Connect with us

EKONOMİ

MURAT ÜLKER katıldığı DAVOS Zirvesini yazdı

Published

on

“Yoksa Davos’a Geç mi Kaldık” Dedim Ama…Dünya Tarım ve Anti-Tröst Örgütleri  Kurulmalı başlığı ile MURAT ÜLKER’in yayınladığı izlenimleri şu şekilde oldu :

Davos 2022’de Ciddi Hesaplaşma

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF), merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan uluslararası bir vakıf. 1971 yılından bu yana her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında bu Forum toplantısı yapılıyor. Forumun amacı başlarda  uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için bir platform sağlamak ve vizyon genişletmekmiş. Siyasi liderler foruma ilk kez 1974 yılında davet edilmişti. Kaç yıldır “ha katılayım, ha gideyim, bu yıl tam sırası” derken ya bir iş çıktı, ya canım istemedi, ya seyahate denk geldi ve Davos toplantısına katılmak nasip olmamıştı. Bu yıl her şey denk geldi, nasip oldu Ali Ülker Bey’le birlikte Davos 2022ye katıldık. Hem Davos’un genel bir değerlendirmesini  hem de  katıldığım panellerin kısa bir özetini aldığım notlara dayanarak sizlerle paylaşmak istedim. “Yediğin içtiğin sana kalsın, sen gördüklerini anlat” denir ya, işte ben de dinlediklerimi anlatıp yine size faydalı olmaya çalışayım diyorum. Buyurun okumaya..

Dünya Tarım ve Anti-Tröst Örgütleri  Kurulmalı

Davos hala diriymiş!

Panelistlerin büyük çoğunluğu derslerine iyi çalışmışlardı. Bunun yanı sıra herkes ne yapılması gerektiğinin farkında, ancak nasıl yapılacağı konusunda hala çok eksiklik var ve bunu açıkça kabul edenler mevcut.

Globalleşme ile ciddi hesaplaşma var, globalleşmenin hatalarının analizi yapılamıyor, çoğunluk globalleşmeden vazgeçmek istemiyor.

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF), merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan uluslararası bir vakıftır. 1971 yılından bu yana her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında bu Forum toplantısı yapılıyor. Forumun kurucusu Cenevre Üniversitesi’nde  işletme profesörü olan  Klaus Schwab. Önce adı  Avrupa Yönetim Forumu imiş, daha sonra 1987 yılında şimdiki adını almış.

İlk Avrupa Yönetim Sempozyumuna; Batı Avrupalı firmalardan 444 yönetici davet edilmiş. Daha sonra Dünya Ekonomik Forumu kâr amacı gütmeyen bir kuruluş haline gelerek  Avrupalı iş liderlerini her yıl toplantılar için Davos’a çekmiş. Forumun amacı uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için bir platform sağlamak ve vizyon genişletmek iken, siyasi liderler foruma ilk kez 1974 yılında davet edilmiş. Forum bundan sonra, siyasi liderler tarafından tarafsız bir platform olarak kullanılmış. Davos’la ilgili çok sayıda rivayet var; kapitalist  düzenin devamı için iş insanlarının illuminati tarzı bir örgüt oluşturduklarından, salgının dünya nüfusunu azaltmak için Davos’ta planlandığına kadar… İnanmak isteyen için her türlü dedikodu bol, sosyal ağ toplumunda inanılmaz zırvaların sayısı iyice arttı.

Her neyse, kaç yıldır “katılayım, şimdi gideyim, bu yıl tam sırası” derken hep başka bir iş çıktı, denk gelmedi Davos toplantısına katılmak; ama bu yıl her şey denk geldi, nasip oldu. Ali Ülker Bey’le birlikte Davos 2022’ye katıldık. Aynı anda 70-80’den fazla oturum vardı. Bu nedenle seçici davranmak gerekti. Bazı oturumlara Ali Bey katıldı, bazılarına ben katıldım, bazılarına da ikimiz birlikte katıldık.  Açıkçası ilk gün “acaba online ve dijital dünyada Davos’un modası geçmiş mi?” sorusunu kendime sormadım değil. Ama 3 gün boyunca bir düzine panel, 40tan fazla panelist dinleyince, aralarda da sosyalleşme yemeklerine ve toplantılarına katılınca dedim ki “yok Davos hala diriymiş!”

Çok beğendiğim bölümlerden birini en önce yazayım. Bu “Gelecek On Yılın Ekonomisi” başlıklı akşam yemeği toplantısı idi. Toplantıyı London School of Economics and Political Science Üniversitesi,  Kamu Politikaları Fakültesi Dekanı, Andres Velasco sundu.  Her masaya bir konuşmacı oturtulmuştu, her konuşmacı ayrı millettendi. Velasco sırayla hepsine söz vererek, sorular sorarak toplantının çok verimli ve sıcak geçmesini sağladı. Benim seçtiğim masadaki sekiz kişi sekiz ayrı millettendi. Bu toplantıdan aldığım notlar şöyle:

Gelecek On Yılın Ekonomisi

Hükümetler kaçınılmaz bir şekilde akıllıca ve hızlı seçimler yapmak zorundalar. Neticede salgında başarılı olamadık. Tüm dünyada  6milyon kişi öldü, çok sayıda insan hastalığın sonuçları ile boğuşmak zorunda kaldı. Yaşanan korkular, endişeler, çaresizlikler de cabası oldu. IMF reçeteleri “faizleri arttır” der ama tedarik zinciri düzelmezse işler bozulur. Rusya- Ukrayna savaşı devam ederse global enflasyon olur, kriz olur ve gelişmekte olan ülkeler bundan ciddi zarar görür. Artık her şey çok hızlı ve çok büyük hacimde oluyor. İhtiyatlı davranmak ve “tersine düşünme” pratiği yapmak gerekir. Tabii şu andaki gelişmeler ticareti engelliyor, yatırım azalıyor ve resesyon ihtimali beliriyor. Çin 10 yıl %10, sonra %7 sonra %5 büyüdü, ve büyüme %2ye kadar düştü, acaba krize girer mi? Çin’in başarısı otoriter olmasına rağmen ekonomide devletçi yönlendirmeler yapmamasından kaynaklanıyor. Şahıs teşebbüslerine önem veriyor. Ancak covid’le birlikte Çin’de devletçi uygulamalar öne çıktı, eğer serbest pazar yerine ekonomide devletçi uygulamalara geçerse kriz çıkar. Tabi bu süreçte Çin kendi içinde çatıştı. Çinli elitler devletçi uygulamalara şüpheyle bakıyor. Bu ilk kez oluyor. Tek adam rejimi haliyle bir önyargı getiriyor. Bu bütün dünyada böyle, Putin’in uygulaması da farklı değil.

Prof. Stiglitz’in de yemekte söyledikleri ilginçti. Bizim ölçümlerimiz yanlış rakamlara bağlı,  dedi; şöyle örnek verdi: “ABD’de insanların %60ı kendi evinde yaşar, ama geçim standardı rakamlarında ev kiraları vardır”. Bu nedenle ekonomiler arasında bu tür rakamlarda büyük fark varsa kaale alın, yoksa bakmayın diye uyardı. Faizlerin artması niye tedarik zincirini etkilesin ki, diye sordu! Tedarik zincirine yatırım yapılması lazım, ama faizi yükseltiyoruz, yatırım nasıl yapılacak?… Niye ABD’li  çocukları  fakirlik içinde yetiştiriyoruz. Çünkü herkes kendi parasını ödemiyor. Enflasyondan değil resesyondan korkarım.  Düzgün vergi olmalı, çok uluslu firmalar vergilendirilmeli ve çevre vergilendirmesi yapılmalı.”

Diğer konuşmacıların notları; Sosyal ekonomiler, yeşil dönüşüm, yeşil yatırım önemli. Afrika’da 54 ülkede sera gazı etkisi %4 , bu ülkelerde iş ve istihdam artmalı. Gelecek 20 yılda bunlara ilave enerji lazım. Buralarda rakamlar aynı değil, sorunlar da aynı değil. Gelişmiş ülkeler 2009da Afrika’ya 100 milyar dolar yardım edeceklerini söylemişlerdi. Bugüne kadar 1 milyar dolar verdiler. Afrika size güvenmiyorum, diyor.  Avrupalıların aşı fazlası sorunu vardı ve Afrika’ya gönderemediler, çöp oldu. Çok yönlü ve her seviyede aksiyon lazım. Düşük gelirli ülkeler nereden kaynak bulacak? IMF mi verecek, jeopolitik problemler ne olacak?”

Aşağıda katıldığım diğer panellerin kısa bir özetini aldığım notlara dayanarak vereceğim.  Evet çok sayıda oturum, çok sayıda konu, çok sayıda panelist vardı ama kullanılan anahtar kelimeler birbirleri ile hayli benzerdi. Panelistlerin büyük çoğunluğu derslerine iyi çalışmışlardı. Bunun yanı sıra herkes ne yapılması gerektiğinin farkındaydı, ancak nasıl yapılacağı konusunda hala çok eksiklik var ve bunu açıkça kabul edenler mevcut. Çoğu panelist gelecek konusunda umutlu olduğunu söyledi, ancak bu umudun dayanağını yeterince ifade edemedi; belki de yeterli zaman yoktu. Yaşanılan krizlerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin düşünce yapısını da birbirinden farklılaştırdığı aşikarGloballeşme ile ciddi hesaplaşma başlamış ama globalleşmenin hatalarının tam bir analizi yapılamıyor, çoğunluk globalleşmeden vazgeçmek istemiyor. Herkes bir dönüşüm yaşanması gerektiğinin farkında, ve bu dönüşümün sancılı olacağını da biliyorlar. Yine de sorunlar masanın altına süpürülmüyor, bu iç açıcı; ama liderler bu sorunları temizlerken epey toz kalkacağının farkında gibiler. Seneye hangi ülkelerin temsilcileri Davos’ta daha çok öksürürse onların kalkan tozdan daha çok etkilendikleri görülür. Şunu ekleyeyim bazı düzeltilmesi gereken hususlarla birlikte ben globalleşmeden yanayım. 

Katıldığım oturumlardan aldığım bazı notlar ve bunlara yönelik görüşlerim şöyle:

Globalizasyonun Geleceği

Ekonomi, teknoloji ve demografiler globalizasyonu destekleyen pozitif güçlerdir. Globalizasyon yoksulluğu azaltıyor. Hong Kong’daki yatırımcıların %50’si farklı ülkelerden. Batı ve Doğu’nun birleşip görevlerin net olarak tanımlandığı bir ekosistemin oluşturulması  önemli. Bioyakıt ve hidrojen kullanımı arttığında globalizasyon artacaktır. Çünkü bu yeni enerji türleri işi altüst eder.  Şu anda lojistik fiyatları artıyor, bu globalizasyonun sorunlu alanı, çünkü küçük ve orta ölçekli işletmeler için zor bir dönem. Nasıl çözüm üretiliyor göreceğiz.  Bugün yaşananlar bir “dönüşüm” sürecidir, globalizasyondan geri dönüş değil. Gelişen ülkelerin katılması büyük işgücü potansiyeli getirir piyasalara. Güneydoğu Asya ve Afrika’da hükümet güdümlü inovasyonların kimseye  faydası olmuyor, aksine kaynaklar heba ediliyor. Hükümetleri inovasyon önderliğinden çekmeliyiz. P&G Avrupa Başkanı Loic Tassel: “5 milyar tüketiciye ulaşıyoruz. Globalleşmenin avantajlarından biri budur.  Tüm tüketiciler aynı kaliteyi ucuza istiyor. Tüm tüketiciler daha iyi ürünleri ve sürdürülebilir çözümleri hak ediyorlar. Bunun için iş liderleri olarak ölçek ekonomisini gerçekleştirmek için eğitmek, iletişim kurmak ve güdüleyiciler sağlamak zorundayız” diyerek önemli bir noktaya değindi. Tedarik zincirinde  globalleşme değil yerelleşme olacak, tüketimin olduğu yerde üretimin olması esastır artık. Çağrı merkezleri, yazılımcılar, e-ticaret, servisler yerelleşmeden paylarını alacaklar.

Global Yiyecek Krizini Önleme

Gıda güvenliği ve tedariğinin  kapsayıcı, uzun dönemli ve sürdürülebilir bir yapıda dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun için akıllı tarım sistemlerine yatırım gerekiyor. Afrika’da tarımdan elde edilen mahsulün üçte biri ziyan oluyor. Bu hem çiftçi hem devlet için çok büyük bir yük getiriyor. Bunu engellemek için tüm dünya ülkelerinin birlikte çalışması şart.

Dünyanın belli yerinde bazı yiyecekler var ki oradan elde edilmeleri şart. Mesela muz, dünyanın belli iklim bölgelerinde yetiştirilir, diğer bölgelere tedarik zinciri oluşturularak gönderilir. Bir nakliye şirketi alır ve dünyanın diğer yerlerine götürür. Bunun haricindeki   ürünlerde de, örneğin ananas, hindistan cevizi, aynı şekilde global tüketici analiz edilerek nasıl alacağı düşünülür ve geriye doğru tedarik zinciri kurulur ve bunun için büyük şirketler oluşturulursa bir çözüm olabilir. Bugün böyle yapılmıyor, bu tür tüm dünyanın yararına olacak aksiyonlar, lobilere kurban ediliyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü gibi, global manada etkili politika yapacak bir Dünya Tarım Örgütü olmalı ve talepten başlayarak dünya tarım kaynakları tüm insanlığa yarayacak şekilde akıllıcı politikalarla kullanılmalıdır. Bugün var olan global tarım örgütleri arzdan başlayarak sorun çözmeye çalışıyorlar.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın Ekonomik Görünümü

Bu oturumda ilk şok sanki aynı özelliklere sahip bir ülke gibi algıladığımız MENA denilen bölgenin bir mozaik olduğunu, farklı  bölgeleri içerdiğini anlamak oldu,. Zengini ve yoksulu var, etnik sorunu olan var, nasyonalisti var, kimi yiyecek ihraç ediyor, kimi ithal ediyor. Mısır’da enflasyon var, Suud’da zenginlik… MENA diye bölgeyi birleştirip, tek bir ülke gibi yönetmeye çalışmak tamam bir saçmalık anlayacağınız.  Peki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki sorun ne, niye bu bu ülkeler hızla gelişmiyor? Anlayış problemi var…

Buralarda mutlakiyet var, nasyonalistlik var, hür teşebbüs mantığı yok, oturmuş demokrasi yok. Halka kolaylık sağlamak için elektrik faturalarını düşürürler, sübvanse ederler ama insanları müteşebbis olmaya güdülemezler. Suudlar 70 Amerikan dolarına petrolün varilini sabitliyorlar. Bu güzel bir şey ama ne üretilecek, tasarruf edilen para nasıl yatırıma dönecek, o yok! Oysa herkes kendi menfaati için üretirse o zaman gelir artar, refah artar.  Bu ülkelerde bir girişimi kamudan izin almadan başlatamazsınız. Türkiye de bu noktaya gelmek üzere, böyle devam edersek Türkiye kilitlenecek diye düşünüyorum. Avrupa’da da benzer bir durum var. Yeni sermaye girişini engellemek için eşikleri yükseltiyorlar, mevzuatı zorlaştırıp gelme diyorlar. 

Mena’dakiler hizmet sektörüne ve dijitale yatırım yapmak istiyorlar. “Ata nal çakılırken görmüş kurbağa ayağını uzatmış” misali bir durum bu. Eğer ekonominde üretim omurgan yoksa üretmediğin halde neyin hizmetini kime sağlıyorsun. Önce katma değerli bir şey üretmediğin sürece gelişmek mümkün değildir. Tamam turizme yatırım yapıyorsun, eskiden bacasız sanayi denirdi, bir şey üretmiyorsan gelenlere ne satacaksın? Hükümetler halkın parası ile devlet kalkınma fonları kuruyorlar, büyük projeler yapıyorlar. Sonu verimsizlik ve hüsran oluyor, çünkü arkada hür teşebbüs iradesini teşvik edecek bir şey yok. Bu yüzden de hayal kırıklığı oluyor. Oysa bu parayı doğrudan millete dağıtsalar ve “balık tutmayı öğretseler” çok daha fazla fayda sağlarlar. 

Bunlar gerçekleştirilirse  bölgenin tam potansiyeline ulaşabilmesi mümkün. Bu bölgede ekonomik reform şart,  yeni iş alanları yaratıyorlar ama yeterli değil, yatırımcılar için prosedürleri hızla basitleştirilmeli, stratejik projeleri hızlandırılmalı, öncelikli sektörlere odaklanılırsa tüm dünya bu bölgeden daha fazla yararlanır.

Demokrasinin Geleceği

Doğu ve Batı arasında giderek büyüyen fark demokrasinin geleceği için bir tehdit oluşturuyor ve gerçekten demokratik bir toplum yapısına ulaşmak için gelişmemiş/gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesi gerekiyor. Aynı zamanda yeni gelişen sosyal ağlar insanların fikrini şekillendirmek/manipüle etmek konusunda etkili ve bu popülizme yol açıyor. Sosyal ağla sayesinde herkes kendi akvaryumunda yaşıyor, insanlar daha katı düşünen, bu düşüncelerinden vazgeçmeyen, bu düşünceler etrafında  gettolar oluşturan bir yapıda yaşıyorlar. Bir şey Twitter’da TT olunca hakikat sanılıyor. Eskiden “batıdakiler esrar eroin kullanıyor, 5-10 seneye varmaz, bunlar yıkılır” deniyordu, sonra ne oldu… Zaten öyle yaşıyorlardı, özgürleşmenin getirdiği noktaya geldiler.  Biz şimdi “Batının teknolojisi alıp ahlaksızlığını almayacağız” diyoruz. Ama sanal sosyal gettolar artık global, nasıl yaşıyorsan öyle oluyorsun.

Şimdi yaşayan çoğu insanın “gerçek demokrasi” ile henüz tanışmamış olması geleceğe dair var olan inancı zayıflatıyor ve demokrasiyi daha kırılgan bir noktaya . Bu sorunların çözümü için kullanılan anahtar kelimeler “kapsayıcılık”, “insan ve değer odaklılık” olarak nitelendirildi. Aynı zamanda Ukrayna- Rusya savaşının bir demokrasi, özgürlük savaşı olduğu ve mutlaka kazanılması gerektiği de söylendi. Ama ben başka bir açıdan bakıyorum eğer gelişmişlik seviyeleri ülkeleri “merhametli” yapacak bir gelişmişlik seviyesine getirmiyorsa “demokratik olmayan, kontrolsüz güç” ülkeleri savaşa sürükleyebiliyor.  

Global Vergi Sistemini  Yeniden Hayal Etmek

Daha adil ve kapsayıcı bir vergilendirme sisteminin oluşturulmasının sürdürülebilir büyüme ve gelişme için bir gereklilik olduğu kesin. Bu yeni sistemin bir yardım etme girişimi değil, en temelinde adaletle ilgili olduğu düşünülüyor. Tabii ki burada adalet konusu da irdelenmesi gereken bir konu. “Kim kazanır, kim kaybeder? Ve bu dönüşüm ne kadar adil?” soruları mutlaka üzerine mesai harcanması gereken sorular.

Esas konu daha “çok” vergi almak değil, daha “iyileştirilmiş bir sistem üzerinden” vergi almaktır. Daha fazla vergi değil, işe yarar şekilde vergilendirmektir. Vergiyi zenginden almak iş değil. Vergi herkesin derdi olmalı, herkesi germeli. Global vergi anlayışı niye lazım? Para bir yerlere kaçınca kullanılamıyor. Oysa paranın şeffaf olması gerekiyor. Afrika’da, şu ülkede  yeteri kadar vergi tahsilatı yok diyoruz. Halbuki burada servet transferi var, para başka ülkelere kaçıyor. Yerel finans sitemini desteklemiyor, üretime dönüşemiyor. Minimum global vergi olsa, genel mutabakat olsa… Zenginleri fazla vergilendirmek “vatandaş” kafasıyla makul geliyor, ama ekonomik olarak gelişme  açısından düşünürseniz onları paralarını harcamaya, yatırım yapmaya özendirmek lazımdır. O zaman bir katma değer oluşur. Tamamıyla dijitaleşmemiş, kayıt altına alınmamış toplumlarda herkesin yararına olan çözüm sosyo ekonomik statüye göre kişi başı vergi sistemine geçmektir. Kaynakta falan vergiler kesildiği yerde kalıyor.

Emtia Şokunu Gidermek

Bugünkü duruma baktığımızda, yıkıcı bir fırtına için gereken tüm etkenlere sahibiz. Bugünkü emtia krizi son derece karmaşık bir durum ve ucuz emtia devri artık bitti. Gerçi  her kriz bir fırsat olarak değerlendirilme potansiyeline sahiptir. Ancak bugün dünya tedariğini sürdürebilmek konusunda gerçekten büyük bir sorunumuz var. Gelişmiş ülkelerin panelistleri uzun vadede ayrışmanın (fragmantation)  problemleri beraberinde getireceğini ifade ediyorlar; gelişmekte olan ülkelerin panelistleri bu ayrışmanın faydalı olacağını düşünüyorlar.

Ve bu oturumda da açıkça görülüyor ki serbest ticaret engelleniyor özellikle gıda ticareti. Oysa bu engelleme çok tehlikeli. Herkes her şeyi üretmeli ve çeşitlilik olmalı. Fiyatların yükselmesi o kadar sorun değil. Fiyatlar böylelikle tüm dünyada eşitleniyor. Örneğin kağıt, ambalaj fiyatları bizde %400 arttı, ama dünya ile eşitlendi. Gemi navlunları önce yükseldi sonra düştü ama taşımacılar seviyeyi korumak istiyorlar.

Aslına bakarsanız dünya emtia piyasalarında oligopolistik bir yapı vardır. Her emtianın (petrol, kağıt, gaz, maden vb) piyasası “seven sisters” diye anılan birkaç şirketin domine ettiği oligopolistik piyasalardır. Bir araya gelerek ortak akılla piyasayı kontrol ederler. Mesela, birkaç fabrika aynı anda bakıma girerse o sektördeki talep düşmüşse arz da düşeceği için fiyat düşmez, daha doğrusu düşmesine izin verilmez.

Nasıl böyle bir şey olabiliyor? Çünkü ülkelerin kendi anti-tröst yasaları ya da Avrupa Birliği’nin  anti-tröst yasası var ama globalde, şirketleri kontrol eden bir anti-tröst yasası yok. Herkes her şeyi üretirse ancak bu yapılar kırılır. Orta gelirli ülkeler katma değerli emtia analizi yapıp bu piyasalara girmeliler ki oligopolistik yapıları kırsınlar.

Krizlerden fırsat çıkar. Koronavirüs krizine bakın, aciliyetten ne inovatif ürünler çıktı. Fırsatlardan yararlanmak için hem yatırım yapmak hem de teknoloji transferi lazım.  Mesela elektronikte müthiş miktarda atık var, geri dönüştürülemiyor, ama bir şey de yapılamıyor.

Bir global krizde önce  krizi çok  iyi tanımlamak lazımdır. Fiyatların inip çıkması kriz değildir. Fiyat artar ve mal bulunamıyorsa gerçek sorun başlar. Örneğin gıda bulunmamaya başlarsa çok ciddi sorun olur, çünkü gıda insan hayatıdır.

Gelecek Salgına Hazırlanmak

“Özel sektörün katılımı, hastalıklarla mücadele için inanılmaz derecede önemlidir.” Panelin ortak aklı buydu. Bill Gates, salgınların erken tespit edilebilmesinin işin en önemli kısımlarından biri olduğunu vurguladı. Salgının 0 bölgesi en zorlu alan; daha endişe verici olan şey ise, dünyada beklediğimiz pek çok pandemi riskinin, ilk etapta bununla başa çıkmak için yeterli kaynağa sahip olmayan ülkelerde olmasıdır. Bu problemin aşılabilmesi için de sürece müdahale edebilecek ve hızlandırabilecek bir “küresel kapasiteye” ihtiyaç vardır. Pandeminin etkilerini insani ve ekonomik maliyet olmak üzere madalyonun iki yüzü olarak hep birlikte gördük. Bu yüzden artık kapsayıcı bir yapıda herkese yardım etmemiz gerektiğini anlamamız gerekiyor. Aksi taktirde bu ve benzeri problemler yine olmaya devam edecek. Şunu da iyi anlamamız lazım bölgesel karantina  gibi önemler etkisiz kalıyor.

Kural şu: Kendini herkesten koruyacaksın, herkesi de kendinden koruyacaksın. Bu kişisel bir konu  ve yeni salgınlar da ancak böyle önlenir.

Milenyum Nesli İşin Başına Geçti      

Milenyum kuşağındakilerin katıldığı ilginç bir oturumdu. Paneli sunan bir portre  fotoğrafçısıydı.  Gayesi herkesi sarsmak ve yeniden düşünmeye teşvik etmekti. Katılımcılara değişik kelimelerin anlamlarını sordu. Korku ve umut,, dahil olmak mı ait olmak mı gibi… Sorulara verilen cevapların yaşanan olaylardan nasıl etkilendiği Ukrayna’dan katılan Uliana Avtonomova iyi bir örnekti; umut için, “liderler dahil insanların birlikte ve sevgiyle hareket etmeleri,” korku içinse, “Rusya’nın Ukrayna’yı ele geçirmesi” demesi ilginçti. 

Bizde de milenyum nesli, işin başına geçti ya da geçmek üzere. Mesela büyük oğlum Yahya da onlardan biri. Onlar  9/11’i yaşadılar, global krizi yaşadılar, pandemiyi yaşadılar, şimdi de enflasyonu yaşıyorlar. Ama asla kötümser değiller, sorduğun zaman iyi olacak diyorlar

Kendilerini güvende hissedebilmek adına her şeyi geride bırakmayı göze alıyorlar. Bizim gibi sürekli çalışmak yerine tercihleri, “dur bir mola ver.” Kendilerine mentor (yön gösteren) arıyorlar. Yalnız kalmak istemiyorlar ama yalnız kalacaklarsa da buradan bir güç yaratmaya çalışıyorlar. Günlük bir rutinlerinin olması hoşlarına gidiyor. Mesela bu namaz kılmak olabilir. Karl Schwab’ın bir söz var: “Başarısızlık kendine verdiğin sözü tutamamandır!”  Yeni nesil bu sözü benimsemiş görünüyor. Oturuma katılan Ganalı gence sordular: Nasıl seçildin buraya? Cevabı yine ilginçti: “Yeterince başarısız olduğum için! geldim”. Yani güçlü olmak için hatalarını anlamanın, onları düzeltmeye çalışmanın önemli olduğunu biliyor milenyum kuşağı. Hatalara reaksiyon vermenin  güçlülük olduğunu düşünüyorlar? Zayıf değil, dirençli olmak gerektiğini, bunun için de kendini tanımanın çok önemli olduğunu vurguluyorlar.

Uzun Vadeli Bakmak

Diğer oturumlarda savaşın bahsi “Rusya – Ukrayna Savaşı” olarak geçmişti. Bu oturumda ise savaş “Putin’in Savaşı” olarak etiketlendi. Uzağa doğru bakarken bugünü ve dünü kaçırmayan bir yapı kurmamız gerektiği vurgulandı. Bu vurgulamayı yapan da Atlantik Konseyi Başkanı Frederick Kempe idi. Kempe hükümetlerin bürokrasiyi ortadan kaldırıp kapasiteli ve yeterli olmaları gerektiğine de vurgu yaptı.

Dünyada bugüne kadar pek çok kriz oldu. 2019’da Avrupa Birliği’nde finansal kriz oldu, daha sonra Trump’ın ABD Başkanı olarak seçilmesi, daha sonra Brexit, daha sonra kovid salgını ve şimdi de Rusya-Ukrayna savaşı. Bu krizlere ne dünya toplumu ne de Avrupa toplumu hazırdı. Çünkü kimse sınırların dışında (out of box) düşünmüyor. Avrupa Birliği net değil, ne yapmak istediğini söylemiyor.  Moldavya, Gürcistan; Ukrayna Avrupa Birliği üyesi olmak istedi, hiçbir başvuruya net bir cevap vermediler. Avrupa Birliği aksiyoner değil. Uzun dönemli düşünce ve politika fikrini yerleştirmek lazım, bunu işe insan seçerken bile yapmak lazım.

Yine aynı oturumda iş insanı Lily Shen, “uzun dönemli düşünmek lazım, ama herkes kendini düşünüyor. Oysa tedarik zincirinin adı iş birliği zinciri olmalı. Biz bunun için Future Foundation isimli bir vakıf kurduk. Global stratejileri nasıl uyarlar ve uygulamaya koyarız, bunun öğrenilmesi çok önemli” dedi. Gerçekten de tedarik zinciri olsun, katma değer zinciri olsun değişiyor. Sonuçta hükümetlerin hızlı aksiyon alması, akademik dünyanın da düşünceyi şekillendirmesi lazım. Artık büyük bir iş birliği yapılması gerekiyor, yoksa herkes kendi silolarında yaşar. Gelecek için güçlerin birleştirilip çoklu enerjinin açığa çıkarılması gerekiyor.    

Özetle esneklik, çeviklik, hazır olmak, hesap verilebilirlik, kapsayıcılık ve sorumluluk oturumun anahtar kelimeleri idi. Çözümlerin çok paydaşlı çıkarımları içermesi ve kapsayıcı olması gerektiği ve karar vericilerin değişen koşullara adapte olabilmesinin ekonominin büyümesi açısından son derece hayati olduğu vurgulandı. Diğer oturumlarda özel sektör – devlet ikilisinin koordineli bir şekilde çalışması gerektiği ifade edilirken, bu oturumda akademi, devlet ve özel sektörün birlikte çalışmasının kritik olduğundan bahsedildi. Çünkü çok sayıda bilinmeyen, çok sayıda değişken anlamına gelir, bu yüzden farklı bakış açılarına sahip olmak bir elzemdir, dendi.

Global Yoksulluğun Üstesinden Gelmeyi Yeniden  Düşünmek

Gelişmekte olan ülkelerin temsilcileri kendi halklarının potansiyeline inanıyor. Diyorlar ki “bize gerekli araçları sağlarsanız, biz de gerekeni yapabiliriz”. Bu noktada yerli halkın tavsiyelerinin alınması da fırsatlar adına önemlidir. Kapsayıcılık ve inovasyon oturumun gündemindeydi. Kapsayıcılık için mutlaka çocukların eğitim alma hakkı üzerinde yoğunlaşılması gerektiği söylendi. İnovasyonların ve yatırımların sürdürülebilir başarıya ulaşabilmesi için ise vatandaşların verilerini kayıt altına alabilen bir dijital altyapının var olması gerekiyor. Yoksulluğun bitirilmesi için hayata geçirilecek  tüm uygulamaların “büyümeye” ket vurmaması hayati öneme sahip.

Bangladeş yoksulluğun üstesinden gelmekte iyi bir örnek. Bu ülke çok fakirdi. Bangladeş Doğu Pakistan’ın bir bölümü idi. 1970lerin başında ise ayrı ülke oldular. Karl Schwab’ın yine bir söz var: Devir kapitalizm değil, yetenek (capability) devridir. Bir ülkenin asıl sermayesi insanlarının yetenekleridir. Bangladeş de böyle düşünmüş. “Biz fakir bir ülke de olsak insanlarımızın bir meslek sahibi olmalarını sağlayabilirsek faydalı bir iş yapmış oluruz” diye düşünmüşler ve böylece  başarıya ulaşmışlar. Bu her ülke için önemlidir.

Yaşam süreleri uzuyor. İnsanların emekli olunca ne yapacaklarını iyi düşünmek lazım.

Biri fakirse diğerinin zenginliği tehlikededir.

Biri çalışmak isteyip iş bulamıyorsa diğerinin işi tehlikededir.

Bu yüzden insan sermayesine yatırım yapmak gerekir. Özellikle dijital enformasyonu eğitimde kullanmak ve fırsat eşitliği yaratmak gerekir.  

Ek 1: (özet)

Davos Dünya Ekonomi Forumu’na katılan IMF Başkanı Kristalina Georgieva son gelişmeler üzerine önemli açıklamalarda bulundu, “düşünülemeyeni düşünün” dedi. IMF Başkanı şunları söyledi:

2022’nin zor bir yıl olacağını düşünüyoruz. Birçok ülkede emtia fiyat şoku yaşanıyor. Özellikle dikkatinizi çekmek istediğim şok, geçen haftaki tarım fiyat şoku. Çünkü bu belki de ekonominin daha zorlu sulara girdiğinin işareti.

Yakıt/Petrol fiyatları indi ancak gıda fiyatları yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor. Büyüme yavaşladığında petrol kullanımını yavaşlatabiliriz ancak her gün yemek zorundayız. Mantıklı fiyatta gıda bulabilme anksiyetesi küresel olarak zirvede.

Savaşla birlikte enflasyonu körükleyen düşünülemez şokların olabileceğini öğrendik. Bu anlamda şoka daha yatkın bir dünyada yaşadığımız yönünde ders aldık.

Üst üste gelen krizlerin ardından alabileceğimiz ders şu; düşünülemeyeni düşünün. Ekonominin durdurulması düşünülemezdi. Avrupa’da bir savaş ortaya çıkana kadar düşünülemezdi. Kaç kere daha düşünülemeyecek durumlar meydana gelecek?

İki önceliğimiz var; birincisi artan gıda ve enerji fiyatları altında ezilen toplumun en yoksul kesimlerini sübvanse etmek. İkincisi de Ukrayna’daki savaş nedeniyle en büyük zararı gören iş kollarına destek olmak.”

Ek 2: (özet)

Davos 2022 toplantısı küreselleşme için  kaçırılmış bir fırsattı

Joseph Stiglitz (*), 1 Haziran 2022 The Guardian

Dünya Ekonomik Forumu’nun iki yıldan fazla bir süreden sonraki ilk toplantısı, benim 1995’ten beri katıldığım birçok Davos konferansından önemli ölçüde farklıydı. Fark sadece Ocak ayının parlak kar ve berrak gökyüzünün yerini çıplak kayak pistleri ve çiseleyen yağmurla kasvetli bir Mayıs ayının alması değildi.

Aksine, geleneksel olarak küreselleşmeyi savunmaya kararlı bir forumun, öncelikle küreselleşmenin başarısızlıklarıyla ilgilenmesiydi: bozulan  tedarik zincirleri, gıda ve enerji fiyatları enflasyonu ve milyarlarca insanı Covid-19 aşısı olmadan bırakan, birkaç şirkete milyarlarca dolar ekstra kar fırsatı sağlayan bir fikri mülkiyet (IP) rejimi.

Bu sorunlara önerilen yanıtlar arasında “reshore” (üretimin ülkeye dönmesi) veya “friend- shore  üretimi” (Biden’ın ortaya attığı üretimin birkaç dost ülkede yapılması kavramı)  ve “ülkenin üretim kapasitesini artırmaya yönelik sanayi politikaları”nın yasalaşması yer alıyor. Herkesin sınırları olmayan bir dünya için çalıştığı günler geride kaldı; aniden herkes, en azından bazı ulusal sınırların ekonomik kalkınma ve güvenliğin anahtarı olduğunu kabul ediyor.

Bir zamanlar şartsız küreselleşmenin savunucuları için bu yüz seksen derece dönüş , bilişsel uyumsuzlukla sonuçlandı, çünkü yeni politika önerileri paketi, uluslararası ticaret sisteminin uzun süredir devam eden kurallarının yıkılacağını ima ediyor…

(*) Joseph E Stiglitz nobel ödüllü  Columbia University ekonomi profesörüdür.  Dünya bankası eski baş ekonomistidir.

Not: Açık kaynak niteliğindeki bu yazı yazar zikredilerek iktibas edilebilir. Telif gerektirmez.

Okumaya devam et

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Published

on

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Yılmaz : Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz: İhracat ve üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. Üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Published

on

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmediklerini vurgulayarak “Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz” dedi.

Krediye erişimin artan maliyetinin üretimin de maliyetini yükselttiğini bu nedenle büyümede ivme kaybı yaşanacağını, işsizliğin artacağını anlatan Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri konuştuk.

TOPLUMSAL MALİYET ARTTI

– KKM nedeniyle Hazine’den şu ana kadar 60 milyar TL’nin üstünde para gitti. Halkın parası, parası olanlara gitti aslında. Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kur riskine karşı kendisine güvence arayan kesimler için bir alternatif olan KKM, bir süreliğine kurun yükselişini dizginledi, Ağustos’un ikinci haftasında 1.2 trilyon TL’lik hacme ulaştı. Ancak TL mevduatlarından KKM’ye geçenlerin kur farkları Hazine’ye, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) geçenlerinki de TCMB’ye yük oldu. KKM için bütçeden ödenen kur farklarının ekonomik-mali transferlerle ulaşılacak amaçlarla bir ilgisi kurulamaz.

KKM nedeniyle vergi gelirleriyle beslenen bütçemizden temmuz ayı itibarıyla 60.6 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutar, toplam ekonomik-mali transferlerin yüzde 73’ü olup, gerçek anlamda ekonomik büyümeyi destekleyecek ve büyüme patikasını çizecek KOBİ’lere, girişimcilere hibe ve destekleri, yatırım teşvikleri gibi transferlerin toplamı ise ekonomik-mali transferlerin payı üzerinde çok büyük baskı yaratıyor. Ek bütçeyle KKM kur farkı için eklenen ödeneğin de 1.5 katının üzerine çıkılmış oldu. Öte yandan KKM için Temmuzda ödenen tutar o aydaki vergi gelirlerinin yüzde 14’üne ulaşmış durumdadır.

KKM kur farkı ve getirisinde stopaj oranı 0’dır. Bu getiriyle ödeme gücü artanlara, TL’ye olan teveccühün artması, kur sıçramalarının oluşmaması için vergi avantajı sunuluyor. Bu durum verginin mali amacını da gelir dağılımında adaleti sağlama amacını da zedeliyor. KKM’nin Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmiyoruz. Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz.

TIRMANIŞA DEVAM

– Yüzde 80’i bulan resmi enflasyon var, kur 18 lirayı aştı, bu alanda neler öngörüyorsunuz, ne tür riskler var?

Gıda fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekici. Gıda TÜFE aylık yüzde 3.15 artışla yıllık yüzde 94.7’ye ulaştı. Üstelik Gıda TÜFE, Gıda Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile birlikte yükseliyor. Temmuzda enerjide ÜFE yüzde 12.3 artarak yıllık yüzde 350’ye ulaştı. Elektrik, gaz grubunda ÜFE artışı aylık yüzde 19’a çıktı. ÜFE’den TÜFE’ye geçişkenlik sonucunda sonbahar aylarında enflasyondaki tırmanış sürecek.

VERGİ GELİRİNE KUR DOPİNGİ

– Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi?

2022’nin olumsuz makroekonomik koşullarına ilişkin isabetli tahminlerde bulunmadan 2022 bütçesinin hazırlanmış olması, diğer deyişle “bütçenin doğruluk ilkesi”nden uzaklaşılmasıyla bütçe “kadük” kaldı. Bütçe giderleri için ayrılan ödeneklerin, kur sıçramaları ve enflasyonist süreç nedeniyle yetersiz kalacağı anlaşılınca 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de Ek Bütçe Kanunu yayımlanarak yürürlüğe girdi. 1.7 trilyon TL bütçe gideri, ek bütçeyle 2.8 trilyon TL’ye genişledi. Bütçe gelirlerinde yeni hedef de 1.5 trilyon TL’den 2.5 trilyon TL’ye çıktı.

Yılın ilk 6 ayında bütçe giderlerinin yüzde 41.4’ü kullanılırken tahmin edilen bütçe gelirlerinin de yüzde 50’si elde edilmiş bulunuyor. Yüksek enflasyon nedeniyle 2022 yılı vergi gelirleri beklentinin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan firmaların enflasyon nedeniyle artan nominal kârları gelir/kurumlar vergisine tabi olurken, diğer yandan kurdaki yükselişle pahalılaşan ithal ürünlerden alınan dış ticaret vergileri, içeride KDV, ÖTV gibi tüketim vergilerinin hasılatı daha da yükseliyor. Temmuz ayında ücretlilere verilen enflasyon farkı (zam diyenler de var) ücretleri nominal olarak artırırken verilen enflasyon farkının önemli bir kısmı gelir vergisine gittiği için de vergi hasılatı artıyor.

Vergi gelirleri yüksek kur ve enflasyon kaynaklı artarken bütçe giderlerinin maliyeti de aynı nedenle artar. Ek olarak bütçenin kalan kısmının seçim atmosferinde kullanımıyla bütçe giderlerindeki hızlı artış kaçınılmaz olur ve mali disiplinden uzaklaşılır.

ENFLASYONLA MÜCADELE YOK

– Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları neler?

TL’nin değer kaybı sonucu yoksulluk derinleşirken nüfusun dar bir kesimi milli gelirden daha fazla pay alıyor, bu durum gelir dağılımını daha da bozuyor. Ücretli kesim büyümeden refah payını alamıyor. Hem ihracat hem üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. İhracatın ithalata bağımlı yapısını değiştirecek üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Türkiye’de enflasyonla mücadelede politika tedbirleri alınmıyor. TL’ye değer kazandırıcı para politikası uygulamalarına geçilmeli. Moody’s kredi notumuzu B2’den B3’e düşürdü. Bunun cari açık ve dış kaynak girişi üzerinde negatif etkisi olacak. TCMB rezervleri artırılmalı.

DÜŞÜK FAİZ TL’DEN KAÇIŞI HIZLANDIRIYOR

– Yıl sonu büyüme, işsizlik, faiz ile ilgili öngörüleriniz neler? 

Yüzde 60’ın üzerindeki negatif reel faiz TL’den kaçışı hızlandırıyor. Politika faizi 8 aydır yüzde 14’te sabitlense de hem tüketici kredi (ihtiyaç, konut, taşıt) faizleri hem ticari kredi faizleri hem de Hazine’nin iç borçlanma faizleri politika faizinin iki katından fazla. Krediye erişimin artan maliyeti üretimin de maliyetini yükseltirken büyümede ivme kaybı yaratacak. Son yıllarda küresel büyüme oranının üstünde büyüyen ekonomimiz, 2022’de küresel büyüme oranının altında kalacak. Gelecek aylarda işsizlik oranının düşmesini engelleyecek hatta artışına neden olacak iki etken görünüyor. Temmuzda ücretliye verilen enflasyon farkının işverene artan maliyeti, diğeri de ekonomik aktivite düzeyindeki yavaşlama.

Şehriban KIRAÇ – Halktv.com.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Esfender KORMAZ : Ekonomi bahara çıkmaz

Yeniçağ yazarlarından Prof. Dr. Esfender KORKMAZ ekonomi ile ilgili beklentilerini ve gerekçelerini anlatan bir yazı kaleme aldı.

Published

on

Nerden bakarsak bakalım, eğer hükümet ekonomik kriz olduğunu reddetmeye devam ederse ve bir istikrar programı yapmaz ise, ekonomiyi seçimlere kadar götüremez.

Hükümet ekonomiyi bir şirket gibi görüyor ve günlük palyatif önlemlerle işi götürmeye çalışıyor. Söz gelimi Akkuyu Nükleer Santrali için Ruslardan gelen dövizle, Suudilerle yapılan swap anlaşmaları ile ve ödemeler bilançosunda nereden geldiği belli olmayan dövizlerle, günü kurtarmaya çalışıyor. Ya da Heterodoks adı altında karmaşık ve çelişkili düzenlemelerle, yasaklarla işi götürmeye çalışıyor..

1.Kredi derecelendirme kurumları, Türkiye’nin iflasın eşiğinde olduğunu ilan ettiler.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu B2 den B3’e düşürdü. B3, son derece spekülatif anlamındadır. Finansal istikrarsızlık ve yetersiz rezerv varlığının bir göstergesidir. Bu derecenin bir altı iflasın kaçınılmaz olduğunu gösterir. Yani Türkiye, kritik eşiktedir.

Moody’s, Türkiye’nin notunu düşürürken gerekçe olarak “Giderek artan karmaşık düzenleyici mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makro ekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması olası görünmüyor” diyor.

Fitch Raiting’in notu B ve Moody’sin notu da B ‘tür. Anlamı ülke ekonomisi son derece spekülatiftir.

2. Hükümetin aldığı kararlarla, bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borçların çevrilmesi ve cari açığın finansmanı olası görünmüyor.

Moody’s cari açığın arttığını ve 2022 GSYH’nın yüzde 6’sına ulaşacağını da açıkladı. Cari açığın en iyi finansman yolu doğrudan yabancı yatırım sermayesidir. Bu sene ilk 6 ayda bu tür sermaye gelmedi ve tersine 0,6 milyar dolar da çıktı.

Cari açığın diğer bir finansman aracı dış borçlardır. Türkiye, dış borçları çevirmek için yüksek faiz ödüyor. Bugün için yüzde 6,5 iflas sigorta risk primi ve yüzde 3 faiz dersek, en az yüzde 9,5 faizle tahvil satıp dış borç bulabiliyor.

Dahası, hükümet ihracatçıya döviz gelirinin yüzde 70’ini bozdurma zorunluluğu getirdi. Kredi alanlara, bu krediler ile döviz alımı yasağı getirdi.

Öte yandan Merkez Bankası rezervleri ekside… Merkez Bankası reel kur endeksine göre kur pahalı. Bir doların 10 lira olması gerekirdi. 18 lira. İthalatçı döviz bulmak zorunda. Yabancılar risk yüksek diye vadeli ithalat işlemi yapmıyor. İthalatçı ya kredi ile veya içerden döviz bulmak zorundadır. Üretimde ara malı ve ham madde ithalat girdi payı yüksek. İthalat aksarsa üretim de aksar.

MB ödemeler bilançosuna göre bu yılın ilk 6 ayında 32,4 milyar dolar cari açığın 17,5 milyar doları nereden geldiği belli olmayan döviz girişi ile karşılanmış. Belirsizlik yüksektir. Yarın daha çok döviz çıkışı olabilir. Yani sürdürülemez.

Bu şartlar altında özel sektör, ithalat yapmak ve dış borçlarını çevirmek için nereden ve nasıl döviz bulacak?

3.Piyasaya müdahale ve yasaklar, tersten kesiyor sosyal maliyetleri ve riskleri daha çok artırıyor.

Faiz politikası ile kolayca çözülebilecek kur artışları için kur korumalı mevduat getirildi. Bütçe açıkları arttı. Vergi verenden parası olana gelir transfer edildi.

Maliyetleri düşürmeden, fiyat indirimi ve yasaklar piyasa düzenini bozdu. Yasaklar devam ederse karaborsa başlayacaktır.

Sonuç: Uluslararası kuruluşlar, kredi derecelendirme kuruluşları, dışarıda ve içeride verileri değerlendiren herkes, Türkiye iflasın eşiğinde diyor ve fakat hükümet kriz yok diyor. Anlaşılır gibi değil.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

  • Merkez Bankası (MB) faiz kararı... MB faizi düşürürse, sabit bırakırsa altın, dolar, kur ne olur? 18 Ağustos 2022 18/08/2022
    ABD Merkez Bankası (FED)’in geçtiğimiz ay faiz kararını açıklaması sonrasında gözler TCMB Ağustos ayı faiz kararına çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 14’den yüzde 13’e indirdi. Peki, Merkez Bankası (MB) faiz kararı sabit kaldığında altın ve dolar ne olur? MB faiz düşürürse durum ne olur? İşte o detaylar...
  • Canlı altın fiyatları 18 Ağustos 2022... Çeyrek altın fiyatı ne kadar, gram altın kaç TL? 18/08/2022
    Altın fiyatları geçtiğimiz haftadan bu yana yükseliş seyrine geçmişti 1.038 liraya çıkan gram altın düşüşte. Ons altında ve döviz kurlarında yaşanan hareketlilik diğer altın türlerine de yansıyor. Altın fiyatlarının nasıl yön izleyeceği yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Peki, bugün çeyrek altın, gram altın ne kadar, kaç TL? İşte 18 Ağustos altın fiyatları…
  • Son dakika... TCMB faiz kararı açıklandı... İşte Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı 18/08/2022
    Merkez Bankası faiz kararı Ağustos 2022 PPK toplantısı ile açıklandı. TCMB faiz kararı açıklaması sonrasında Merkez'in aldığı karar ortaya çıktı. Peki, Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? TCMB Ağustos 2022 faiz kararı açıklandı! 18/08/2022
    Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı açıklamasını Para Politikası Kurulu toplantısı sonrasında yaptı. TCMB PPK takvimi içerisinde toplantının hangi tarihte yapılacağı duyurulmuştu. Peki, piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç oldu? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Euro Bölgesi çekirdek enflasyonu beklentiyi aştı 18/08/2022
    Euro Bölgesi enflasyon oranı Temmuz’da yıllık 8,9 olarak açıklandı. Veri, bir önceki verideki tahminle paralel seyrederken çekirdek enflasyon ise beklentileri aştı.
  • Son dakika! Bakan Kurum: Ofisler konuta dönüştürülecek 18/08/2022
    Son dakika haberi... Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanların İmar Yönetmeliği” ile ilgili bir takım değişiklikler yapıldığını duyurdu. Konut ve kira fiyatlarını düşürmek için her adımı attıklarını vurgulayan Bakan Kurum, “İstanbul’da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon metrekare arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofis, konuta […]

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.