı ülkelerdeki rezervlerinden ödemesinin engellenmesi durumunda bunu rubleyle ödeyeceklerini ilan etti. Şu anda top ABD’de. Şimdiden kredi temerrüt takası (CDS’ler) olarak adlandırılan sigorta kâğıtları temerrüdü gösteriyor. Ancak, teknik olarak 30 günlük süre içinde ödeme yapılırsa, temerrüt gerçekleşmeyecek. Dolayısıyla, önümüzdeki bir ay yakın dönemli finansal tarih açısından en kritik dönüm noktalarından biri olacak.

Pandemi bir dönüm noktasıydı

Pandeminin en sert döneminin yaşandığı 2020’de gerek tam kapanma önlemleri gerekse sosyal mesafe tedbirleri nedeniyle küresel değer zincirlerinin aksadığını görmüştük. Ancak, o dönem yapılan yorumlarda iyimser beklentiler hâkimdi. Halk sağlığı önlemleri ortadan kalktığında işlerin pandemi öncesine döneceği düşünülüyordu. Ancak, öyle olmadı. Henüz savaş gündemi ortada yokken dahi küresel üretim ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar giderilememişti.

“Kaynak milliyetçiliği” (resource nationalism) olarak adlandırılan önlemler iki nedenle pandemi döneminde çok daha öne çıktı. İlki, önceleri yurtiçinde üretilen, ancak ithalatı daha ucuz olduğu için üretilmesinden vazgeçilen ürünlerin (özellikle tarım ürünlerinin), pahalı da olsa yeniden yurtiçinde üretilmesine yönelik girişimler çeşitli ülkelerde hızlandı.

Buna paralel olarak yaşanan bir diğer gelişme, ülkelerin emtia ihracatında pandemi öncesindeki kadar istekli olmaması. Zira pandemi döneminde bazı ürünlerin ihracatı ya yasaklandı ya da sınırlandı. Pandemi sonrasında ise iç tüketimin fazlasının ihraç edilmesi görüşü yaygınlaşıyor.

Bu iki dinamik merkez kapitalist ülkelerde 1970’li yıllarda düşen firma kârlılıkları sonucunda oluşan krize çözüm olarak geliştirilen sermayenin uluslararasılaşması stratejisinin sınırlarına gelindiğini gösteriyor olabilir. Zira, konu sadece “kaynak milliyetçiliği”yle ilgili değil, aynı zamanda tek bir metanın üretiminin parçalara ayrılarak küresel olarak dağıtılması stratejisinin yarattığı riskler de görüldüğü için, pandemi sonrasındaki gündem tedarik zincirlerinin kısalması haline geldi.

Emtia piyasalarında deprem

Ocak ayından bakınca, 2022 pandeminin etkilerinin geçeceği, ekonomilerin yeniden açılacağı ve tedarik zincirlerindeki aksaklıkların yılın ikinci yarısında onarılabileceği bir yıl olarak görünüyordu. Ancak, şubat sonunda Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesi hesapta olmayan pek çok farklı gelişmenin devreye girmesine neden oldu.

Bunlardan ilki, emtia piyasalarında yaşanan muazzam fiyat artışları ve fiyat dalgalanmaları. Buğday, petrol, doğalgaz ya da değerli metaller gibi emtialarda görülen büyük fiyat artışları doğrudan Rusya ve Ukrayna’dan yapılan ithalatın kesintiye uğramasıyla ilgili.

Ancak, G7 ülkelerinin Rusya’ya açtığı ekonomik savaşın bir parçası olan yaptırımlar, doğrudan Rusya’nın ihraç ettiği ürünlerin dışındakiler için de arz şokları yaratıyor. Dahası, bu emtialar üzerinde kurulmuş ve büyüklüğü 1,5 trilyon dolar olduğu tahmin edilen bir türev finans piyasası mevcut. Dolayısıyla, şubattan beri emtia piyasalarında köklü bir deprem yaşanıyor.

Credit Suisse analisti Zoltan Pozsar’ın bu konudaki değerlendirmeleri ilginç. Pozsar mevcut ekonomik savaş ortamında emtia üreticilerinin ve emtia ticareti yapanların fiyat dalgalanmaları nedeniyle, ama daha önemlisi, kargolardaki gecikme sonucunda oluşan teslimat sorunları yüzünden likidite krizinin eşiğinde olduklarına işaret ediyor. Bu sektörün 2008 krizinde finans sektörüne yapıldığı gibi kurtarılmaması durumunda yeni bir finansal krizi tetikleme ihtimalinin büyüdüğüne dikkat çekiyor.

Bunu önlemek için önerdiği mekanizma ise bir “Emtia Acil Alım Programı” (Commodity Emergency Purchase Program) oluşturulması. Ancak, bunu hangi büyük merkez bankasının yapabileceği şüpheli. Kısacası, emtia piyasasındaki deprem finansal alana hızla yayılabilir.

Küreselleşmeden sonra?

Rusya’nın temerrüt ihtimali, kaynak milliyetçiliğinin yükselişi, sermayenin uluslararasılaşmasının sınırlarına gelinmesi, emtia piyasalarındaki depremin yeni bir küresel finansal krizi tetikleme ihtimalinin artması…

Tüm bunları alt alta yazınca, bu serinin başındaki ilk yazıda değindiğim küresel ara rejim kavramına geri dönüyoruz.

Bir dahaki yazıda, kaldığım yerden küreselleşme sonrası dönemin ana özelliklerinin neler olabileceğini ele alacağım.

Ümit AKÇAY

Okumaya devam et

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Published

on

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Yılmaz : Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz: İhracat ve üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. Üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Published

on

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmediklerini vurgulayarak “Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz” dedi.

Krediye erişimin artan maliyetinin üretimin de maliyetini yükselttiğini bu nedenle büyümede ivme kaybı yaşanacağını, işsizliğin artacağını anlatan Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri konuştuk.

TOPLUMSAL MALİYET ARTTI

– KKM nedeniyle Hazine’den şu ana kadar 60 milyar TL’nin üstünde para gitti. Halkın parası, parası olanlara gitti aslında. Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kur riskine karşı kendisine güvence arayan kesimler için bir alternatif olan KKM, bir süreliğine kurun yükselişini dizginledi, Ağustos’un ikinci haftasında 1.2 trilyon TL’lik hacme ulaştı. Ancak TL mevduatlarından KKM’ye geçenlerin kur farkları Hazine’ye, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) geçenlerinki de TCMB’ye yük oldu. KKM için bütçeden ödenen kur farklarının ekonomik-mali transferlerle ulaşılacak amaçlarla bir ilgisi kurulamaz.

KKM nedeniyle vergi gelirleriyle beslenen bütçemizden temmuz ayı itibarıyla 60.6 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutar, toplam ekonomik-mali transferlerin yüzde 73’ü olup, gerçek anlamda ekonomik büyümeyi destekleyecek ve büyüme patikasını çizecek KOBİ’lere, girişimcilere hibe ve destekleri, yatırım teşvikleri gibi transferlerin toplamı ise ekonomik-mali transferlerin payı üzerinde çok büyük baskı yaratıyor. Ek bütçeyle KKM kur farkı için eklenen ödeneğin de 1.5 katının üzerine çıkılmış oldu. Öte yandan KKM için Temmuzda ödenen tutar o aydaki vergi gelirlerinin yüzde 14’üne ulaşmış durumdadır.

KKM kur farkı ve getirisinde stopaj oranı 0’dır. Bu getiriyle ödeme gücü artanlara, TL’ye olan teveccühün artması, kur sıçramalarının oluşmaması için vergi avantajı sunuluyor. Bu durum verginin mali amacını da gelir dağılımında adaleti sağlama amacını da zedeliyor. KKM’nin Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmiyoruz. Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz.

TIRMANIŞA DEVAM

– Yüzde 80’i bulan resmi enflasyon var, kur 18 lirayı aştı, bu alanda neler öngörüyorsunuz, ne tür riskler var?

Gıda fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekici. Gıda TÜFE aylık yüzde 3.15 artışla yıllık yüzde 94.7’ye ulaştı. Üstelik Gıda TÜFE, Gıda Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile birlikte yükseliyor. Temmuzda enerjide ÜFE yüzde 12.3 artarak yıllık yüzde 350’ye ulaştı. Elektrik, gaz grubunda ÜFE artışı aylık yüzde 19’a çıktı. ÜFE’den TÜFE’ye geçişkenlik sonucunda sonbahar aylarında enflasyondaki tırmanış sürecek.

VERGİ GELİRİNE KUR DOPİNGİ

– Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi?

2022’nin olumsuz makroekonomik koşullarına ilişkin isabetli tahminlerde bulunmadan 2022 bütçesinin hazırlanmış olması, diğer deyişle “bütçenin doğruluk ilkesi”nden uzaklaşılmasıyla bütçe “kadük” kaldı. Bütçe giderleri için ayrılan ödeneklerin, kur sıçramaları ve enflasyonist süreç nedeniyle yetersiz kalacağı anlaşılınca 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de Ek Bütçe Kanunu yayımlanarak yürürlüğe girdi. 1.7 trilyon TL bütçe gideri, ek bütçeyle 2.8 trilyon TL’ye genişledi. Bütçe gelirlerinde yeni hedef de 1.5 trilyon TL’den 2.5 trilyon TL’ye çıktı.

Yılın ilk 6 ayında bütçe giderlerinin yüzde 41.4’ü kullanılırken tahmin edilen bütçe gelirlerinin de yüzde 50’si elde edilmiş bulunuyor. Yüksek enflasyon nedeniyle 2022 yılı vergi gelirleri beklentinin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan firmaların enflasyon nedeniyle artan nominal kârları gelir/kurumlar vergisine tabi olurken, diğer yandan kurdaki yükselişle pahalılaşan ithal ürünlerden alınan dış ticaret vergileri, içeride KDV, ÖTV gibi tüketim vergilerinin hasılatı daha da yükseliyor. Temmuz ayında ücretlilere verilen enflasyon farkı (zam diyenler de var) ücretleri nominal olarak artırırken verilen enflasyon farkının önemli bir kısmı gelir vergisine gittiği için de vergi hasılatı artıyor.

Vergi gelirleri yüksek kur ve enflasyon kaynaklı artarken bütçe giderlerinin maliyeti de aynı nedenle artar. Ek olarak bütçenin kalan kısmının seçim atmosferinde kullanımıyla bütçe giderlerindeki hızlı artış kaçınılmaz olur ve mali disiplinden uzaklaşılır.

ENFLASYONLA MÜCADELE YOK

– Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları neler?

TL’nin değer kaybı sonucu yoksulluk derinleşirken nüfusun dar bir kesimi milli gelirden daha fazla pay alıyor, bu durum gelir dağılımını daha da bozuyor. Ücretli kesim büyümeden refah payını alamıyor. Hem ihracat hem üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. İhracatın ithalata bağımlı yapısını değiştirecek üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Türkiye’de enflasyonla mücadelede politika tedbirleri alınmıyor. TL’ye değer kazandırıcı para politikası uygulamalarına geçilmeli. Moody’s kredi notumuzu B2’den B3’e düşürdü. Bunun cari açık ve dış kaynak girişi üzerinde negatif etkisi olacak. TCMB rezervleri artırılmalı.

DÜŞÜK FAİZ TL’DEN KAÇIŞI HIZLANDIRIYOR

– Yıl sonu büyüme, işsizlik, faiz ile ilgili öngörüleriniz neler? 

Yüzde 60’ın üzerindeki negatif reel faiz TL’den kaçışı hızlandırıyor. Politika faizi 8 aydır yüzde 14’te sabitlense de hem tüketici kredi (ihtiyaç, konut, taşıt) faizleri hem ticari kredi faizleri hem de Hazine’nin iç borçlanma faizleri politika faizinin iki katından fazla. Krediye erişimin artan maliyeti üretimin de maliyetini yükseltirken büyümede ivme kaybı yaratacak. Son yıllarda küresel büyüme oranının üstünde büyüyen ekonomimiz, 2022’de küresel büyüme oranının altında kalacak. Gelecek aylarda işsizlik oranının düşmesini engelleyecek hatta artışına neden olacak iki etken görünüyor. Temmuzda ücretliye verilen enflasyon farkının işverene artan maliyeti, diğeri de ekonomik aktivite düzeyindeki yavaşlama.

Şehriban KIRAÇ – Halktv.com.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Esfender KORMAZ : Ekonomi bahara çıkmaz

Yeniçağ yazarlarından Prof. Dr. Esfender KORKMAZ ekonomi ile ilgili beklentilerini ve gerekçelerini anlatan bir yazı kaleme aldı.

Published

on

Nerden bakarsak bakalım, eğer hükümet ekonomik kriz olduğunu reddetmeye devam ederse ve bir istikrar programı yapmaz ise, ekonomiyi seçimlere kadar götüremez.

Hükümet ekonomiyi bir şirket gibi görüyor ve günlük palyatif önlemlerle işi götürmeye çalışıyor. Söz gelimi Akkuyu Nükleer Santrali için Ruslardan gelen dövizle, Suudilerle yapılan swap anlaşmaları ile ve ödemeler bilançosunda nereden geldiği belli olmayan dövizlerle, günü kurtarmaya çalışıyor. Ya da Heterodoks adı altında karmaşık ve çelişkili düzenlemelerle, yasaklarla işi götürmeye çalışıyor..

1.Kredi derecelendirme kurumları, Türkiye’nin iflasın eşiğinde olduğunu ilan ettiler.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu B2 den B3’e düşürdü. B3, son derece spekülatif anlamındadır. Finansal istikrarsızlık ve yetersiz rezerv varlığının bir göstergesidir. Bu derecenin bir altı iflasın kaçınılmaz olduğunu gösterir. Yani Türkiye, kritik eşiktedir.

Moody’s, Türkiye’nin notunu düşürürken gerekçe olarak “Giderek artan karmaşık düzenleyici mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makro ekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması olası görünmüyor” diyor.

Fitch Raiting’in notu B ve Moody’sin notu da B ‘tür. Anlamı ülke ekonomisi son derece spekülatiftir.

2. Hükümetin aldığı kararlarla, bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borçların çevrilmesi ve cari açığın finansmanı olası görünmüyor.

Moody’s cari açığın arttığını ve 2022 GSYH’nın yüzde 6’sına ulaşacağını da açıkladı. Cari açığın en iyi finansman yolu doğrudan yabancı yatırım sermayesidir. Bu sene ilk 6 ayda bu tür sermaye gelmedi ve tersine 0,6 milyar dolar da çıktı.

Cari açığın diğer bir finansman aracı dış borçlardır. Türkiye, dış borçları çevirmek için yüksek faiz ödüyor. Bugün için yüzde 6,5 iflas sigorta risk primi ve yüzde 3 faiz dersek, en az yüzde 9,5 faizle tahvil satıp dış borç bulabiliyor.

Dahası, hükümet ihracatçıya döviz gelirinin yüzde 70’ini bozdurma zorunluluğu getirdi. Kredi alanlara, bu krediler ile döviz alımı yasağı getirdi.

Öte yandan Merkez Bankası rezervleri ekside… Merkez Bankası reel kur endeksine göre kur pahalı. Bir doların 10 lira olması gerekirdi. 18 lira. İthalatçı döviz bulmak zorunda. Yabancılar risk yüksek diye vadeli ithalat işlemi yapmıyor. İthalatçı ya kredi ile veya içerden döviz bulmak zorundadır. Üretimde ara malı ve ham madde ithalat girdi payı yüksek. İthalat aksarsa üretim de aksar.

MB ödemeler bilançosuna göre bu yılın ilk 6 ayında 32,4 milyar dolar cari açığın 17,5 milyar doları nereden geldiği belli olmayan döviz girişi ile karşılanmış. Belirsizlik yüksektir. Yarın daha çok döviz çıkışı olabilir. Yani sürdürülemez.

Bu şartlar altında özel sektör, ithalat yapmak ve dış borçlarını çevirmek için nereden ve nasıl döviz bulacak?

3.Piyasaya müdahale ve yasaklar, tersten kesiyor sosyal maliyetleri ve riskleri daha çok artırıyor.

Faiz politikası ile kolayca çözülebilecek kur artışları için kur korumalı mevduat getirildi. Bütçe açıkları arttı. Vergi verenden parası olana gelir transfer edildi.

Maliyetleri düşürmeden, fiyat indirimi ve yasaklar piyasa düzenini bozdu. Yasaklar devam ederse karaborsa başlayacaktır.

Sonuç: Uluslararası kuruluşlar, kredi derecelendirme kuruluşları, dışarıda ve içeride verileri değerlendiren herkes, Türkiye iflasın eşiğinde diyor ve fakat hükümet kriz yok diyor. Anlaşılır gibi değil.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

  • Merkez Bankası (MB) faiz kararı... MB faizi düşürürse, sabit bırakırsa altın, dolar, kur ne olur? 18 Ağustos 2022 18/08/2022
    ABD Merkez Bankası (FED)’in geçtiğimiz ay faiz kararını açıklaması sonrasında gözler TCMB Ağustos ayı faiz kararına çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 14’den yüzde 13’e indirdi. Peki, Merkez Bankası (MB) faiz kararı sabit kaldığında altın ve dolar ne olur? MB faiz düşürürse durum ne olur? İşte o detaylar...
  • Canlı altın fiyatları 18 Ağustos 2022... Çeyrek altın fiyatı ne kadar, gram altın kaç TL? 18/08/2022
    Altın fiyatları geçtiğimiz haftadan bu yana yükseliş seyrine geçmişti 1.038 liraya çıkan gram altın düşüşte. Ons altında ve döviz kurlarında yaşanan hareketlilik diğer altın türlerine de yansıyor. Altın fiyatlarının nasıl yön izleyeceği yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Peki, bugün çeyrek altın, gram altın ne kadar, kaç TL? İşte 18 Ağustos altın fiyatları…
  • Son dakika... TCMB faiz kararı açıklandı... İşte Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı 18/08/2022
    Merkez Bankası faiz kararı Ağustos 2022 PPK toplantısı ile açıklandı. TCMB faiz kararı açıklaması sonrasında Merkez'in aldığı karar ortaya çıktı. Peki, Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? TCMB Ağustos 2022 faiz kararı açıklandı! 18/08/2022
    Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı açıklamasını Para Politikası Kurulu toplantısı sonrasında yaptı. TCMB PPK takvimi içerisinde toplantının hangi tarihte yapılacağı duyurulmuştu. Peki, piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç oldu? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Euro Bölgesi çekirdek enflasyonu beklentiyi aştı 18/08/2022
    Euro Bölgesi enflasyon oranı Temmuz’da yıllık 8,9 olarak açıklandı. Veri, bir önceki verideki tahminle paralel seyrederken çekirdek enflasyon ise beklentileri aştı.
  • Son dakika! Bakan Kurum: Ofisler konuta dönüştürülecek 18/08/2022
    Son dakika haberi... Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanların İmar Yönetmeliği” ile ilgili bir takım değişiklikler yapıldığını duyurdu. Konut ve kira fiyatlarını düşürmek için her adımı attıklarını vurgulayan Bakan Kurum, “İstanbul’da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon metrekare arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofis, konuta […]

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.