Connect with us

EKONOMİ

KKM : Halkın parası zengine gidiyor

Published

on

Kuru tutmak için 30 milyar dolar daha harcandı ancak dövizin ateşi yine düşmedi. Bir yandan eldeki rezerv eritilirken dolar tırmanış trendine girince Hazine’nin sırtına bir de Dövize Endeksli Mevduat yükü bindi. Bir avuç mevduat sahibine mayısta yapılacak fark ödemesi 50 milyara ulaştı. Zarar üstüne zararın faturası ise 84 milyonun cebine yüklendi.

KARAR Gazetesi’nin haberine göre; Kurda tırmanış sürerken yeniden artışı frenlemek için yaklaşık 30 milyar dolar daha eritildi. İhracattan, SWAP anlaşmalarından ve mevduattan gelen döviz bu uğurda kullanıldı. Ancak eşikleri aşan endeks 15.80’in üstünü gördü. Bir yılda Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 87’yi aştı. Milletin parasıyla oluşturulan MB rezervi harcanırken kronik zamlarla boğuşan milyonların cebindeki para biraz daha buharlaştı.

‘DÖVİZDEKİ YÜKSELİŞİN BÜTÜN MALİYETİ VATANDAŞIN SIRTINA BİNİYOR’

Yükselen dolar yeni zamları peşinden sürüklerken Dövize Endeksli Mevduat nedeniyle ödenecek fark da katlandı. Vergilerle dolan MB ve Hazine’nin bu ay yapması gereken ödeme miktarı 50 milyar TL’ye ulaştı. Israrlı politikayla oluşan vahim tablo ekonomistlerin gündemindeydi:

* 14.55 üstündeki artışların bütün yükü vatandaşta.

* Büyük bir hızla yoksullaştırılıyoruz.

* Cari açık, bütçe açığı ve itibar açığı. Üçüz açık dönemi.

KUR KORUNURKEN VATANDAŞ EZİLDİ

Ekonomi yönetiminin kuru dengelemek harcadığı rezerv 30 milyar doları buldu. Sadece kur korumalı mevduat sisteminde katılımcılara son iki ayda sadece Hazine’den 16.3 milyar TL daha ödendi. Aralık ayından bu yana kurdaki artışın durmaması da mevduat sahiplerine para olarak geri döndü. Zengini daha zengin yapan sistemde mevduat sahiplerine yapılacak fark ödemesi 50 milyar liraya ulaştı. Hazine ve Merkez Bankası’ndan yapılan ödemeler ise yine vatandaşın cebinden çıktı.

Türkiye’deki yanlış ekonomi politikaları, TL’yi tarihinin en kötü seviyelerine taşıdı. Özellikle geçen yılın sonuna kadar dolar ve eurodaki yükseliş TL’yi olumsuz etkiledi. Geçen yılın Aralık ayında kurda görülen 18.40 seviyeleri Hükümet’in kur korumalı mevduat (KKM) hamlesiyle bir gecede piyasaların kapalı olmasına rağmen hızlı bir düşüşe başladı. Kuru tutmak için harcanan milyarlarca dolara rağmen ekonomi yönetimi yine alışılmışın dışında bir yöntem daha denemiş oldu. 128 milyar dolar vakasının ardından yeninden rezerv satışları gündeme gelirken, KKM ile birlikte Hazine bu sefer resmi olarak rezerv yakmaya başladı. Harcanan 30 milyar dolara rağmen kur yine düşmedi. Ocak 2022’de 10 lira seviyesine kadar düşen kur, her ay artışını sürdürdü. Şubat ayında 10 lira sınırı 13 liraya taşındı. Üçüncü ayda bu sınır 14 liraya çıkarken, Mayıs 2022 ile birlikte 15 lira da geçilmiş oldu. Tabi bu geçiş dönemlerinde Hazine’nin KKM yükü de arttı. Zengini daha zengin yapan sistemde mevduat sahiplerine yapılacak fark ödemesi 50 milyar lira ulaştı. Fatura ise her zamanki gibi 84 milyona kesildi. KKM hesapları 18 Şubat haftasında 469 milyar 230 milyon liraya ulaştı. 25 Şubat haftasında ise bu rakam 52 milyar 139 milyon dolara çıktı. Toplam iki haftalık ortalama ise 494 milyar 685 milyon lira olarak kayıtlara geçti. Sadece 18 Şubat haftasında dolar 13.65 liraydı. Dün ise 15.85 seviyesine kadar çıktı. Dolardaki 3 aylık artış yaklaşık yüzde 16,1 olarak hesaplandı. KKM hesaplarının faizi de yüzde 4,2 oldu. Bu bütçenin yüzde 12’lik artış farkını böylece Hazine ve Merkez Bankası ödeyecek. İlk kez döviz bozdurup KKM’ye yatıranların farkını Merkez Bankası, TL’sini KKM hesabına çevirenlerin farkını ise Hazine karşılayacak.

Önceki gün açıklanan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2022 Nisan ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe istatistikleri de gerçeği ortaya koydu. Bakanlığa bağlı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı merkezi yönetim bütçesi gider tablolarına göre, nisan ayında ‘Mevduat ve Katılma Hesaplarının Kur Artışlarına Karşı Korunmasına İlişkin Giderler’ kapsamında 4.6 milyar TL ödeme yapıldı. Mart ayında ise bu ödeme 11.7 milyar TL idi. Böylece, son iki ayda kur korumalı mevduatın bütçeye maliyeti 16.3 milyar TL oldu.

BASKI HER HAREKETTE ARTIYOR

Bankacıların hesaplamalarına göre, dolar/TL’nin 15’i aşması durumunda 45 milyar TL’ye yükselecek şeklindeydi. Dolar/TL’deki hareketlilik ise son iki haftada hızlandı. TL bugün dolar karşısında yüzde 1’e yakın değer kaybederek 15.8’i aştı. Hareketliliğin başladığı son iki hafta itibarıyla TL’nin değer kaybı yüzde 5’in üstünde. Bankacılar, kurun 18 seviyesine ulaşması halinde ise maliyetin 165 milyar TL’ye kadar yükselebileceğine işaret ediyor.

32 MİLYAR DEĞİL 7 MİLYAR DOLAR YÜKSELDİ

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) haftalık ekonomik analiz raporunu yayımladı. Raporda Türkiye’nin kredi risk primi (CDS) oranının 700’lü seviyelere yükseldiğine dikkat çekilerek “Bunun Merkez Bankası rezervlerindeki etkisinin borç faiz yükünün artması sonuçlu negatif etkisinin olacağını ve kur korumalı mevduat (KKM) politikasının rezervleri daha da düşüreceğini öngörüyoruz” açıklaması yapıldı. Raporda, Merkez Bankası’nın kuru sabit tutmak için rezerv satışı gerçekleştirdiği ifade edilerek şöyle dendi: “Merkez bankası rezervlerini yıl sonundan bugüne kadar olan süre için incelediğimizde, yaklaşık olarak KKM’den 25 milyar dolar, ihracattan 15 milyar dolar, reeskonttan da 8 milyar dolar gelir yaratıldığını ve bunun yanında KİT satışlarının 16 milyar dolar civarında gerçekleştiğini düşünürsek, rezervlerde 32 milyar dolarlık artış olması gerekirken sadece 7 milyar dolarlık bir artış gözlemliyoruz. Aradaki farkın kuru tutmak amaçlı rezerv satışı olduğunu tahmin ediyoruz.”

‘PİYASAYA ÖRTÜLÜ BİR MÜDAHALE VAR’

KKM’nin geldiği durumu yorumlayan ekonomist İris Cibre, yıl sonuna kadar KKM’ye 50 milyar TL tutarında bir ödeme yapılacağını söyledi. Medyascope’a açıklamalarda bulunan Cibre, aynı zamanda piyasaya örtülü müdahalenin sürdüğünü belirtti. Cibre “KKM’den gelsin, KKM’den piyasaya örtülü müdahale yapılsın şeklinde ilerleyen bir sistem oluştu. Hem ihracatçıların o yüzde 40 döviz satma mecburiyeti hem de KKM’den gelen, MB aracılığıyla gelen dövizler şu an zaten rezervlerden de rahatlıkla görüyoruz toparlayamıyor. Aralık ayındaki rezerv ile şu anki net rezerv, swap hariç analitik bilanço da aynı. Bu da demek oluyor ki bu gelen ihracat bedellerine, KKM dövizlerine rağmen artmıyor rezerv. Bunun da ne demek olduğu belli, piyasaya hâlâ örtülü bir müdahale var. Dolayısıyla bunu bu şekilde kullandıkları sürece para da birikmiyor rezerv olarak. En sürdürülemez tarafı bu” diye konuştu.

SİSTEM GELİR TRANSFERİNE DÖNÜŞTÜ

KKM’nin bir gelir transferine dönüştüğünü söyleyen İris Cibre şöyle devam etti: “Gelir dağılımındaki bozukluğu biliyoruz. Çok ciddi bir fark var. Dolayısıyla sermayeye bu paranın aktarıldığı apaçık ortada. Çünkü şöyle düşünün adamın 1 milyon lirası var, gitmiş KKM yaptırmış. Ve aralık ayında yatırdığını varsayın yüzde 27 para kazanmış. Üç ayda bu parayı kazanmış. Şimdi benim yok öyle bir param, dolayısıyla ben KKM yapamadım. Şimdi bu KKM’ye ödenecek kur farkının nereden ödüyorlar? Hazine ya da MB’den ödüyorlar. Bu da bir enflasyona neden oluyor.”

‘MALİYETLER ŞEFAF BİR ŞEKİLDE AÇIKLANMALI’

Gelecek Partili ekonomist Kerim Rota “KKM’ye ödenen 4.5 milyar TL sonrasında Nisan bütçe açığı 50 milyar TL. BOTAŞ’a son 1 yılda aktarılan kaynak 132 milyar TL’ye ulaştı. Bütçede ilk 3 ay TCMB kârı ile gelen yalancı bahar sona ermiş görünüyor. Cari açık, bütçe açığı ve itibar açığı. Üçüz açık dönemi” diye konuştu. Gelecek Partili Serkan Özcan ise “KKM ile toplanan dövizlerin maliyeti 14 TL düzeyinde. 3 aylık faizi eklediğimizde maliyet 14.55 TL. Yani 14.55 üzerindeki artışların yükü vatandaşta. Geçtiğimiz haftadan bu yana dolar kuru artışı yüzde 4,5. Sonuç olarak 1 haftalık ilave KKM maliyeti 36 milyar TL. Elbette KKM ile toplanan dövizlerin maliyetinin 14 TL’nin üzerinde olduğu ve vatandaşa maliyetin daha düşük gerçekleştiği iddia edilebilir. Örneğin maliyet 14 değil 14,50 ise KKM’nin 1 haftalık maliyeti 36 değil de 28 milyar TL olur. Tam da bu nedenle Hazine tarafından bu maliyetler şeffaf bir biçimde açıklanmalı ve tüm kafa karışıklıklarının önüne geçilmelidir. Bedelini vatandaşın ödediği bu garabet sisteme ilişkin her ayrıntıyı bilmek hepimizin en tabii hakkıdır” ifadelerini kullandı.

TARLA ENFLASYONU ALARM VERİYOR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi Nisan 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, Tarım-ÜFE’de (2015=100), 2022 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 17.76, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 72.29, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 118.53 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45.26 artış gerçekleşti. Sektörlerde bir önceki aya göre balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 0.12, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 18.10 ve ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 21.03 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 6.52, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 8.41, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 27.66 artış gerçekleşti.

HIZLA YOKSULLAŞIYORUZ

Ekonomist Oğuz Demir “Dövizin köpüğünü aldık demişlerdi. Enflasyonu da alacaklardı. Köpük değil müsilajmış, ortamı uygun bulunca dövizdeki geri geldi. Enflasyon ise artık canlı hayatını yok eder durumda. Yetmedi mi artık bu vurdumduymaz tavırlar? Büyük bir hızla yoksullaştırılıyoruz. 20 Aralık’taki günübirlik şoku saymazsak dolar/TL’nin en yüksek gün kapanışı 17 Aralık 2021’deki 16.40 seviyesi. 16 Aralık’ta ise 15.66 TL vardı. Bu artışlar 20 Aralık’taki KKM ile fiyatlara yansımadan geri geldi. Aradan geçen 6 ayın sonunda bugün aslında 15.75 ile aslında kur gün kapanışlarındaki ilk rekoru egale etti. KKM ise gün gün artan ve şu ana kadar 16 milyar TL’yi aşan maliyeti ile 5 ay daha fazla saçmalamaları için zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramamış oldu” dedi.

DÜNYA EKONOMİK BAŞARIMIZI TAKDİR EDİYOR

TL geçen yılın son ayında değer kaybında tarihi seviyeye ulaştı. Hazine Bakanı Nebati “Uygulamaya aldığımız kur korumalı mevduat ile bertaraf ettik” dedi. Nebati, tüm dünyanın son 40 yılın en yüksek enflasyon oranıyla karşı karşıya olduğunu ve ekonominin son 2 yılda gösterdiği büyük başarının tüm dünya tarafından takdir edildiğini söyledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin (TKBB) 21. Olağan Genel Kurulu’nda konuştu. Nebati “Geçen yıl Aralık ayında döviz kurunda gözlemlediğimiz, piyasa gerçekliğini yansıtmayan fiyat oluşumlarını, uygulamaya aldığımız kur korumalı mevduat ile bertaraf ettik. Enflasyonun önemli belirleyicisi olan kurdaki dalgalanmaları büyük oranda dengeledik” dedi. Nebati, şu andaki enflasyonun bu rakamlara gelmesindeki en önemli etkenin ‘beklentiler’ olduğunu söyleyerek “Şimdi hedefimiz enflasyonun ana sebeplerinden biri olan beklentileri düzeltmektir. El ele vererek, birlikte adımlar atarak ve yüreğimizle halledeceğiz” diye konuştu. “Günlerdir ilgili sektör kuruluşlarıyla bire bir toplantı yapıyoruz. Rakamları önlerine koyuyoruz” diyen Nebati, “Fahiş uygulamalara net olarak karşı durduğumuzu ortaya koyuyor ve net olarak paylaşıyoruz. Bir çabamız var, çabamız enflasyonun Türkiye’nin mutlak surette kontrol altına alınması ve hedeflerimiz doğrultusunda ilerlemesidir” diye konuştu. Nebati açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Tüm dünyada enflasyon rekor seviyelere ulaştı, 2022 yılı bu tartışmalarla geçiyor. Tüm dünya son 40 yılın en yüksek enflasyon oranlarıyla karşı karşıya. Bazı ülkelerde, örneğin İspanya’da üretici fiyatları negatiflerden yüzde 40’lara erişmiş seviyede. Enflasyonu sadece devletin çözebileceği bir sorun olarak görmüyoruz. Nebati, tüm dünyanın son 40 yılın en yüksek enflasyon oranıyla karşı karşıya olduğunu ve ekonominin son 2 yılda gösterdiği büyük başarının tüm dünya tarafından takdir edildiğini söyledi.”

Okumaya devam et

EKONOMİ

KKM’LERİ EKONOMİSTLER NİÇİN KARŞI ÇIKIYOR

Published

on

KUR KORUMALI MEVDUAT ( KKM ) hesaplar için 2022 Temmuz itibarıyla Merkezi Bütçeden 60,6 milyar TL ödendiği ortaya çıktı. Yıl sonuna  kadar USD/TL kurunun durumuna göre maliyetlerin 200-300 milyar TL’ye kadar çıkması hesaplanırken KKM’lere karşı çıkanlar ile destekleyenler arasında tartışma da büyüdü. Ana tartışma konuları neler yakından bakalım.

KKH’ler aceleye getirildi

Ekonomistlerin ana itirazlardan başında bu ürünün çok aceleye geldiği yönünde. Haklılık payı da yok değil. KKM’lerden sonra yirmiden fazla değişiklikler oldu. Onbeşinci değişiklikten sonra ben şahsen takibi bıraktım.  Zira, bir süre sonra “Altın ( XAU ) ve GBP unutmuş bunlar da  dahil” dendi. Belli bir süre sonra en fazla KKM faiz oranı %17 dendi. Bankaların KKM’lere karşılık oranlarının değişmesi; Ticari Hesapların da dahil edilmesi; Vergi avantajları gibi daha sonra yapılan düzenlemeler ürünü biraz da “Kervan yolda düzülür” anlayışı ile çıkarıldığı anlaşılıyor. Zira bu tür ürünlerde başta böyle belirsizlikler olmaması gerekirdi. Değişiklikler o kadar sık olunca ilk hesabı açan bazı müşteriler; örneğin 100 bin USD’lik KKM açtı vade sonunda elin e 92 bin USD verildi ana para eridi. Bu yönde açılmış davalar var ( “yok “demeyin elimde belgeler var ).

KKM Hesaplara TL mevduat niçin dahil edildi? 

KKM’ler 20 Aralık 2021’de başladığında piyasalarda 18’leri geçen USD/TL seviyesini kısa sürede 13’lern altına çekmesi o günlerde ‘doğru ürün’ gibi olduğu düşünülse de kısa sürede USD/TL seviyesinin tekrar yükselerek eski seviyesine yükselmesi çözümün geçici olduğuna yönelik eleştiriler haklı çıkmış oldu. Başta Döviz Mevduatların KKM’lere dahil olduğu bizzat Maliye Bakanı tarafından sık sık dillendirilse de BDDK verilerin açıklanmaya başlaması ile ürünün çıkarılmasından iki hafta sonra asıl kaynağın dövizden değil TL mevduatlardan geldiği ortaya çıktı. Ekonomistler bu duruma karşı çıkarak “Döviz bozulma yerine niçin TL Mevduatın Kur Koruma altına aldığını” anlayamadı ve karşı çıktı. Bu durumda KKM savunucuları “TL Mevduatın Dövize dönüşünü engelledik” bu şekilde söylemi geliştirdi. O günlerde Dolarizasyon %72’lere kadar çıkmıştı. Ağustos başında KKM’lerde 1 trilyon 170 milyar TL birikti. Bunu da USD karşılığı 65 milyar USD KKM’lerde biriktiği anlamına gelir. 20 Aralıkta Döviz Mevduatta  260 milyar USD karşılığı döviz vardı. 5 Ağustos itibarıyla 240 milyar USD karşılığı döviz mevduat var. 7 ayda 20 milyar USD düşüş var. Bu düşüşün tamamı KKM’lerde gittiğini düşünsek bile 65 milyar USD KKM karşılığını 45 milyar USD karşılığı TL Mevduat hesaplardan geldiği anlamına gelir. Ekonomistlerin ana itirazların başında bu geliyor. Temmuz Sonunda Hazinenin ödediği 60,9 milyar TL Kur farkının üçte ikisi TL Mevduat hesaplara ödenmiş oluyor ki bunun ödenmesinin amacına uygun olmadığı TL Mevduatlara Dövize dönme korkusu ile bu bedelin ödendiği Hazine ana kaynağının Halkın Vergileri olduğu için; “Vergiler parası olan zenginlere aktarıldı” itirazları geldi.

Özel banka KKM’lere niçin kaynak aktarıldı?

Kamu yararına özel sektöre kaynak aktarılması genelde “teşvik” olarak bilinir. Örneğin yatırımcı Sanayicilere vergi muafiyeti bu kapsamdadır. Kamu bankaların Yatırım ve İstihdam için düşük faizli kredi verilmesi de bu kapsamdadır. Ama özel yerli ve yabancı bankaların da dahil edildiği KKM’lere Hazinenin kaynak aktarmasına Ekonomistlerden itiraz geldi. İtiraz edenler başta KKM’lerin sadece Kamu Banklarında olması gerektiğini savunuyor. Zira, KKM’ler için ödenen kur farkı mevduat olarak bu bankalara gittiği için dolaylı kaynak aktarımı da yapılmış oldu. Bunun yerine “Kur Korumalı Bono veya Tahvil çıkarması daha mantıklı olacaktı, bu şekilde ana kaynağın kamuda kalacağı savunuluyor. Hazinenin özel yerli ve yabancı sermeyeli bankalara kaynak aktarılması ciddi eleştiri konusu oldu. 2022 yılı ilk yarısında 24 milyar TL Net kar açıklayan bankacılık sektörü 2022 yılın ilk yarısında karlılığını beş kat artırarak 169 milyar TL net karlılık açıklamasında KKM’lerin katkısı büyük oldu. Zira, Vadeli mevduatların üçte biri KKM’lerden oluşuyor.

KKM Hesaplarda en fazla %17 mevduat niçin seçildi?

KKM hesapların niçin en fazla %17’de sabitlenmesi diğer bir itiraz konusu oldu. Zira %17’lerde sabitlenmeden önce özel bankalarda mevduat %20-21’lerdeydi. %17’ye çekilmesi ile bankalara ciddi bir düşük maliyetli kaynak da sağlanmış olduğu gibi Hazineden ve  Merkez Bankasından daha fazla kaynak çıkmış ek maliyet oluşturulmuş oldu. KKM’lerde TL’den dönenlerin kur farkını Hazine; Dövizden dönenlerin kur farkını Merkez Bankası karşılıyor. Hazinenin ödemeleri ek bütçelerden belli olurken Merkez Bankasının KKM’ler için ne kadar ödeme yapıldığı açıklanmadığı için hala belli değil. KKM’lerin yaklaşık üçte biri Dövizden geldiği düşünüldüğünde Merkez Bankasının 20 milyar TL ödediği tahmin edilebilir. KKM hesaplarda faiz %17’lerde sabitlenmese normal mevduatın %27’lere kadar çıktığı bu günlerde aradaki %10 bankalar tarafından karşılanacaktı ki bu aylık 1 trilyon 170 milyar lira KKM’ler için 9,5 milyar TL daha faiz maliyeti olacak anlamına gelir. Dolaylı olarak Hazine ve Merkez Bankasından her ay 9,5 milyar TL faiz için fazladan kaynak aktarıldığı anlamına gelir. Ekonomistlerin ana itirazlardan biri de bu konu. Ekonomistler haklı olarak, “özel yerli ve yabancı bankalara niçin kaynak aktarılıyor, bunların ürünlerine niçin para aktarılıyor bunu yerine KKM sadece Kamu Bankalarında çıkarılsaydı” haklı itirazı yapıyor.

İleriye yönelik maliyet hesaplamak çok zor

KKM’lerin Hazine ve Merkez Banaksına ileriye yönelik ne kadar maliyeti olacağını bugünden söylemek çok zor. Zira, USD/TL değerinin ne olacağı ile ilgili bir konu bu. Bazı ekonomistlerin iddia ettiği gibi USD/TL kuru 25-30 TL’leri görmesi halinde ciddi maliyetler çıkıyor. KKM’lerin Bütçeye ne kadar yük getireceği yanında “KKM’ler ekonomik dengeleri sağladı, onun maliyeti” diye savunulsa da Bütçeye gelecek yük konusunda Maliye Bakanı bile net cevap verememekte. Bu belirsizlik Bütçe Açığını daha da artmasını ve ucunun nerelere gideceğinin bilinememesi ciddi kaydı yaratıyor.

Kısaca, KKM maliyetinin ciddi hesaplanmadığı, ileriye yönelik maliyet hesabının da ne olacağı yönünde itirazların boşa olmadığı ortada. Bütçe harcamaları ve para transferlerinde Kamu Yararı olması esastır. Vergi Hukuk uzmanlarının itirazı da buradan kaynaklı. KKM’lerin Vergi Usul Kanununa aykırı olduğu iddialar arasında. KKM’ler aracılığı ile zengine para aktarılmasının Kamu yararının anlatılması ise KKM hesapları anlatmak kadar zor bir konu.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

KKM bütçeye maliyeti 60 milyar TL’yi geçti

Published

on

Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayı sonuçlarına göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta kur farkı olarak bütçeden tasarruf sahiplerine ödenen tutar 23,4 milyar TL oldu.

Böylelikle 5 ayda toplam maliyet 60,6 milyar TL olarak kaydedildi.

5 Ağustos haftası itibariyle kur korumalı mevduat 1,17 trilyon TL’ye yükseldi.

Aynı dönemde bankalardaki TL cinsi mevduat yüzde 1,58 artışla 3 trilyon 268 milyar 855 milyon 200 bin lira, yabancı para cinsinden mevduat ise yüzde 1,98 yükselişle 4 trilyon 241 milyar 920 milyon 450 bin lira oldu.

Bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı, geçen hafta 249 milyar 395 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 216 milyar 859 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı. Yurt içi yerleşiklerin toplam yabancı para mevduatındaki değişime bakıldığında, parite etkisinden arındırılmış verilerle 5 Ağustos itibarıyla 3 milyar 767 milyon dolarlık artış görüldü.

Bloomberg

Okumaya devam et

EKONOMİ

MAHFİ EĞİLMEZ : Ütopyadan Distopyaya

Published

on

Ütopya, içinde bulunduğumuz dönemde, gerçekleşmesi imkânsız ideal toplum tasarımını anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Yunanca, olmayan yer anlamındaki ou, mükemmel anlamındaki eu ve ülke anlamındaki topos sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Rönesans dönemi İngiliz filozof, hukukçu ve devlet adamı Thomas More’un (1478 – 1535) Ütopya adını verdiği eserinden sonra yaygın biçimde bilinir ve kullanılır olmuştur. Bilinen en ünlü ütopyalar: Platon’un Devlet’i, Farabi’nin El Medinetül Fazıla’sı, Thomas More’un Ütopyası, Tommaso Campanella’nın Güneş Ülkesi, Francis Bacon’ın Atlantis’idir.

Olumsuz ütopyalara distopya adı veriliyor. Distopik bir toplum olarak anlatılan toplumlarda otoriter – totaliter baskıcı bir sistem egemendir. Yunanca kötü, hastalıklı anlamına gelen dysidis ile olmayan yer anlamındaki ou sözcüğünün birleşmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Distopya sözcüğünü ilk kez İngiliz iktisatçı, filozof ve siyasetçi John Stuart Mill, kötü bir yer anlamında kullanmıştır. Distopik öykülerde genellikle gelecekte ortaya çıkacağı tahmin edilen olumsuzlukları içeren toplumsal yapılar anlatılır. Distopik öykülerin en bilinenleri: George Orwell’in 1984’ü, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Suzanne Collins’in Açlık Oyunları serisi ve James Dashner’in Labirent’idir.

Her ne kadar gerek ütopya gerekse distopya, olmayan yerlerde geçen öyküler gibi görünse de zaman zaman o öykülerde geçen yerler ve olaylar gerçek yaşamda karşımıza çıkabiliyor. Mesela Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet bir ütopyayı gerçeğe dönüştürme çabasıydı. Kadın haklarından laikliğe, eğitimden sanayileşmeye, hukukun üstünlüğünden sanatın ve kültürün yüceltilmesine kadar aydınlanmanın ve çağdaşlığın gereklerini yerine getirerek gelişmiş ülke olma yolunda yürümeye başladı. Bu yürüyüş 1940’lara kadar belirli bir tempoyla devam etti. Türkiye, dünyada itibar gören, örnek alınan bir ülke olmuştu. Ütopya gerçekleşecek gibi görünüyordu. Ne yazık ki Atatürk’ün ölümünden sonra ütopyayı gerçeğe dönüştürme idealinden uzaklaşma başladı ve bu uzaklaşma hızlanarak devam etti.

AKP iktidara geldiğinde dünyada toplam GSYH 35 trilyon dolar, kişi başına gelir 5.630 dolardı. Aynı yıl Türkiye 240 milyar dolarlık GSYH’ye ve 3,617 dolar kişi başı gelire sahipti.  Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 0,7’sine eşitti, kişi başına geliri de dünyadaki ortalama kişi başına gelirin yüzde 64’üne eşitti. AKP iktidara geldiğinde, Türkiye, IMF ile birlikte ‘güçlü ekonomiye geçiş programı’ uyguluyor ve IMF’den hem para hem de program desteği alıyordu. 2008 yılında küresel kriz başladığında dünya GSYH’si aşağı yukarı ikiye katlanarak 64 trilyon dolara, Türkiye’nin GSYH’si de 771 milyar dolara yükselmişti. Aynı yıl dünyada ortalama kişi başına gelir 9.567 dolar, Türkiye’de kişi başına gelir 10.778 dolardı. Buna göre Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 1,20’sine, Türkiye’nin kişi başına geliri de dünya kişi başına gelirinin yüzde 126’sına denk geliyordu. Uygulanan IMF programı, Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerinin yarattığı yabancı sermaye girişinin de desteğiyle Türkiye açısından ciddi bir sıçrama ortaya çıkarmış ve Türkiye orta gelir tuzağından çıkış işaretleri vermeye başlamıştı.

AKP’nin bu ilk dönemi, dünyada likidite bolluğunun, büyüme artışının ortasına denk gelmiş ve IMF programıyla da desteklenince önemli bir başarıya yol açmıştı. Bu dönemde 60 milyar doların üzerinde özelleştirme geliri elde edilmiş AB müzakerelerinin yarattığı ivmeyle ciddi tutarda yabancı sermaye girişi sağlanmıştı.

2008 yılının Mayıs ayında IMF programının süresi tamamlandı ve AKP iktidarı IMF ile devem edilmeyeceğini, aynı programı kendi başlarına yürüteceğini açıkladı. Bu sıralarda Türkiye ile AB arasında sıkıntılar, farklılıklar baş göstermeye, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarlarında düşüşler ortaya çıkmaya başladı. Aynı yılın ikinci yarısında ABD’de başlayan küresel krizle birlikte önce ABD Merkez Bankası (Fed) ardından İngiltere ve Avrupa Merkez Bankaları, en sonra da Japonya Merkez Bankası parasal genişlemeye gittiler. Böylece dünyada son derecede büyük bir likidite bolluğu oluştu. Bu yeni gelişme, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan ekonomilere dış kaynak girişini artırdı. Bu büyük dalganın etkisiyle 2014 yılına gelindiğinde dünya GSYH’si 79,3 trilyon dolara, dünya ortalama kişi başına geliri 11.013 dolara yükselmişti. Aynı yıl Türkiye’nin GSYH’si de 957,5 milyar dolara kişi başına ortalama geliri de 12.079 dolara yükselmişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’si içindeki payı yüzde 1,21, kişi başına geliri de dünya ortalamasının yüzde 110’una denk geliyordu. Türkiye, hala iyi durumdaydı ve doğru politikaları izlerse orta gelir tuzağından kurtulabilecek gibi görünüyordu.

Bu tarihte Fed, parasal genişlemeyi yavaşlatmaya başladı. Diğer büyük merkez bankaları da onu izleyeceklerini açıkladılar. Henüz ortada faiz artışları olmadığı halde bu açıklamalar gelişmekte olan ülkelerden kaynak çıkışlarını başlattı. Bu ülkelere giden başta portföy yatırımları olmak üzere yatırımlar çıkmaya ve ülkelerine geri dönmeye başladılar.

Türkiye, böyle bir ortamda dış yatırımları çekebilmek için AB ile ilişkilerini düzeltmeye ve yapısal reformlara girişmeye yönelmesi gerekirken ters yönde ilerlemeye (yani gerilemeye) başladı. Ters yönde başlayan bu gidişin zirvesi 2018 yılından itibaren başkanlık sistemine geçiş oldu. Bu tarih, ilginç bir biçimde, AKP açısından düşüşün başlama aşamasıdır. 2018 yılında dünya GSYH’si 86,1 trilyon dolara ve ortalama kişi başına dünya geliri 11.329 dolara yükselirken, Türkiye’nin GSYH’si 779,7 milyar dolara, ortalama kişi başına geliri de 9.508 dolara gerilemişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,96’ya düşerken kişi başına gelir de dünya ortalamasının yüzde 84’üne gerilemişti. Türkiye’nin geriye gidişi izleyen dönemde hızlanarak devam etti. 2022 yılı için dünya GSYH’si 103,9 trilyon dolar, dünya kişi başına geliri 12.988 dolar, Türkiye GSYH’si 750 milyar dolar, kişi başına geliri de 9.000 dolar olarak tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,72’ye gerilerken Türkiye’de kişi başına gelirin dünya kişi başına gelir ortalamasına oranı da yüzde 70’e düşecek gibi görünüyor.

2022 yılı, bu tahminlerin gerçekleşmesi halinde Türkiye açısından 20 yıl sonra başladığımız yere (dünyadaki payımız yüzde 0,7) geri dönüş yılı olacaktır. Oysa AKP, 2023 hedeflerini açıkladığı 2012 yılında yeni bir ütopyayı tanımlamıştı. Aşağıdaki tablo bu hedefleri ve gerçekleşmeyi gösteriyor:

Tablodan görüleceği gibi 2023 yılı için konulan hedeflerden hiçbiri tutmamış, tam tersine, ihracat dışında bütün hedeflerde başlangıç noktasından daha da geriye gidilmiş.

Burada ekonomik göstergeleri ele alarak yaptığımız şey görünür durumun değerlendirmesidir. Türkiye bu 20 yılın sonunda bütün kamu kurumlarını satmış, dış borç toplamını 450 milyar dolara yükseltmiş, rezervlerini eksiye düşürmüş, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumuna gelmiş, AB ile üyelik umutlarını neredeyse tümüyle yitirmiş durumdadır. Türkiye, bu dönemde hukuktan demokrasiye, özgürlüklerden eğitime, seçimlerin güvenilirliğinden dış politikaya kadar sosyal ve siyasal alanlardaki bütün uluslararası endekslerde 2012’ye göre geriye gitmiş, üstelik milyonlarca göçmenin yerleşmesi sonucu sosyal sorunları daha da artmıştır.

Özetle söylemek gerekirse AKP, iktidara geldikten sonra IMF programının, AB ile tam üyelik müzakerelerinin ve olumlu dış konjonktürün de desteğiyle ekonomiyi yukarı çıkarmış ve bu olumlu görünüme dayanarak 2012 yılında cumhuriyetin 100. Kuruluş yıldönümü olan 2023 yılını hedef alan bir ütopya geliştirmişti. Ne var ki bugün geldiğimiz aşamada söz konusu ütopya tam anlamıyla bir distopyaya dönüşmüş bulunuyor.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.