Connect with us

EKONOMİ

İhracatçı şimdi de parite kıskacında

Published

on

ABD doları ve Euro arasında dengelerin değişmesi ve paritenin 20 yılın ardından ilk kez eşitlenmesi, Türk ihracatçısını negatif etkiledi. İhracatın büyük kısmını Avrupa Birliğine gerçekleştiren, hammadde ithalatını ise dolar üzerinden yapan birçok sektörde, parite kaynaklı kayıpların arttığı belirtiliyor. Sadece otomotiv sektöründe söz konusu kaybın ilk 6 ayda 1 milyar doları bulduğu, ikinci yarıda da benzer oranda bir kaybın yaşanacağı dile getiriliyor. İş insanları doların güçlenmesinin Avrupa pazarındaki rekabetçiliği negatif etkileyeceğini belirterek, söz konusu kaybın az da olsa telafisi için pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yapılabileceği dile getiriliyor. Dolar/euro paritesi en son 2000’li yılların başında 1’in altını görmüştü. 2008’de 1,60 seviyelerini zorlayan parite sonrasında dalgalı bir seyir izlemiş ve Mayıs 2021’in ardından yeniden düşüş trendine girmişti. Bu yılın başında 1,13 seviyelerinde bulunan parite, ABD’de Fed’in sıkılaştırma politikalarına karşılık Avrupa’da ise resesyon endişesinin yükselmesiyle 20 yılın ardından ilk kez eşitlendi.

Türkiye para politikasından bağımsız olarak gelişen söz konusu durum, Türkiye ekonomisi ve ihracatçısı için ne anlama geliyor? Geçen yıl Euro cinsi gerçekleştirilen ihracat 103 milyar iken, dolar cinsi gerçekleştirilen ihracat 109 milyarı bulmuştu. Yani ihracatta iki para birimi açısından eşit bir dağılım söz konusu. İthalata gelindiğinde ise durum dolar lehine değişiyor. TUİK rakamlarına göre 2021’in tamamında 271 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Euro cinsi ithalat 79 milyar iken, dolar cinsi ithalat ise 176 milyarı aştı. Oransal açıdan bu yılın ilk yarısında da benzer bir durum söz konusu. Dolayısıyla dış ticaret yönüyle doların güçlenip Euro’nun değer kaybetmesi, ihracatçı açısından önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Zira maliyeti dolar üzerinden oluşan ihracatçı, daha düşük Euro ile mal satmış oluyor. Bu da, 2022’de 250 milyar dolar hedefi bulunan ihracat için önemli kayıpların oluştuğu ve bu durumun da süreceği anlamına geliyor.

Pazar çeşitliliğine gidenler var

İhracatın lokomotif sektörü olan otomotiv sektöründe ilk 6 ayda parite kaynaklı kaybın 1 milyar doları bulduğu belirtiliyor. İkinci yarıda da benzer oranda bir kayıp bekleniyor. İhracatın bir başka lokomotif sektörü olan hazır giyim sektöründe de ise beklenen kayıp yüzde 15…

İş insanları, paritede yaşanan kaybın telafisi noktasında ise pazar çeşitliliğine yönelik çalışmaların yapılabileceğini belirtiyor. Bu yönde adım atan sektörler de var. Yani dolar ile ihracatın yapılabileceği pazarlara öncelik veriliyor. Türkiye ihracatının lokomotif sektörleri paritede yaşanan gelişmeleri ve bunun ihracata etkisini DÜNYA gazetesi için değerlendirdi…

 

TEKSTİLDEN, KİMYAYA, OTOMOTİVDEN DERİ SEKTÖRÜNE İŞ DÜNYASI ENDİŞELİ 

Hazır giyimde kayıp yüzde 15

* İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe: Hazır giyim sektörü, ihracatının yüzde 67-70’ini AB’ye gerçekleştiriyor. İngiltere’ye ise pound ile satış yapıyoruz. Yani gelirin çok önemli bir kısmı Euro ve pound. Hem pound hem de Euro, dolar karşısında değer kaybediyor. Geçen yıl 1,13—1,15 olan dolar/euro paritesi şu an eşitlenmiş durumda. Paritenin aşağı inmesi geliri Euro ve pound, gideri ise dolar olan hazır giyim sektörü için dezavantajlı bir durum oluşturuyor. Rekabetçiliğimiz negatif etkileniyor. Hammaddenin çok önemli bir kısmı dolar üzerinden alınıyor. İhracatçı geçen yıldan bu yana parite nedeni ile yüzde 15 kayıp yaşamış durumda. Yılbaşından bu yana ise söz konusu kayıp yüzde 13 civarında. İkincisi, Uzakdoğulu rakiplerimize karşı avantajımızı da kaybediyoruz. Bizim ana ihracat pazarımız Avrupa olduğu için biz daha fazla etkileniyoruz. Strateji oluştururken, alım yaparken ve bütçeleme yaparken bunlara dikkat etmemiz lazım.

Otomotive 6 aylık faturası 1 milyar dolar

* Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik: İhracatımızın yüzde 65’inden fazlasının Euro olması ve ihracat istatistiğinin dolar tutuluyor olması, ihracat değerimizi negatif etkiliyor. Otomotivde 6 ayda 1 milyar dolara yakın parite kaynaklı bir kayıp oldu. Aynı zamanda birçok hammadde dolarla alınıyor. Dolayısıyla doların güçlenmesi Avrupa pazarındaki rekabetçiliğimizi kötü etkileyecek.

Dolar bazında satış yapacak pazarlar bulmalıyız

* İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu: Hammadde ithalatımız dolarla ama ihracatımız Euro ile. Maalesef aradaki parite farkı karlılığımızı olumsuz yönde etkiliyor. Bizim de dolar bazında ihracatımızı artırmak, Euro ile yaptığımız ihracatın pazar payını azaltmak için dolar pazarlarına daha çok çaba sarf etmemiz lazım. Farklı pazarlarda, dolar bazında mal satacak pazarlar bulmamız lazım. Avrupa yakın bir bölgeydi. Ticaret Bakanlığımızın son olarak açıkladığı, 18 ülkeye 80 milyar dolar ihracat hedefi Uzak Pazarlar Stratejisi doğrultusundaki önemi bir kat daha ortaya çıktı. Uzak pazarlarda dolarla daha fazla katma değerli ihracat yapmak için çaba sarf edeceğiz.

Küresel rekabetimiz etkilenecek

* İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz: Tekstil sektörü olarak yılda 13 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyoruz. Hazır giyim ile birlikte ihracatımız 30 milyar dolar ve yaklaşık 20 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyoruz. Türkiye ekonomisine en fazla döviz girdisi sağlayan tekstil ve hazır giyim sektörleri olarak dışa bağımlılığımız büyük ölçüde yok. Ama pamuk gibi bazı hammaddelerde ithalatçıyız. Dolayısıyla ihracatı ağırlıkla Euro, ithalatı ise dolar ile yapan tekstil sektörümüz için Euro-dolar paritesinin eşitlenmesi, ihracatının yarısını Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiren sektörümüzde olumlu bir gelişme değil. Euro, dolara karşı uzun yıllar daha değerliydi. Biz de ana ihracat pazarımız AB olması sebebiyle paritedeki farkı lehimize çeviriyorduk. Dolayısıyla paritedeki eşitlenme tüm küresel rakiplerimizi etkileyeceği gibi Türk tekstil sektörümüzü de etkileyecektir.

Kimya yüzde 10 daha kazançlı olabilirdi

* İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister: Mal ve ürün ihracatımız ile hizmet sektörü ihracatımızın çoğunluğunu Euro ile ithalatımızın ise çoğunluğunu dolar ile yapıyoruz. Hazine ve özel sektör dış borç ödemeleri de yine yaklaşık yüzde 60 oranında dolara ve yaklaşık yüzde 30 oranında Euro’ya endeksli. Buna göre Euro dolardan daha değerliyken ve pariteden dolayı daha kazançlı durumdayken, oranlar aynı kaldığında dolar-Euro paritesi dolar lehine gelişmeye devam ettiğinde, biz parite kaybı yaşayacağız. Şirketler için de benzer bir durum hakim. Kimya sektörümüz de hammadde bakımından yüzde 70’i dolar üzerinden dışa bağımlı bir sektör. İhracatının Euro ile yapılmasıyla aradaki kur farkı ihracatçıya maalesef olumsuz olarak yansıyacaktır. Kimya sektörümüzün ve Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 50’sinin Avrupa birliğine yapıldığı göz önüne alınırsa parite kaynaklı gelirimizin de azaldığını net olarak söyleyebiliriz. Eğer parite yakın bir zamandaki gibi 1,15–1,20 aralığında seyretmiş olsaydı, bizim de ihracatımız en az yüzde 10 değerli olacaktı.

Girdi maliyetini yukarıya taşıyor

* Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır: Makine sektörü için temel pazar yaklaşık yüzde 50 ihracat ile AB. Buna karşın başta enerji olmak üzere çelik gibi temel girdilerinin dolar bazlı temini, girdi maliyetini yukarıya taşıyor. Tüm bu gelişmelere karşın Avrupa kaynaklı artan talep sürerken küresel ekonomide sıkı para politikalarına geçişin de etkisi ile yavaşlama söz konusu. Ancak bunun etkileri henüz görülmüş değil. Makine ithalatında ise Çin ve Uzak Doğu ağırlığı dikkate alındığında paritedeki bu gelişmenin fiyatları bir nebze yukarıya taşıyacağı beklenebilir.

1 euro’nun kaç TL olduğu önemli

* Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Kutlu Karavelioğlu: Makine imalat sanayi, ihracatının yüzde 70’ini Euro ile ithalatının da yüzde 70’ini dolarla yapan bir sektör. Bu tip yoğunluğa sahip sektörlerde Euro’da yaşanan değer kaybının şüphesiz ki olumsuz etkileri olur ancak bu genel kabulden önce, bazı özel durumlara bakmak gerekir. Pandemiden bu yana, özellikle de Yeşil Mutabakat tedbirlerinin üretim üslerindeki kısıtlamaları ile Ukrayna krizinin de etkisiyle, dinamik fiyatlama stratejileri sektörde zorunlu hale geldi. Hem fiyat listeleri ortadan kalktı hem opsiyonlar kısaldı. Müşterilere neredeyse günlük fiyat verilir hale geldi ve avanslar arttı. Bizim için 1 Euro’nun kaç dolar olduğundan çok 1 Euro’nun kaç TL olduğu önemlidir. Burada oluşacak gayri tabii kurlar, ihracatın istikrarlı artışında pariteden çok daha etkili olur. Öte yandan Euro bölgesi, bizim ana pazarımız. İleri ülkelerdeki yavaşlama makine teçhizat yatırımlarına beklendiği kadar yansımadı. Bizde de ihracat eski hızında olmasa da hem miktar hem de değer olarak artıyor. Sektörel açıdan baktığımızda ve 2022 makine ihracat hedefimizi 27 milyar dolar olarak belirlediğimiz düşünüldüğünde parite etkisinin bizi zorlayacağını söyleyebiliriz.

Deride kayıp yüzde 5-10

* Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği (TDKD) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Gözmen: İhracatımızın çoğunluğunu yaptığımız AB ülkelerinde parite düşüşü, ham ve yardımcı malzeme tedarikini dolar olarak temin eden firmalarımızda yüzde 5 ila 10 arası bir kayba neden olmakla birlikte dolar bazında ihracat rakamlarımızın düşüşüne de sebep olacaktır. Sektörün biraz daha bekleyip durumun kalıcı olması halinde çok çabuk pozisyon alıp, satış ve tedariklerinde yeni fiyatlandırmalara gitmesi gerekir. Bu tabii ki AB pazarına çalışan firmalar için olumlu sonuç vermeyebilir.

Karlılıklar ciddi etkilenecek

* İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı: Hammaddemizi, girdi maliyetlerimizin yüzde 100’e yakınını dolar bazında alıyoruz. Maliyetlerimizi oluşturan unsurlar dolar bazında. Ülkenin ihracatının yüzde 50’si de Avrupa Birliği bölgesine yapılmaktadır. Dolayısıyla, bu bizim Avrupa Bölgesi’ne olan satışlarımızı çok ciddi manada olumsuz etkileyecektir. Dolar bazında tedarik ettiğimiz bir hammaddeyi Euro bazında satacağımız için eskiden aradaki parite farkı bizi koruyordu. Bu farkın ortadan kalkması, firmaların karlılıklarını çok ciddi etkileyecek. Firmalar paritedeki değişimi ürün satış fiyatlarına yansıtmaları durumunda, Türkiye’nin Avrupa Bölgesi’ndeki rekabetçiliğinin kaybolmasına sebebiyet verecektir. Doların, Euro karşısında güçlü olması bizim istemediğimiz olumsuz baktığımız bir durum.

Gemi inşaya sınırlı etki

* Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB) Başkanı Cem Seven: Gemi ve yat inşasında satışlar bazı istisnalar hariç Euro ile gerçekleşiyor. Maliyetlerde ise dolar sadece gemi sacı ve bazı ekipmanlarda var. Ana makina, pervane, jeneratör ekipmanların ise maliyetleri Euro. Sac maliyetinin toplam inşa maliyetindeki yeri ise inşa edilen gemi ve yatın büyüklüğüne göre değişiyor. Genel olarak, Euro/dolar paritesinde dolar lehine olan hareketin satışların Euro ağırlıklı, maliyetlerin ise gemi sacı ve bazı ekipmanlar haricinde yine Euro olması nedeni ile parite etkisinin olumsuz ancak sınırlı olduğunu söyleyebiliriz.

Ufak bir sıkıntı olur ama aşılır

* Mobilya Sanayi İşadamları Derneği (MOBSAD) Başkanı Nuri Gürcan: Euro olarak ihracat yapan firmalarda kurdan dolayı ufak bir maliyet sıkıntısı olur ama bu aşılamayacak bir durum değil. Dünyada tedarikle ilgili sıkıntı gitgide büyümekte dolayısıyla artık tüm dünyada dolar veya Euro bazında da fiyat artırılabilir. Pariteden dolayı Euro bazında siparişlerde azalma gibi bir durumun yaşanacağını düşünmüyoruz. Sektörler dünya piyasalarını takip etmekte ve şu anda Türkiye’de emtia fiyatları birçok ülkeden ucuz olduğu için bizi etkilemez.

Türk sanayicisini zorlu bir dönem bekliyor

* İDDMİB Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan: Dolarla ürün alıyoruz, Euro ile satıyoruz. Bu anlamda aradaki yüzde 15-20 fark bize direkt ya kar düşüşü, ya da zarar olarak yansıyor. Bu kadar üst üste gelen olumsuzun ardından ekonomik sorunlar, enflasyon, emtia fiyatlarındaki düşüş, dünyadaki piyasaların daralması gibi birçok sorunun yanında bu da üzerine eklenen bir sorun oldu. Parite, 1 eşiğini aşıp biraz daha aşağı inebilir ama sonrasında orta ve uzun vadede 1.15-1.20 seviyelerine gelir diye düşünüyorum. Özellikle savaşın belli bir noktaya gelmesiyle beraber tekrar eski noktaya geleceğini öngörüyorum. Asıl sorun, pandemiden sonra işlerin açılıp bir anda tekrar kapanması. Bunun üzerine karlılığı da etkileyen en önemli konulardan biri Euro/Dolar paritesi oldu. Türk sanayicisini zorlu bir dönem bekliyor. Piyasalardaki daralma kapasite kullanım oranlarımızı düşürüp karlılığımızı da etkileyecek.”

Avrupa’da fiyatlar artacak

* Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayici ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Yönetim Kurulu Başkanı Talha Özger: Ev ve mutfak eşyaları sektörü olarak yüzde 55 oranında Euro ile ticaret dönüyor. Hammadde emtialarını ise dolar bazında alıyoruz. Aradaki makas bizi finansal yönde olumsuz şekilde etkileyecektir. İnsanlar yüzde 5’lik pariteye alışmıştı. Uzak pazarlara daha fazla odaklanmamız gerekiyor. Gelişmelerin sektörde yapacağı değişiklikleri yaşayıp göreceğiz, Euro Bölgeleri’nde fiyatların biraz daha artacağını ve satışa olumsuz şekilde etki edeceğini söyleyebiliriz.

DÜNYA – Yener KARADENİZ

Okumaya devam et

EKONOMİ

KKM’LERİ EKONOMİSTLER NİÇİN KARŞI ÇIKIYOR

Published

on

KUR KORUMALI MEVDUAT ( KKM ) hesaplar için 2022 Temmuz itibarıyla Merkezi Bütçeden 60,6 milyar TL ödendiği ortaya çıktı. Yıl sonuna  kadar USD/TL kurunun durumuna göre maliyetlerin 200-300 milyar TL’ye kadar çıkması hesaplanırken KKM’lere karşı çıkanlar ile destekleyenler arasında tartışma da büyüdü. Ana tartışma konuları neler yakından bakalım.

KKH’ler aceleye getirildi

Ekonomistlerin ana itirazlardan başında bu ürünün çok aceleye geldiği yönünde. Haklılık payı da yok değil. KKM’lerden sonra yirmiden fazla değişiklikler oldu. Onbeşinci değişiklikten sonra ben şahsen takibi bıraktım.  Zira, bir süre sonra “Altın ( XAU ) ve GBP unutmuş bunlar da  dahil” dendi. Belli bir süre sonra en fazla KKM faiz oranı %17 dendi. Bankaların KKM’lere karşılık oranlarının değişmesi; Ticari Hesapların da dahil edilmesi; Vergi avantajları gibi daha sonra yapılan düzenlemeler ürünü biraz da “Kervan yolda düzülür” anlayışı ile çıkarıldığı anlaşılıyor. Zira bu tür ürünlerde başta böyle belirsizlikler olmaması gerekirdi. Değişiklikler o kadar sık olunca ilk hesabı açan bazı müşteriler; örneğin 100 bin USD’lik KKM açtı vade sonunda elin e 92 bin USD verildi ana para eridi. Bu yönde açılmış davalar var ( “yok “demeyin elimde belgeler var ).

KKM Hesaplara TL mevduat niçin dahil edildi? 

KKM’ler 20 Aralık 2021’de başladığında piyasalarda 18’leri geçen USD/TL seviyesini kısa sürede 13’lern altına çekmesi o günlerde ‘doğru ürün’ gibi olduğu düşünülse de kısa sürede USD/TL seviyesinin tekrar yükselerek eski seviyesine yükselmesi çözümün geçici olduğuna yönelik eleştiriler haklı çıkmış oldu. Başta Döviz Mevduatların KKM’lere dahil olduğu bizzat Maliye Bakanı tarafından sık sık dillendirilse de BDDK verilerin açıklanmaya başlaması ile ürünün çıkarılmasından iki hafta sonra asıl kaynağın dövizden değil TL mevduatlardan geldiği ortaya çıktı. Ekonomistler bu duruma karşı çıkarak “Döviz bozulma yerine niçin TL Mevduatın Kur Koruma altına aldığını” anlayamadı ve karşı çıktı. Bu durumda KKM savunucuları “TL Mevduatın Dövize dönüşünü engelledik” bu şekilde söylemi geliştirdi. O günlerde Dolarizasyon %72’lere kadar çıkmıştı. Ağustos başında KKM’lerde 1 trilyon 170 milyar TL birikti. Bunu da USD karşılığı 65 milyar USD KKM’lerde biriktiği anlamına gelir. 20 Aralıkta Döviz Mevduatta  260 milyar USD karşılığı döviz vardı. 5 Ağustos itibarıyla 240 milyar USD karşılığı döviz mevduat var. 7 ayda 20 milyar USD düşüş var. Bu düşüşün tamamı KKM’lerde gittiğini düşünsek bile 65 milyar USD KKM karşılığını 45 milyar USD karşılığı TL Mevduat hesaplardan geldiği anlamına gelir. Ekonomistlerin ana itirazların başında bu geliyor. Temmuz Sonunda Hazinenin ödediği 60,9 milyar TL Kur farkının üçte ikisi TL Mevduat hesaplara ödenmiş oluyor ki bunun ödenmesinin amacına uygun olmadığı TL Mevduatlara Dövize dönme korkusu ile bu bedelin ödendiği Hazine ana kaynağının Halkın Vergileri olduğu için; “Vergiler parası olan zenginlere aktarıldı” itirazları geldi.

Özel banka KKM’lere niçin kaynak aktarıldı?

Kamu yararına özel sektöre kaynak aktarılması genelde “teşvik” olarak bilinir. Örneğin yatırımcı Sanayicilere vergi muafiyeti bu kapsamdadır. Kamu bankaların Yatırım ve İstihdam için düşük faizli kredi verilmesi de bu kapsamdadır. Ama özel yerli ve yabancı bankaların da dahil edildiği KKM’lere Hazinenin kaynak aktarmasına Ekonomistlerden itiraz geldi. İtiraz edenler başta KKM’lerin sadece Kamu Banklarında olması gerektiğini savunuyor. Zira, KKM’ler için ödenen kur farkı mevduat olarak bu bankalara gittiği için dolaylı kaynak aktarımı da yapılmış oldu. Bunun yerine “Kur Korumalı Bono veya Tahvil çıkarması daha mantıklı olacaktı, bu şekilde ana kaynağın kamuda kalacağı savunuluyor. Hazinenin özel yerli ve yabancı sermeyeli bankalara kaynak aktarılması ciddi eleştiri konusu oldu. 2022 yılı ilk yarısında 24 milyar TL Net kar açıklayan bankacılık sektörü 2022 yılın ilk yarısında karlılığını beş kat artırarak 169 milyar TL net karlılık açıklamasında KKM’lerin katkısı büyük oldu. Zira, Vadeli mevduatların üçte biri KKM’lerden oluşuyor.

KKM Hesaplarda en fazla %17 mevduat niçin seçildi?

KKM hesapların niçin en fazla %17’de sabitlenmesi diğer bir itiraz konusu oldu. Zira %17’lerde sabitlenmeden önce özel bankalarda mevduat %20-21’lerdeydi. %17’ye çekilmesi ile bankalara ciddi bir düşük maliyetli kaynak da sağlanmış olduğu gibi Hazineden ve  Merkez Bankasından daha fazla kaynak çıkmış ek maliyet oluşturulmuş oldu. KKM’lerde TL’den dönenlerin kur farkını Hazine; Dövizden dönenlerin kur farkını Merkez Bankası karşılıyor. Hazinenin ödemeleri ek bütçelerden belli olurken Merkez Bankasının KKM’ler için ne kadar ödeme yapıldığı açıklanmadığı için hala belli değil. KKM’lerin yaklaşık üçte biri Dövizden geldiği düşünüldüğünde Merkez Bankasının 20 milyar TL ödediği tahmin edilebilir. KKM hesaplarda faiz %17’lerde sabitlenmese normal mevduatın %27’lere kadar çıktığı bu günlerde aradaki %10 bankalar tarafından karşılanacaktı ki bu aylık 1 trilyon 170 milyar lira KKM’ler için 9,5 milyar TL daha faiz maliyeti olacak anlamına gelir. Dolaylı olarak Hazine ve Merkez Bankasından her ay 9,5 milyar TL faiz için fazladan kaynak aktarıldığı anlamına gelir. Ekonomistlerin ana itirazlardan biri de bu konu. Ekonomistler haklı olarak, “özel yerli ve yabancı bankalara niçin kaynak aktarılıyor, bunların ürünlerine niçin para aktarılıyor bunu yerine KKM sadece Kamu Bankalarında çıkarılsaydı” haklı itirazı yapıyor.

İleriye yönelik maliyet hesaplamak çok zor

KKM’lerin Hazine ve Merkez Banaksına ileriye yönelik ne kadar maliyeti olacağını bugünden söylemek çok zor. Zira, USD/TL değerinin ne olacağı ile ilgili bir konu bu. Bazı ekonomistlerin iddia ettiği gibi USD/TL kuru 25-30 TL’leri görmesi halinde ciddi maliyetler çıkıyor. KKM’lerin Bütçeye ne kadar yük getireceği yanında “KKM’ler ekonomik dengeleri sağladı, onun maliyeti” diye savunulsa da Bütçeye gelecek yük konusunda Maliye Bakanı bile net cevap verememekte. Bu belirsizlik Bütçe Açığını daha da artmasını ve ucunun nerelere gideceğinin bilinememesi ciddi kaydı yaratıyor.

Kısaca, KKM maliyetinin ciddi hesaplanmadığı, ileriye yönelik maliyet hesabının da ne olacağı yönünde itirazların boşa olmadığı ortada. Bütçe harcamaları ve para transferlerinde Kamu Yararı olması esastır. Vergi Hukuk uzmanlarının itirazı da buradan kaynaklı. KKM’lerin Vergi Usul Kanununa aykırı olduğu iddialar arasında. KKM’ler aracılığı ile zengine para aktarılmasının Kamu yararının anlatılması ise KKM hesapları anlatmak kadar zor bir konu.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

KKM bütçeye maliyeti 60 milyar TL’yi geçti

Published

on

Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayı sonuçlarına göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta kur farkı olarak bütçeden tasarruf sahiplerine ödenen tutar 23,4 milyar TL oldu.

Böylelikle 5 ayda toplam maliyet 60,6 milyar TL olarak kaydedildi.

5 Ağustos haftası itibariyle kur korumalı mevduat 1,17 trilyon TL’ye yükseldi.

Aynı dönemde bankalardaki TL cinsi mevduat yüzde 1,58 artışla 3 trilyon 268 milyar 855 milyon 200 bin lira, yabancı para cinsinden mevduat ise yüzde 1,98 yükselişle 4 trilyon 241 milyar 920 milyon 450 bin lira oldu.

Bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı, geçen hafta 249 milyar 395 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 216 milyar 859 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı. Yurt içi yerleşiklerin toplam yabancı para mevduatındaki değişime bakıldığında, parite etkisinden arındırılmış verilerle 5 Ağustos itibarıyla 3 milyar 767 milyon dolarlık artış görüldü.

Bloomberg

Okumaya devam et

EKONOMİ

MAHFİ EĞİLMEZ : Ütopyadan Distopyaya

Published

on

Ütopya, içinde bulunduğumuz dönemde, gerçekleşmesi imkânsız ideal toplum tasarımını anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Yunanca, olmayan yer anlamındaki ou, mükemmel anlamındaki eu ve ülke anlamındaki topos sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Rönesans dönemi İngiliz filozof, hukukçu ve devlet adamı Thomas More’un (1478 – 1535) Ütopya adını verdiği eserinden sonra yaygın biçimde bilinir ve kullanılır olmuştur. Bilinen en ünlü ütopyalar: Platon’un Devlet’i, Farabi’nin El Medinetül Fazıla’sı, Thomas More’un Ütopyası, Tommaso Campanella’nın Güneş Ülkesi, Francis Bacon’ın Atlantis’idir.

Olumsuz ütopyalara distopya adı veriliyor. Distopik bir toplum olarak anlatılan toplumlarda otoriter – totaliter baskıcı bir sistem egemendir. Yunanca kötü, hastalıklı anlamına gelen dysidis ile olmayan yer anlamındaki ou sözcüğünün birleşmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Distopya sözcüğünü ilk kez İngiliz iktisatçı, filozof ve siyasetçi John Stuart Mill, kötü bir yer anlamında kullanmıştır. Distopik öykülerde genellikle gelecekte ortaya çıkacağı tahmin edilen olumsuzlukları içeren toplumsal yapılar anlatılır. Distopik öykülerin en bilinenleri: George Orwell’in 1984’ü, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Suzanne Collins’in Açlık Oyunları serisi ve James Dashner’in Labirent’idir.

Her ne kadar gerek ütopya gerekse distopya, olmayan yerlerde geçen öyküler gibi görünse de zaman zaman o öykülerde geçen yerler ve olaylar gerçek yaşamda karşımıza çıkabiliyor. Mesela Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet bir ütopyayı gerçeğe dönüştürme çabasıydı. Kadın haklarından laikliğe, eğitimden sanayileşmeye, hukukun üstünlüğünden sanatın ve kültürün yüceltilmesine kadar aydınlanmanın ve çağdaşlığın gereklerini yerine getirerek gelişmiş ülke olma yolunda yürümeye başladı. Bu yürüyüş 1940’lara kadar belirli bir tempoyla devam etti. Türkiye, dünyada itibar gören, örnek alınan bir ülke olmuştu. Ütopya gerçekleşecek gibi görünüyordu. Ne yazık ki Atatürk’ün ölümünden sonra ütopyayı gerçeğe dönüştürme idealinden uzaklaşma başladı ve bu uzaklaşma hızlanarak devam etti.

AKP iktidara geldiğinde dünyada toplam GSYH 35 trilyon dolar, kişi başına gelir 5.630 dolardı. Aynı yıl Türkiye 240 milyar dolarlık GSYH’ye ve 3,617 dolar kişi başı gelire sahipti.  Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 0,7’sine eşitti, kişi başına geliri de dünyadaki ortalama kişi başına gelirin yüzde 64’üne eşitti. AKP iktidara geldiğinde, Türkiye, IMF ile birlikte ‘güçlü ekonomiye geçiş programı’ uyguluyor ve IMF’den hem para hem de program desteği alıyordu. 2008 yılında küresel kriz başladığında dünya GSYH’si aşağı yukarı ikiye katlanarak 64 trilyon dolara, Türkiye’nin GSYH’si de 771 milyar dolara yükselmişti. Aynı yıl dünyada ortalama kişi başına gelir 9.567 dolar, Türkiye’de kişi başına gelir 10.778 dolardı. Buna göre Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 1,20’sine, Türkiye’nin kişi başına geliri de dünya kişi başına gelirinin yüzde 126’sına denk geliyordu. Uygulanan IMF programı, Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerinin yarattığı yabancı sermaye girişinin de desteğiyle Türkiye açısından ciddi bir sıçrama ortaya çıkarmış ve Türkiye orta gelir tuzağından çıkış işaretleri vermeye başlamıştı.

AKP’nin bu ilk dönemi, dünyada likidite bolluğunun, büyüme artışının ortasına denk gelmiş ve IMF programıyla da desteklenince önemli bir başarıya yol açmıştı. Bu dönemde 60 milyar doların üzerinde özelleştirme geliri elde edilmiş AB müzakerelerinin yarattığı ivmeyle ciddi tutarda yabancı sermaye girişi sağlanmıştı.

2008 yılının Mayıs ayında IMF programının süresi tamamlandı ve AKP iktidarı IMF ile devem edilmeyeceğini, aynı programı kendi başlarına yürüteceğini açıkladı. Bu sıralarda Türkiye ile AB arasında sıkıntılar, farklılıklar baş göstermeye, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarlarında düşüşler ortaya çıkmaya başladı. Aynı yılın ikinci yarısında ABD’de başlayan küresel krizle birlikte önce ABD Merkez Bankası (Fed) ardından İngiltere ve Avrupa Merkez Bankaları, en sonra da Japonya Merkez Bankası parasal genişlemeye gittiler. Böylece dünyada son derecede büyük bir likidite bolluğu oluştu. Bu yeni gelişme, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan ekonomilere dış kaynak girişini artırdı. Bu büyük dalganın etkisiyle 2014 yılına gelindiğinde dünya GSYH’si 79,3 trilyon dolara, dünya ortalama kişi başına geliri 11.013 dolara yükselmişti. Aynı yıl Türkiye’nin GSYH’si de 957,5 milyar dolara kişi başına ortalama geliri de 12.079 dolara yükselmişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’si içindeki payı yüzde 1,21, kişi başına geliri de dünya ortalamasının yüzde 110’una denk geliyordu. Türkiye, hala iyi durumdaydı ve doğru politikaları izlerse orta gelir tuzağından kurtulabilecek gibi görünüyordu.

Bu tarihte Fed, parasal genişlemeyi yavaşlatmaya başladı. Diğer büyük merkez bankaları da onu izleyeceklerini açıkladılar. Henüz ortada faiz artışları olmadığı halde bu açıklamalar gelişmekte olan ülkelerden kaynak çıkışlarını başlattı. Bu ülkelere giden başta portföy yatırımları olmak üzere yatırımlar çıkmaya ve ülkelerine geri dönmeye başladılar.

Türkiye, böyle bir ortamda dış yatırımları çekebilmek için AB ile ilişkilerini düzeltmeye ve yapısal reformlara girişmeye yönelmesi gerekirken ters yönde ilerlemeye (yani gerilemeye) başladı. Ters yönde başlayan bu gidişin zirvesi 2018 yılından itibaren başkanlık sistemine geçiş oldu. Bu tarih, ilginç bir biçimde, AKP açısından düşüşün başlama aşamasıdır. 2018 yılında dünya GSYH’si 86,1 trilyon dolara ve ortalama kişi başına dünya geliri 11.329 dolara yükselirken, Türkiye’nin GSYH’si 779,7 milyar dolara, ortalama kişi başına geliri de 9.508 dolara gerilemişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,96’ya düşerken kişi başına gelir de dünya ortalamasının yüzde 84’üne gerilemişti. Türkiye’nin geriye gidişi izleyen dönemde hızlanarak devam etti. 2022 yılı için dünya GSYH’si 103,9 trilyon dolar, dünya kişi başına geliri 12.988 dolar, Türkiye GSYH’si 750 milyar dolar, kişi başına geliri de 9.000 dolar olarak tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,72’ye gerilerken Türkiye’de kişi başına gelirin dünya kişi başına gelir ortalamasına oranı da yüzde 70’e düşecek gibi görünüyor.

2022 yılı, bu tahminlerin gerçekleşmesi halinde Türkiye açısından 20 yıl sonra başladığımız yere (dünyadaki payımız yüzde 0,7) geri dönüş yılı olacaktır. Oysa AKP, 2023 hedeflerini açıkladığı 2012 yılında yeni bir ütopyayı tanımlamıştı. Aşağıdaki tablo bu hedefleri ve gerçekleşmeyi gösteriyor:

Tablodan görüleceği gibi 2023 yılı için konulan hedeflerden hiçbiri tutmamış, tam tersine, ihracat dışında bütün hedeflerde başlangıç noktasından daha da geriye gidilmiş.

Burada ekonomik göstergeleri ele alarak yaptığımız şey görünür durumun değerlendirmesidir. Türkiye bu 20 yılın sonunda bütün kamu kurumlarını satmış, dış borç toplamını 450 milyar dolara yükseltmiş, rezervlerini eksiye düşürmüş, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumuna gelmiş, AB ile üyelik umutlarını neredeyse tümüyle yitirmiş durumdadır. Türkiye, bu dönemde hukuktan demokrasiye, özgürlüklerden eğitime, seçimlerin güvenilirliğinden dış politikaya kadar sosyal ve siyasal alanlardaki bütün uluslararası endekslerde 2012’ye göre geriye gitmiş, üstelik milyonlarca göçmenin yerleşmesi sonucu sosyal sorunları daha da artmıştır.

Özetle söylemek gerekirse AKP, iktidara geldikten sonra IMF programının, AB ile tam üyelik müzakerelerinin ve olumlu dış konjonktürün de desteğiyle ekonomiyi yukarı çıkarmış ve bu olumlu görünüme dayanarak 2012 yılında cumhuriyetin 100. Kuruluş yıldönümü olan 2023 yılını hedef alan bir ütopya geliştirmişti. Ne var ki bugün geldiğimiz aşamada söz konusu ütopya tam anlamıyla bir distopyaya dönüşmüş bulunuyor.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.