Connect with us

Murat Şenol

EKONOMİ YÖNETİMİNCE, DÜNYADAKİ GELİŞMELERİN TERSİNE  ALINAN KARARLAR

Published

on

Pandemi sonrası tüm dünyada ekonomik görünümde ciddi bir farklılaşma yaşanmakta. Enerji  fiyatlarındaki artış, tedarik zincirindeki aksamalar, Rusya – Ukrayna Savaşı tüm emtia ve hizmet sektöründe fiyat artışlarına neden  oldu. Bu durum  Enflasyon ve Resesyonun birlikte oluşması demek olan “stagflasyon” riskinin tüm ülkelerce tartışılmasına sebep olmuş bunun sonucu dünyadaki ülkeler genel geçer Ortodoks politikalar uygulayarak faizleri artırıcı ve varlık alım programları ile  para arzlarında kısıcı yöntemler uygulamaya başladı. Bizim ülkemiz ise diğer ülkelerin tersine, herkes frene basarken gaza basmış, faizi düşürmüş  ve para arzını arttırmıştır. ( Merkez Bankası’nın son bir yıldaki M1 para arzı %92.87 artmıştır ). Enflasyonu resmi rakamlara göre  OECD  ülkelerinin 10 katına çıkarmayı başarmış bulunuyoruz. Resmi rakamların doğruluğu da  tartışmalı olup gerçek enflasyonun belki dünyanın 15-20 katı olduğu bile konuşulmaktadır.

BÜYÜYELİM DESTURU İLE YOLA ÇIKILDI, HALK YOKSULLAŞTI

Büyümeden taviz vermeme adına uygulanan bu politikalardan beklenen; ihracatın ithalattan  daha fazla artması,  böylece  dış ticaret açığının küçültülmesi ve bunun sonucu dış finansman ihtiyacının azaltılarak döviz üzerindeki baskının azaltılmasıdır. Ancak beklenenin tam tersi oldu ve ithalat, ihracattan daha fazla artarak dış ticaret açığını geçmişe göre daha da arttırdı, böylece  dış finansman ihtiyacının artması sonucu da döviz kurları artmaya devam etti.  Yurt içindeki kur artışı, Rusya – Ukrayna savaşı,  dünyadaki enerji ve emtia fiyatlarının döviz bazındaki  artışı ile birleşince iç piyasada mal ve hizmet fiyatlarının daha da  artacağı beklentisi oluştu ve dolayısıyla  talep öne çekildi ve böylece hem maliyet enflasyonu hem de talep enflasyonu yaratıldı  ve enflasyon kontrolden çıkmaya başladı. Gelinen noktada ihracat mütevazi artarken, ithalat hızla artmakta, kur artışları, enflasyon, ülkemizin CDS oranları hepsi birbirini tetikleyerek hızla yukarıya tırmanmaya devam etmektedir. Bu artışların devamı gelir dağılımını daha da bozarak eşitsizlikleri artırmakta, zengin daha da zenginleşirken; sabit gelirliler hızla yoksulluk ve açlık sınırının altına çekilmektedir.

ENFLASYON SARMALINA GİRDİK

Geniş halk kesimlerinin satın alma güçleri düşürülerek orta vadede hane halkı ve firmaların talebi kısılarak büyüme nasıl sağlanacaktır, keza satın alma gücü düşünce iç talep bir süre sonra büyümeye negatif etki yaratacak ve dünyadaki emtia- navlun fiyatlarındaki artışlar da ihracattaki rekabet imkanını kısacağından bu kez ihracatın da büyümeye katkısı azalacak,  geriye sadece kamu harcamaları ile büyüme sağlanabilecek ancak kamunun da borçları hızla arttığından ve para arzı arttırıldığından bu kez enflasyonu daha da artırması sonucu 80 ve 90’lı  yıllardaki kronik enflasyon sürecine girilmiş oldu.

PLANLAMA GÜNÜBİRLİK POLİTİKALARA DÖNDÜ

Ekonomi  yönetiminin elinde uzun vadeli planlı bir programı olmadığından günübirlik kararlarla ekonomi yönetilmeye çalışılmakta, toplumun önüne planlı, entegre ve tutarlı bir program sunulamamaktadır. Her hafta sonuna doğru yeni günübirlik kararlar açıklanmakta.

Ülkemizde 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı ( DPT) maalesef 2011 yılında küreselleşmenin ve neoliberal politikaların planlamayı gereksiz bulması ve her şeyi Piyasa kurallarına terk etme düşüncesi nedeniyle 2011 yılında kapatılmış ve süreç içinde DPT görevlerinin bir kısmı, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na devir edilmiştir.

12. KALKINMA PLANI NASIL GİDİYOR?

Öte yandan 10 Haziran 2022 tarihinde, 2024-28 dönemini kapsayacak olan On İkinci Kalkınma Planı genelgesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Genelgede belirtilen On İkinci Kalkınma Planı hazırlıkları çerçevesinde, küresel düzeyde süregelen ekonomik, sosyal, jeopolitik ve siyasi dengesizliklerin oluşturduğu tehditlerin giderilmesi için öncelikler belirlenecek, Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda kamu, özel ve sivil toplum temsilcileri ile akademik çevreler bir araya getirilecektir. Büyüme, enflasyon, tarım, hayvancılık, güvenlik, ticaret, turizm, inşaat, eğitim, aile, yoksulluk, konut, su, iklim değişikliği gibi pek çok konuyu kapsayan 54 adet özel ihtisas komisyonu kurulmuştur.

Bu komisyonların uzun vadeli stratejiler çerçevesinde koordinasyonla ülkemizdeki başta enflasyon, yoksulluk, istihdam ve ekonomik kalkınma sorunlarını uzman kişilerce hep beraber çözmeleri en büyük temennimizdir. Ancak mevcut siyasi yapı içerisinde bu çok zor görünmektedir. Usulen komisyonlar oluşturulmakta, günü birlik kararlar alınmakta, enflasyon artmakta ve gelir dağılımı hızla bozulmaya devam etmekte, sabit gelirli memur, işçi ve emekli için yaşam her geçen gün zorlaşmakta, yoksulluk ve açlık sınırı altındaki insan sayımız hızla artmaktadır.  Gallup araştırma şirketinin her yıl düzenlediği “dünyanın en sinirli insanların olduğu ülkeler” sıralamasında Türkiye’deki insanalar Lübnan‘dan sonra en SİNİRLİ insanlar seçilmişlerdir. Bu durumun son dönemlerdeki ekonomik koşullarla ilgisinin olduğu açıktır. Bu koşullar altında ülkemiz bir seçim sathı mahaline girmektedir.

DÜNYANIN TERSİNE GİDEREK NİRVANAYA ULAŞILIR MI?

Dünyanın gidişatının tersine uygulanan bu politikaların bizi götürmesi gereken yer fakirleştiren bir büyüme değil, gelirin adil dağıtıldığı, uzun vadeli tutarlı politikalarla sürdürülebilir bir kalkınma olmalıdır. Görünen o ki;  seçime kadar politikalarda bir değişiklik olmayacak ve enine boyuna düşünülüp tartışılmadan serbest piyasa ekonomisinde kabul edilemeyecek yepyeni sürpriz kararlar alınmaya devam edilecek, ülkemizde daha da yoksullaşan insanların sinirleri daha da bozulacak ve seçime doğru gidilecektir. Seçim süreci ve  sonrasının ne olacağını da hep beraber göreceğiz.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Published

on

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

Murat Şenol

DEVLET EKONOMİDEN ÇEKİLDİKÇE GELİR DAĞILIMI BOZULUYOR

Published

on

1980’li yıllardan itibaren dünyada neo-liberal sağ politikalar ile devletin ekonomideki varlığı azaltılarak serbest piyasa ekonomisinin etkinliği artırılmaya başlanmıştır. Böylece piyasa aktörleri ekonomide daha özgür bir şekilde hareket etmeye başlayarak sömürü düzenini hızlandırmış ve dünya üzerindeki eşitsizlikler artmıştır. IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların baskısı ile özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde özelleştirmeler hızla yapılırken, gelişmiş batı ülkelerinde özelleştirmeler aynı hızda yapılmamıştır. Bunun sonucu kamu harcamalarının ekonomi içindeki payı, gelişmiş batı ülkelerinde %50’ler civarında ve neredeyse bir tür karma ekonomi modeli görüntüsü verirken, bu pay ülkemiz gibi gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde nerdeyse ortalama % 30’lar seviyesindedir.

2020 yıl sonu OECD verilerine göre kamu harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki payları aşağıdaki tablodadır.

Kaynak: data.oecd.org

Gelişmiş ülkelerde nüfusun gelişmekte olan ülkelere göre daha yaşlı olması nedeniyle kamu harcamalarında aslan payı, sosyal güvenlik harcamalarına gitmekte ancak ülkemizde sosyal harcamalar kamunun payında olduğu gibi gelişmiş ülkelerin neredeyse yarısından daha azdır. Nüfusumuz yaşlanıp, emekli sayısı ve yoksulluk ve açlık sınırındaki kişi sayısı arttıkça   ekonomide küçülmüş olan devlet, daha fazla gelir imkanı yaratmadığından ve daha çok kişiye sosyal yardımlar gerektiğinden sosyal harcamaların reel karşılığı düşmektedir.

Kaynak: oecd.org, Social Expenditure database (socx)

Dünyadaki neo-liberalleşme politikaları sonucu, 1980-2020 yılları arası dönemde özelleştirmelerle devletin ekonomideki payı küçültülürken özellikle de sendikaların etkisi iyice azaltılmış  ve pazarlık güçleri yok edilmiş ve dolayısıyla sabit gelirlilere daha az ücret ödenerek gelirleri azaltılmış, böylece  insanların büyük bir kısmı yaşamlarını sürdürmeleri için gereken ihtiyaçlarını gidermekte zorlanmış, özellikle 2000 li yıllarda ülkemizde özelleştirmelere hız verilmiş , gelir dağılımı bozuldukça sabit gelirliler adeta tüketici kredilerine ve kredi kartlarına bağımlı hale getirilmişlerdir.

Yakın döneme baktığımızda, ücretlilerin net hasıla içindeki payı 2016 yılında %43.3 iken Cumhurbaşkanlığı sisteminin konuşulmaya başlaması ile birlikte bu pay 2021 yılı sonunda %36.5 düşmüştür. Milli gelir 2016- 2021 arası toplamda %27.2 büyürken sabit ücretlilerin payının hızla düşmesi sonucu fakirleştiren büyüme konuşulmaya başlanmıştır. Ekonomi büyürken sabit ücretlilerin payı düşmekte, özellik de gelir ve servet dağılımında ilk %10 diliminde olanlar hem büyüyen pastadan daha çok pay almış hem de reel olarak ücretlilerin payından da pay almışlardır.

Kaynak: 04.03.2022 Korkut Boratav haber.sol.org.tr yayınlanan yazı

2021 yılı sonlarından itibaren hızlanan TÜFE’yi, ENAG %142 açıklanırken, TÜİK  % 61 olarak açıklamaktadır ve sabit gelirliler de TÜİK’in  açıkladığı  oranlara  göre en fazla % 50 civarında zam almaktadırlar. Böylece sabit gelirlilerin satın alma güçleri hızla düşmeye devam etmektedir.  inşaat sektöründen örnek vermek gerekirse  Şubat 2022 itibari de malzeme endeksi %113,27 artarken işçilik endeksi % 41,38 artmıştır.  Tek başına bu örnek bile enflasyondaki artışa karşın ücretlilerin nasıl ezildiğini göstermektedir.

Ülkemizde Sosyal Güvenlik kapsamında yaklaşık 25 milyon kişi ( ücretli yaklaşık 14 milyon kişi ),  emekli yaklaşık 14 milyon kişi, çiftçi 500 bin  kişi bulunmakta, onların eş ve çocuklarını dikkate aldığımızda 70-80 milyon kişi ekonomi büyürken hızla fakirleşmekte, eşitsizlikler artmakta ve gelir dağılımı bozulmaya devam etmektedir. Ülkenin %10 daha da zenginleşirken % 90 ise hızla fakirleşmeye devam etmektedir.

1980’li yılların başından itibaren dünyayada yaygınlaşan neoliberal küreselleşme politikalar sonucu; özelleştirmeler gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkeler kadar yapılmamış ve kamunun ekonomide kamu payı yüksek olmuştur. Ancak bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde özelleştirmelere hız verilip ekonomide kamunun payı ve dolayısıyla kamu harcamalarının payı azaltmış, Kamu bütçelerinde sosyal harcamaların payı düşük kalmıştır. Öte yandan enflasyonist ortam ve sendikaların gücünün zayıflatılması ile sabit ücretlilerin ekonomik büyümeden aldıkları payda düşük olunca eşitsizlikler artmış gelir dağılımı daha da bozulmuştur.  Uygulanan politikalarda değişiklik olmadığı takdirde, gelir dağılımındaki bozulma devam edeceğinden  önümüzdeki günlerde sabit gelirlileri çok daha da zor günler beklemektedir.

Murat ŞENOL – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

BANKA ÖZEL SANDIKLARIN SORUNLARI VE SANDIK AÇIKLARI BİRER KARA DELİK Mİ?

Murat ŞENOL fazla üzerinde yazı yazılmayan bir konuyu BANKA EMEKLİ SANDIKLARINI ele alan araştırma hazırladı. Bu alanda yazılmış nadir yazılardan biri oldu.

Published

on

Ülkemizde 506 sayılı SGK kanununa göre kurulu bulunan 18 adet özel sandık bulunmaktadır. Bunlar  12 banka, 5 sigorta şirketi 1 adedi de TOBB’a ait olup, sektöre hakim büyük bankalarda çalışanların çok büyük bir kısmı bu sandıkların güvencesi kapsamındadır. Yapılan düzenlemeler sonucu en son alınan kararla 9 Temmuz 2018 tarihli 30473 sayılı Resmi Gazete yayımlanan 403 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu sandıkların devir tarihini belirleme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir. İlk kez 1976 yılında yapılan düzenleme ile devri gündeme gelen bu sandıklar bir türlü devir edilememektedir. Her geçen gün de gerçek açıkları büyüyerek KARA DELİK haline gelen ve emeklilerine yönelik sorunlar yaşayan bu sandıkların SGK’ya devri daha da  zor hale gelmektedir. Sandık emeklilerinin bir bölümü bu durumdan memnunken bir bölümü de ciddi sorunlar yaşadığını düşünmektedir. Sandığa üye olan emekliler genellikle sandıklarla ilgili sorunlardan haberdar iken  140 bin üzeri AKTİF ÇALIŞAN üyeler haberdar  değildir oysa ki sigorta primleri bu sandıklara yatırılıyor ve eğer gelecekte de sandıkların SGK’ya devri gerçekleşmezse emeklilik hakları da bu Sandık tarafından karşılanacaktır. Bu nedenle sadece emeklilerin değil  çalışanların da sandıklarıyla ilgili konularda aktif olup gelişmeler konusunda takipçi olmaları kendi lehlerine olacaktır.

Çalışanlar kaç sigortalıya bakıyor?

2021 yıl sonu SGK kayıtlarına göre;  Türkiye’deki toplam sigortalıların ve tüm bu  sandıklara tabi olanların  verileri şu şekildedir. 141.579 kişi aktif sigortalı, 194.703  toplam bağımlı sayısı, 96.103 aylık alanlar,  olmak üzere toplam 432.385 kişidir.  2019 yıl sonundan 2021 yıl sonuna  SGK sistemindeki aktif/pasif oranı  1,80 den 1,93 artmışken, aynı dönemde özel sandıkların bu oranı  1.49 dan 1.47 gerilemiştir. Önümüzdeki yıllarda bankacılık sektöründeki teknolojik gelişmeler, çalışan sayısını azaltacağından, sandık aktif/pasif oranı daha da kötüleşerek mali yapılarını daha da bozacaktır.

Esas itibari ile bu sandık emeklilerin ciddi sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar sandıktan sandığa değişiklik gösterebilmektedir. Her sandık yönetimi (Banka)  EMEKLİLERİNE farklı uygulamalara yönelebilmektedir. Bankalar  SGK EMEKLİLERİNE emekli maaş promosyonu verirken aynı bankaların büyük bir kısmı  kendi emeklisinin maaşı için  promosyon vermemektedir. Bazıları ise maaş promosyonu vermediği gibi, kendi emeklisine verdiği kredi kartından dahi yıllık aidat ücreti alabilmektedir.

Bankalar arası uygulama farklılıkları ortaya çıktı

Son dönemlerde en çok konuşulan konu ise, SGK’nın emeklilerine yılda iki kez verdiği bugün itibari ile 1200 TL  bayram ikramiyesini bu sandıklardan emekli olanlar dört yıldır alamamaktaydı. Bu  konuda da sandıktan sandığa farklı uygulamalar vardır. Vakıfbank sandığı bunu en başından itibaren kendi kaynağından ödemektedir. Sandık  emeklileri bu ikramiyeler için  davalar açtılar ve davalar  lehlerine sonuçlanmaya başladığında önce  İş Bankası ve sonra BBVA Garanti, Fortisbank  kendi kaynağından gecikme faizi ile birlikte ödeme kararı vermiş veya fiilen de ödemiştir. Şekerbankın açtığı davada istinaf mahkemesi 10.11.2021 tarihinde emekliler lehine karar vermiş olup muhtemel kısa sürede ödenecektir. Akbank, Halkbank, Ziraat Bankası ve YKB’nin sandığa tabii emeklileri henüz bu ikramiyeleri almamıştır.  Esasında  SGK,  bu ödemeyi Hazineden alarak ödemektedir. Hazine,  SGK’lı emeklilere  bu desteği verirken,  bu sandık emeklilerine sanki başka ülkenin emeklisiymiş gibi ödeme yapmayınca zaten batak durumda olan bu sandıklarda kendi  emeklilerine ödeme yapmamıştır. Ancak mahkemeler dört yıl sonra emekli lehine kararlar verince bu sandıklarda yavaş yavaş ödeme yönünde karar almak zorunda kalmışlardır.

Bilgi akışı şeffaf değil!

Söz konusu sandıkların mali yapıları ile ilgili detaylar çok bilinememekle birlikte 506 sayılı kanunun geçici 20.maddesine göre bu sandıkların mali durumları Ticaret  Bakanlığı, Hazine ve Maliye  Bakanlığı ve Çalışma  Bakanlığı tarafından denetlemesi  gerekirken bu denetimlerin yapılıp yapılmadığı veya yeterince yapıldığı konusu bilinmemekte  ve  varsa bu denetim sonuçları ilgili emeklilerle  paylaşılmamaktadır. Bu sandıkların emeklilerin kurduğu derneklerde bu konuda bilgi sahibi olamamaktadır. Sandıkların çoğunun yönetimine banka üst yönetiminin belirlediği yöneticiler atanmaktadır. ( güya göstermelik seçimlerle) Bu sandık yöneticileri de  sandıkların mali durumu ile ilgili KARARTMALAR uygulanmaktadır.

Sandıklardaki açıklar söylenenden fazla olabilir

Her bir sandığın farklı uygulaması olmakta ve sandık verilerinin  ne olduğu konusunda sandık üyeleri net bir  saptama yapamamakta, bu sandık emeklileri de dernekler kurarak kendi sandıklarına karşı bir hak  mücadelesi içerisine girmişlerdir.  Elimizde bankaların kamu aydınlatma platformuna (KAP)  yıllık olarak bildirdikleri faaliyet raporlarındaki  ilgili bölümleri inceleyerek bir görüşe varmak mümkündür.  Bu sandıkların bir çok uygulamasında olduğu gibi burada da çok farklı hesaplama ve raporlama biçimi bulunmaktadır.  Sandıkların devre esas sağlık ve sağlık dışı yükümlülüklerin hesaplanmasında maalesef yasa gereği belirlenmiş olan Aktüeryal  oran %9.8’dir.  Mortalite oranları 1980 verilerine göre olup son 40 yıldaki ortalama ömür dikkate alınmaktadır.  Bu varsayımlar 15.12.2006 tarihli 26377 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesindeki koşullara göre belirlendiğinden günümüz  gerçeklerini hiçbir biçimde yansıtmamaktadır. Bağımsız danışman firmalarına   yaptırılan bu  hesaplamalar, son derece eksiktir. Bu nedenle de sandık açıkları olması  gerekenden çok çok daha düşük görülmektedir. Bankalar da  bu verileri kullanarak ya fiili ve teknik fazlalık göstermekte ya da gerçeği yansıtmayan düşük tutarda açıkları beyan etmektedir. Nitekim bu bankaları denetleyen bağımsız denetim kuruluşları da bu hesaplamaları kilit denetim konuları kapsamına almakta ve burada yapılan hesaplamaların gerçeği yansıtması konusunda tereddütlere neden olmaktadır.

Sandıklar maaş ödemede sıkıntı yaşayabilir?

Örneğin;  bir bankanın 15.000 çalışanı ve 15.000 emeklisi ve bağımlısı varsa yaklaşık 7 milyar varlığı olduğunu düşündüğümüzde, hem çalışanın ödediği birikimleri ve sağlık gideri,  hem de emeklin maaş ve sağlık giderlerini düşündüğümüzde,  bir emeklinin ortalama bir yıllık maaş ve sağlık gideri ortalaması da 6.000 TL olduğunu varsaydığımızda sorunun büyüklüğü daha net ortaya çıkacaktır. Fiilen çalışanların birikmiş primlerini bir kenara koysak ve çalışan primlerinin artık başka bir fona yatıracağını düşünsek bile , bundan sonra sandık  emeklilere maksimum 6,7  yılda maaş ödenebilecektir.

Sandıkların birikimleri doğru nemalandı mı?

Ülkemizdeki emeklilik sisteminde de emeklilerin ödemiş olduğu primlerle emekli maaşı ödenmemektedir. Sistemin başından itibaren ödenen primler kamu tarafından bütçe içerisinde harcanmıştır. En iyi ihtimalle bu kaynakların zamanında kamu lehine kullanıldığını varsaysak bile,  özel sandıkların emeklilerinin  sandıklara yatırmış olduğu primleri nerededir?  Bankalar bunun sorumlusudur ve bu kaynakları çarçur etmiştir. Bankalar yasa gereği de bundan sandıklarla birlikte müşterek sorumludur ve gerçek  aktüeryal varsayımlara göre bu açıkların hesaplanıp bankaların özkaynaklarından karşılanması gerekir aksi halde bu sandık emeklilerinin maaşları kamu kaynaklarından ödenmek durumunda kalınacaktır. Bankacılık sisteminin sermaye yapısını bozmamak için on yıllarca bu devir ertelenmiş ve sonunda süresiz olarak bu yetki Cumhurbaşkanına verilmiş ve Cumhurbaşkanı da bu yetkiyi kullanmamaktadır. Bu sandıkların fazlalık ve açıkların hesaplamasında,  kamu otoritesinin bir an önce günümüzde kullanılabilecek gerçekçi varsayımlar tespit edip bu varsayımlara göre hesaplamaların yapılması konusunda acil düzenleme yapması,  KARA DELİKLERİN daha da büyümeden acil önlem alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Banka özelinde durum nasıl?

7 büyük bankanın KAP’a bildirdiği faaliyet raporlarından derlediğimiz veriler ile varlık bilgileri aşağıdadır. Açık ve Fazlalık yapısı  ile  varlık durumlarının değerlendirilmesini kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

(1) Hesaplamada dikkate alınmamış, bir açıklamasının olması gerekli ama yoktur. Muhtemelen varlık toplamı içindedir. Açık/Fazla =(A+B)-(C)
Halkbank ve Vakıfbank Genel Yönetim Giderleri hesaplama içinde yer  aldığından toplamlardaki fark oluşmaktadır

İlgili Sandıkların Açıklanan Varlık dökümleri

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

KATEGORİLER

  • Merkez Bankası (MB) faiz kararı... MB faizi düşürürse, sabit bırakırsa altın, dolar, kur ne olur? 18 Ağustos 2022 18/08/2022
    ABD Merkez Bankası (FED)’in geçtiğimiz ay faiz kararını açıklaması sonrasında gözler TCMB Ağustos ayı faiz kararına çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 14’den yüzde 13’e indirdi. Peki, Merkez Bankası (MB) faiz kararı sabit kaldığında altın ve dolar ne olur? MB faiz düşürürse durum ne olur? İşte o detaylar...
  • Canlı altın fiyatları 18 Ağustos 2022... Çeyrek altın fiyatı ne kadar, gram altın kaç TL? 18/08/2022
    Altın fiyatları geçtiğimiz haftadan bu yana yükseliş seyrine geçmişti 1.038 liraya çıkan gram altın düşüşte. Ons altında ve döviz kurlarında yaşanan hareketlilik diğer altın türlerine de yansıyor. Altın fiyatlarının nasıl yön izleyeceği yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Peki, bugün çeyrek altın, gram altın ne kadar, kaç TL? İşte 18 Ağustos altın fiyatları…
  • Son dakika... TCMB faiz kararı açıklandı... İşte Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı 18/08/2022
    Merkez Bankası faiz kararı Ağustos 2022 PPK toplantısı ile açıklandı. TCMB faiz kararı açıklaması sonrasında Merkez'in aldığı karar ortaya çıktı. Peki, Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç? TCMB Ağustos 2022 faiz kararı açıklandı! 18/08/2022
    Merkez Bankası Ağustos 2022 faiz kararı açıklamasını Para Politikası Kurulu toplantısı sonrasında yaptı. TCMB PPK takvimi içerisinde toplantının hangi tarihte yapılacağı duyurulmuştu. Peki, piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası faiz kararı ne kadar, yüzde kaç oldu? İşte TCMB Ağustos 2022 faiz kararı...
  • Euro Bölgesi çekirdek enflasyonu beklentiyi aştı 18/08/2022
    Euro Bölgesi enflasyon oranı Temmuz’da yıllık 8,9 olarak açıklandı. Veri, bir önceki verideki tahminle paralel seyrederken çekirdek enflasyon ise beklentileri aştı.
  • Son dakika! Bakan Kurum: Ofisler konuta dönüştürülecek 18/08/2022
    Son dakika haberi... Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Resmî Gazete’de yayımlanan “Planlı Alanların İmar Yönetmeliği” ile ilgili bir takım değişiklikler yapıldığını duyurdu. Konut ve kira fiyatlarını düşürmek için her adımı attıklarını vurgulayan Bakan Kurum, “İstanbul’da yaklaşık 1.5 milyon, ülke genelinde 4 milyon metrekare arz fazlası nedeniyle kiralanamayan ya da satılamayan ofis, konuta […]

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.