Connect with us

EKONOMİ

Türkiye borç krizine girer mi?

Published

on

Türkiye, döviz krizi ve enflasyonun yarattığı ekonomik çalkantılarla boğuşurken son dönemde uzmanlar ülkenin risk seviyesinin alarm verdiğini belirterek olası bir borç krizinin ülke ekonomisine büyük zararlar verebileceği görüşünü dillendirmeye başladı.

Türkiye’nin kredi iflas riskinin (CDS) yükselmesi ve buna paralel olarak borçlanma maliyetlerinin artması, Türkiye’nin olası bir borç krizi riski içinde bulunup bulunmadığı konusunda soru işaretleri yarattı.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının da Türkiye’nin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyeti ile ilgili görünümünü negatif seviyede tutması bu korkuyu tetikledi.

Peki Türkiye’nin dış borçları ile ilgili tablo ne durumda ve uzmanlar borç krizi riskini nasıl değerlendiriyor?

KREDİ İFLAS RİSKİ ARTIYOR

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi geçen haftalarda 900 puana yaklaştıktan sonra geçen haftayı 840 puan civarında tamamladı. CDS, yani kredi risk primi, ülkelerin ekonomik ve politik risk gelişmesine göre değişiyor.

CDS‘in 900 baz puana yaklaşması dış borçlanma maliyetini çift haneye getirirken, borçlanma maliyetinin artması ödemeler dengesi krizi riskinin arttığına da işaret ediyor.

TÜRKİYE’NİN BORÇ TABLOSU

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, Türkiye’de vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan ‘kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku’ mayıs ayı itibariyle 182,3 milyar dolarla rekor seviyelerde seyretmeye devam etti.

Mayıs sonu itibarıyla, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, 2021 yıl sonuna göre yüzde 10,6 oranında artışla 134,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kamu sektörünün kısa vadeli borcu ise 2021 yıl sonuna göre yüzde 9,5 oranında artarak 24,3 milyar dolar arttı.

TÜRKİYE’DE BORÇ KRİZLERİNİN TARİHİ

Türkiye’nin dış borçlara ilişkin görünümü bu şekilde gerçekleşirken ülkede daha önce yaşanan krizler de hafızalardaki yerlerini koruyor.

Türkiye’de Osmanlı Devleti’nin batmasında etkisi olan borç krizi Cumhuriyet döneminde üç kere yaşandı. Yaşanan 3 borç krizinin de ardından siyasal iktidarlar değişti. Türkiye’nin ilk borç krizi 1958 yılında Adnan Menderes hükümeti döneminde, ikinci borç krizi 1978’de Süleyman Demirel hükümeti döneminde ve 2000’de Bülent Ecevit hükümeti döneminde yaşandı.

Borç krizlerinin yaşandığı yıllar aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ekonomik krizleri yaşadığı yıllar oldu. Türkiye tarihinde çok fazla ekonomik kriz yaşansa da bu ekonomik krizlerin borç krizi ile birleştiği dönemlerin sonucunda faizler yükseldi ve ekonomi daraldı. Son borç krizi sonrasında 2001’de Türkiye ekonomisi yüzde 9 küçüldü.

TÜRKİYE RİSKLİ ÜLKELER İÇİNDE 20. SIRADA

Geçtiğimiz hafta Bloomberg’de yer alan bir analizde ise Türkiye’nin borç krizi riskinin bulunduğu belirtildi.

Analizde gelişmekte olan ülkelerin çeyrek trilyon dolarlık borç yükü nedeniyle dünyanın tarihi bir temerrüt zinciri riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilirken Türkiye de riskli ülkeler arasında sıralandı. Bahsi geçen ülkeler sırasıyla El Salvador, Gana, Tunus, Pakistan, Mısır oldu. Listenin 20. sırasındaysa Türkiye yer aldı.

KREDİ GÖRÜNÜMLERİ NEGATİF

Bununla birlikte kredi derecelendirme kuruluşları da Türkiye’nin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyetini ölçen notlarını düşük seviyelerde tutmaya devam etti. Önceki hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, yayımladığı raporda Türkiye’nin kredi notunu B+’dan B’ye indirdiğini, görünümünü ise “negatif” olarak teyit ettiğini açıkladı.

S&P son not güncellemesini Aralık 2021’de yapmıştı. S&P’ye göre, Türkiye’nin kredi notu B+’da kalırken görünüm durağandan negatife döndü. Moody’s ise Eylül 2020’de Türkiye’nin kredi notunu B1’den B2’ye düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notu üç kuruluşa göre de ‘çok spekülatif’ statüsünde bulunuyor.

Türkiye’nin kredi notları 2001 seviyelerine yakın bir yerde bulunurken ‘iflas’ dahil 9 kümenin bulunduğu notlandırma sisteminde Türkiye 6. kümede bulunuyor. Kuruluşların notları ana olarak ‘yatırım yapılabilir’ ve ‘spekülatif’ diye ikiye ayrılıyor. Türkiye’nin görünümü negatif olduğu için spekülatif olarak sınıflandırılıyor.

Türkiye’nin borçlarıyla ilgili görünüm kötüleşirken iktisatçılar da borç krizlerinin yarattığı büyük risklere dikkat çekiyor. Uzmanlar ülkenin temerrüt riski içinde bulunup bulunmadığı konusunda farklı görüşte olsa da borçların ekonomiyi kırılgan hâle getirdiği konusunda hemfikir.

BORÇ KRİZİ RİSKİ VAR MI?

Konu ile ilgili Sozcu.com.tr’ye değerlendirmelerde bulunan iktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu Türkiye’nin çok uzak olmayan bir gelecekte dış borç ödeme kriziyle karşılaşma olasılığının  yüksek olduğunu belirtti.

Türkiye’nin 1 yıl içerisinde çevrilmesi gereken 182 milyar dolar kısa vadeli borcu olduğunu hatırlatan Kozanoğlu, “Bunun bir kısmı ticari krediler ve yabancıların döviz mevduatları. Bunları bir yana bıraksak dahi, 2022 sonuna kadar ödenmesi gereken 49,6, 2023’te ödenmesi gereken 50,6 milyar dolar fiili borç bulunuyor. Bunun 36 milyar doları özel sektörün borcu” dedi.

DÖVİZ AKIŞI İÇİN ORTAM UYGUN DEĞİL

Kozanoğlu ayrıca, “Cari açığın da 40 milyar dolara doğru gittiğini düşünürsek ciddi bir döviz gereksinimi var. Geçmişte bu bir şekilde fonlanabiliyordu. Ancak bugün başta ABD ve Avrupa faiz artışlarıyla dünyada hem bir ‘güvenli liman’ arayışı var hem de getiriler yükselmiş durumda. O nedenle küresel ortam uygun değil” değerlendirmesinde bulundu.

Kozanoğlu Türkiye’nin CDS priminin 840’a, ülkenin eurobondlarının (yurt dışına ihraç edilen döviz cinsi tahvil) faizinin ise yüzde 11 civarına yükselmesinin borç maliyetlerini artırdığını hatırlatarak, “O nedenle çok uzak olmayan bir gelecekte dış borç ödeme kriziyle karşılaşma olasılığı oldukça yüksek görünüyor” dedi.

‘IMF SEÇENEĞİ ÜLKEYE BEDEL ÖDETİR’

Türkiye’nin olası bir borç krizine girmesi durumunda neler olabileceğine ilişkin senaryolara da değinen Kozanoğlu IMF seçeneğinin masaya gelebileceğini aktardı. Kozanoğlu Türkiye’nin daha önce borç krizleri nedeniyle IMF ile anlaşarak ciddi bedeller ödemek zorunda bırakıldığını belirtti.

Kozanoğlu, “Türkiye 1979-80,1994 ve 2001 ekonomik krizlerini hep bir döviz ve dış borç krizi olarak yaşadı. Her defasında IMF kapısına gidilmek zorunda kalındı. IMF fonlarıyla iflastan kurtulduysa da emekçilere ciddi bedeller ödeten, kamu varlıklarının özelleştirilmesine yol açan, tarım kesimine destekleri budayan kemer sıkma önlemleri uygulandı. Bunu da arzu etmiyorum, ancak aksi halde dış borçların servisinin olanaklı olmadığını düşünüyorum” dedi.

Kozanoğlu, dış borçların yeniden takvimlendirilmesini içeren kamucu, halkçı bir programın uygulanması gerektiğini ancak ufukta AKP giderse bile böyle bir programı uygulayacak bir alternatif görünmediğini belirtti.

‘YAKIN VADEDE TEMERRÜT RİSKİ GÖRMÜYORUM’

İktisatçı Dr. Cem Oyvat ise yakın vadede Türkiye’nin temerrüt riski olmadığı görüşünde.

Türkiye’de toplam dış borcun milli gelire oranının da 2019-2020 yıllarına kıyasla daha kötü olmadığını ve toplam dış borcunun GSYH’ye oranının 2000’lerin başındaki duruma göre daha iyi olduğunu belirten Oyvat, “Yakın zamanda Türkiye’nin temerrüt riski olduğunu düşünmüyorum” değerlendirmesinde bulundu. Ancak Oyvat, bu duruma rağmen borçların Türkiye ekonomisi için önemli bir problem olduğunu belirtti.

Oyvat şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ben yakın zamanda Türkiye’nin temerrüt riski olduğunu düşünmüyorum. Kamu sektörü ve TCMB’nin toplam dış borcunun GSYH’ye oranı 2022’in 1.çeyreğine göre yüzde 26.7. Bir karşılaştırma yaparsak 2000’lerin başında bu sayı yüzde 38’lerdeydi ve Türkiye o dönemde temerrüde gitmedi. Tabii özel sektörün dış borçlarının bir kısmını devletin üstlenmesi gibi bir risk var. Ama Türkiye’de toplam (özel+kamu) dış borcun milli gelire oranı da 2019-2020 yıllarına kıyasla daha kötü değil.

BORÇLAR TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR PROBLEM

Yerel para cinsinden olan borçlar (buna KKM’nin getireceği maliyeti de katabiliriz) ise bir ülkeyi temerrüde zorlamaz. Ama bu demek değil ki, borçlar Türkiye için önemli bir problem değil. Geçtiğimiz aylarda hazinenin ödeyeceği iç borç faizi anaparayı geçti. Devletin daha yüksek faiz ödemesi, kamu kaynaklarının daha büyük bölümünün rantiye kesimine aktarılması anlamına geliyor. Maalesef Türkiye’nin artan risk primi de bu durumu kötüleştiriyor”

Önümüzdeki aylarda borçların dışında KKM’nin de devletin üzerindeki yükü artıracağını belirten Oyvat, “Çünkü Türkiye’nin bunca kur şokuna rağmen hâlâ çok ciddi bir cari açık verdiğini ve  Türkiye’ye anlamlı bir sermaye girişi olmadığını ve TCMB’nin rezervlerini tükettiğini düşünürsek, özellikle turizm gelirlerinin azalacağı sonbaharda döviz kurunun ciddi bir oranda yukarı gideceğini görmemiz sürpriz olmaz” dedi.

Döviz kurundaki artışların Kur Korumalı Mevduat yolu ile, hazine ve TCMB’den varlıklı kesime ciddi bir servet aktarılmasına yol açtığını belirten Oyvat son olarak, “Kamunun borçlarının dışında, özel sektörün de kısa vadeli dış borç stoku Mayıs 2022’de, 2021’in sona göre yüzde 10 artarak 80 milyar doların üzerine çıktı. Özel sektörün artan kısa vadeli dış borç stoku da; firmaları kur şoklarına karşı daha kırılgan hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.