Connect with us

EKONOMİ

Prof. Dr. Aziz Çelik: Eksik enflasyon ölçümü halkın ekmeğinin çalınması demektir

TÜİK verilerine duyulan güvensizliğin sebep/sonuçlarını, alternatif araştırmalarda ortaya çıkan oldukça farklı tabloyu ve reel ücretlerdeki büyük erimeyi Prof. Dr. Aziz Çelik ile konuştuk

Published

on

Hayat pahalılığı ve yoksullaşma her gün biraz daha derinleştikçe; enflasyon, işsizlik, raflardaki ürünlerin fiyatları vb. birçok başlık gündelik yaşamımızda, kaçınılmaz olarak, daha fazla yer tutuyor.

Uzun süredir; kur yükselişleri, zam haberleri ve ücretlerdeki erime üçgeninde yaşayan emekçilerin, TÜİK başta olmak üzere, ‘kamu’ kurumlarının açıkladığı verilere güveni ise her gün biraz daha azalıyor.

TÜİK verilerine duyulan güvensizliğin sebep/sonuçlarını, alternatif araştırmalarda ortaya çıkan oldukça farklı tabloyu ve reel ücretlerdeki büyük erimeyi Prof. Dr. Aziz Çelik ile konuştuk.

Kamu kurumlarına duyulan güvensizliğin artışı ciddi tehlikeler barındırıyor’

-Önce genel tabloya dair bir soru sorarak başlamak istiyoruz. Hepimizin malumu, birçok farklı başlıkta resmî kurumların açıkladığı verilere karşı güvensizlik çok yoğun. Son zamanlarda enflasyon oranları açıklamaları sonrası TÜİK nezdinde bu güvensizlik had safhaya çıktı. Hatta öyle ki toplumun büyük kısmı ENAG verilerine daha kolay ikna olmayı tercih ediyor. Bu güvensizlik ve sonuçları bize ne anlatıyor?

TÜİK verilerine dönük güvensizlik çok açık ve bunun doğrudan halkın ekmeğiyle ilgisi var. Yurttaşlar hissettikleri enflasyonu TÜİK verilerinde göremiyor ve sonuçta TÜİK’e güven duymuyor.

Öncelikle, hali hazırda kamuya, kamu kurumlarına ve TÜİK’e karşı duyulan güvensizliğinin sebeplerine bakmak gerekir. Bunun elbette siyasal iktidarın 20 yıllık politikalarının toplamıyla ilgisi var.

İktidarın özerk veri ve araştırmalar üretmesi gereken kamu kurumlarını siyasi vesayet ve güdüm altına alması, özerkliklerini yok etmesi tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Bir yandan hatalı veriler ortaya çıkıyor öte yandan TÜİK ve benzeri kamu kurumları üzerinde siyasi vesayetin yoğunlaşması, toplumda kamu hizmetine ilişkin bir güvensizlik yaratıyor, toplumu kamuculuktan uzaklaştırıyor. Toplumda kamuya karşı güvensizlik duygusu artıyor.

Bu güvensizliğe yaslanarak kamusal sağlık, kamusal eğitim, sosyal güvenlik gibi temel meselelerde, temel sosyal haklarda ‘ticarileşme”, “özelleştirme” saldırıları artıyor.

Geçmişte de çok örneğini gördük bunun. Sosyal güvenlik ‘reform’u hamleleri yapılırken en çok söylenen şeylerin başında kamu hastanelerinin kötü ve işlevsiz olduğu geliyordu. “Doktorlar hastalarla ilgilenmiyor” tarzı söylemlerle köpürtülen kamuya güvensizliğin karşısına da çözüm olarak hastaların müşteri olarak görülmesi gibi piyasacı politikalar çözüm olarak sunuldu.

O yüzden bu konuda özenli davranmak gerektiğinin tekrardan altını çizmekte fayda var.

TÜİK verilerine karşı duyulan haklı tepkilerin bir kamu hizmeti olan kamusal bilgi toplanması, kamusal bilimsel araştırmalara karşı bir noktaya savrulması kaçınılması gereken bir tutumdur. Kaliteli, bilimsel kamusal veri toplanması talebinden vazgeçmemeliyiz.

‘Bağımsız, özerk bir kamusal düzlem dışında topluma sağlıklı veri ulaştırma yolu yok’

Peki TÜİK gibi veri/istatistik çalışmaları yapan kamu kurumlarına duyulan güvensizlik ve verilere dair yürüyen şaibeler her dönem bu kadar yoğun muydu?

Yukarıda altını çizdiğim kısım ile ilişkilendirerek cevap verirsem daha bütünlüklü olur. Şöyle ki, eğer büyük veri toplama/derleme işi özel sektöre ve şirketlere veya şirketlerin desteklediği kurumlara bırakılırsa, sermaye, kendisine dokunan verileri toplamaktan ve yayımlamaktan kaçınır. O yüzden bağımsız, özerk bir kamusal düzlem dışında topluma sağlıklı veri ulaştırma yolu yok.

Kaliteli, sağlıklı ve nitelikli bilginin sağlanması açısından kamu kurumları geçmişte önemli işlevler gördü Cumhuriyet’ten bu yana bir kamusal istatistik kurumu var. 1960’lardan bu yana Devlet Planlama Teşkilatı gibi örnekler var.

DPT, TÜİK gibi kamu kurumlarının ciddi bir kamusal bilgi birikimi anlamına geliyordu. DPT’yi yok ettiler. TÜİK üzerinde siyasi vesayet arttı. O yüzden bugünkü tepkileri ve iktidar politikalarının toplamından ortaya çıkan güvensizliği bu kurumların bütün tarihine ve oralarda çalışan nitelikli uzmanlara mal etmek açıkçası büyük haksızlık olur. TÜİK önemli bir kamusal birikime sahip bir kurum ve özerk çalışabilse çok yararlı işler yapabilir. Asıl sorun TÜİK ve benzeri kamusal bilgi ve araştırma üreten kurumsal üzerindeki siyasi güdümdür. Bu kurumların özerkliklerinin ortadan kalkmasıdır. Bunun bir diğer örneği üniversitelerdir.

DPT gibi bir kurumu tasfiye eden iktidarın zihniyeti sorgulanmalıdır. Bugün DPT’nin yokluğunun büyük acısını çekiyoruz.

DPT kapatıldıktan sonra yerine kurulan Strateji Bütçe Başkanlığı’nın çalışma biçimi ve paylaştıklarına bakmak yeterli olacaktır. Örneğin SBB verilerinde ücret serileri Aralık 2002 ile (AKP’nin iktidara gelişi) başlatılmaktadır. Bu olacak iş değil.

‘Bu kadar önemli konularda daha doğru bilgiye ulaşma isteği toplumsal haktır’

Verilere gelecek olursak, enflasyonu en son yüzde 70 olarak açıkladı TÜİK. Ancak ENAG’ın açıkladığı enflasyon ise yine çok üstünde oldu ve yüzde 156 olarak açıkladı. Bu veriyi baz alarak sorayım. Bu kadar farklı sonuçların çıkması nasıl mümkün oluyor?

Her şeyden önce hangi verileri kullanırsanız kullanın bu kadar büyük bir makasın, farkın oluşması mümkün değil. Bu farkın izah edilmesi gerekir.

Ülkede resmi veri toplama, araştırma yapma ve yayımlama konusunda uzun süredir ciddi sorunlar yaşanıyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılması, TÜİK üzerinde artan baskı ve güdümleme çabaları resmi verilere ilişkin ciddi bir güvensizlik yaratıyor.  Bu durum alternatif veri derleme ve yayımlamayı daha da önemli hale getiriyor.

Dolayısıyla ENAG’ın bu boşluğu doldurma ve alternatif enflasyon hesaplama çabalarını çeşitli soru işaretlerim saklı kalmak kaydıyla, kıymetli buluyorum. Nihayetinde toplumsal yaşamın en belirleyici konularında daha doğru bilgiye ulaşılması çok önemli. Enflasyon hesabı halkın ekmeği demek. O yüzden doğru hesaplanması son derece önemli. Kamu dışındaki kurumların, enstitülerin, akademinin ve bireylerin de kamunun paylaştığı bilgilerle ilgili veri toplama, değerlendirme ve çalışma yapma hakkı vardır ve oldukça kıymetlidir. Bu yönde çabaları mahkemeler yoluyla susturmaya çalışmak kabul edilemez. O nedenle TÜİK’in ENAG’a karşı takındığı tutum anlaşılır değildir, kabul edilemez.

‘ENAG’ın da metodolojisin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşması gerektiğini düşünüyorum’

Soru işaretleriniz neden peki?

‘TÜİK’in işsizlik verileri ile yıllarca yakından ilgilendim. Geniş tanımlı işsizlik tartışmasını ısrarla yürüten az sayıdaki insanlardan biriyim. Uzun uğraşlar sonucunda geçtiğimiz sene TÜİK, sonunda, geniş tanımlı işsizliği hesaplamanın içine dahil etti. Dolayısıyla TÜİK verilerinin ve metodolojinin eleştirilmesi ve alternatifler önerilmesi ve TÜİK’in de bunları dikkate alması önemlidir. Ancak bu noktada TÜİK’i eleştirenlerin ve alternatif üretenlerin şeffaf davranması ve kendi metodolojilerinin ayrıntılarını kamuoyuna açıklaması gerekir.

TÜİK’in ENAG’ı susturma girişimlerine karşı çıktım ve bu konuda yazılar yazdım. Mahkemelerin ENAG’a tedbir kararını reddetmesinden sonra daha net konuşabiliriz.

ENAG’ın da metodolojisin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşması gerektiğini düşünüyorum. ENAG’ın TÜİK üstünde oluşturduğu basıncın faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak bir şeyin faydalı olması, bilimsel esasları göz ardı etmemize neden olmamalı.

ENAG’ın hem güvenirliliğinin sağlamlaşması hem de metodları hakkındaki belirsizliği ortadan kaldırılması açısından yapması gereken budur. Derledikleri mal ve hizmet sepeti TÜİK ile aynı ise aradaki farkın izahı olmalı. Bu nedenle ENAG fiyatları nereden ve nasıl derlediğini sepetteki mal ve hizmetlerin fiyat listesini ve hesaplama metodunun ayrıntılarını açıklamalıdır.

Evet TÜİK’ın metodolojisi daha kapsamlı ancak o da yeterli değil. TÜİK oldukça geniş yelpazede topladığını iddia ettiğini fiyatları nereden ve nasıl derlediği konusunda şeffaf değil.

TÜİK’de yetersiz de olsa bir metodolojisi, bir liste görebiliyoruz. Bunları ENAG’da da görebilmeliyiz.

Ayrıca aynı ürünlerin baz alındığını hesaba katarsanız (ENAG’ın beyanı bu yönde) aylık fiyat listesi yayınlayan ENAG’ın, bir önceki ve sonraki ayların fiyat listelerini de paylaşması gerekir.

TÜİK’e göre peynirin fiyatı nedir, ENAG’a göre nedir’ ve bu fiyatları nereden derliyorlar. Bunu görebilmemiz lazım.

‘İşçinin hissettiği enflasyon zenginin hissettiği enflasyon aynı olabilir mi?’

Önemli olduğu kuşkusuz ancak enflasyon rakamlarının üzerinde dururken başka başlıkları göz ardı etme tehlikesi de yok mu sizce?

Kapsamlı bir konu olduğundan sadeleştirerek gitmek daha sağlıklı. Öncelikle enflasyonun hesaplanma kısmında gözden kaçmaması gereken nokta var. TÜİK’in hesapladığı enflasyon tek tip enflasyon. Ancak tek gelir grubu olmadığından ortaya çıkan rakamların yanıltıcı olduğu diğer nokta da burası. Somut örnek vermek gerekirse; emeklinin hissettiği enflasyon ile işçinin hissettiği enflasyon zenginin hissettiği enflasyon aynı olabilir mi? İhtiyaçlarını karşılama durumlarından, seçili ürünleri alım güçlerine kadar farklı oranda yaşıyorlar enflasyonu. Toplumun tüm gelir gruplarını düşünürsek örnekleri çoğaltabiliriz. Enflasyonun sınıfsal etkileri göz ardı edilmemeli.

‘Ben de bunun uzak olmadığı kanaatindeyim’

Son günlerde bilhassa gıdada raflara hızlıca yansıyan bir zam dalgası yaşandı. Türk lirasının değer kaybı son günlerde yine hızlanma eğiliminde. Bütün bunların yakın tarihte TÜİKin bile üç haneli enflasyon açıklayacağı dönemi işaret ettiği de konuşuluyor. Katılıyor musunuz bu çıkarıma?

Üç haneli enflasyonun bu kadar gündem olması öncelikle psikolojik bir sınırı temsil ediyor olması ile ilişkili. Bu ülke üç haneli enflasyonu 20 yıldan daha fazla süredir, en azından resmi açıdan bile, görmedi ve şimdi sınırına dayandı. Ben de bunun uzak olmadığı kanaatindeyim. Göstergelere baktığımızda yıl sonunu bu senaryo ile karşılarız. Ayrıca ÜFE ve TÜFE farkın giderek kapanacağını ve TÜFE’nin ÜFE’ye doğru yükseleceğini söyleyebiliriz. ÜFE’nin bu kadar yüksek seyrettiği bir noktada TÜFE’nin yerinde sayması beklenemezdi. ÜFE’ye baktığımızda zaten üç hanelere çıktığını görüyoruz. Bu nedenle enflasyonun varacağı yer de bugünden bellidir. Zaten şimdiden üç haneyi geçen mal ve hizmet grupları var. Gıda yüzde 90’larda iken, ulaşım enflasyonu yüzde 105.

Aslında burada kritik olan şey enflasyon oranından da öte pahalılıktır. Enflasyon tartışılırken bunun unutulmaması, asıl sorununun tespiti önemli. Enflasyon fiyatlarda artış ve şişmeyi temsil ediyor. Asıl sorun emekçilerin ücretlerindeki, gelirlerindeki ve ücretlerin enflasyon karşısında korunamamasıdır. Düşük enflasyon dönemlerinde emekçinin gelirini korumak görece daha kolaydır. Enflasyon yüzde 5 iken yüzde 6’lık zam ile reel ücret artışı sağlanabilir.

Ancak bugünkü gibi olağanüstü yüksek enflasyon dönemlerinde ücretleri ve emek gelirlerini korumak oldukça zordur. Fiyatlar her an artarken emek gelirleri 6 ay veya yılda bir artabiliyor. Bu durum emek gelirlerinin yüksek enflasyon karşısında ezilmesi anlamına geliyor.  Ücretlerin erimesi gelir bölüşümün bozulmasına ve ne yazık ki şiddetli bir yoksullaşmaya yol açıyor.

-Son sorum son günlerde gerek hükümet gerek diğer kesimlerde konuşulan asgari ücrete ikinci zammın yapılıp yapılmayacağı ile ilgili. Asgari ücretteki erimenin ikinci zam ile toparlanması mümkün mü?

2022 başında, asgari ücrete yüzde 50 oranında zam yapıldı öyle değil mi? Ancak bugüne geldiğimizde ilk dört ayın sonundaki ücret kaybı, toplamı 3500 lira civarında. Enflasyon her an artarken emekçilerin ücreti, maaşı senede bir kez ya da 6 ayda bir artıyor. Yani kayıp her ay yaşanırken, düzeltme hamlesi bir ya da iki kez olmuş oluyor. Durum ve işleyiş böyle iken çözüme ulaşması mümkün olabilir mi? Yüksek enflasyon dönemlerinde yapılan zamlar kayıpların karşılanması için yeterli olmuyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde ücrete zam aralıklarının sıklaşması ve kayıpları karşılayacak bir ücret politikası gerekiyor. Örneğin asgari ücrete yılda iki veya üç kez zam yapılmalı ve diğer ücretler de aynı oranda artırılmalıdır.

Bu noktada baştaki soruna dönmekte yarar var. En önemli hususlardan biri enflasyonun doğru ölçülmesidir. Eksik enflasyon ölçümü halkın ekmeğinin çalınması demektir.

Sancak YILDIZ – sol.org.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.