Connect with us

EKONOMİ

“Kriz yok” diyen yüzde 5’lik mutlu azınlık, yüzde 95’lik kesimi inandırmaya çalışıyor

Published

on

Ekonomik göstergeler alarm verirken kimi iktidar yanlıları; sokak, AVM, lokanta ve kafelerdeki kalabalık ile trafikteki yoğunluğu ileri sürerek “kriz yok” diyor. Ekonomik krizin kabul edilmesi için daha neyin yaşanması gerekiyor?

Çok değil 4 yıl önce akaryakıta her zam geldiğinde kimi vatandaşlar, “Benzin fiyatı ne kadar artarsa artsın hep 50 liralık alıyoruz” diyerek petrol ürünlerindeki fiyat değişimini savunuyordu.

Gelinen noktada artık “Hep 50 liralık alıyorum” görüşünde olanların sesi çıkmaz oldu. Çünkü 50 lirayla artık 2 litreden birazcık fazla miktarda benzin ya da mazot alınıyor.

Döviz kurları yükseldiğinde ise “Bizi ilgilendirmez” diyenler vardı. Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak bile Türk halkının dövizle işi olmadığını iddia ediyordu.

Albayrak, CNNTürk’te katıldığı programda Ahmet Hakan Coşkun’a “Dolarla mı maaş alıyorsunuz” diye sormuş ve kurdaki oynaklığın kimseyi ilgilendirmemesi gerektiğini ileri sürmüştü.

128 milyar dolar satılarak piyasaya müdahale edilip döviz kurlarının biraz aşağıya çekilmesinin ardından da Albayrak artık dillere pelesenk olan şu açıklamayı yapmıştı:

“Ağustos, eylül, ekim aylarında bol bol döviz alıp, 6 liradan 7 liradan, niye? Dolar 10 lira olacak, 15 lira olacak ya, 6-7 liradan toplayalım dolarları, 10-15’ten satarız. Dolar düştü 5 liraya. Bunlar kara kara düşünüyor. Eyvah eyvah. E, ne yapacağız? Şöyle bir kriz çıksa da füze yağsa da şu olsa da bu olsa da dolar yükselse de bir kâr etsek. Çok beklersiniz, hele de seçimden sonra daha çok beklersiniz.”

KKM de çare olmadı, dövizin ateşi yine yükseldi

İnsanların çok beklemesine gerek bile kalmadı. Döviz kurları bir ara aldı başını gitti. Dolar 18, euro 20 ve sterlin 22 lirayı bile buldu.

Bunun üzerine 21 Aralık 2021’de “kur korumalı TL vadeli mevduat” hesabı devreye sokuldu. Yapılan üstü örtülü faiz artırımıyla döviz kurları bir ölçüde aşağı çekildi ancak bu da sonuç vermedi.

Son günlerde dövizin ateşi yine yükselmiş durumda. Dolar 15,60’yi lirayı geçti. Türk Lirası diğer para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam ediyor.

En yüksek enflasyon Türkiye’de

Peki sadece bunlar mı? Elbette değil. Birçok ekonomik gösterge alarm veriyor.

Türkiye yüksek enflasyon konusunda G20 ve Avrupa ülkeleri arasında birinci dünya genelinde ise 6. Sırada yer alıyor.

Çok mücadele edilip indirilmesine rağmen faizin en yüksek olduğu ülkelerden biri.

İhracatın ithalatı karşılama oranı ise sürekli düşüşte. Aralık 2021’de bu yana cari açık sürekli arttı. 5 aylık cari açık 39 milyar doları geçti.

Merkezi yönetimin bütçe açığı ise sürekli büyüyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı nisan ayına ilişkin Merkezi Yönetim bütçe gerçekleşmelerini açıkladı.

Nisanda bütçe açığı 50 milyar lirayı aştı

Bakanlığın verilerine göre merkezi yönetim bütçesi 50 milyar 167 milyon TL açık verdi. Bütçe martta 68 milyar 972 milyon TL açık vermişti. Nisan ayında bütçe gelirleri 164 milyar 114 milyon, giderler ise 214 milyar 281 milyon TL oldu.

Türkiye’nin kredi risk primi 14 yılın zirvesinde. 5 yıllık CDS 714 baz puana yükseldi.

Sefalet endeksinde ise Arjantin’i geride bırakarak birinci sıraya oturdu.

Döviz kurlarındaki artıştan dolayı enerji maliyeti de sürekli büyüyen kalemlerin arasında yer alıyor.

İşsizlik rakamları da istihdamda da işlerin yolunda gitmediğini açık ve net bir şekilde gözler önüne seriyor.

enflasyon-market-aa-1553146_2.jpeg

Türkiye’de son dönemde iğneden ipliğe tüm ürünlere zam geliyor / Fotoğraf: AA

“Fahiş fiyat var, kriz yok” savunması

Durum böyle olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer yöneticiler zaman zaman “yüksek enflasyondan” kaynaklı “hayat pahalılığını” kabul ediyor. Ancak Türkiye’de ekonomik bir krizin yaşandığına itiraz ediyorlar.

Yetkililer alım gücünün düştüğünü kabul etse de kimi yandaşlar bunu bile ret ediyor.

Alınan maaşların ve özellikle de asgari ücretin Avrupa’daki asgari ücretle kıyaslanmasına itiraz eden iktidar savunucuları, AB üyesi ülkelerdeki bazı ürünlerle bunların Türkiye’deki fiyatlarını mukayese edebiliyorlar.

Örneğin Batı’da akaryakıt fiyatlarının 2 euro yükseldiğini ifade ederek benzin ve mazotun Türkiye’de daha düşük olduğunu savunuyorlar. Yine aynı şekilde gıda fiyatlarının da benzerlik arz ettiğini ileri sürüyorlar.

“Kriz var gibi görünüyor mu hiç?”

Hatta Türkiye’de ekonomik kriz yaşandığını dile getirenlere, “Sokaklara, alışveriş merkezlerine, lokanta ve kafelere, trafikteki araçlara bakın; kriz var gibi görünüyor mu hiç?” diyerek tepki gösterebiliyorlar.

Peki bunların Türkiye’de ekonomik bir krizin yaşandığını kabul etmeleri için daha ne olması gerekiyor? Hayat pahalılığı olduğu için insanların sokaklara çıkmaması, ihtiyaçlarını karşılamamaları mı gerekiyor?

Ekonomist Prof. Dr. İbrahim Turhan’a göre ekonomide vahim tablo var.

Buna rağmen birilerinin sokaklardaki kalabalığı, alışveriş merkezlerindeki doluluğu ve trafikteki araç yoğunluğunu örnek göstererek “kriz yok” iddiasında bulunuyor.

Sosyal medya hesabında bu durumu eleştiren Turhan, şimdi yaşanan ekonomik krizin 2001’deki durumla kıyaslanmaması gerektiğini söyledi.

“Bu kriz eşitsizliği artıran bir kriz” ifadesini kullanan Turhan, “Dolayısıyla geliri ve varlığı olanlar tüketim yapmayı sürdürürken sessiz çoğunluğun durumu giderek kötüleşiyor. Örneğin; sektörden gelen bilgiye göre B grubu tüketicilerin kırmızı et tüketimi ayda iki defa gerilemiş durumda” dedi.

Prof. Dr. İbrahim Turhan, “2001 krizindeki görüntülere tanık olmuyoruz, demek işler o kadar kötü değil” görüşü de geçersiz. 2001 ile bugünü karşılaştırmak anakronik bir analiz olur. Ayrıca o anlık bir krizdi. Bugün ise 2018’den beri devam eden süregen bir kriz var. Ne yazık ki…” değerlendirmesinde bulundu.

“Korkunç bir kriz var, Türk halkı hızla fakirleşiyor”

Ekonomist Selçuk Geçer ise yeni oluşan bir mutlu azınlık olduğunu ve hiçbir şeyin bu kitlenin umurunda olmadığını belirtti.

“Kriz yok” iddiasında bulunanların görüşlerini çürüten birçok gerekçe olduğunu ifade eden Geçer, “Türkiye’de korkunç bir sorun olduğu her haliyle ortada” dedi.

Alışveriş merkezlerinin kışın evinde kombi yakıp yüksek fatura ödemek isteyen insanlardan dolayı dolduğunu benzer bir durumun sıcakların artması durumunda yazında yaşanabileceğini hatırlatan Geçer, şunları söyledi:

Yani olacak iş değil. Korkunç bir kriz var Türkiye’de. Üstelik dünyadan çok daha kopuk bir kriz bu. Dünyadaki enflasyonla, Türkiye’deki enflasyon kıyaslanamaz. Çünkü bizde hayat pahalılığı var. Amerika’da enflasyon yüzde 8,5’ti. Faiz artırımlarıyla frenlediler. Yüksek enflasyon devam edecek onlar için. Ama sonuç itibariyle bu seviyelerde tutacaklar. Bizde ise yüzde 70. Bununla birlikte bizde daha tehlikeli bir durum var. Türkiye’dekinin fakirlik enflasyonunun olması aynı zamanda. Bizde şey var, hayat pahalılığı var. Enflasyonla hayat pahalılığı aynı şey değil. Evet, Amerika ve Avrupa’da enflasyon artıyor ama saatlik ücretler de artıyor.

Türkiye’de gelir enflasyonun çok altında kaldığı için fakirleşme enflasyonu oluşuyor. Yani Türk halkı hızla fakirleşiyoruz” diyen Selçuk Geçer, birinin ne olursa olsun, ekonomik veriler neyi gösterirse göstersin ikna olmadıklarına dikkati çekti.

“Yüzde 5’lik mutlu azınlık, yüzde 95’lik kesimi iknaya çalışıyor”

Selçuk Gezer, şunları dile getirdi:

“Dar bir mutlu kesim var. Bunlar enflasyonla aralarındaki bağı tamamen kopartmış durumdalar. Adamın geliri çok yüksek olduğu ve çok kolay yollarla gelir elde ettikleri için Türkiye’deki enflasyonla bir bağları kalmamış. Onlara göre Türkiye’de her şey harika. O mutlu azınlığın aksine 20 milyon insan icralık. 17 milyon kişi devlet yardımlarıyla geçiniyor. O mutlu azınlığın yaşadığı ülkede 2 bin 500 lira emekli maaşı alanlar var. Yine aynı ülkede 4 bin 253 lira asgari ücretle geçinenler bulunuyor. Yani yüzde 95’lik kesim fakir. Korkunç bir fakirliğin içerisinde ve o yüzde 95’lik kesimi işte o yüzde 5’lik kesim ikna etmeye çalışıyor.”

KKM’ye nisanda 16 milyar lira ödendi

Vergi uzmanı Ozan Bingöl ise toplanan vergilerin nerelere gittiği yazdı.

Bingöl’ün verdiği bilgilere göre nisan sonu itibariyle “Kur korumalı TL vadeli mevduat” hesaplarına, bütçeden 16 milyar 255 milyon 736 bin lira ödendi.

İlk dört ayda, bütçeden ödenen faiz tutarı ise 103 milyar 973 milyon 521 bin lira olarak gerçekleşti.

Bütçeden yatırıma yapılan harcama 19 milyar 794 milyon 909 bin lirada kaldı.

Independent

Okumaya devam et

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.