Connect with us

BANKA HABERLERİ

Alaattin AKTAŞ : Enflasyon olmasa krediler nasıl geri ödenirdi?

Published

on

✔ Geçen yıl eylülde başlatılan faiz indiriminin temel nedeni ekonomide çarkların dönmesini, kredi geri dönüşlerinin sürmesini sağlamak. Yani enflasyon dişlilerin yağı oldu.

✔ Ama faizi düşük tutmanın ve enflasyonun tabii ki yan etkisi var. Fazla şişirilen balonun zayıf yerinden küçük baloncuklarla patlama riski gibi… İşte son BDDK kararı da fark edilen küçük baloncuklara karşı bir önlem…

Siz hala geçen yıl eylülde başlatılan faiz indiriminin ileri sürüldüğü gibi nas ile açıklanabileceğini mi düşünüyorsunuz? Elbette isteyen istediği gibi düşünülebilir de, faiz indirimini dini temellere dayandıracaksak bunun geçen yıl ortaya çıktığı gibi bir durum söz konusu olmuyor mu, onu nasıl açıklayacağız? Ya da belli bir düzeydeki faizin kabul edilemez ve dinen yasak, belli bir düzeyin altındaki faizin ise yasak kapsamına girmediğini belirlerken ölçümüz ne? Hadi bir ölçü var; bu ölçüyü kim koyuyor?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun ibretlik üç kararını çıkardık. Eğer geçen yılki karar nas ile açıklanıyorsa, önceki iki açıklamayı neye dayandıracağız?

Para Politikası Kurulu’nun üç toplantısında faizle ilgili olarak ne söylendiği yazımız ekindeki kutular içinde yer alıyor. Zihnimizin bir köşesinde durması açısından o günlerde nasıl bir açıklama yapılmış, özetini veriyoruz.

Şimdi şu sorulara yanıt aramamız gerekiyor:

“Daha önce bırakın faiz indirmeyi, yüklü miktarda artış yapılmışken, geçen yıl ne oldu da birden nas gerekçesiyle faiz indirimine gidildi? Üstelik bu indirim ısrarla sürdürüldü. Peki sonra ne oldu da bu yılın altı ayında faiz daha da aşağı çekilmedi?”

Sizce de bir tuhaflık yok mu?

2018’in sonbaharında faizi yüzde 17.75’ten yüzde 24’e çıkardık.

2020’nin kasımında bu sefer yüzde 10.25 olan faizi yüzde 15’e yükselttik.

O zaman nas yok muydu?

Geçen yıl eylülde ise tuttuk faizi yüzde 19’dan yüzde 18’e indirdik; devam ettik indirime ve yüzde 14’e gelince durduk. Niye 14’te durduk?

Sonuçları ortadayken…

2018 ve 2020’de faizin artırılmasından sonra dövizdeki artışın nasıl durduğu ve enflasyonun yönünü nasıl aşağı çevirdiği ortadayken, yapılması gerekenin gidişata göre faiz artışı olması gerektiği açıkken, hadi artış yapılmıyorsa da niye indirime gittik?

Döviz ve enflasyonu fırlatan geçen yılki faiz indirimlerini yalnızca yanlış bir tercih, hatalı bir adım olarak görmek yapılanı hafife almak olur.

Geçen yılki faiz indirimi kararı bilerek, isteyerek ve bu düzeye çıkmayacağı umulsa da bugün yaşananlara yol açacağı iyi kötü tahmin edilerek alınmış bir karardır.

Geçmişte dövizde yükselme olduğunda ve enflasyon artış gösterdiğinde faizi artırarak bu sorunlarla mücadeleyi tercih etmiş, bunu yapmış olan bir yönetim, bu sefer ne diye tam tersini tercih eder, bunun izahı var mı?

Her kararın bir izahı vardır tabii ki. Bu tercihin de var…

Enflasyon dişlileri yağladı!

Eski Hazineci bir dostum her zaman yaptığı gibi oturmuş ve bu konuya kafa yormuş, verileri çıkarmış. Gönderdiği notta şöyle diyor:

“Haneler ve şirketler son yıllarda bankalardan çok borç aldı ama bu borçla yatırım yapılmadı, para çoğunlukla tüketime gitti, ekonomi de böyle büyüdü. Enerji özelleştirmeleri ve KÖİ projeleri için alınan krediler bu artışın ana nedenlerinden. Covid salgını sırasında dağıtılan kredileri de unutmamak gerek.”

Son yıllarda kamu bankalarına 141 milyar liralık özel tertip DİBS verildiğine, böylece kamu finansal kuruluşlarının kredi verebilmesinin kolaylaştığına dikkat çeken Hazineci dostum şöyle devam ediyor:

“Ancak her verilen kredinin bir de geri ödemesi var. Geri ödemede sorunlar baş gösterdi. Borçlular aldıkları krediyi geri ödeyemezlerse veya ödemeye pek niyetleri yoksa yeni kredi almak veya krediyi yapılandırmak için faizlerin yüksek olmaması gerekiyor.”

Geliyoruz can alıcı noktaya, nottaki bilgiler çok önemli:

“Eğer maliyetlerinizi fiyatlarınıza kolayca yansıtabiliyorsanız, yani enflasyon yüksekse, örneğin yüzde 30 faizle kredi almak çok akıllıca. Enflasyon örneğin yüzde 70 düzeyindeyken 100 liralık ürününüzü 170 liraya satıyorsunuz ama 100 lira krediyi 130 lira olarak geri ödüyorsunuz.”

Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi faizin niye indirildiği…

Faiz indirilmese ve alınmış bu kredilerin geri ödemesinde sorun çıksa çarklar nasıl dönerdi; bankaları, özellikle de kamu bankalarını ayakta tutmak çok daha maliyetli olmaz mıydı?

Yaşanan sıkıntı mı, o kadar da olur!

Faizin düşmesi ve bunun sonucu olarak dövizin ve enflasyonun fırlaması çarkları yağlayan bir işlev gördü. Hem zaten Maliye Bakanı Nebati’nin dün de yazdığımız gibi “Biz üretimi, büyümeyi, istihdamı tercih ettik” şeklindeki açıklamasının altında yatan düşünce de bu:

“Enflasyon yaşandı ama hiç olmazsa çarklar döndü!”

Bu enflasyonun altında kalan milyonlar mı, hani askerlikte eğitim zayiatı diye bir kavram var ya, bu milyonlar da çarkları döndürme zayiatı!

Ama sistem kusursuz da işlemiyor. Hani balonu çok şişirirsiniz, patlamasa da bir yerinden bir baloncuk daha çıkar ya, işte bunu önlemek için ara ara kaçış yolu icat edilmeye çalışılıyor. KKM gibi, BDDK’nın son düzenlemesi gibi…

Bu ve benzeri yollar tükendiğinde ne olacak?

Seçime kadar idare edelim hele!

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTILARINA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIN ÖZETİ

13 EYLÜL 2018 TOPLANTISI

Enflasyon görünümüne ilişkin gelişmeler fiyat istikrarı açısından önemli risklere işaret etmiştir. Döviz kurundaki hareketlerin de etkisiyle fiyat artışlarının alt kalemler bazında genele yayılan bir nitelik gösterdiği dikkat çekmektedir. İç talep koşullarındaki zayıflamaya rağmen fiyatlama davranışlarında gözlenen bozulma enflasyon görünümüne dair yukarı yönlü risk oluşturmaya devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, fiyat istikrarını desteklemek amacıyla güçlü bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirilmesine karar vermiştir.

Sonuç; politika faizi yüzde 17.75’ten yüzde 24’e çıkarıldı.

19 KASIM 2020 TOPLANTISI

TL’deki değer kaybının gecikmeli etkileri, uluslararası gıda fiyatlarındaki yükseliş ve beklentilerdeki bozulma enflasyon görünümünü olumsuz etkilemektedir. Kasım ayına ilişkin veriler, enflasyonda yakın dönemdeki döviz kuru oynaklığı kaynaklı bir yükselişe işaret etmektedir. Bu doğrultuda Kurul, enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için, net ve güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir.

Sonuç; politika faizi yüzde 10.25’ten yüzde 15’e yükseltildi.

23 EYLÜL 2021 TOPLANTISI

Enflasyondaki yükselişte gıda ve ithalat fiyatlarındaki artışlarla arz yönlü unsurlar, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışlar ve talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Bu etkiler arızi unsurlardan kaynaklanmaktadır. Kurul, para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına yönelik analizleri değerlendirmiştir. Bu çerçevede para politikası duruşunda güncellemeye ihtiyaç bulunduğu değerlendirilmiş ve politika faizinde indirim yapılmasına karar verilmiştir.

Sonuç; politika faizi yüzde 19’dan yüzde 18’e indirildi.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yılın ilk yarısında Türkiye Finans’tan ekonomiye 93,4 milyar liralık katkı

Published

on

 Türkiye Finans Katılım Bankası 2022’nin ilk yarı yıl konsolide finansal sonuçlarını açıkladı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Finans Katılım Bankası’nın toplam aktifleri geçen yıl sonuna kıyasla yüzde 23’lük artışla 141,8 milyar lira seviyesine ulaşırken ekonomiye nakdi ve gayri nakdi fonlar aracılığıyla sağladığı destek 93,4 milyar lira oldu.

Toplumun farklı kesimlerini kucaklayan fon toplama ve finansman stratejisinin olumlu sonuçlarını bu yarıyılda da alan banka, fonlama kaynakları arasında katılma hesaplarını yüzde 45’lik güçlü bir büyüme ile 65 milyar lira seviyesine çıkardı.

TL cinsinden topladığı fonları yıl başından bu yana yüzde 72 arttıran Türkiye Finans, büyük küçük demeden birikim yapmayı öne çıkaran fon toplama stratejisi sayesinde Türk lirası tasarrufların artmasına da büyük katkı sağladı.

– Türkiye Finans ‘Üretime Dönüş’ stratejisinde istikrarını sürdürüyor

Banka, piyasalara verdiği güvenin bir sonucu olarak topladığı fon miktarını geçen yıl sonuna kıyasla yüzde 27 artırarak 107,6 milyar liraya ulaştırdı. 2022’nin ilk yarısında güçlü sermaye yapısını koruma hedefine ulaşan Türkiye Finans, yasal öz kaynaklarını 13,7 milyar lira seviyesine çıkardı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Türkiye Finans Genel Müdürü Murat Akşam, Türkiye Finans’ın toplumun farklı kesimlerine fayda sağlayan fon toplama ve finansman stratejimizin sonucunda fonlama araçlarında katılma hesaplarının ağırlığını güçlü bir şekilde artırmayı başardığını bildirdi.

‘Yenilikçilik gücümüzdür’ anlayışıyla ortaya koydukları ürün ve hizmetlerin başarılarında payı büyük olduğunu aktaran Akşam, ‘Çok kısa sürede devreye aldığımız Kur Korumalı TL Katılım Hesabı ve Yuvam Hesap gibi ürünler toplam fon toplama hacmimiz içerisinde Türk lirasının gücünü artırırken uzaktan müşteri edinimi gibi sektörümüzde çığır açan gelişmeler, dijital bankacılık portföyümüzde müşteri ihtiyaçlarını yer ve zamandan bağımsız karşılamayı hedefleyen servis modeli bankacılığının görünür olmasını sağladı.

Bu durum eXtra Limit, Hızlı Finansman gibi sektörümüze ve ülke ekonomisine finansman geliri yaratacak, Türkiye’de ilk ve tek olma özelliğine sahip dijital altyapısı kuvvetli ürünler geliştirmemizin önünü açtı.’ ifadelerini kullandı.

Akşam, insan odaklı bankacılık anlayışından ayrılmadan dijital bankacılık alanında yaptıkları yatırımlar sayesinde sektörde kuralları değiştiren tüm gelişmelere ilk uyum sağlayan banka olma iddiasını sürdürdüklerini belirterek, şunları kaydetti:

‘Ülkemizin dört bir yanındaki herkesin finansal hizmetlere eşit bir şekilde erişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan düzenlemeler sayesinde dijital bankacılığın tüm sınırlarını kullanıyoruz. eXtra Limit gibi sektöre öncülük eden yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirerek müşterilerimize görünmez bankacılık kavramının konuşulmaya başlandığı yeni dünyada günlük hayatları içerisinde ek bir süreç veya zorluk yaratmadan hizmet vermeyi başarıyoruz.

Müşteri deneyiminin kusursuz olması gereken sektörümüzde ürün çeşitliliği ve teknolojik kolaylık sunarken, müşterilerimizin gün içerisinde sıklıkla gerçekleştirdiği bireysel bankacılık işlemlerini masrafsız olarak yapabilmelerini sağlıyoruz. Çünkü biz toplumun tabanına yayılan büyüme stratejimizle; büyük küçük demeden birikim yapmak isteyenlerin, üretenlerin, emek ve özveriye inananların yanında olmayı yani insan odaklı bankacılık anlayışımızı her adımımızda güçlendirmeyi önceliğimize alıyoruz.”

Türkiye’nin en büyük 12. bankası olarak ilk 10’a girme hedefini koruduklarını kaydeden Akşam, ‘Yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirmeye devam ederek sektörde üstlendiğimiz oyun kurucu rolümüzü pekiştireceğiz. Bu duruşumuzdan aldığımız güçle, üretime ve ticarete destek odağımızdan ve insan odaklı bankacılık anlayışından ödün vermeden mevcut ekosistemimizi büyütmeyi sürdüreceğiz.’ açıklamasında bulundu.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Firma 6 ayda KKM’den %32 gelir elde etti

Published

on

KKM’lerin firmalar tarafından da yapılmasına başlanması sonucu vergi avantajı da olunca birikmiş mevduatını KKM’ye çeviren firmaların kur kazancı ile birlikte %32’lerden fazla gelir kazandığını açıklamaya başladı. Firmaların vergi avantajı da sağlandığı için reel geliri bunu da üzerinde yer aldı.

Firmanın 226 milyon lirası altı ayda 299 milyon lira oldu

KKM hesap açan firmalar KAP’a bildirim yapmaya başlarken ne kadar kazanç elde ettikleri de ortaya çıkmaya başladı. KAP’a bildirim yapan firmalardan bir altı ay önce 11.02.2022 tarihinde 16.675.000 USD mevduatını KKM’ye çevirdiğini hesap açılışında karşılığı olan 226.088.095 TL‘nin vade sonunda 11.08.2022 tarihinde 73.519.150 TL faiz ve kur karı yaptığını ana par aile birlikte parasının 299.604.715 TL olduğunu açıkladı. Firma bu durumda altı ayda %32,52 gelir elde etmiş oldu. Firma dönüşü 3 ay vadeli olarak tekrar KKM olarak devam ettiğini açıkladı.

Firmadan KAP’a yapılan açıklama şu şekilde oldu:

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Kur Korumalı Mevduat nasıl ve ne zaman bitecek?

KKM çok büyük olasılıkla 2023’te sona erecek. Büyük bir kur çalkantısını engellediği ölçüde oy kayıplarını da azaltacak. Erdoğan yönetimi olası 2023 seçimlerine kadar uzatmalarla bu yöntemi devam ettirse dahi, bütçeye getirdiği yük nedeniyle KKM’nin yıllar sürmesi mümkün değil. KKM sona erdiğinde bir kur krizi ya da ekonomik daralma bizleri bekliyor.

Published

on

Geçtiğimiz günlerde bir bankada bulunduğum kısa süre zarfında kur korumalı mevduat (KKM) dışında pek bir şey konuşulduğunu işitmedim. Aynı cümleleri bininci kez kuran müşteri temsilcisi ile onu kaygılı bakışlarla dinleyen mevduat sahibinin en son neye karar kıldıklarını bilmiyorum, ancak seçenekler arasında KKM’nin ön plana çıktığını fark etmek kolaydı.

KKM, Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Edirne’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözleri sonrasında KKM’nin getirdiği yük ve sistemin nasıl sonlanacağı tekrar tartışılmaya başlandı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Kur Korumalı Mevduat sahiplerine, yani bir avuç kişiye sesleniyorum: Bizim iktidarımızda sadece ve sadece faizi alacaklar. Öyle döviz garantisi falan yok. Türkiye sömürge bir ülke değil, birilerinin sömürge alanı da değil”. Takiben Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, muhalefeti spekülatif açıklama yapmakla eleştirdi.

Birkaç soruya yanıt vererek KKM ne zaman ve nasıl sonlanacak bakalım.

KKM DOLARİZASYONU DURDURDU MU?  

Türkiye’de haneler 2018 sonrasında, Merkez Bankası’nın 2010’lu yıllarda resmetmeyi sevdiği biçimde davranmayarak Türk Lirası (TL) değer kaybederken yabancı paralara (özellikle ABD dolarına) koştular. 2018 Ağustos’undan 2021 Mart’ına kadar geçen yaklaşık iki buçuk yıllık bir süre zarfında gerçek kişilerin yabancı para mevduatları 86 milyar ABD doları seviyesinden 150 milyar ABD doları düzeyine yükseldi. Bu artış sonraki aylarda durdu. 2022’de ilk yedi ayda (KKM sonrasında) gerçek kişilerin yabancı para mevduatları 130 milyar dolar seviyesine geriledi.

Merkez Bankası verilerine göre 2022 yılında toplamda yabancı para mevduatları seviyesinde (gerçek ve tüzel kişiler) 30 milyar dolara yaklaşan bir çözülme görüyoruz. Hazine ve Maliye Bakanı da Kılıçdaroğlu’na cevap yetiştirmeye çalışırken KKM kapsamındaki mevduat büyüklüğünün toplam vadeli mevduat hesaplarının yarısına yaklaştığını açıkladı. Bu verilere dayanarak varlık dolarizasyonunun durduğunu belirtmek mümkün görünüyor.

Söz konusu tespite yapılan itiraz, KKM’nin dövize endekslenmiş bir mevduat olduğu, bu nedenle dolarlaşmanın durduğunu (bir süreliğine askıya alındığını) söylemenin uygun olmadığıdır. Bu noktada kur korumasına karşın TL varlık tutmanın performatif bir yanı olduğunu hatırlatmak gerekli. Elbette, KKM sona erdiğinde dövize olan talepte hızlı bir artış gerçekleşebilir. Ancak geçen zaman zarfında mevduat yapısındaki TL ağırlığı paranın değer kaybını yavaşlatıcı bir rol oynamaya devam edebilir. ABD doları TL karşısında 2021 Aralık ayındaki rekoru geçtiğimiz ay tazeleyince ve yükselmeye devam ederken “biz bu haltı niye yiyoruz?” yorumları gelmeye devam ediyor. Ancak arada geçen ayların ekonomi yönetimi ve bazı şirketler açısından altın değerinde olduğu atlanıyor. Kısaca ekonomi yönetimi TL değer kaybını zamana yayıyor, esas amaç onlar nezdinde hasıl oluyor.

Şunu söylemeye çalışıyorum: 1990’larda sabit kur rejimlerindeki krizler büyük finansal çöküşlere uzanıyor, ani değer kayıpları sonrasında uzun süren resesyonlar gözlemleniyordu. Değer kaybını zamana yaymak, sonu çalkantıyla bitecek olsa dahi bir anlam taşıyor. Kazanılan zaman ekonomi yönetimi daha ferah bir politika alanına kavuşana kadar destek rolü oynayabilir.

KKM KUR RİSKİNİ NASIL TOPLUMSALLAŞTIRDI?  

Ekonomi yönetiminin kazandığı zaman ve alanın bir bedeli yok mu? Var. Oldukça ağır bir bedeli mevcut.

KKM uygulaması için servet transferi eleştirilerinde bulunulmasının arkasında Türkiye’deki mevduat yapısı ve şirketlere koruma sağlanması yatıyor. Esasen döviz birikimi olan ve Türkiye standartlarında yüksek birikime sahip olan gerçek kişi sayısı nüfusa oranla çok az ve korunanlar bu kesimler. Ancak bir o kadar önemli olan nokta kur korumalı mevduata geçen şirketlere tanınan vergi muafiyeti ve finansal risk karşısındaki koruma.

Ek bütçeye getirilen kalemi ve vergi muafiyetlerini de düşünürsek bir yıl içinde 100 milyar TL’ye yaklaşacak bir yükten bahsediyoruz (resmi rakamlar ve ek bütçede öngörülenler üzerinden). Bu yük artabilir. Çünkü varlıklı kesimlerin riskinin ve şirketlerin muhtemel kayıplarının toplumsallaştırılması olarak tarif edilmesi gereken bu süreç, riski devletin üstlenmesi ile gerçekleşiyor. Bilindiği üzere faiz getirisi TL’nin değer kaybından daha az ise aradaki farkı Hazine ve Merkez Bankası karşılıyor.

Dikkat edilmesi gerekirse şirketlerin borçlarının kamunun üzerine aktarılmasından değil, döviz pozisyonundan vazgeçtikleri için oluşacak kayıpların devlet bütçesinden karşılanmasından söz ediyorum. Aslında, gelecekte oluşacak fark üzerinden hesaplanan ve döviz varlığına sahip olan (ya da döviz alması engellenmek istenen) gerçek ve tüzel kişilere herkesin cebinden yapılan ve bugünden bilinemeyen, miktarı belirsiz bir aktarımdan söz ediyoruz. Kimsenin toplamı bilemeyeceği ve bilançoda ancak iş işten geçtikten sonra maliyeti açığa çıkan bir aktarım bu. Bu nedenle de bilanço dışı politika yapımının başka bir güzide örneği olarak tarih sayfalarına not düşülmüş oluyor.

KKM, NASIL VE NE ZAMAN BİTECEK? 

Şimdi en önemli noktaya gelebiliriz. Muhalefet liderinin bir atom bombası olarak da tarif ettiği KKM çok büyük olasılıkla 2023’te sona erecek. Büyük bir kur çalkantısını engellediği ölçüde oy kayıplarını da azaltacak. Erdoğan yönetimi olası 2023 seçimlerine kadar uzatmalarla bu yöntemi devam ettirse dahi, bütçeye getirdiği yük nedeniyle KKM’nin yıllar sürmesi mümkün değil.

Altılı masa olarak da anılan restorasyon blokunun ekonomi kurmayları da faiz artışına gidileceğini ve ekonomik istikrar sağlanacağını ima ederken, KKM’ye gerek kalmayacak bir ortamın tesis edileceğini söylemiş oluyorlar. Ya da Kılıçdaroğlu örneğinde görüldüğü gibi KKM’ye derhal son verileceğini ifade edenlere de rastlamak mümkün.

Lakin (uzatmalarla ve başka büyük bir alt üst oluş yaşanmazsa) 2023’te seçimlerden hemen sonra ya da kısa bir süre sonra sonlandırılacak bu sistemde korumadan mahrum bırakılan para nereye akacak? Toplam vadeli mevduatların (2023 için konuşacak olursak) yarıdan fazlası kur riskine karşı korunmadığında yeni bir dövize hücum yaşanmayacak mı?

Bunu engellemenin yolu çok sert bir faiz artışı ile para (ve elbette para-sermaye) sahiplerine yüksek getiri sunulmasından, Türk Lirası cinsi finansal varlık tutmayı tercih edilebilir hale getirmekten geçiyor. Bahsettiğim tarzda bir faiz artışı ile Türkiye ekonomisinin resesyona gireceği de kesinlik arz ediyor.

Sıkıştırıldığımız köşeden kurtuluşun kolay olmayacağı açık. Fakat sopalı bir seçim sürecine girerken, verdiği oyu koruması da istenen, kendisini tehlikeye atıp komşusunu da ikna etmesi arzulananlara ekonomik daralma (acı reçete, muhtemel iş kaybı ve hayat standartlarında birkaç yıllığına düşüş) pazarlamak iyi bir yöntem olmasa gerek. Muhalefet partileri KKM’nin arazlarını anlatmaya devam edebilir, ancak para politikasına sıkıştırılmış teknik ana akım ekonomi muhalefeti de, “öyle garanti falan yok” çıkışları da bankada KKM’nin faydalarını anlatmakla görevli bireysel müşteri temsilcisinin cümleleri karşısında etkili olma şansına henüz sahip değiller. KKM’nin bir yılı dolduğunda durum değişecek mi, göreceğiz.

Kısacası, KKM sona erdiğinde bir kur krizi ya da ekonomik daralma bizleri bekliyor. Boyutlarını küresel koşullar ve Türkiye sermayesine ve devletine dışarıdan verilecek (ya da verilmeyecek) destek; o dönemki maliyeti kimin karşılayacağını ise toplumsal mücadele belirleyecek.

Ali Rıza GÜNGEN – Duvar

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.