Connect with us

EKONOMİ

Ekonomide zaman kazanma çabası

Published

on

Bir noktadan sonra enflasyon ile hızlı büyümenin birlikte gerçekleşmesi olanaksız. Nakdiniz tükeniyor, kredi limitleriniz doluyor. Emtia fiyatlarının arttığı ve dövizin kontrol edilemediği koşullarda enflasyon düşmeyeceği için durgunluk içinde enflasyon süreci başlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta kabine toplantısının ardından, “Biz faizi düşürmeye devam edeceğiz.” açıklamasını yaptı, bekleneceği üzere finansal piyasalar karıştı, dolar sıçradı. Bu filmi kaç kere gördüğümüzü artık sayamaz hale geldik. Ortada bir kasıt mı var, yoksa idraksizlik mi gerçekten karar vermek kolay değil. Alışıla geldiği üzere bu “mini” sarsıntının ardından bir ekonomik önlemler paketi gündeme geldi.

Merkez Bankası, Hazine, BDDK, SPK ekonomi bürokrasisinin tüm kurumları birbirinin ardı sıra yeni kararlar açıkladılar. Atılan tüm bu adımlar talebi kısmaya, dolayısıyla enflasyonun hızını kesmeye yönelik görünüyor. Zaten belli bir noktadan sonra enflasyon ile hızlı büyümenin birlikte gerçekleşmesi de olanaksız. Çünkü bir eşik geçildikten sonra enflasyon bireylerin ve şirketlerin satın alma gücünü erozyona uğratmaya başlıyor. Talebinizi öne çekmeye çalışsanız da, nakdiniz tükeniyor, kredi limitleriniz doluyor. Ekonomik durgunluk ve enflasyonun bir arada yaşandığı “stagflasyon” süreci başlıyor.

İlan edilen ekonomik önlemler arasında Hazine tarafından Gelire Endeksli Senetler (GES) ihracı, BDDK kararıyla yabancılara tahsisli swap olanağı sağlanması, tüketici kredilerine vade sınırı konulması, kredi kartlarında aylık asgari ödeme tutarlarının artırılması, ticari kredilerin zorunlu karşılık oranlarının yükseltilmesi gibi uygulamalar var. Bunlardan bir tek swap konusu döviz arzını genişletmeye yönelik, diğerleri sıkılaşma yönünde talebi dizginleyici özellikler taşıyor.

Ekonomi yönetiminin TCMB politika faizini artırmama konusunda inadı devam ediyor, bütçe kısıntılarına gitmekten ise şimdilik kaçınılıyor. Böylelikle para ve maliye politikalarını pas geçince, “makro ihtiyati” önlemlerle süreci yönetme, zaman kazanmaya çalışma çabası öne çıkıyor.

GES BİLMECESİ

Gelire Endeksli Senetler: Uzun süredir enflasyona endeksli kâğıtlar veya çok yüksek faizli “süper bonolar” beklenirken, hayatımıza GES giriverdi. Aslında bu finansal enstrüman ilk kez 80’li yıllarda Özal döneminde köprü, yol gibi kamuya ait altyapı tesislerinin gelirleri teminat gösterilerek Hazine’nin borçlanması örneği Gelir Ortaklığı Senedine benziyor. Bu kez de KİT’lerin gelirine endeksli, ilk uygulaması Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün (KEGM) bütçeye aktarılan gelirlerine dayalı bir borçlanma aracı söz konusu.

Gelgelelim GES’in ayrıntılarına girince, tasarruf sahibi açısından hiçbir cazibesi bulunmayan bir bonoyla karşılaşıyoruz. 6 ay vadeli, 3’er aylık %5.32 getiri öneriliyor. Bunun bileşik getirisi yıllık %23.04’lük bir orana denk düşüyor. Ayrıca ilgili KİT’lerin gelirlerine göre 95 ila 110 arasında değişen bir endeks değerine göre bu getirilerin oynaklık gösterebileceği açıklanıyor. Hesaplayınca dönem faizinin %5.05 ile %5.85 arasında değişebileceğini anlıyoruz.

GES’in biraz daha ayrıntılarına girdiğimizde karşımıza gariplikler çıkıyor. Öncelikle DHMİ’nin bütçedeki gelir tahmini 566 milyon TL, KEGM’nin 308 milyon TL. Bunlar güvence gösterilerek Hazine nasıl milyarlarca borçlanabilir? Bu tüm finans kurallarına aykırıdır. Örneğin benim 1 milyon TL değerinde bir evim varsa, bu evi ipotek ederek bankadan 300 bin TL borçlanmam anlaşılır bir işlemdir. Ancak bu evi teminat gösterip bankadan 30 milyon TL kredi çekmenin mantığı yoktur.

İkincisi, doların son bir ayda %14 yükseliş sergilediği, sırf nisan ayı enflasyonunun %7.25 açıklandığı bir konjonktürde 3 ayda %5.32’lik bir ödemenin yatırımcıyı ikna etme şansı bulunmuyor. Hazine’nin 2 yıllık gösterge faizinin bile %28’lerde seyrettiği düşünülürse bu bononun getirisi onun da oldukça altında.

Peki, ekonomi yönetiminin GES’ten ne beklentisi olabilir? Bu senetler sadece gerçek kişilere satılacak. Bu enstrümana yönelecek tasarrufların büyük ölçüde mevduat hesaplarının bozulmasıyla sağlanacağı tahmin edilebilir. GES’e gelen teklif kadar piyasadan bir likidite çekilmiş olacak. Banka bilançoları da bu miktar kadar küçülüp, krediler de daralacak. Bu paranın dövize yönelmesi veya mal ve hizmetlere talep yaratması önlenecek.

İHTİYAÇ KREDİLERİNE KISITLAMA

Kredilerdeki genişlemeyi yavaşlatmak amacıyla 100 bin liranın üzerindeki bireysel kredilerin geri ödeme süresi 12 aya, 50 bin lira il 100 bin lira arasındakilerin ise 24 aya çıkarılıyor. Ayrıca tüketici kredilerindeki Banka Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) %5’ten %10’a yükseltiliyor. TCMB Finansal İstikrar Raporu’na göre ihtiyaç kredisi kullananların yüzde 70’inden fazlası ücretlidir. İhtiyaç kredilerinin yaklaşık yüzde 80’inin borcu 50 bin liranın altında bulunup, toplamın yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu kredilerin büyük ölçüde satın alma gücünü korumak, enflasyon ortamında talebi öne çekmek için kullanıldığı biliniyor. Bu sıkılaştırma hem talebi zayıflatıcı, hem de ücretlilerin yaşamını daha zorlaştırıcı bir etki yaratacaktır.

KREDİ KARTLARIYLA HARCAMA ZORLAŞIYOR

Kredi kartlarında minimum ödeme tutarı da, 25 bin liranın altı kredi kartlarında %20’ye, daha yüksek limitlerde ise %40’a çıkarıldı. Bu adımın da sosyal sorunları derinleştirme olasılığı var. Bilindiği gibi kredi kartları hem bir ödeme aracı olarak kullanılıyor, hem de bir borçlanma olanağı yaratıyor. Bu borçlanma olanağını genellikle dar gelirliler kullanıyor, böylelikle nakit akışlarını düzenlemeye çalışıyor. Kredi kartlarında sıkılaşma hem yoksulların enflasyona karşı bir korunma araçlarını zayıflatacak, hem de borcunu ödememiş kişi sayısını artırabilecektir. Çünkü insanlar faizlerin düşük olduğu bir ortamda borcunu ödeyebilmek için büyük çaba gösteriyor. Faizler yükselip ödeme süresi daralınca bu motivasyon ortadan kalkacaktır.Zaten 2022’nin Ocak-Nisan döneminde borcunu ödememiş gerçek kişi sayısında, bir önceki yıla göre, tüketici kredilerinde %116, bireysel kredi kartlarında %127’lik bir sıçrama söz konusudur.

TİCARİ KREDİ MALİYETLERİ ARTACAK

Ticari kredilerde yüzde 10 oranında uygulanan zorunlu karşılık oranı da yüzde 20’ye çıkarıldı. Böylece hem kredilerin maliyeti artırılarak çekiciliği azaltılıyor, hem de miktarı kısılıyor. Ticari kredilerin yüzde 80’e yakını stok artırımı ve işletme sermayesi ihtiyacı için kullanılıyor. Bir yandan fiyatlar dolayısıyla işletme sermayesi ihtiyacı artarken, öte yandan kredilerin daralmasının piyasayı iyice boğması riski var. Şirketlerin de ilk çareyi işçi çıkarmakta ve/veya ücretleri eksik-gecikmeli ödemekte bulması tehlikesi baş gösterebilir.

SICAK PARAYA DAVETİYE ÇIKARILIYOR

Yabancıya swap olanağının genişletilmesi ise ekonomik paketin dövizi rahatlatmaya yönelik ayağını oluşturuyor. 2018’den beri Londra merkezli swap piyasasını boğma adımları nedeniyle yabancıların pozisyonu 4.1 milyar dolara kadar inmişti. Tahsisli swap diye adlandırılan uygulamayla sıcak paranın hisse senedi ve iç borçlanma senetlerine davet edilmesi amaçlanıyor. Açığa TL satışı yapılmayacağı taahhüdüyle bu olanağın tanınacağı bildirilmesine karşın düzenlemenin nasıl işleyeceği henüz bilinmiyor.

En son hisse senedinde yabancı pozisyonu 17.1 milyar dolara, tahvillerde 1.7 milyar dolara düşmüş bulunuyordu. Yabancıların tahvillerdeki payı 2012’de %23.2 iken, bugün %1.7 düzeyine inmiş durumda. Hisse senedi piyasasında ise geçtiğimiz hafta yabancı sahiplik oranı alışılanın çok altında %35 düzeylerindeydi. Yabancıların Türkiye pozisyonu dibe vurduğu için bu uygulama sınırlı da olsa bir döviz girişi sağlayabilir. Ancak bu miktarın dövizde bir gevşemeyi tetikleyecek bir düzeye ulaşmasını beklemek aşırı iyimserlik sayılmalı.

ERKEN SEÇİM ORTAMI BULUNMUYOR

Ülke risk primi CDS’in en son 799 puanla 800’ü aştığı, Türkiye’nin 5 yıl vadeli euro tahvilinin %10.78’e yükseldiği, dövizin oynaklığının yeniden arttığı kritik bir evreden geçiyoruz. Genel olarak “makro ihtiyati” önlemler olarak anılan bu tip politikalar, ancak para politikası ve maliye politikasıyla paralel devreye sokulduklarında elle tutulur sonuçlar verebilirler. Halkın satın alma gücünün zaten zayıfladığı bir konjonktürde bu uygulamalar talebi zayıflatabilirler. Özellikle emtia fiyatlarının arttığı ve dövizin kontrol edilemediği koşullarda enflasyon düşmeyeceği için, kaçınılmaz kader durgunluk içinde enflasyon anlamına gelen “stagflasyon” ile yüz yüze kalmak olur.

Tüm bu olgular, ekonomik anlamda erken seçim için uygun bir ortam bulunmadığına işaret ediyor. Büyük olasılıkla Haziran 2023’e kadar göreceli de olsa bir rahatlama tablosu ortaya çıkmayacak.

Hayri KOZANOĞLU

Okumaya devam et

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.