Connect with us

EKONOMİ

Türkiye İşsizlik, Enflasyon, Adaletsiz Gelir Dağılımı kıskacında

Published

on

Çalışabilir yaşta olanların neredeyse yarısı ya işsiz ya da iş aramaktan vaz geçti. Hayat pahalılığı dayanılmaz noktaya geldi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi küçük bir azınlık tüm kaynakları emiyor. Gelir adaletinde uçurum yaşanıyor. Yaşananlar ise AKP iktidarının uygulamalarının sonucu. Erdoğan hükümetleri tüm kaynağı kendilerinin de içinde bulunduğu küçük bir azınlığa vermeyi tercih etti. Muhalefet partileri ise yakınmanın bir adım ötesine geçmiş değil.

Ülke tarihinde yaşanmamış büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Bir yandan ülke kaynaklarını azgın bir biçimde sömüren ve sürekli zenginleşen mutlu bir azınlık var. Diğer taraftan ise bir işi olan, küçük dükkanı olan ya da tarlası olan milyonların adım adım yoksullaştığı günlerden geçiyoruz. Ülke insanı çalışırken bile yoksullaşıyor. Gelir adaletsizliği tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı. Tüm üretimi sağlayan, Avrupa’nın en uzun süre çalışan işçisinin ülkenin toplam gelirinden aldığı pay her geçen gün azalıyor. GSMH’daki payı üç yıl içinde yüzde 37’lerden 30’un altına kadar indi.

BİRGÜN’den Uğur Serdaroğlu haberine göre; bu rakamlar ülkede iş bulabilen insanların karşılaştığı muameleyi gösteriyor. Bir de hiç iş bulamayanlar var. Çalışabilir nüfusu içinde yer alan 8 milyon insan işsiz durumda. Bunların önemli bölümü iş bulma umudunu bile yitirdi. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 30’ları bulurken gençlerde durum farklı değil. Tüm bunlar yetmezmiş gibi ülke tarihinin en büyük enflasyonu ile karşı karşıyayız. TÜİK verilerine göre yüzde 70’i geçen enflasyon rakamı ile dünyada ilk 5’in içine girdik. ENAG’a göre bu rakam yüzde 150’nin üstünde.

Vatandaşın başta gıda, konut, ulaşım gibi temek kalemlerde fiyat artışları yüzde 200 düzeyine ulaştı.

AKP iktidarı ülkeyi milyonlarca insanla birlikte bir girdabın içine soktu. Her geçen gün o girdap ülkeyi yutmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan meseleyi sadece hayat pahalılığı penceresinden -o da son derece kısıtlı biçimde- görüp pembe tablo çizmeye devam ediyor.

Muhalefetin altı masalı yapısının dün açıkladığı öneri seçim sonrası oluşturulacak “hasar tespit masası” oldu. Milyonlarca yurttaş bir sonraki günü görmeden ayakta kalmaya çalışırken bu değerlendirmenin çok ikna edici olma şansı yok.

80 milyon yurttaş üç temel sorunla boğuşuyor ve bugün acil çözüm bekliyor. Konuşulacak bir yarının olması bugün atılacak adımlara bağlı.

İŞSİZLİK

Kronikleşen sorun işsizlik​

İşsizlik, Türkiye’nin en önemli ve giderek kronikleşen sorunu. O kadar ki artık TÜİK bile saklayamayacak durumda. Son olarak nisan ayı işsizlik verilerini açıklaya TÜİK oranı yüzde 11,3 seviyesinde verdi. Toplam işsiz sayısı 3 milyon 853 bin kişi olumlu oldu. TÜİK kalem oyunu ile 2019 Nisan’ında yüzde 13,8 olan işsizlik oranını 2022 Nisan ayında 11,3’e kadar geriletse de gerçeği saklayamadı. DİSK’in çabalarıyla hesaplamaya giren geniş tanımlı işsizlik 19,1’den 21,7’ye yükseldi. Yine önemli bir başka veri de genç nüfusta yaşanan işsizlik. 15-24 yaş grubunda olan her 5 gençten 1’i işsiz durumda.

Türkiye öyle bir hale geldi ki hiçbir konu ile ilgili sağlıklı verilere ulaşmak mümkün olmuyor. İşsizlik de bile durum değişmiyor. TÜİK verilerine karşı İŞKUR başka bir gerçeğe işaret ediyor. İŞKUR’a göre işsizlik sadece son 1 yılda 674 bin kişi arttı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) iki kamu kurumunun raporunu inceleyip yeni bir fotoğraf ortaya koydu.

DİSK-AR’ın raporuna göre:

•TÜİK ve İŞKUR verileri arasında 1 milyon 288 bin fark var.
•Geniş tanımlı işsiz sayısı 8 milyon 107 bin.
•Kadın işsizliği yüzde 29,5.
•Geniş tanımlı kadın işsizliği işsizlik türleri arasında en yüksek kategori oldu.
•Geniş tanımlı ve dar tanımlı işsizlik arasındaki fark 10,4 puan.

HAYAT PAHALILIĞI

Geri dönüşü olmayabilir​

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en yüksek enflasyon artışıyla karşı karşıya kalırken ülkede yurttaş kirasını ödeyemez, evine ekmek götüremez oldu. Yoksulluğu yaratan, hayat pahalılığını hiç olmadığı kadar yükselten, daha doğrusu ülkeyi büyük bir uçuruma hızlıca sürükleyen ekonomik krizin sorumlusu olarak pandemiden ziyade Saray İktidarı ve ardı arkası kesilmeyen yanlış ekonomi politikaları olarak gösterilebilir.

Diğer taraftan Erdoğan’ın ‘‘Faizi düşürmeye devam edeceğiz’’ inadı enflasyonun da katlanarak artmasına zemin hazırladı. Politika faizinin düşürülmeye devam etmesi aynı zamanda döviz kurunu da artırırken alım gücü ülke tarihinin son 20 yılının özeti niteliğinde halkın karşısına çıktı. Son bir yıl içerisinde enflasyondaki artış TL’nin değerinin tamamen erimesine yol açtı. Güvenilirliğini yitiren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakıldığında bile son bir yıl içerisindeki tablo net bir şekilde görülüyor. TÜİK verilerine göre, Mayıs 2021 tarihinde yıllık enflasyon yüzde 16,59 iken bu rakam Mayıs 2022’de 73,50’yi buldu. Kasım 2021’de 21,31 olan yıllık enflasyon rakamları adeta onar onar saymaya başlayarak Aralık 2021’de 36,08, Ocak’ta 48,69, Şubat’ta 54,44, Mart’ta 61,14, Nisan’da 69,97’yi gördü. Diğer taraftan AKP’ye yakın isimler bile TÜİK’in güvenilirliğini sorgulamaya başladı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da TÜİK verileri için, “Hayat pahalılığı bütün kitleleri üzecek noktaya ulaştı. Çarşı pazara gidiyorum. Benim gördüğüm enflasyon TÜİK’e benzemiyor” demişti.

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise enflasyonun son 12 aylık artışını yüzde 160,76 olarak verdi. Enflasyon verilerini TÜİK’ten önce açıklayan ENAG hesaplamasına göre mayısta aylık bazda enflasyon artışı ise yüzde 5,46 oldu. ENAG, nisan ayında da yıllık enflasyon artışını yüzde 156,86 olarak vermişti.

uc-baslikli-mengene-1028168-1.

“Ben ekonomistim” diyen, “Bizim ülkemizde teknik anlamda enflasyon değil fiili bir hayat pahalılığı sorunu vardır” açıklamasını yapan Erdoğan’ın politika faizini düşürmeye devam etme isteği ise ülkeyi her an geri dönüşü olmayan bir yola sokabilir.

GELİR ADALETSİZLİĞİ

Milyonlarca yoksul yarattı​

2018 yılından bu yana devam eden ekonomik kriz pandemi ile birlikte kalıcı hale geldi. Üzerine bir de iktidarın yanlış politikaları eklenince ülke tarihide görülmeyen (2’nci Dünya Savaşı dahil) yaygın bir yoksullaşma yaşanıyor.

uc-baslikli-mengene-1028169-1.

Bu deri krizin en önemli sonuçlarından biri her geçen gün artarak devam eden gelir adaletsizliği. Güvenilirliği tartışma konusu olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2019, 2020, 2021 yıllarına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın sonuçları bile tek başına bu tabloyu göstermeye yetecek boyutta. Yıl bazında gelirlere göre yapılan araştırmada en yüksek gelir grubuna sahip nüfusun yüzde 20’lik bölümüne sahip kesiminin elinde tuttuğu toplam gelir yüzde 50’ye yaklaşırken en düşük gelire sahip yüzde 20’lik nüfus ise toplam gelirin yalnızca yüzde 5,5’ini alabiliyor. Ülkedeki gelir adaletsizliğinin tek göstergesi de bu değil. Yine TÜİK verilerine göre, Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYiH) 2022 yılı birinci çeyreğinde yüzde 7,3 arttı. Buna rağmen büyümeden ücretli kesimlerin aldığı pay 2022 yılının ilk çeyreğinde de azaldı. 2022 yılının ilk çeyreğinde ücretli kesimlerin milli gelirden aldığı pay önceki yıl kaydedilen yüzde 35,5’den yüzde 31,5’e geriledi. Sermayenin payı ise 45,6’dan yüzde 47,6’ye çıktı. Gelir dağılımında yaşanan bozulmanın arkasın iktidarın sermayeyi destekleyen politikaları yattığı açık. Uzmanlara göre 2022’nin ikinci çeyrek diliminde tablonun daha da ağırlaşacağı ifade ediliyor. Hatta bugünlerde yapılan hesaplamalara göre ücretli kesimin GSMH’dan aldığı payın şimdiden yüzde 30’un altına düştüğü belirtiliyor. İktidar sürekli büyüme rakamlarıyla övünürken asıl yalın gerçeği görmüyor.

2021 sonbaharı ile birlikte yeni ekonomik modeller deneyen iktidar her uygulamada milyonlarca yeni yoksul yaratıyor. Son olarak devreye soktuğu Kur Korumalı Mevduat (KKM) da bunlardan biri. Bugüne kadar kamuya maliyetinin yaklaşıl 100 milyar lira olduğu tahmin edilen KKM aynı zamanda yeni milyarderler de yarattı. Toplumun yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında bir ücretle hayata tutunmaya çalışırken bu ekonomik sistem yeni milyonerler de yaratmayı ihmal etmedi. Ekonomik krizin buhrana döndüğü son beş ayda Türkiye 89 bine yakın yeni milyoner kazanırken, milyonerlerin toplam serveti 3,9 trilyon liraya ulaştı.

6’lı Masa’da çözüm seçim sonrasına ertelendi

6 muhalefet partisinin bir araya geldiği 6’lı Masa kapsamında oluşturulan ‘Kurumsal Reformlar Komisyonu’ yaptıkları çalışmaları kamuoyuna açıkladı. Komisyon raporunda, kamu maliyesindeki durum ve geleceğe yönelik yükümlülüklerin yanı sıra Stratejik Planlama Teşkilatı kurulması, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) kurumsal yapısının güçlendirilmesi başlıkları yer aldı. Komisyonun açıkladığı başlıklar arasında kamu maliyesine yönelik öneriler yer aldı. Partilerin adayının cumhurbaşkanlığını kazanmaları durumunda atacakları adımlar raporda sıralandı. Komisyonun raporunda atılacak adımlar arasında ilk olarak Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak. Kurul kurumlardan veri ve bilgi talep etme konusunda tam yetkili olacak. Komisyon veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri Cumhurbaşkanı’na rapor edecek. Komisyon raporundan Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlev kazandırmak için alınan önlemlerde sıralandı. Konsey istikrar, kaynak tahsislerinden etkinlik, rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterlilik, yeşil ve dijital dönüşünün sağlanması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam gibi konularda önerilerde bulunacak. Komisyonun raporunda yer alan başlıklardan bir diğeri ise Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması oldu. Kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programa dayalı, kurumlar arası koordinasyonu esas alacak olan teşkilat başlangıçta cumhurbaşkanına, parlamenter sisteme geçişten sonra ise başbakana bağlı olarak çalışacak. Teşkilat çalışmalarında akademi, STK ve özel kesimlerle yakın iş birliği içinde olacak.

Raporda; Merkez Bankası’nın enflasyonun kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilmesi hedefine yönelik olarak hükümet ile belirlediği enflasyon hedefi ve kur rejimi çerçevesinde elindeki araçları bağımsız şekilde kullanan ve karar alan itibarlı bir kurum olmasının hedeflendiği vurgulandı. Merkez Bankası başkanın atanmasına yönelik de değişiklikler öngörüldü. Buna göre; Merkez Bankası’nın üst yönetimini 5 yıllık süre için atanacak. Başkan Bakanlar Kurulu kararıyla, başkan yardımcıları ise başkanın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacak. Başkan atanmadan önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda açık bir değerlendirmeye tabi tutulacak.

ASGARİ ÜCRET GÜN GEÇTİKÇE ERİYOR

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonları Araştırma Merkezi, (DİSK-AR) “Asgari ücret araştırma raporu” hazırladı. Raporda, asgari ücretin enflasyon ve gıda enflasyonu karşısında 5 ayda 5 bin liralık kayıp yaşadığı ortaya çıktı. Kayıp nedeniyle asgari ücretin yılda 4 kez belirlenmesi gerektiğine dikkat çekilirken enflasyon artışı karşısında memur ve emeklilere 6 ayda bir yapılan zammın yetersiz olduğu vurgulandı. Diğer taraftan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilerin doğru olmadığına değinilirken “TÜİK, Mayıs 2022 dönemine ait Tüketici Fiyat Endeksi’ni (TÜFE) yıllık yüzde 73,5, 2022 yılının ilk beş ayı için yüzde 35,64 olarak açıkladı. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 91,6 olarak açıklandı. Ancak bu enflasyon oranları farklı gelir gruplarının gerçeğini yansıtmıyor. DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre asgari ücretlilerin gıda enflasyonu Mayıs 2022’de yüzde 119-135 bandında gerçekleşti” ifadelerine yer verildi.

Diğer taraftan DİSK üyeleri, İstanbul Tophane’deki İl Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü önünde toplanarak 5 acil talep sıraladı. Düzenlenen basın açıklamasında konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun toplanmasının önündeki tek engelin AKP iktidarının politik tercihleri olduğunu söyledi.

SERMAYELER KAZANDI

Çerkezoğlu, “Aralık ayında 4 bin 253 lira olarak belirlenen asgari ücretin mayıs ayında 1516 lira erdiğinii belirterek, “Enflasyon nedeniyle yılın ilk 5 ayında 5 bin liramız cebimizden uçtu gitti. Gerçek enflasyon oranına göre değil, TÜİK verileriyle 5 bin liramız buharlaştı. Dar gelirliler kaybetti. Bir avuç sermayedar kazandı” dedi. AKP iktidarının uyguladığı politikalarla emeği daha da ucuzlatmak istediğini söyleyen Çerkezoğlu TÜİK’in açıkladığı verileri eleştirerek, “Bunun adı hata değildir, bu teknik bir sorun değildir. Bunun adı hırsızlıktır. Fakirden alıp zengine vermektir. Bizler fakirden alıp zengine veren bu düzene karşı da hakikat mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Aynı zamanda Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun derhal toplanarak yeni asgari ücret belirlemesi gerektiğini söyleyen Çerkezoğlu DİSK adına taleplerini şöyle sıraladı:

•Asgari ücret yüksek enflasyon dönemlerinde yılda dört kez belirlenmeli
•Asgari ücret tespitinde sadece enflasyon değil büyüme oranı ve yoksulluk sınırı da esas alınmalı
•Asgari ücret üzerindeki sigorta prim yükü azaltılmalı, işverenlere verilen SGK prim desteği işçiler için de sağlanmalı
•Asgari ücrete paralel olarak diğer tüm ücretler ve emekli aylıkları da arttırılmalı
•En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çekilmeli, EYT’lilerin emeklilik hakları verilmeli

Okumaya devam et

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Published

on

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Yılmaz : Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz: İhracat ve üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. Üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Published

on

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmediklerini vurgulayarak “Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz” dedi.

Krediye erişimin artan maliyetinin üretimin de maliyetini yükselttiğini bu nedenle büyümede ivme kaybı yaşanacağını, işsizliğin artacağını anlatan Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri konuştuk.

TOPLUMSAL MALİYET ARTTI

– KKM nedeniyle Hazine’den şu ana kadar 60 milyar TL’nin üstünde para gitti. Halkın parası, parası olanlara gitti aslında. Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kur riskine karşı kendisine güvence arayan kesimler için bir alternatif olan KKM, bir süreliğine kurun yükselişini dizginledi, Ağustos’un ikinci haftasında 1.2 trilyon TL’lik hacme ulaştı. Ancak TL mevduatlarından KKM’ye geçenlerin kur farkları Hazine’ye, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) geçenlerinki de TCMB’ye yük oldu. KKM için bütçeden ödenen kur farklarının ekonomik-mali transferlerle ulaşılacak amaçlarla bir ilgisi kurulamaz.

KKM nedeniyle vergi gelirleriyle beslenen bütçemizden temmuz ayı itibarıyla 60.6 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutar, toplam ekonomik-mali transferlerin yüzde 73’ü olup, gerçek anlamda ekonomik büyümeyi destekleyecek ve büyüme patikasını çizecek KOBİ’lere, girişimcilere hibe ve destekleri, yatırım teşvikleri gibi transferlerin toplamı ise ekonomik-mali transferlerin payı üzerinde çok büyük baskı yaratıyor. Ek bütçeyle KKM kur farkı için eklenen ödeneğin de 1.5 katının üzerine çıkılmış oldu. Öte yandan KKM için Temmuzda ödenen tutar o aydaki vergi gelirlerinin yüzde 14’üne ulaşmış durumdadır.

KKM kur farkı ve getirisinde stopaj oranı 0’dır. Bu getiriyle ödeme gücü artanlara, TL’ye olan teveccühün artması, kur sıçramalarının oluşmaması için vergi avantajı sunuluyor. Bu durum verginin mali amacını da gelir dağılımında adaleti sağlama amacını da zedeliyor. KKM’nin Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını bilmiyoruz. Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz.

TIRMANIŞA DEVAM

– Yüzde 80’i bulan resmi enflasyon var, kur 18 lirayı aştı, bu alanda neler öngörüyorsunuz, ne tür riskler var?

Gıda fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekici. Gıda TÜFE aylık yüzde 3.15 artışla yıllık yüzde 94.7’ye ulaştı. Üstelik Gıda TÜFE, Gıda Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile birlikte yükseliyor. Temmuzda enerjide ÜFE yüzde 12.3 artarak yıllık yüzde 350’ye ulaştı. Elektrik, gaz grubunda ÜFE artışı aylık yüzde 19’a çıktı. ÜFE’den TÜFE’ye geçişkenlik sonucunda sonbahar aylarında enflasyondaki tırmanış sürecek.

VERGİ GELİRİNE KUR DOPİNGİ

– Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi?

2022’nin olumsuz makroekonomik koşullarına ilişkin isabetli tahminlerde bulunmadan 2022 bütçesinin hazırlanmış olması, diğer deyişle “bütçenin doğruluk ilkesi”nden uzaklaşılmasıyla bütçe “kadük” kaldı. Bütçe giderleri için ayrılan ödeneklerin, kur sıçramaları ve enflasyonist süreç nedeniyle yetersiz kalacağı anlaşılınca 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de Ek Bütçe Kanunu yayımlanarak yürürlüğe girdi. 1.7 trilyon TL bütçe gideri, ek bütçeyle 2.8 trilyon TL’ye genişledi. Bütçe gelirlerinde yeni hedef de 1.5 trilyon TL’den 2.5 trilyon TL’ye çıktı.

Yılın ilk 6 ayında bütçe giderlerinin yüzde 41.4’ü kullanılırken tahmin edilen bütçe gelirlerinin de yüzde 50’si elde edilmiş bulunuyor. Yüksek enflasyon nedeniyle 2022 yılı vergi gelirleri beklentinin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan firmaların enflasyon nedeniyle artan nominal kârları gelir/kurumlar vergisine tabi olurken, diğer yandan kurdaki yükselişle pahalılaşan ithal ürünlerden alınan dış ticaret vergileri, içeride KDV, ÖTV gibi tüketim vergilerinin hasılatı daha da yükseliyor. Temmuz ayında ücretlilere verilen enflasyon farkı (zam diyenler de var) ücretleri nominal olarak artırırken verilen enflasyon farkının önemli bir kısmı gelir vergisine gittiği için de vergi hasılatı artıyor.

Vergi gelirleri yüksek kur ve enflasyon kaynaklı artarken bütçe giderlerinin maliyeti de aynı nedenle artar. Ek olarak bütçenin kalan kısmının seçim atmosferinde kullanımıyla bütçe giderlerindeki hızlı artış kaçınılmaz olur ve mali disiplinden uzaklaşılır.

ENFLASYONLA MÜCADELE YOK

– Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları neler?

TL’nin değer kaybı sonucu yoksulluk derinleşirken nüfusun dar bir kesimi milli gelirden daha fazla pay alıyor, bu durum gelir dağılımını daha da bozuyor. Ücretli kesim büyümeden refah payını alamıyor. Hem ihracat hem üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. İhracatın ithalata bağımlı yapısını değiştirecek üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.

Türkiye’de enflasyonla mücadelede politika tedbirleri alınmıyor. TL’ye değer kazandırıcı para politikası uygulamalarına geçilmeli. Moody’s kredi notumuzu B2’den B3’e düşürdü. Bunun cari açık ve dış kaynak girişi üzerinde negatif etkisi olacak. TCMB rezervleri artırılmalı.

DÜŞÜK FAİZ TL’DEN KAÇIŞI HIZLANDIRIYOR

– Yıl sonu büyüme, işsizlik, faiz ile ilgili öngörüleriniz neler? 

Yüzde 60’ın üzerindeki negatif reel faiz TL’den kaçışı hızlandırıyor. Politika faizi 8 aydır yüzde 14’te sabitlense de hem tüketici kredi (ihtiyaç, konut, taşıt) faizleri hem ticari kredi faizleri hem de Hazine’nin iç borçlanma faizleri politika faizinin iki katından fazla. Krediye erişimin artan maliyeti üretimin de maliyetini yükseltirken büyümede ivme kaybı yaratacak. Son yıllarda küresel büyüme oranının üstünde büyüyen ekonomimiz, 2022’de küresel büyüme oranının altında kalacak. Gelecek aylarda işsizlik oranının düşmesini engelleyecek hatta artışına neden olacak iki etken görünüyor. Temmuzda ücretliye verilen enflasyon farkının işverene artan maliyeti, diğeri de ekonomik aktivite düzeyindeki yavaşlama.

Şehriban KIRAÇ – Halktv.com.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Esfender KORMAZ : Ekonomi bahara çıkmaz

Yeniçağ yazarlarından Prof. Dr. Esfender KORKMAZ ekonomi ile ilgili beklentilerini ve gerekçelerini anlatan bir yazı kaleme aldı.

Published

on

Nerden bakarsak bakalım, eğer hükümet ekonomik kriz olduğunu reddetmeye devam ederse ve bir istikrar programı yapmaz ise, ekonomiyi seçimlere kadar götüremez.

Hükümet ekonomiyi bir şirket gibi görüyor ve günlük palyatif önlemlerle işi götürmeye çalışıyor. Söz gelimi Akkuyu Nükleer Santrali için Ruslardan gelen dövizle, Suudilerle yapılan swap anlaşmaları ile ve ödemeler bilançosunda nereden geldiği belli olmayan dövizlerle, günü kurtarmaya çalışıyor. Ya da Heterodoks adı altında karmaşık ve çelişkili düzenlemelerle, yasaklarla işi götürmeye çalışıyor..

1.Kredi derecelendirme kurumları, Türkiye’nin iflasın eşiğinde olduğunu ilan ettiler.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu B2 den B3’e düşürdü. B3, son derece spekülatif anlamındadır. Finansal istikrarsızlık ve yetersiz rezerv varlığının bir göstergesidir. Bu derecenin bir altı iflasın kaçınılmaz olduğunu gösterir. Yani Türkiye, kritik eşiktedir.

Moody’s, Türkiye’nin notunu düşürürken gerekçe olarak “Giderek artan karmaşık düzenleyici mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makro ekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması olası görünmüyor” diyor.

Fitch Raiting’in notu B ve Moody’sin notu da B ‘tür. Anlamı ülke ekonomisi son derece spekülatiftir.

2. Hükümetin aldığı kararlarla, bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borçların çevrilmesi ve cari açığın finansmanı olası görünmüyor.

Moody’s cari açığın arttığını ve 2022 GSYH’nın yüzde 6’sına ulaşacağını da açıkladı. Cari açığın en iyi finansman yolu doğrudan yabancı yatırım sermayesidir. Bu sene ilk 6 ayda bu tür sermaye gelmedi ve tersine 0,6 milyar dolar da çıktı.

Cari açığın diğer bir finansman aracı dış borçlardır. Türkiye, dış borçları çevirmek için yüksek faiz ödüyor. Bugün için yüzde 6,5 iflas sigorta risk primi ve yüzde 3 faiz dersek, en az yüzde 9,5 faizle tahvil satıp dış borç bulabiliyor.

Dahası, hükümet ihracatçıya döviz gelirinin yüzde 70’ini bozdurma zorunluluğu getirdi. Kredi alanlara, bu krediler ile döviz alımı yasağı getirdi.

Öte yandan Merkez Bankası rezervleri ekside… Merkez Bankası reel kur endeksine göre kur pahalı. Bir doların 10 lira olması gerekirdi. 18 lira. İthalatçı döviz bulmak zorunda. Yabancılar risk yüksek diye vadeli ithalat işlemi yapmıyor. İthalatçı ya kredi ile veya içerden döviz bulmak zorundadır. Üretimde ara malı ve ham madde ithalat girdi payı yüksek. İthalat aksarsa üretim de aksar.

MB ödemeler bilançosuna göre bu yılın ilk 6 ayında 32,4 milyar dolar cari açığın 17,5 milyar doları nereden geldiği belli olmayan döviz girişi ile karşılanmış. Belirsizlik yüksektir. Yarın daha çok döviz çıkışı olabilir. Yani sürdürülemez.

Bu şartlar altında özel sektör, ithalat yapmak ve dış borçlarını çevirmek için nereden ve nasıl döviz bulacak?

3.Piyasaya müdahale ve yasaklar, tersten kesiyor sosyal maliyetleri ve riskleri daha çok artırıyor.

Faiz politikası ile kolayca çözülebilecek kur artışları için kur korumalı mevduat getirildi. Bütçe açıkları arttı. Vergi verenden parası olana gelir transfer edildi.

Maliyetleri düşürmeden, fiyat indirimi ve yasaklar piyasa düzenini bozdu. Yasaklar devam ederse karaborsa başlayacaktır.

Sonuç: Uluslararası kuruluşlar, kredi derecelendirme kuruluşları, dışarıda ve içeride verileri değerlendiren herkes, Türkiye iflasın eşiğinde diyor ve fakat hükümet kriz yok diyor. Anlaşılır gibi değil.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

  • Merkez Bankası (MB) faiz kararı... MB faizi düşürürse, sabit bırakırsa altın, dolar, kur ne olur? 18 Ağustos 2022 18/08/2022
    ABD Merkez Bankası (FED)’in geçtiğimiz ay faiz kararını açıklaması sonrasında gözler TCMB Ağustos ayı faiz kararına çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 14’den yüzde 13’e indirdi. Peki, Merkez Bankası (MB) faiz kararı sabit kaldığında altın ve dolar ne olur? MB faiz düşürürse durum ne olur? İşte o detaylar...
  • Canlı altın fiyatları 18 Ağustos 2022... Çeyrek altın fiyatı ne kadar, gram altın kaç TL? 18/08/2022
    Altın fiyatları geçtiğimiz haftadan bu yana yükseliş seyrine geçmişti 1.038 liraya çıkan gram altın düşüşte. Ons altında ve döviz kurlarında yaşanan hareketlilik diğer altın türlerine de yansıyor. Altın fiyatlarının nasıl yön izleyeceği yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Peki, bugün çeyrek altın, gram altın ne kadar, kaç TL? İşte 18 Ağustos altın fiyatları…
  • Son dakika... TCMB faiz kararı açıklandı... İşte Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı 18/08/2022
    Merkez Bankası faiz kararı Ağustos 2022 PPK toplantısı ile açıklandı. TCMB faiz kararı açıklaması sonrasında Merkez'in aldığı karar ortaya çıktı. Peki, Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? TCMB Ağustos 2022 faiz kararı açıklandı! 18/08/2022
    Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı açıklamasını Para Politikası Kurulu toplantısı sonrasında yaptı. TCMB PPK takvimi içerisinde toplantının hangi tarihte yapılacağı duyurulmuştu. Peki, piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç oldu? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Euro Bölgesi çekirdek enflasyonu beklentiyi aştı 18/08/2022
    Euro Bölgesi enflasyon oranı Temmuz’da yıllık 8,9 olarak açıklandı. Veri, bir önceki verideki tahminle paralel seyrederken çekirdek enflasyon ise beklentileri aştı.
  • Son dakika! Bakan Kurum: Ofisler konuta dönüştürülecek 18/08/2022
    Son dakika haberi... Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanların İmar Yönetmeliği” ile ilgili bir takım değişiklikler yapıldığını duyurdu. Konut ve kira fiyatlarını düşürmek için her adımı attıklarını vurgulayan Bakan Kurum, “İstanbul’da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon metrekare arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofis, konuta […]

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.