Connect with us

GÜNDEM

Piyasaların morali yükseliyor: ABD enflasyonunda en kötüsü geride mi kaldı?

Published

on

  • Haftanın son iş gününde, ABD’de açıklanan FED’in enflasyonla ilgili favori endeksi olan kişisel tüketim ve harcama (PCE) enflasyonu beklentiler paralelinde sonuçlandı. Lâkin, yıllık manşet PCE artışını geçen ayı (%6,6) altında ve %6,3 olurken, yıllık çekirdek artış ise %4,9 oldu (geçen ay %5,2). Nisan ayının PCE okuması, ölçümde Kasım 2020’den bu yana ilk yavaşlamayı işaret etti! Veri beklentiler paralelinde sonuçlansa da, en kötünün geride kaldığına ilişkin kuvvetli beklentiler piyasalar tarafından olumlu karşılandı. 
  • Moral veren enflasyon verisinin yanı sıra, ABD’de tüketici güven endeksinin de son 11 yılın en düşük düzeyine gerilediğini gösteren veri,  FED’in faiz artırımlarına bu ortamda sanıldığı kadar sert bir şekilde devam edemeyeceği şeklinde yorumladı. Risk iştahının göstergesi konumunda ABD teknoloji endeksi Nasdaq haftanın son iş gününü %3,3 yükselişle tamamlarken, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500 endeksi %2,5 yükseldi. S&P500 endeksinde haftalık yükseliş %6,6 olurken, yedi haftalık bir kayıp serisi de sonlanmış oldu (yılbaşına göre halen %13 düşüşte). Bank of America analistlerine göre ise, ABD hisse senetlerine haftalık net girişler 10 haftanın en yüksek seviyesinde gerçekleşti. 
  • Güvenli liman ihtiyacının, havanın iyimsere dönmesi ile azalması sonrası dolar endeksi (DXY) 101,6 seviyesinden son 5 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahviller ise %2,7 seviyesine gerilerken, son 6 haftanın en düşük seviyesine geriledi. ABD enflasyonunun soğumaya başladığına dair kanıtlar, FED politika yapıcılarının Haziran ve Temmuz aylarında yapılacak toplantılar için planlanan yarım puanlık faiz artırım planlarını değiştirmeyecek olsa da, enflasyonda soğuma emareleri artarsa, Eylül ayından itibaren daha küçük montanlı faiz artışlarının gündemde olacağı fikri yavaş da olsa benimsenebilir. 
  • DXY’nin geri çekilmesi ile, Avrupa’da faizlerin bu yıl artacağı ve Avrupa Merkez Bankası’nın gündeminde Avrupa için resesyon riskinin şimdilik bulunmamasına paralel, EURUSD paritesi 1,0730 seviyelerine kadar yükseldi. EUR’da ‘yükselişten’ söz edebilmemiz adına, 1,08 civarında ve 2016 yılından gelen destek hattının üzerine yükseliş görmek istiyoruz. Sterlin cephesinde ise, 1,21 – 1,2490 bandının kademeli alım bölgesi olduğu yönündeki görüşümüz şimdilik haklı çıkarken, Sterlin haftayı 1,26 seviyesinin üzerinde tamamladı. 
  • ABD faizleri ile ters korelasyona sahip altın ve gümüş, haftalık grafiklerde ön plana çıkardığımız sırası ile 1,855 ve 22 dolar seviyelerinin etrafında kapanış yaparak tehlike çanlarını da çalmamış oldular. Gümüşte, 22 dolar seviyesinin üzerinde tutunma gayreti piyasalarca takdir edilirse, aşağı yönlü riskin geride kaldığını iddia edecek ve uzun pozisyon için bizler de tabir caizse iştaha geleceğiz. Altın için ise aynı argüman 1,855 dolar üzerinde tutunma durumunda geçerli olacaktır. Hazır altında söz etmişken, gram altın haftayı 963 TL ile tüm zamanların en yüksek (haftalık) kapanışını gerçekleştirdi.  
  • Türk mali piyasaları ise hafta boyunca TL’de ağır basan değer kaybının gölgesinde işlem gördü. TL’de zayıflığın esas nedeni her ne kadar ultra negatif reel getiri olsa da, geride bıraktığımız hafta, piyasalar cephesinde ‘beklenti’ yaratan enflasyona endeksli tahvil (EET) açıklamasının da gelmemesi, USDTRY kuru üzerinde ilave baskı yarattı. Kabine toplantısı öncesinde psikolojik 16 seviyesinin altında işlem gören USDTRY kuru, Kabine’den beklenen haberin gelmemesi ile 16,46 seviyesine test ederek, uzun bir süre önce hedeflediğimiz 16,20 / 16,46 hareketinin de hayat bulmasına neden oldu. 
  • Lâkin, Cuma günü, USDTRY kurunun 16,20 seviyelerinin diplerine kadar gerilediğine şahit olduk. Piyasanın bir haber beklediğini düşünmeye devam ediyoruz. TCMB PPK toplantısı ardından politika metnine serpiştirilen yeni ibareyi, faiz koridorunu üst bandın bir sıkılaştırma mı geliyor şeklinde yorumlamıştık. Hata payımız yüksek olsa da, bir beklentinin ufukta filizlendiğini görüyoruz. Bu sefer hareketin sadece döviz kurunda değil, aynı zamanda faiz cephesinde de hayat bulacağına mim koymuş olalım!  
  • Bitcoin, sekizinci haftayı da düşüşle tamamlaması ardından yeni haftayı yüzleri güldürerek karşıladığını görüyoruz. 2022 yılına iyi bir başlangıç yapamayan Bitcoin, savaş, risk-off modu ve elbette Luna krizi ile $25binli seviyelere kadar gerilemesi ardından, yurtdışı olumlu havanın da yardımı ile bu sabah 30,300 dolar seviyesine kadar yükselerek teknik anlamda sıkıştığı üçgenden de kurtuldu. Havanın bozmaması kaydı ile, iyimser görünümünü koruması durumunda, kademeli olarak 34,400 dolar seviyesine kadar yükseliş görebileceğimizi düşünüyoruz. Aksi takdirde, 28,800 dolar altında zarar kes çalıştırmak gerekebilir (bakınız grafik). 
  • Savaş döneminin en önemli emtiası olan petrol, peşe peşe altıncı ayı da yükselişle tamamlıyor. Son günlerde yeniden yükselişle geçen Brent, yeni haftayı 120 dolar seviyesinin kıyısında tamamladı. Gerek USDTRY kurunun geride bıraktığımız hafta kaydettiği sert yükseliş, gerekse de petrolün varil fiyatının yeniden alevlenmesi ile, hem Türkiye’de hem de KKTC’de akaryakıt fiyatlarına sert zamlar da gecikmedi. Petrolün yükselişi, enerji faturasını kabartarak, hem cari açık hem de enflasyonla savaşı (eğer varsa) daha da zorlaştıracak! Brent petrolde teknik mânâda 123 dolar seviyesine varan bir yükseliş, bizleri çok da şaşırtmayacaktır. 
  • Yeni gün başlangıcında, Asya piyasaları, cumadan kalan iyimser havanın rüzgârını arkasına alarak haftayı moralli bir şekilde karşılıyor. Gösterge endeks Tokyo borsası, Şanghay’ın teşvik önlemleri ve COVID-19’u frenleme kararının dünyanın en büyük ikinci ekonomisinde keskin bir yavaşlama korkularını hafifletmesi ile, makine ve teknoloji hisselerinin öncülüğünde bir aydan fazla bir sürenin en yüksek seviyesine yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de yükseliş görüyoruz.  
  • Mali piyasaları gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor. Haftanın genelinde ise veri takvimi oldukça yoğun görünüyor. Bugün Anma Günü nedeniyle ABD piyasaları tatil konumunda olacak. Temkinli iyimser havanın küresel çapta ağır basmasını bekliyoruz. USDTRY cephesinde ise piyasaların beklediği haberin haftasonu da gelmemesi üzerine, risk yeniden yukarı yönlü görünüyor. Cuma gününü 16,20 seviyesinin diplerinde tamamlayan kur, yeniden 16,36 seviyesine fırladı.

>Gram Altın

Gram altın cephesinde, Aralık 2021 ayında TL bazlı yaşanan şok ile 940 seviyesi test edilmişti. Geride bıraktığımız hafta ise gram altın 974 seviyesini test ederek tüm zamanların zirvesine yükseldikten sonra haftayı rekor bir kapanışla 963 seviyesinden kapattığını gördük. Teknik bir bakış açısı ile, yükseliş eğilimi korunabilirse, bir sonraki direnç seviyesinin 1,023 seviyesinde olmasını bekliyoruz. 

1653884021277c86b6260d66b68c299e63005382cd_1_1200.jpg

>Bitcoin

2022 yılına iyi bir başlangıç yapamayan Bitcoin, savaş, risk-off modu ve elbette Luna krizi ile 25,400 dolar seviyelere kadar gerilemesi ardından, yurtdışı olumlu havanın da yardımı ile bu sabah 30,300 dolar seviyesine kadar yükselerek sıkıştığı üçgenden de kurtuldu. Havanın bozmaması kaydı ile, iyimser görünümü korumasını ve yeşil renkli alanı hedeflemesini bekliyoruz.

16538840219b3d31921794deefafae6609202adde3_2_1200.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

GÜNDEM

Rusya: “Türkiye ile ikinci S-400 bataryası için imzalar atıldı”

Published

on

Türkiye ve Rusya, ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri için sözleşme imzaladı.

Açıklama Rus Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi (FSVTS) Direktörü Dmitriy Şugayev tarafından Army-2022 Forum’unda yapıldı.

“İlgili sözleşme belgesinin zaten imzalandığını belirtmek isterim. Diğer şeylerin yanı sıra, sistemin bireysel bileşenlerinin üretiminin yerelleştirilmesini sağlayacak. S-400 Triumph hava savunma sistemi eşsiz bir sistemdir.

Ve tüm güvenimle söyleyebilirim ki, önümüzdeki yıllarda herhangi bir devletin S-400 Triumph hava savunma sistemine teknik özellikleri açısından yaklaşabilecek bir sistem yaratabileceğine inanmak için hiçbir neden yoktur.”

Okumaya devam et

GÜNDEM

Etkili politika alanı: Sosyal sermaye

Tüm sömürü, yoksulluk, sefalet yaşantılarına rağmen siyasileri “şükretme” tavsiyeleri ancak tarikatların muazzam desteği ile sosyal karşılık bulmaktadır.

Published

on

Politika alanını tanımlarken genellikle ekonomi alanı ile sınırlı kalınmaktadır. Ekonomi alanında ise güç ilişkisi olarak geçmiş emek birikimi anlamında sermaye akla gelir. Her ne kadar ana-akım politika biliminde farklı yönetim ve demokrasi yaklaşımları modelleniyor olsa da, son tahlilde yine mesele ekonomik güç ve sermaye sahipliğine dayandırılmaktadır. Bu durum düşünce sisteminde ekonomizm olarak bilinen ekonomi ve sermaye gücünü odağa koyar.

Ekonomi bilimi ile sosyoloji ve psikolojinin yakın etkileşim içinde olduğu hepimizin malumudur. Bilim emperyalizmi olarak bazen ekonominin diğer alanlara sarktığı, bazen de diğer alanların ekonomide başat olduğu da malumumuzdur. Düşünce zenginliği yaratan bu durum, kimi zaman düşünce zenginliği adına sosyal dokuda etken ana unsurun kasıtlı ya da cehaletle gözden kaçmasına da sebep olabilmektedir. Bu ihtirazı kayıtla, düşünce zenginliği yaratmada farklı alanlarda dolaşmanın zenginleştirici olduğunu düşünürüm.

Sermayenin devinim süreçlerine koşut olarak, ekonomi bilimi de sermaye birikim alanında neoliberalizme kayabildiği gibi, zaman zaman para sermaye hâkimiyeti dışına çıkıp, sosyal sermaye rayında ilerleyerek sosyolojiye önemli katkılar yapar, yapmıştır. Ekonomi biliminin böylesi yan alanlara sarkmasının sosyal bilimler disiplini açışımdan ne denli kabul edilebilir olduğu tartışmalıdır. Bu konuda derinleşmek isteyen genç dostlarımıza Ben Fine’ın 2001 baskısı Social Capital Versus Social Theory adlı eserini salık veririm. Bu alanın bir doktora semineri olmadığı düşüncesiyle benzeri eserlerdeki tartışmaların derinliğine girmeden, konuyu daha pratik tartışma alanında tutma adına Pierre Bourdieu’nun meseleyi ele alış tarzı üzerinde durarak, Türkiye ile ilgili bazı saptamalar yapmak istiyorum.

Tartışmamızın temelini oluşturabilmek amacıyla önce Bourdieu’nun sermaye kavramını kısaca açıklamam gerekiyor. Sosyolojik açıdan meseleye yaklaşım yapan Bourdieu’ya göre de sermaye, Marx anlayışına yakın olarak, geçmiş emek-zaman birikimidir. Bu yaklaşımla Bourdieu da sermayenin bir güç olduğunu savunmaktadır. Geçmiş dönem emek-zaman birikimi ve güç oluşturması yönleri ile Marx’ın sermaye kavramı ile yakınlaşan Bourdieu sermaye kavramının Marx yaklaşımından farkı, sosyal sermaye alanda Marksist anlamda sömürünün bulunmaması ve sosyolojik niteliklerine göre sermayenin dört ayrı sermaye tipi yapılanması oluşturmasıdır. Marx’a en yakın Bourdieu sermaye tipi para sermaye kavramıdır. Buna ilaveten Bourdieu, kültürel sermaye, sosyal sermaye ve sembolik sermaye kavramlarını geliştirmiştir. Sömürü ürünü olan para sermaye kültürel sermayeye ve sosyal sermayeye dönüşebilir, fakat kültürel sermaye ve sosyal sermaye aynı şekilde ve kolaylıkla para sermayeye dönüşemez. Konuyu dağıtmadan alanımıza girecek olursak, sosyal sermaye sosyal yakınlık ve sosyal ağlar kanalı ile kurulan bir tür toplumsal güç ilişkisidir. Özetlemek gerekirse, genel toplumsal işleyişte olduğu kadar, bireyler arasındaki ilişkilerde ve karşılaşılan sorunların çözümünde de para dışında etkili olabilen bir saha bulunmaktadır. İşte, değerli okuyucuların dikkatini çekmek istediğim alan, sosyal sermaye olarak nitelenen ve genelde gözlerden uzak etkili olan bu alan ve bu alanın günümüzde kutsala bürünerek giderek yükselen önemidir. Kanaatime göre, içinden geçtiğimiz derin krize rağmen niçin ciddi sosyal kalkışın yaşanmaması ya da toplumun belirli kesimlerinde aidiyet duygusunun hangi merkezlere yönelik ve ne güçte oluştuğu vb gibi konuların anlaşılabilmesi ve çözümlenebilmeleri sosyal sermayenin etki alanı ve şiddetinin bilinmesiyle ilgilidir.

Bir konu: Evinize gelen yardımcı eleman ani ateş yükselmesi ve bazı rahatsızlıklar hissetmesi durumunda ertesi gün hastaneye gideceğini söylediğinde, nasıl olur da randevu almadan hastaneye gidebilir diye, ya da nasıl olur da bu kadar hızlı randevu alabilir diye şaşırabilirsiniz. İşte burada manyetik ağlar gibi çalışan sosyal sermaye devrededir. Bu kişinin bir arkadaşı bir hastanede temizlik elemanı olarak çalışıyor olabilir. Bu elemana yakınlık derecesine göre hastanede en üst hocaya dahi ulaşmanız olasıdır. Ya da sizin elemanınız bir tarikat üyesidir, tarikat ağı ile hemen hemen her kademe doktora ulaşmanız olasıdır. Böylesi bilimle donatılmış olduğunu düşündüğümüz doktor ya da mühendis ya da diğer bilim alanı elemanlarının tarikatlarla ne ilgisi olabilir? Bu sorunun farklı sebepleri yanında, burada bizi ilgilendiren yönü, toplumda yaşanan sorunların ya da bazı çevrelerce aşılamayan güç ilişkisinin sosyal sermaye yoluyla bertaraf edilebilmesidir. Daha da ileri gidelim. Yoksulluk ve çaresizlikle baş başa kalmış insanların bir yaklaşımı ahirette cenneti beklemek ise, dünyasal yaklaşımı da bir tarikata dâhil olarak birlik, beraberlik ve aidiyet duygusunu yaşayarak belirli hazza ulaşması olabilir.

Tarikatlar konusu giderek kangrenleşerek can yakıcı hale gelmiş bir meseledir. Bu meseleye sükûnetle, bilimsel ve çözümleyici yöntemle cepheden yaklaşmak zorundayız. Konuyu basit dincilik ya da gericilik anlayışıyla ele almak, meseleye körükle gidip alevlenmesini sağlamaktan başka bir işe yaramaz. Hal böyle ise, Batı literatüründe bizde olduğundan daha anlaşılır ve topluma gerekli hizmeti sunabilen sosyal ağlar anlamında ele alınan bu konuyu biz toplumsal sorunumuzun yumuşak karnına uygulamak ve bu yolla bilimsel bir çözüm üretmek zorundayız. Kısacası, mesele geçiştirilecek değil, çözülmesi gereken bir konudur ve acildir.

Doğrudan meseleyi ameliyat masasına yatıralım. Ameliyat alanımız, tarikatların ne olduğu, tarihsel geçmişleri ya da İslâm ile ilişkileri olmayıp, salt Türkiye’mizde tarikatların genişlemesinin sosyo-ekonomik gerekçesinin tümörel yapısını bulmak ve çıkarmak konusu ile sınırlı tutulacaktır. Sınırımızı böyle çizdikten sonra, tarikatların sosyal faaliyetlerine yoğunlaşacağız. Tarikatlar eğitim ve yurt hizmetleri, iaşe ve kısmen ibate yardımı yanında, detay alanlarda bireysel yardımlaşma ağı ve daha birçok alanda faaliyet içinde olarak görülebilir. Tarikatların sosyal sermaye hizmeti olarak gördüğü hizmetler burada saydıklarımdan çok daha geniştir ve detaylı inceleme konusudur. Tarikatların sosyal sermaye kanalından gerçekleştirdiği üretiminin de, aynı para sermayede olduğu gibi, bir birikim kanalı ve bir de sömürü ağı oluşturma sonucu olduğu düşünülebilir. Bu yönü ile tarikatlar bir tür emme-basma tulumba sistemi gibi çalışırlar. Basitinden başlarsak, tarikatlar, kapitalist sistemin aile yapısı yanında ya da ondan sonra üst-yapı kurumu olarak sisteme eleman yetiştirirler; beyin ve bilinç eğitimi! Sisteme “kurşun asker” yetiştirmesi yönü ile tarikatlar hem sermayeye hem de gerici siyasete destek olur. Bu nedenledir ki, hem sermaye hem de siyaset tarikatları mali ve siyasi yönden destekleyerek, sermaye-tarikat-siyaset üçlüsü oluşturulur.

Konuyu gericilik ya da ilkellik gibi ifadelerle geçiştirme kolaylığına gitmeden işin ekonomik veçhesine indiğimizde, çok ciddi gerekçelerle karşılaşıyoruz. Bir defa, tüm sömürü, yoksulluk, sefalet yaşantılarına rağmen siyasileri “şükretme” tavsiyeleri ancak tarikatların muazzam desteği ile sosyal karşılık bulmaktadır. Hatta buna sosyal sermaye kanalı ile oluşturulan sosyal Keynesçilik adı verebiliriz. Bu konuda ezilenlerin sindirilmesi için sermaye siyasetle elbirliği içinde cepheye tarikatların peçeli yüzünü sürmektedir. Diğer yandan, kapitalizmin doğal sonucu olan yoksulluğun seviyesi ve yaşatılma derecesi de artık değerden ayrılan paya bağlıdır. İşte tarikatlar din konusunu istismar ederek, sermayeden aldıkları kaynağın bir bölümünü siyasetten aldıkları emirle din sarmalında yoksul halka yönlendirerek onları algılayamadıkları baskılama altında tutmaktadır. Böylece, emeğin şiddetli sömürüsü sosyal bilinç yaratılmadan gerçekleştirilebildiği gibi, sefalete itilen çalışanlarda da sükûnet sağlanmış olur. Bu durum tarikat bağlantılı sendikalarda doğrudan devrededir. Bu süreçlerin kullanılmadığı durumlarda ya sosyal kalkış riski belirir ya da artık değerden çok daha yüksek bölümün yoksul halka aktarılması gereği ortaya çıkar. Fazla uzatmadan özetlemek gerekirse, sistem konusu ya da yeniden gelir dağılımı meselesi, aksi halde gerekli olacak kaynaktan çok daha azını tarikatların peçeli yüzü kullanılarak geçici de olsa çözülmüş olur.

Burada çok kısa ve yüzeysel ele aldığım mesele çok mühimdir, gericilik ve dincilik vb gibi ifadelerle meseleye yanaşmak sorunu çözmez, hatta tam tersi yola sokabilir. Bu durum da hem sermayenin, hem de siyasetin fevkalade işine gelir. O nedenle, sorunun derinine inilmeden, salt gerici veya dinci ifadelerle soruna yaklaşım, sermayeye ve gerici siyasete asfalt döşemektir.

Prof. Dr. İzzettin ÖNDER

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Müşterilere Mercedes ve Porsche ile giden rüşvetçi Katılım Banka müdürü kim?

Published

on

Bu günlerde İstanbul sokaklarında Mercedes ve Porsche ile dolaşan E… isimli Katılım Bankası Müdürü ile karşılaşırsanız sakın şaşırmayın. Bankanın verdiği arabayı beğenmeyip elemanına verip altında tabi kendi adına olmayıp da akrabalarının üzerinden aldığı arabalar ile gezen bir Banka Müdürümüz de var artık. Tabi bu müdür Katılım Bankasında olunca insan daha da çok şaşırıyor.

İddialar Vahim

Bir banka müdürü Mercedes ve Porsche’ye binemez mi, tabi ki de binebilir. Miras kalmıştır, aileden zengindir saygı duyarım ama bu müdürümüz ile ilgili iddialar öyle geçiştirilecek şekilde değil. Zira lüks araçları kullanıyor, kendinin olduğunu söylüyor ama araçlar kendi adına değil. İşin içinde bir milletvekilinin Damadı olduğunu da ekleyince hikaye başka yerlere gidiyor. “Damattır kayınpeder varlıklıdır damadına lüks araç alamaz mı” diyeceksiniz ama iddialar burada da bitmiyor ki.

Banka müdürü yasak olmasına rağmen Ticaretin içinde

Bırakın banka müdürlerini Banka Personelinin ikinci iş olarak Ticaret yapması müşteriler ile Ticari İlişki içine girmesi Bankacılık Kanunu ile de yasaklanmıştır. Bu temel kuralı yeni başlayan bankacılar dahil bilirler. Bu nedenle işlerinden atılmış onlarca bankacı vardır. Hal böyle iken lüks araçlar ile gezen müdürümüz Ticaret yapmaktan çekinmiyor. Üstelik çevresine bunu da söylemekten geri çekinmiyor. Kendine dokunulmaz bir zırh izlenimi veriyor çevresine.

Kredilerden komisyon alıyor iddiası

Müdürümüz ile ilgili iddialar bitmek bilmiyor. İddialara göre özellikle finans sıkıntı içinde olan firmaların bulunması için Pazarlama kadrosunu yönlendiriyor. Kredilendirme sürecinde de bu müşteriler ile komisyon pazarlığı yapılıyor ve bu tür kredilerden komisyon alınıyor.  İddialara göre alüminyum gibi metal sektöründe faaliyet gösteren firmalar hedef belirlenmiş. Personel de tehdit edilerek “bana kimse dokunamaz öyle teftiş vs şikayet düşünmeyin tehditleri” de var tabi işin içinde. Tehditler o boyuta gitmiş ki personele “seni FETÖ’cü olarak şikayet eder hayatını karartırım” tehditlerine kadar gitmiş iş. Personele siz de nemalanın bu düzenimde yönlendirmesi de eksik olmuyor tabi. İş, “Yükümü tutuyorum isteyen payını alsın. Almayanda emirlerimi sorgulamasın ve teftişe gitmesin, yakarım!” tehditlerine kadar varmış.

Banka teftişi şikayet dosyasını kapattı

Tehditlere rağmen; Rüşvet olayını fark eden bir personel banka müdürünü Teftiş Kuruluna şikayette bulunuyor ama sonuç alınamıyor. Teftiş şubeye dahi gitmeden dosyayı kapatıyor. Oysa bu tür şikayetler titizlikle incelenmeli BDDK’ya bilgi verilmeli ve Yargıya suç duyurusunda bulunulmalıydı. Hiçbiri yapılmıyor! Şikayetler hasır altı ediliyor. İddialara göre; işin içinde Pazarlama ve İK desteği de var. Üstelik tüm bunlar Katılım Bankasında oluyor. Liyakat bakımdan en çok dikkat etmesi gereken Katılım bankasına yakışmayan bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Banka gibi bir kuruma bu tür müdürler yakışmıyor!

Mobbing ve rüşvet olayı yargıya yansıyacak gibi

Banka Teftişinden sonuç alamayan personel Avukatlık bürosu ile görüşüp süreç içinde yaşadığı Mobbing için yargı yoluna başvurmayı planlıyor. Etik Kurulu ve BDDK’ya da şikayet yansıyacak gibi. Süreci takip edip gelişmeleri hep birlikte öğrenmiş olacağız. Katılım bankası sorunlu kredileri yakından inceleyip elden geçirse iyi olur. Yok öyle şube değiştiririm batık kredileri de başka müdüre yıkarım diye kenara çekilmek! Bankacılıkta hiçbir şeyin sonsuza kadar gizli kalmaması gibi bir huyu vardır, bazı şeyler yaşanarak öğrenilir. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkması gibi bir huyu vardır!

 

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.