Connect with us

EKONOMİ

Kerim Rota : 4×4

2018’de verilen ekonomik vaadin yıldönümünde, dört yılda borcumuzun ve fiyatların dörde katlanmasına maruz kaldık. Tekrarlayan krizlerin veya şokların yarı ömürleri genelde kısalır. Karşılaşacağımız bir sonraki krizin dört dörtlük kusursuz bir fırtınaya dönüşmesi artık yüksek olasılık. 1990’ların baş döndüren enflasyon-devalüasyon çukuruna tekrar düşmemek için son şansımız ise gelecek yıl yapılacak olan “ya hep ya hiç” seçimleri.

Published

on

19 Haziran Pazar günü Cumhurbaşkanı’nın “24’ünde bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” demesinin dördüncü yıldönümünü olacak. 24 Haziran 2018 seçimlerinin en ses getiren vaadi olan bu söz, sanırım Tansu Çiller’in 1991 seçimlerindeki “Her eve iki anahtar” sözüyle beraber hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecek. Her iki vaadin sahibi de biliyorsunuz “ekonomist” olduklarını görevleri boyunca sıkça tekrarladılar. Bu nedenle son 25 yılda ekonomistlerin itibarının azaldığına ve ortalama kazançlarının diğer meslek gruplarından daha hızlı düştüğüne neredeyse eminim, ancak böyle bir veri yayınlanmadığı için ispatlayamam.

Dört Yılda Dört Kur Şoku

Faiz ve “şunla bunla”dan kastedilen dövizle uğraşılırken gördüğümüz ise dört yılda dört kur şoku oldu. İlk kur şokuyla 2018 Ağustos ayında karşılaşsak da Merkez Bankası (TCMB) faiz artışı ve parasal sıkılaşmayla dengeye kavuşabildik. İkincisiyle pandemi sonrası “128 milyar dolar” skandalının derinleşmesinin ardından Kasım 2020’de karşılaştık. Bu kez hem faiz hem de itibar artırmak gerektiğinden, faizi artırırken damat bakanın da feda edilmesi gerekti. Üçüncü ve en ağır kur şokunu Aralık 2021’de doların Türk lirasına karşı 18’e yükselmesiyle yaşadık. Son kur şokunu da içinde yaşadığımız günlerde yaşamaktayız. Ne yazık ki bu kez krizin birkaç ay ötelenmesi için masaya konulan formüller bile artık ışıldamıyor.

Aslında bugün yaşadığımız kur şoku Aralık ayındaki üçüncü şokun devamı sayılır. İlk iki kur şoku ardından hatalar kısmen kabullenilmiş ve çare aranmıştı. Oysa Eylül 2021’den bu yana başta FED olmak üzere büyük Merkez Bankaları faiz artışının ve bilanço küçülmesinin iletişimini yapmaya başlamıştı. Buna rağmen Türkiye sadece üç ayda dünyada kendi parasına en fazla negatif faiz uygulayan ülke konumuna geldi. Aralık 2021’de ortaya çıkan kriz, AK Parti’nin “alışılmadık” politikalarına devletin kefil edilmesiyle sadece ötelenmişti. Bugün ise halının altı doldu taştı.

Dört Yılda Dörde Katlanan Dertler

Dört yılda ortaya çıkan dört kur şokunun sonucunda birçok yükümlülüğümüz ve fiyatlar da dörde katlandı. Cumhurbaşkanı’nın bu iddialı vaadi sonrasında başımıza neler geldiğini aşağıdaki tablo yardımıyla görelim.

TÜİK, fiyatların bu dönemde 2,7 kat arttığını söylediği için işi olanlar ancak bu civarda zam aldılar. Oysa aynı dönemde dolar 3,7, akaryakıt fiyatları 4,6, kredi borcumuz 5,4, konut fiyatları ise 4,4 katına çıktı.

Sonuçta geliri yetmediği için daha çok borç alan, devletin kendisinden daha hızlı aldığı borcu da üstlenen, bir otomobil veya konuta ulaşma hayali bile kalmayan milyonlar bu vaadin altında ezildikçe ezildi.

2018 öncesi kıt kanaat geçinenler açlık sınırının altına itilirken, bugün artık karı-koca mesleğini yapmaya yeni başlamış bir hekim çift bile yoksulluk sınırının altında hayata başlamak zorunda.

Faiz ile Dört Dörtlük Balayı Dönemi

Faizlerle nasıl uğraşıldığı da ortada. Muhtemelen iktidarın politikalarıyla en çok hedef aldığı “faizciler” açısından bu dört yıl adeta “dört dörtlük balayı” dönemi oldu. Enflasyon 2,7 kat artarken toplam borç stoku ve ödenmemiş faizlerin toplamı 4,1 katına çıktı. 2017 yılında 57 milyar TL olan kamunun faiz ödemeleri bu yıl 240 milyar TL olarak bütçelendi. Gerçekleşmenin bu tutarın üstünde olacağı da şimdiden belli. Buna bugüne dek sadece altı ayda 160 milyar TL’yi geçtiği hesaplanan kur korumalı mevduata Hazine ve TCMB’nin ödeyeceği tutarlar da dahil değil.

Dört Ülke Dört Sonuç

Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. “Her şey bu kadar mı kötü? Cumhurbaşkanımız 2018 yılında bu vaatleri verirken dünyada pandemi ve Rusya/Ukrayna savaşı gibi büyük krizlerin olacağını nasıl bilebilirdi?”

Bu soru sıkça “çürük” olmayan medyada da dile getiriliyor. Pandemiye rağmen ekonominin aslında iyi yönetildiği ve diğer ülkelerin bizden çok daha kötü durumda olduğu yazılıp çiziliyor.

Gerçekten de sadece Türkiye’deki veriler üzerinden konuşmak haksızlık değil mi? O zaman gelin kısa bir uluslararası karşılaştırma da yapalım. Bunu da yazının favori rakamı “dört” ülke için yapalım.

Karşılaştırmayı yaparken derecelendirme kuruluşu Fitch’in bu vaadin verildiği Haziran 2018’de bize benzer şekilde notladığı bazı ülkelere bakacağız. Bunlar Türkiye ile beraber Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika.

Aşağıda Fitch tarafından verilen notların 2018 ortasından bu yana gelişimini görebilirsiniz.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin notu üç kez düşürülürken, Güney Afrika’nın iki kez düşürülmüş. Hindistan ve Brezilya’nın notu ise dört yıldır değişmemiş.

Tabii bazı iktidar temsilcilerinin tabiriyle Fitch, “fiçliğini” yapmış olabilir. Bu nedenle analizimizi “dış mihraklar tarafından fonlanan” derecelendirme kuruluşlarının dışında da yapalım.

İlk olarak ülke risk primleri CDS’e bakalım.

2018 başından bu yana Türkiye ülke risk priminde derin bir negatif ayrışmaya uğramış. Dört yıl önce bu dört ülke de neredeyse aynı risk sınıfında görülürken bugün Türkiye bu ülkelere göre dış borcuna artık %5-%6 daha fazla faiz ödemek zorunda. CDS keşke bazılarının zannettiği gibi sadece bir finansal piyasa enstrümanı olsaydı. Oysa CDS aynı zamanda dış dünyaya ödediğimiz faizleri belirlediği için iç kaynaklarımızla dış kreditörlere transfer edilen tutarı gösteriyor.

Peki sizce bu ülkelerde yaşayanlar Haziran 2018’den bu yana ne kadar birikimli enflasyona maruz kalmış olabilir? Bunu da aşağıda görebilirsiniz.

Bizde dört yıllık birikimli oluşan %167 enflasyona karşı diğer ülkelerde oluşan en yüksek enflasyon %29 ile Brezilya’da.

Aynı dönemde Türkiye’de dolar 3,7 katına çıkarken bu ülkelerin paralarının dolara karşı değer kaybını ise aşağıda görebilirsiniz.

Dört yılda dolar Türk lirasına karşı %275 değer kazanırken Real’e karşı %32, Güney Afrika randına karşıysa %18 değer kazanmış.

Krizlerin Yarı Ömrü

Karşılaştırma yaptığımız ülkeler pek de iyi yönetilen ülkeler olarak tanımlanamaz. Hiçbiri yıllardır istikrar ve barış içinde yaşayan bir İskandinav ülkesi de değil.

Tablolara bakınca dört yılın sonunda keşke yukarıda adı geçen ülkeler kadar bile “kötü” yönetilmiş olsaydık dememek elde değil. Bu ülkelerin siyasetçilerinin benzer yanları çok olsa da, bu veriler kurumsallaşmış ekonomi kurumlarının ve sağlam Merkez Bankalarının ne büyük fark yaratabildiklerini ortaya koyuyor.

2018’de verilen ekonomik vaadin yıldönümünde, dört yılda borcumuzun ve fiyatların dörde katlanmasına maruz kaldık. Tekrarlayan krizlerin veya şokların yarı ömürleri genelde kısalır. Karşılaşacağımız bir sonraki krizin dört dörtlük kusursuz bir fırtınaya dönüşmesi artık yüksek olasılık. Bu nedenle önümüzdeki dönemde 1990’ların baş döndüren enflasyon-devalüasyon çukuruna tekrar düşmemek için son şansımız gelecek yıl yapılacak olan “ya hep ya hiç” seçimleri.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.