Connect with us

EKONOMİ

2022 Yılının 2. Yarısında Dünya ve Türkiye Ekonomisinde Neler Bekleniyor?

Published

on

2022 yılının ilk yarısı beklenildiği gibi zorlu geçti. Ancak ikinci yarısı beklenildiğinden daha zorlu geçebilir. Öncelikle dünya ekonomisi nereye doğru savruluyor bunu görmemiz lazım. ABD’de Fed faizleri %2.50 seviyesine çıkarttı ve yılsonunda faiz beklentilerini %3.5 olarak korudu. ABD’de 1. çeyrek büyüme oranı % -1.6 olarak açıklanmıştı. 2. çeyreğe ilişkin gelen ilk veri ABD ekonomisinin %0.9 küçüldüğü yönünde olunca teknik resesyon da gerçekleşmiş oldu. Ancak burada bilmemiz gereken şu: 2. çeyreğe ilişkin kesin büyüme verisi için 2 tane daha veri göreceğiz. 25 Ağustos ve 29 Eylül tarihlerinde büyüme verisinin revizyonları yayınlanacak. Eğer 29 Eylül’deki kesin rakamda da biz ABD ekonomisinin küçüldüğünü izler isek o zaman resesyon gerçekleşmiş olacak. Bu noktada görüşlerim piyasadan ayrışmakta ve piyasada anlatılanlara katılmamaktayım. ABD ekonomisinin resesyona girse bile bunun önceki resesyonlara benzemediğini, daha çok 2020 başında pandemi sonrası görülen resesyona benzer bir tablo olduğunu düşünüyorum.

ABD BÜYÜMESİ

Neden böyle düşündüğüm noktasında Hazine Bakanı Yellen’ın cümleleri benim düşündüklerimle aynı. Yellen resesyonun, ekonomide geniş tabanlı olarak zayıfladığı, önemli işten çıkarmaların yapıldığı, işletmelerin kapandığı, hanehalkı finansmanının gerilediği ve özel sektör aktivitesinin yavaşladığı bir durumu ifade ettiğini söyledi ve bence çok haklı. Şimdi öncelikle bu noktada ABD’de son 4 aydır biz işsizlik oranının %3.6 olarak geldiğini görüyoruz. Tarımdışı istihdamda bir bozulma yok. Hatta mevsim etkilerinden arındırıldığında istihdam giderek artıyor. Pandemi öncesi ABD’de işsizlik %3.5 iken 5.7 milyon kişi işsizdi. Bugün işsizlik oranı %3.6 ve 5.9 milyon kişi işsiz. Hanehalkı cephesinden bakıldığında ücretlerdeki artışın devam ettiğini görüyoruz. Hanehalkı ücret artışları tüketici harcamalarını da artırmakta. Özel sektör aktivitesinde de bir yavaşlama yok.

ABD TARIMDIŞI İSTİHDAM

Yani şu an için resesyon konusunda ABD tarafında büyük bir tedirginlik varmış gibi sanki Fed faiz artırımlarını durduracak hatta 2023’te faiz indirecekmiş gibi konuşuluyor. Ben bu görüşe katılmıyorum. ABD’de ücret artışları devam ediyor, enflasyon yükselmeye devam ediyor, istihdam güçlü bir şekilde devam ediyor, arz tedarikinde sorunlar çözülebilmiş değil, Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor, petrol fiyatlarında kısa vadeli yükseliş durmuş ise de bunun geçici olduğunu düşünüyorum. Ayrıca gıda fiyatlarında henüz düşüş yaşanmış değil ve iklim krizi hala masada duruyor. Bu durumda Fed faiz artırımlarından geri dönmeyecektir. Fed’in faiz kararında dikkate aldığı PCE enflasyon 3 aylık düşüşün ardından tekrar %4.8’e yükseldi. Muhtemelen ABD’de çekirdek enflasyon tekrar artışa geçerken TÜFE’yi de yukarı doğru çekmeye devam edecektir. Bu veriler bize ABD’de teknik resesyona rağmen enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bu nedenden dolayı Eylül ayında Fed 75 baz puan daha faiz artırarak faizleri %3.25 seviyesine taşıyacaktır ve yılı %4’ün üzerinde bir faizle kapatabiliriz. Enflasyon tarafına baktığımızda kalan aylarda ABD’de her ay %0.7’lik artış kaydedilmesi halinde yılı çift hanede yani %10 enflasyon ile kapatacağını görüyoruz. İyimser bir tahminle ABD’de bu yıl enflasyon %9’un altına gelmeyecektir. Bu da Fed’in %2 enflasyon hedefine ulaşana kadar 2023’te de faiz artırımlarını devam ettireceğini göstermekte. En azından 2023’ün ilk yarısı bitene kadar faiz artışları sürecektir.

FED FAİZ

Euro Bölgesi’ne baktığımız zaman ise onların işinin Fed’den daha zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü Avrupa Merkez Bankası faiz artırımlarında çok geç kalarak Fed’in taperingden çıkmakta geç kalması gibi büyük bir hata yaptı ve enflasyonda kontrolü kaybettiler. Enflasyonu tekrar kontrol altına alabilmesi için artık daha büyük faiz artırımları yapmak zorundalar. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Mart 2016’dan bu yana sabit tuttuğu %0.00’lık faizi ilk kez artırarak %0.50 seviyesine yükseltti. Böylece faiz artırım döngüsüne katılmış oldu. Bundan sonraki aylarda da faiz artırımlarını aynı hızda devam ettirmesini bekliyoruz. Cuma günü Euro Bölgesi’nde açıklanan enflasyon verisi Temmuz ayında da rekor kırarak yıllık bazda %8.9 seviyesine yükseldi. Temmuz ayında yükselmesinde arz tedarikinde yaşanan darboğazın devam etmesinin yanında Rusya-Ukrayna savaşının enerji, metal ve gıda fiyatlarına yansımaları etkili oldu. Euro Bölgesi’nde enflasyonun 2023 başına kadar düşmesi çok mümkün görülmüyor. Önümüzdeki aylarda enflasyon çok yüksek seviyelere çıkmasa bile düşüş yaşanması çok olası değil. Bu durumda ECB’nin nötr faizi yakalayabilmesi için yüksek faizler yapması gerekmekte ve bunları yapacaktır da.

EURO BÖLGESİ AYLIK VE YILLIK ENFLASYON

Euro Bölgesi’nde işsizlik oranı ise tarihi düşük seviyelerde %6.6 seviyesinde bulunuyor. Bu da Avrupa Merkez Bankası’nın elini kolaylaştırıyor. Ayrıca Cuma günü gelen 2. çeyreğe ilişkin büyüme verisi de beklentilerin üzerinde % 0.7 olarak açıklandı. Euro Bölgesi’nde resesyon endişeleri bu veri ile yıl sonuna kaydı. Almanya’da ise yılın 2. çeyreğine ilişkin büyüme verisi beklentilerin altında %0.0 olarak gelirken küçülme sinyalleri verdi. Avrupa ekonomisinin lokomotifi kabul edilen Almanya’da yavaşlamanın görülmesi Euro Bölgesi’nde işlerin bozulacağına dair işaretler veriyor. Avrupa’da işler bir anda değişebilir.

PEKİ YA TÜRKİYE?

Yaşanan gelişmeler yurt içine nasıl yansıyacak diye bakmadan önce zaten yurt içinde çok ciddi sorunların yaşandığını ve bu sorunların giderek artacağını düşünüyoruz. Türkiye’de her ne kadar faizler %14 seviyesinde sabit bırakılsa da kredi faizlerinin artmaya devam ettiğini görüyoruz. Hatta TCMB’nin faizleri %19.00’dan indirmeye başladığı hafta olan 17 Eylül haftasına baktığımızda faizlerin çok sert yükseldiğini izliyoruz. Bazı faizler kurların tepe yaptığı 20 Aralık gecesinin de üstüne çıkmış durumda.

TCMB KREDİ FAİZLERİ

Küresel anlamda arz tedarik sorunlarının yükseldiği, ücretlerin arttığı, hammadde maliyetlerinin yükseldiği ve enflasyonun fiyat artışlarına neden olduğu süreçte ihracat başta olmak üzere reel sektörde yatırımların azaldığını görüyoruz. Temmuz ayına ait imalat PMI verisi 46.90 seviyesine geriledi. Mayıs 2020’den bu yana en düşük seviye. Yurt içinde üretim yavaşlıyor. Büyümede önümüzdeki çeyreklerde azalış göreceğiz. Kredi kanallarında görülen daralma ve BDDK tedbirlerinin etkisiyle imalat sektöründe görülen yavaşlamayı sürdürmesini bekliyoruz. Türkiye’de bu hafta Temmuz ayına ilişkin enflasyon verileri açıklanacak. Enflasyondaki yükselişin devam ettiğini izleyeceğiz. Kurlardaki artışın sürmesi enflasyonu yukarı taşırken muhtemelen yılsonunu %100’ün üzerinde bir enflasyonla kapatacağız. Enflasyon-faiz farkının açılması da yılsonuna kadar dolardaki artışın devam etmesi ve yeni tarihi zirveler yaşamamızı sağlayacaktır. Yani hem enflasyon hem maliyetlerdeki artış sürecektir.

Yine geçen hafta gelen önemli verilerden dış ticaret açığı ise Haziran ayında -8.161 milyar dolar açıklandı. Geçen yılın ilk 6 ayında 21.1 milyar dolar dış ticaret açığı verilirken bu yılın ilk 6 ayında dış ticaret açığı 51.3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Her zaman söylediğimiz gibi dış ticaret açığının bu denli yükselmesinin ana nedeni kurdaki artış oldu. Kurdaki sert artışın ithalatı patlatması aynı zamanda cari açığın da yükselmesine sebep olacaktır. Çünkü veri setinde açığa sebep olan kalemin hammadde yatırımları olduğu görülmekte. Yani Türkiye ithal etmeden ihracat yapamayan bir ülke ekonomisine sahip. İthalat da dolarla yapıldığı için bu artışlar aynı zamanda döviz talebini de artırmakta. Kurlardaki artışın ülke ekonomisine katkıdan çok zarar getireceğini sürekli söylememizin nedeni buydu. Tabii ki kur artışlarının ana nedeni de faizlerin indirim sürecidir. Enflasyon-faiz arasındaki fark açıldıkça kurlar artmaya devam edecek ve ne yazık ki zamların devamı da gelecektir. Bu durum bu noktada tıkanacaktır. En büyük sorun da cari açığın artmasında yaşanacaktır. Arkasından ciddi bir döviz likidite krizine adım adım yaklaştığımızı da her fırsatta vurguluyoruz.

CARİ AÇIK

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

Rusya’dan ne alıyoruz? Rusya’ya ne satıyoruz?

Published

on

Ülkemizde ve dünyada ekonomi gündemi inanılmaz bir hızda değişiyor. Geçen hafta Rusya’yla ticaretimiz hakkında bir yazı yazıp önümüzdeki hafta devam edelim demiştim. Aradan 1 hafta geçmesine ragmen Rusya’yla ticaret meselesini 6 ay önce tartışmışız gibi geliyor. Bu arada KKM tartışması, IMF’den borç mu aldık konusu, araçlardaki ÖTV’nin indirilmesi, rezervlerimizin artması, CDS’in düşmesi gibi birçok major konu tartışıldı. Dolayısyla bizim Rusya meselesinin modası da geçti. Bundan sonra bir hafta önceden sonraki hafta şunu yazacağım diye bir taahhütte bulunmayacağım. Ama madem devam edeceğiz dedik, Rusya’yla nelerin ticcaretini yapıyoruz bir bakalım.

Hangi ülkeye hangi malı satıyoruz, hangi malı alıyoruz, detay hacimler ne kadar gibi sorulara ha deyince cevap bulamıyorsunuz. Bunun için TÜİK’in sitesinden belli aşamaları geçerek ülkeye göre arama yapıp belli verileri çekip sonra onları konsolide etmeniz gerekiyor. Benim bu yazıda kullandıklarım https://biruni.tuik.gov.tr/ adresinden aldığım verilerdir. Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük sapmalar olabiliyor. Bunun da belli nedenleri var ama yazımızın konusu bu değil.

Rusya’yla 2021 yılı dış ticaret hacmimiz 32.5 milyar dolar. Bunun 27.5 milyar doları ithalat, 5 milyar doları ihracat. 2022 ilk 6 ayda ise dış ticaret hacmimiz 29.2 milyar dolar, 26.7 milyar doları ithalat, 2.5 milyar dolarıysa ihracat. Gördüğünüz gibi Rusya’ya karşı ciddi bir dış tişcaret açığımız var. Bu açık 2022’de 2021’e göre daha büyük olacak. Bunun da temel nedeni enerji fiyatlarının yüksekliği ve bizim Rusya’dan ithal ettiğimiz ürünlerde enerjinin ilk sırada gelmesi.

2021 ve 2022’nin ilk 6 ayındaki toplam 7.5 milyar dolarlık ihracatımız içinde sebze ve meyvenin ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tabloda ihrac ettiğimiz ilk 10 ürünü ve 18 aylık ihracat hacimlerini bulabilirsiniz. Aşağıdaki ilk 10 ürün toplam ihracatımızın %42’sini oluşturuyor.

2021 ve 2022 ilk 6 ayındaki toplam 54.2 milyar dolarlık ithalatımızın içinde yukarıda da belirttiğim gibi aslan payı enerjinin. Toplam ithalat içindeki payı %44. Enerji kalemleri detaylı olarak açıklanmıyor. Gizli veri şeklinde sınıflandırılıyor. Aşağıdaki tabloda Rusya’dan ithal ettiğimiz ilk 10 ürünü bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi enerji konusunu dışarıda bıraksak bile Rusya’dan sadece ithal ettiğimiz tahıl ve yağların toplam tutarı neredeyse bizim toplam ihracatımız kadar. Arada çok büyük bir dengesizlik mevcut. Bu şartlar altında ticaretin yerel para birimleri cinsinden gerçekleştirilmesi hangi yollarla yapılacak insan gerçekten merak ediyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim ve uluslararası medyada yer bulan Avrupa’dan Rusya’ya ihracatın Türkiye üzerinden gerçekleştirildiği ve böylece yaptırımların delindiği iddiasını doğrulayacak bir gelişme en azından resmi verilede şimdilik görünmüyor. Önümüzdeki aylar için veriler açıklandıkça izlemeye devam edeceğiz.

Emrah LAFÇI – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

BORSA : Sanayi mi yoksa banka hissesi mi?

Borsa İstanbul yılbaşından bu yana yüzde 55 yükselirken bankacılık endeksi yüzde 60 arttı. Ancak son 3 yıla bakıldığında sanayi hisselerinin performansı açık ara daha iyi. Yüzde 50’ye çıkan özsermaye kârlılığı ve görece ucuz kalmaları banka hisselerine ilgiyi son dönemde artırmış durumda.

Published

on

Başlığa bakıp bu yazıyı okumaya başladıysanız hisse senetleriyle ilgileniyorsunuz demektir. Belki daha önce hiç hisse almadınız, almayı düşünüyorsunuz belki de geçmişte defalarca farklı farklı hisseler aldınız. Türkiye’de özellikle son dönemde atılan adımların ardından gelinen durum, hisse senetlerine olan ilgiyi ‘mecburen’ artırdı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, hisse senedine yatırım yapanlara son 1 yılda 130 bin, son 3 yılda 1.3 milyon kişi eklendi. Bu artışlarda pandemi sürecinde evden çalışmanın artması ve son dönemde hızla yükselen enflasyon karşısında tasarrufları koruma eğiliminin öne çıkması etkili oldu.

İyi şirket kazandırıyor

Türk Lirası’ndan dövize geçişlerin önüne geçebilmek adına atılan ‘Kur Korumalı Mevduat’ adımı döviz yatırımcısı için iyi bir alternatif oldu. Ancak bu ürün tasarruflarını enflasyon oranına karşı korumak isteyenlerin talebine tam olarak cevap vermediği için hisse senedine yerli yatırımcı ilgisi arttı. Borsayla yeni tanışanlar için şunu hatırlatmakta fayda var. Borsada yapacağınız yatırımları uzun vadeli olarak düşünün. Öyleki geçmiş veriler; borsada büyüme hikayesi olan, iyi yönetilen, düzenli temettü ödeyen şirket hisselerinin yatırımcısını üzmediğini ortaya koyuyor.

Banka hisseleri gaza bastı

Gelelim başlıktaki sorunun yanıtına… Bankacılık hisseleri son haftalardaki yukarı yönlü sert fiyat hareketleriyle dikkat çekti. BİST 100 Endeksi yılbaşından bu yana yüzde 55’e yakın yükselirken Bankacılık Endeksi yüzde 60 ile endeksin üzerinde getiri sağladı. Sınai Endeksi ise yüzde 40 ile endeksin gerisinde kaldı. Ancak son 3 yıla baktığımızda sınai sektör hisselerinin performans anlamında bankalara büyük fark attıkları görülüyor. Bu süreçte geride kalan bankacılık hisseleri iyi gelen bilançolarının da etkisiyle aradaki farkı bir miktar kapatmaya çalıştı.

Portföy yapmanın önemi

Peki, bundan sonra ne olacak? Borsada para kazanmak istiyorsunuz genel trendlerin hangi sektörleri öne çıkardığını analiz etmek sizi avantajlı duruma getirebilir. Ancak tek başına yeterli değildir. Sadece tek bir sektör hisselerine yatırım yapmaktansa farklı sektörlerde (trendlere de bağlı kalarak) büyümesini sürdüren, kârlılığı artan, gelecek vadeden şirket hisselerinden oluşan bir portföy sizi hedeflerinize taşımakta daha yardımcı olacaktır. Kısa vadede yüksek kâr beklentisine girmeden uzun vade düşünen bir yatırımcının borsada zarar etmesi pek mümkün gözükmüyor. Bunun için de her fiyat hareketlerinde panik yapmayacak çelik gibi bir sinir sistemine hakim olmanız gerekiyor.

Seçim öncesi yabancılar gelebilir

Kısa vadede içeride enflasyon, dışarıda ABD Merkez Bankası’nın (fed) kararları izlenmeye devam ediyor. Ancak 2023 yılında yapılacak seçimler başka bir hikaye yaratabilir. Son yıllarda piyasaları terk eden yabancı yatırımcıların bir kısmı, seçimlerin ardından ekonomi politikalarında bir değişiklik olabileceği beklentisini satın almak isteyebilir. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki gibi bir büyüklükte olmasa bile Türkiye’ye gelebilecek yabancı yatırımcı ilk olarak son yıllarda performans anlamında geride kalmış ve işlem yapabileceği derinliğe sahip hisseleri ilk aşamada tercih edecektir. Bu noktada da büyük bankacılık hisseleri öne çıkabilir.

Dövizi olana ilgi sürebilir

Yine enflasyonist ortamın bir süre daha devam edeceğine yönelik genel bir beklenti var. Bu süreçte özellikle gıda perakendeciliği hisselerine ilgi sürebilir. Yine küresel resesyon tartışmalarının olduğu bir ortamda gelirlerinde azalma riski olsa da kurlarda olası yukarı hareketler nedeniyle ihracat yapan ve döviz fazlası olan şirket hisselerinin portföylerde bulundurulması gerektiği öneriliyor.

BİST 100 Endeksi’nde kritik seviyeler nerede?

BİST 100 Endeksi haftalık bazdaki grafikte 18 Temmuz 2022 haftasında başlayan sert yükseliş trendi üzerindeki seyir sürüyor. Bunun yanında geçtiğimiz haftanın en önemli direnç noktası olan 2 bin 797 puan seviyesinin üzerindeki haftalık kapanış oldukça olumlu. Endeks şimdi daha önce direnç olarak çalışan bu trend çizgisini destek seviyesi haline getirmeye çalışacak. Bunda başarılı olabilirse yukarı hareketlerin inişli çıkışlı bir fiyat seyri de olsa devamı beklenebilir. Endeksin üzerinde bulunduğu agresif yükseliş trendinin destek noktası ise bu hafta için 2 bin 784 puan seviyesine denk geliyor. Yani endeks bu hafta bu destek noktasının altına gelmedikçe kısa vadeli ana trendin yukarı olduğu söylenebilir. Olumsuz senaryoda bu destek noktasının altına girilmesi durumunda 2 bin 350-2 bin 400 puan seviyelerine kadar bir geri çekilme riski oluşabilir.

Dolarda düşüş için 17.07’nin altı şart

Haftalık bazdaki grafikte paritenin 17,07 TL’nin üzerinde kalması yükselişi teknik anlamda açıklayan en büyük etken. Bu sebeple paritede olası bir geri dönüş sinyali için öncelikle 17,07 TL’nin altına inilmesi şart. Böyle bir senaryo daha ilk aşamada 16,25 TL seviyesine denk gelen yükseliş trendinin destek noktasına kadar bir geri çekilme hareketi beklenebilir. Bu noktanın da altına gelinmesi paritede 14,47-14,85 TL bandına kadar bir geri çekilmeyi tetikleyecek öneme sahip. Bu sebeple olası aşağı hareketlerde en kritik nokta şu an için 17,07 TL seviyesi. Bu noktanın üzerinde kalınması durumunda yukarı yönlü riskler artacağından ilk aşamada 18,25 TL seviyesinin test edilme riski artacak.

Ufuk KORCAN

Okumaya devam et

EKONOMİ

Borsa şirketleri son 2 yıldır borçla büyüyor

Published

on

Bu denklem sadece faizli bir enstrümanın getirisini etkilemiyor. Örneğin bir hisse senedine de yatırım yapmak isteseniz burada da karşınıza çıkıyor bir şekilde. En azından bilanço kalemlerine yansımasıyla.

Şu ana kadar bilanço ve gelir tablolarını KAP’a gönderen 195 şirketin toplam bilanço ve gelir tablosu verilerini aynı dönemin geçmiş 5 yılıyla dolar bazında kıyasladığımızda bu etkinin ne kadar net olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Dolar bazında son 5 yılın en yüksek esas faaliyet kârlılığına ulaşan borsa şirketleri, toplam kârlılıkta da iki yıl öncesinin 4 katına yakın bir karlılık düzeyinde. Esas faaliyet kar marjı yüzde 4.78’lerden yüzde 10’lara, net kar marjı yüzde 6.53’ten yüzde 17.47’lere, özsermaye karlılığı ise yüzde 3.97’lerden yüzde 16.45’lere yükselmiş durumda.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 100

Öte yandan borç/özsermaye oranı (yani özsermaye yerine borçla büyüme oranı da diyebiliriz) yüzde 76.62’lerden yüzde 100’lere ulaşmış durumda. Bu ne demek oluyor? Yani artık şirketler eskiden her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 77 TL’lik dış kaynakla faaliyetlerini finanse ederken artık her 100 TL’lik özsermayesine karşılık 100.25 TL dış kaynakla finanse ediyor.

ENFLASYONLA BAĞIN KOPUŞU

Eğer faiz-enflasyon modelinin şirketler tarafında yaptığı etkiyi görmek istiyorsak işte en güzel örnek. Çünkü 2018/06 dönemi Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 17.75’te belirlediği, buna karşılık resmi TÜFE rakamının ise yıllık yüzde 15.39 olarak açıklandığı bir dönemdi. Yıllar içerisinde TÜFE yüzde 12.62’lere düşerken diğer yandan faiz beklentilerin de üzerinde indirimlerle yüzde 8.25’lere çekildi. İşte tam anlamıyla şirketler cephesinde dengelerin değişmeye başladığı dönem de bu dönem oldu. 2020 yılının ikinci yarısı ile 2021 yılının ilk aylarında sert faiz artışlarının gerçekleştiği bir dönem ve yeniden pozitif reel faize geçildiği bir dönem yaşansa da ardından gelen ardı ardında faiz indirimleriyle astronomik şekilde artan enflasyon arasında bağlantı koptu. Bu da şirketler açısından dış kaynak kullanmayı çok daha cazip hale getiren, elindeki malın ise durdukça değerlendiği bir dönem ortaya çıkardı. Bu nedenle şirketlerin giderek büyümelerini çok ucuz maliyetli dış kaynakla yani borçla finanse ettiği bir dönem yarattı.

BORSA NEDEN HALA UCUZ?

Borsa şirketleri açısından karlılığı yüksek, maliyetleri ise düşük dönem halen devam ediyor. Bu nedenle de ilerleyen dönemlerde de çok yüksek karlılıkların devam edeceği beklentisi analistler cephesinde de dile getiriliyor. Bu da Borsa İstanbul’u her yeni bilanço döneminde daha da ucuzlatacak bir sebep. Yani BIST’te sağlam, karlı, ciro ve varlık büyümesini artıran ve spekülatif tahtalarsa sahip olmayan şirketlerde şu sıralar gördüğümüz hiçbir fiyat pahalı olmayabilir.

Barış ERKAYA

Okumaya devam et

KATEGORİLER

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.