Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Uğur Gürsel teşhisi koydu : Faiz düşürmede “Kahyalı Mıçı sendromu”

Ekonomist Uğur GÜRSES kişisel web sitesinden, Kahyalı Mıçı’nın 2011 “Dövizzadeler” eyleminden yola çıkarak yeni durum analizini yaptı

Yayınlanma:

|

ABD’deki seçim tüm dünyada belirsizlik yarattı. Seçim sonuçlansa da “devir-teslim” gününe kadar yani 20 Ocak 2021’e kadar “topal ördek” Trump’ın bir delilik yapıp yapmayacağı bilinmiyor.

İşte bu havada, TL rekor değer kaybı ile 8.50’yi, Euro da 10’u geçti. Tek neden ABD seçimleri değil. Kuru yükselten ana faktör, Ankara’nın yarattığı diplomatik, ekonomik ve siyasi krize pandemi etkilerinin de eklenmiş olmasında. Bir de Merkez Bankası’nın işini yapmıyor olmasıydı. Buna başkanın görevden alınması da eklendi.

Bu kur seviyesi, tüm kesimleri derinden etkiliyor; bireylerin alım gücünü, gelirini, şirketlerin bilançosunu, devletin gelir gider hesabını.

Bu yazıda, değişen bir borçlanma politikasının Hazine’ye yarattığı zarara dair hesaplamayı ayrıntılandırıyorum.

2018’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte göreve gelen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Hazine’nin borçlanma politikasını değiştirdi. TL faizleri düşürmek için yapılan yüklü döviz ve altın borçlanması nedeniyle, bu borçlanma diliminin ortalama faizi yüzde 30 oldu.

Tüm bu hikâyenin temelinde “faizi düşük tutma” sabit fikri var.

2019’da yerel seçimlerde iki büyük metropolü kaybeden iktidar, Temmuz 2019 sonrasında Merkez Bankası’nın başkanını değiştirerek genişlemeci ve gevşek para politikasının kapısını açmış, Merkez Bankası kaynaklarından ihtiyat akçesine kadar uzanabilen tüm kaynaklar kullanılmış, ayrıca başta kamu bankaları kanalından devasa bir kredi büyümesine gidilmişti.

Tüm bunların bir “faturası” çıkacaktı; öyle de oldu. Pandemi de eklenince dolarizasyon ve kur patladı.

Döviz kurları son bir yılda yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Enflasyonun ivmesi de yüzde 16-17’lik bir patikada; imalat fiyatları da son 12 ayda yüzde 20 artmış durumda.

Erken çıkan fatura

Kur artışının Hazine’ye çok kısa sürede getirdiği yük oldukça büyük.

Bakın nasıl?

2018 Temmuz’unda Cumhurbaşkanı Erdoğan damadı Berat Albayrak’ı Hazine ve Maliye bakanlığı koltuğuna oturtmuştu. Geçmişte Ali Babacan, Nazım Ekren, Mehmet Şimşek gibi bakanların oturduğu koltuğa.

Bu bakanların hiçbiri faizi siyasi baskıyla düşürme çabasına girişmemişti. Akıllarına bile gelmediğini tahmin etmek zor değil.

İşte bu yüzden muhtemelen Cumhurbaşkanı’nın istediği biçimde bir “faiz düşürme operasyonuna” girişmediler.

Hatırlayalım; Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Haziran 2018 seçimlerinden 5 gün önce şunu demişti: “Bu kur filan, bunların hiçbirisi bizim geleceğimizi belirleyen şeyler değil. Bizim geleceğimizi, biz belirleyeceğiz. 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz”.

Bu sözü seçimden sonra yerine getirmek için olağanüstü bir çaba gösterildi.

Berat Albayrak’ın bakanlık koltuğuna oturmasıyla, çevresinden pompalandığı tanımlamayla “ezber bozan” yeni bir politika ortaya çıktı.

İlk adımlardan biri, Hazine’nin yurtiçinden döviz ve altın borçlanmaya başlamasıydı.

Oysa Hazine’nin yurtiçinde yaptığı döviz borçlanması 2003’ten itibaren azaltılmış, 2010’da da tamamen durdurulmuştu. (*)

Yurtiçi döviz ve altın borçlanmaların borç stokundaki payı (Kaynak: Coşkun Cangöz)

Yeni yönetimle Hazine, hem geçmişteki dış borç ödemelerinde izlediği ana ilkesi olan ‘Anapara kadar borçlan, faizini cepten öde’ ilkesini, hem de ‘yurtiçine döviz tahvili satmama’ ilkesini terk ederek, yerleşiklere altın ve döviz tahvili satışını patlattı. Aşağıdaki grafik açık biçimde bunu gösteriyor.

Hazine’nin Döviz Borcu – ugurses.net

Bu dersi görmüştük

“Kurnaz tüccar” zihniyetiyle şu yapılmak isteniyordu; enflasyonla beraber yüzde 20’lere fırlamış faizlerle borçlanmak yerine yüzde 1-2’lik faizlerle döviz ve altın borçlanarak içeride fon arz edenlerin üzerine baskı oluşturmak, böylece faizleri geriletmek. Kaldı ki faizler yüzde 12-15’lere gerilediğinde de bu devam etti.

Geçmişte Türkiye’ye ‘ağır bir ekonomi dersine’ mal olan 1994 krizi öncesinde de ekonomi yönetiminin başında olan Tansu Çiller benzer yolları denemişti. Hazine’nin borçlanma ihalelerini iptal ederek borç verenleri yola getireceğini düşünmüştü. Bedel çok ağır oldu; kur, faiz ve enflasyon öncekinin de çok üzerinde bir yere fırlamıştı. “Düşük faiz” isteyerek Çiller’in arkasında duran iş kesimi, sonunda yüksek faiz bir tarafa krizden çıkış için Çillerin imza attığı ‘net aktif vergisini’ ödeyerek “evdeki bulgurdan olmuştu.

Dönelim Albayrak yönetimindeki bu yeni ‘ezber bozan’ borçlanma politikasına.

Bu döviz ve altın borçlanma kulvarına girmenin sakıncası, döviz kuru ve altın fiyat riskinin alınmasıdır. Muhtemelen yine ‘ezber bozacağız’ zihniyetiyle, “nasıl olsa kuru da kontrol ederiz” açısıyla borçlanmaya girişildi, kamu bankaları aracılığı ile kur da kontrol edilmeye çalışıldı.

2018 Eylül-2020 Kasım arası dönemde toplam 23.9 milyar dolarlık döviz tahvili ve kira sertifikası ihraç yapıldı. Aynı dönemde yaklaşık 195 ton altın karşılığı tahvil ve sertifika satışı yapıldı. Altın cinsi tahvil ve sertifikaların ihraç tarihindeki dolar karşılığı yaklaşık 10.3. milyar dolardı.

Böylece yaklaşık 2 yıl içinde yurtiçi yerleşiklere toplam 34.2 milyar dolarlık bir borçlanma yapılmış oldu.

Hazine yine aynı dönemde ayrıca uluslararası piyasalardan Eurobond ihracı ile 21.4 milyar dolar borçlandı.

2018’e kadar Hazine’nin borçlanma stratejisi şuydu; ‘yurtdışından ana para kadar borçlan, faizini cepten öde’. Nitekim Eurobond ihraçları bu amaca dönüktü. Ayrıca piyasada ‘bayrak göstererek’ önceki borçlanma pazarında likidite sağlanmış oluyordu.

2018-2020 aralığındaki bu dönemde 21.4 milyar dolarlık Eurobond borçlanmasına karşılık toplam dış borç anapara geri ödemesi 13.6 milyar dolar (2018 Eylül-2020 Eylül) olmuş. Burada da ana apara geri ödemesinin 5-6 milyar dolar üzerinde bir borçlanma var.

‘Parlak stratejinin’ faturası

Peki bu ‘strateji’ kazanç sağladı mı? Hazine borçlanma faizini düşürebildi mi? Hazine döviz ve altın borçlanarak kazançlı çıktı mı?

Bunun için kapsamlı bir hesaplama yapılması gerekiyordu, Eurobond borçlanmaları dışarıda tutarak yurtiçi borçlanmaların hesabını yaptım.

Önce Eylül 2018’den sonra yapılan ama bugüne kadar vadesi dolanlar için sonucu özetleyelim.

Hazine’nin Eylül 2018-Ekim 2020 arasında yaptığı ancak Kasım başına kadar vadesi dolan toplam 3.9 milyar dolarlık altın ve döviz cinsi borçlanmaların kur farkı dahil maliyeti yıllık yüzde 13.1 olmuş. TL borçlanma yapılsaydı ortalama maliyet, ağırlıklandırarak o günkü faiz oranlarından hesaplandığında ortalama yüzde 19.5 olacaktı.

Vadesi dolan borçlanmalarda TL yerine döviz borçlanılarak ‘kazanç’ sağlanmış. Buraya not düşmek gerekir ki bu dönem içinde kamu bankalarının döviz satarak kuru tuttukları bir dönemdi. Muhtemelen “biz bu işi başardık” bakışıyla cesaretlenip, döviz ve altın borçlanmada tam gaz gidilerek büyük zarara giden yol açıldı.

Ancak şimdi vadesi dolmamış mevcut yüklü ‘canlı’ borçlara bakıldığında durum tam tersi.

Hali hazırda yurtiçi yerleşiklere yapılan ve vadesi gelmemiş altın ve döviz cinsi borçlanmaların tutarı tam 30.2 milyar dolar. Bu borçlanmaların ihraç tarihindeki kur ile bugünkü kur (TL/Dolar=8.50, altın 1950 dolar/ons) arasında oluşan kur farkı ile ödenen birkaç puanlık faizler dahil ortalama maliyeti, yıllık yüzde 30 olarak çıkıyor. Oysa ilk ihraç tarihinde döviz veya altın yerine TL tahvil borçlanması yapılmış olsaydı ortalama yıllık maliyet yüzde 12.3 olacaktı. Örnek çarpıcı olsun diye açalım; 30.2 milyar dolarlık borçlanma TL olarak yapılsaydı üzerinde biriken (6 Kasım gününe kadar) işlemiş faiz toplamı 16.2 milyar TL olacakken, kur ve ons altın fiyatındaki artış nedeniyle aynı gün itibariyle üzerindeki kur farkı ve ons altın fiyat farkı toplamı 78.1 milyar TL hesaplanıyor. Ayrıca, kurların ve altının ons fiyatının vadeye kadar nerede duracağını bilmiyoruz.

Basit bir örnek olsun diye, şunu da not edelim; bu hesaplama dolar kuru 8.50 olarak alınarak yapıldı. Dolar kuru 10 kuruşluk artışla 8.60 olduğunda; kur farkı 81.3 milyar TL yapıyor. Bunun karşılık geldiği ortalama maliyet ise yüzde 31.1 ediyor.

2018 Eylül-2020 Kasım arasında yapılan tüm döviz ve altın borçlanmalarının 6 Kasım itibariyle oluşturduğu kur ve ons fiyatı farkları (8.50’lık dolar kuru ve 1950 dolar/ons altın fiyatı) üzerinden 84.1 milyar TL yapıyor. Oysa TL yapılmış olsaydı toplam birikmiş faiz 20.7 milyar TL olacaktı.

Bu borçlanmaların büyük bir bölümünün 2021’de vadesi geleceği hesaba katılırsa alternatif olarak hesaplanan 20.7 milyar TL’lik faizin üzerine, bugünden vadeye kadar ödenecek faiz ise 30.1 milyar TL olacaktı. Böylece toplam faiz gideri 50.8 milyar TL olacaktı. Oysa sadece bugüne kadar oluşan kur ve altın ons farkı 84.1 milyar TL’lik farka yakın bile değil.

Bugünkü kur zararının maliyeti yüzde 30’luk bir TL borçlanma faizine eş değer. Bu durum tam da “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma” durumu.

TL faizini düşürmek için yapılan bu “cin fikirli” döviz ve altın borçlanmasının Hazine’ye bıraktığı zarar görüldüğü gibi büyük.

“Kahtalı Mıçı sendromu”

Adıyaman Kahtalı ses sanatçısı Mustafa Aslan, (Kahtalı Mıçı) 2011 yılında “dövizzede” olduğunu öne sürerek diğer “dövizzedelerle” birlikte gösterilere katılmıştı.

Kahtalı Mıçı, 2008 yılında konut almak için TL yerine Japon Yeni ile konut kredisi kullandığını, o dönem uluslararası piyasalarda Japon Yeni’nin değerlenmesi ile borcunun TL karşılığının 2011’de yüzde 80 arttığını anlatıyordu.

Japon Yeni varlık ve borçlanmalar on yılları aşan uzun bir süredir sıfıra yakın faizde seyrettiğinden, muhtemelen kur riskinden habersiz Kahtalı Mıçı’ya cazip gelmişti.  Japon Yeni’nin Ocak 2008’de dolara karşı 108 seviyesinden, 2011’de 77 seviyesinde gelerek değerlenmesi, Kahtalı Mıçı’ya büyük bir kur zararı getirmişti.

Finansal okur yazarlık açısından Kahtalı Mıçı’ya yol gösterenin olmadığı da belli idi.

Ancak Hazine gibi teknik düzeyi yüksek bir kurumda siyasi direktifle büyük bir kur zararına kapı açacak borçlanmaya gidilmesi akıl alır gibi değil.

Siyasetçi günü kurtarıyor; fatura topluma kesiliyor.

Kahtalı Mıçı’nın şarkılarından birinde yer alan şu sözler herhalde durumu çok iyi özetliyor: “Çal çal ince havadan / gülmedim ağlamaktan / bu millet neler çekti usta ile çıraktan”.

Uğur Gürses

https://ugurses.net/2020/11/08/faiz-dusurme-operasyonunda-kahtali-mici-sendromu/

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Kripto para milyonerleri bir bir ölüyor

Yeni çağın yükselen trendi olarak görülen kripto para borsasının üzerinde bir lanettir dolaşıyor. Son olarak dijital varlık şirketi Amber Group’u kuran Tiantian Kullander’ın hayatını kaybetmesi, kripto para borsasının milyonerlerinin esrarengiz ölümlerini yeniden gündeme getirdi.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Milyarlarca sterlinlik bir kripto para birimi şirketinin kurucu ortağı olan 30 yaşındaki Tiantian Kullander, uykusunda hayatını kaybetti. Dijital varlık şirketi Amber Group’u kuran Tiantian ‘TT’ Kullander, 23 Kasım’da öldüğünde sadece 30 yaşındaydı. TT olarak da bilinen Kullander’ın ölümünü şirket sözcüsü de 27 Kasım Pazar günü doğruladı. Ancak milyoner ismin ölümünün nedeni hakkında herhangi bir ayrıntı paylaşılmadı.

Kullander’ın ölümü, pek çok kişi için sadece talihsiz ve genç yaşta hazin bir son olarak görülse de kripto para borsasıyla ilgilenenler için pek de öyle değil. Çünkü TT, son yıllarda bu alanda milyoner olarak öne çıkıp hayatını kaybeden dördüncü isim.

Hemen hemen hepsi oldukça gençti, parmaklarının ucunda milyarlar vardı ve ölümleriyle beraber her biri arkasında bir yığın soru işareti bıraktı. Peki dijital dünyada milyarlarla oynayan ve esrarengiz bir şekilde hayatını kaybeden o isimler kimler? Tüm yaşananlar aslında kripto para borsasının laneti mi yoksa basit bir tesadüf mü?

TIANTIAN KULLANDER

Sözcü’nün haberine göre; 30 yaşındaki Tiantian Kullander, yakın zamanda değeri 3 milyar dolar olan bir kripto para ticaret platformu olan Amber Group’un kurucu ortağıydı. Şirket, cuma günü yaptığı açıklamada, Kullander’in 23 Kasım’da beklenmedik bir şekilde uykusunda öldüğünü duyurdu.

Singapur merkezli şirket, Kullander’in nerede ve neden hayatını kaybettiğini de açıklamadı.

Tiantian Kullander, genç yaşına rağmen 2019’da Forbes’un 30 yaş altı 30 listesine girmişti.

Derin bilgisi, işbirliği yapma isteği ve başkalarına her zaman yardım etme arzusu sayısız yeni şirkete ve kişiye fayda sağladı. İçgörüleri ve yaratıcılığı birçok projeye, kişiye ve topluluğa ilham verdi.”

Kullander, Amber Group’taki kurucu rolü yanında, ayrıca bir e-spor organizasyonu olan Fnatic’in de yönetim kurulundaydı. Kullander, genç yaşına rağmen 2019’da Forbes’un 30 yaş altı 30 listesine girdi ve Amber Group’un başarısının temel direklerinden biri olarak nitelendi.

TT olarak da bilinen Kullander, son yıllarda bu alanda milyoner olarak öne çıkıp hayatını kaybeden dördüncü isim.

Amber Group’un merkezi Singapur’da ve web sitesinde Atina, Cenevre, Dubai, Hong Kong, İstanbul, Londra, Mexico City, Taipei, Tokyo, Vancouver ve Zürih’te varlık gösterdiği belirtiliyor.

Şirket kısa süre önce 3 milyar dolar (2,4 milyar sterlin) değerindeydi, ancak son aylarda kripto para birimlerinin değerinin düşmesiyle bir darbe almıştı. Amber Group da bu yüzden bu yıl personelinin yüzde 10’unu işten çıkardı.

Kullander’in ölümü, sadece haftalar önce, sektördeki başka bir genç milyonerin Porto Riko’da bir kumsalda boğulmasını hatırlattı.

NIKOLAI MUSHEGIAN

Kullander’ın ölümü akıllara hemen, birkaç hafta önce hayatını kaybeden ve en esrarengiz ölümlerden birine sahip olan Nikolai Mushegian’ı getirdi. 29 yaşındaki Mushegian’ın, ölümünden kısa bir süre önce Twitter’da CIA ve İsrail’in ulusal istihbarat teşkilatı Mossad’ın onu öldüreceğinden endişe duyduğunu belirtmesi de bu ölümü ayrıca esrarengiz hale getirdi.

Nikolai Mushegian, ismini MAKER birimi ile duyurmuştu. Bir dönem MAKER platformunda 8 milyar dolarlık birikim yer alıyordu. Ayrıca BitShares ve Balancer projelerinde de yer almıştı.

Mushegian, ölmeden saatler önce şunları yazmıştı: “CIA, Mossad ve bazı seçkinler, Porto Riko ve Karayip adalarında bir tür seks kaçakçılığıyla şantaj çetesi yürütüyor. Casus olan eski kız arkadaşım ile beni suçlayacaklar. Bana ölümüne işkence edecekler.”

Nikolai Mushegian, ismini MAKER birimi ile duyurmuştu.

Mushegian, CIA ve Mossad’ın kendisini öldüreceğinden korktuğunu tweet attıktan saatler sonra 28 Ekim’de öldü. Ancak Mushegian’ın ailesi, genç adamın ölümünün şüpheli olduğuna inanmadı ve onun geçmişte akıl sağlığı sorunları olduğunu söyledi.

Yine de iş arkadaşlarından bazıları, ölümünün şüpheli olduğunu iddia etti. Kripto milyonerinin, 29 Ekim’de Ashford Beach’te suda bir sörfçü tarafından tamamen giyinik ve cüzdanını da taşırken bulunması bu iddiaları kuvvetlendirdi.

Mushegian’ın ölümü gibi kripto dünyasından bir başka ölüm daha dikkat çekmişti. 2018’de yaşanan olay için hala çeşitli komplo teorileri de üretilmeye devam ediyor. Hatta Netflix bile bir belgeselinde bu konuya değinmişti…

GERALD COTTEN

Evet, Gerald Cotten’in 2018’deki ölümü o kadar çok entrika ve tartışmaya yol açtı ki, Netflix belgeseli Trust No One’da da araştırıldı.

İflas etmiş kripto para firması QuadrigaCX’in 30 yaşındaki kurucusu, 9 Aralık 2018’de eşiyle Hindistan’da balayındayken öldü. Ve milyonlarca dolar değerindeki kripto varlıklarına erişebilen tek kişi de kendisiydi. Cotten’ın hayatını kaybetmesiyle beraber 169 milyon dolar da kayboldu.

Cotten’ın ölümüne pek çok yatırımcı inanmadı ve bunun bir kurmaca olduğunu iddia etti. Ayrıca Cotten’ın ölümünden sadece dokuz gün önce bir vasiyetname imzalaması da ölümüyle ilgili şüpheleri artırdı.

Gerald Cotten’ın hayatını kaybetmesiyle beraber 169 milyon dolar da kayboldu.

Bazı yatırımcılar, gerçekten o olduğunun kanıtlanması için cesedinin mezardan çıkarılmasını bile talep etti. Öldüğü sırada firmasının yaklaşık 115.000 müşterisi vardı.

İnternetteki söylentilerde, Cotten’in aslında hala hayatta olabileceği ve zimmetine geçirdiği paralarla yaşamaya devam ettiği iddia edildi.

Müfettişler, cüzdanların Nisan 2014’ten itibaren yaygın olarak Bitcoin depolamak için kullanıldığını, ancak Nisan 2018’de biri hariç hepsinin aniden boşaldığını ve atıl durumda kaldığını tespit etti. Son cüzdan, Cotten’in ölümünden altı gün öncesine kadar, 3 Aralık’a kadar hala para transfer etmek için kullanılıyordu, ardından da boş bırakıldı.

Vanity Fair’in haberine göre Cotten, 2014 yılında yaptığı bir röportajda şifrelerini bir kağıda yazıp bir bankadaki kasaya kilitlediğini, çünkü bu paraları güvende tutmanın en iyi yolunun bu olduğunu söyledi.

Kanada’dan Globe and Mail’in haberine göre; Cotten ve karısı, balayı için 8 Aralık 2018’de Jaipur’daki otele varıp check-in yaptıktan kısa bir süre sonra Cotten, şiddetli mide ağrısından şikayet etti ve yakındaki bir hastaneye götürüldü ve burada kendisine gezgin ishali teşhisi kondu. 24 saat sonra da öldü. Ölümüyle ilgili şüpheler olmasına rağmen otopsi yapılmadı.

MATTHEW MELLON

Matthew Mellon, Meksika’nın Cancun kentindeki bir uyuşturucu rehabilitasyon kliniğine girmeye hazırlanırken 2018’de kalp krizinden öldü. Değeri 200 milyon doları aşan XRP paralarına sahipti ve kripto para birimlerine erişebilen tek kişiydi.

Mellon, New York City’de Mellon Bank’ın kurucusu Yargıç Thomas Mellon ile Amerikalı bankacı ve Drexel Üniversitesi’nin kurucusu Anthony Joseph Drexel’in soyundan gelen en eski bankacı ailelerden birinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Matthew Mellon, 2018’de kalp krizinden öldüğünde değeri 200 milyon doları aşan XRP paralarına sahipti ve kripto para birimlerine erişebilen tek kişiydi.

Delray Beach, Florida ve Northeast Harbor, Maine arasında büyüdü ve 21 yaşına geldiğinde 25 milyon dolarlık bir miras aldı. Pennsylvania Üniversitesi’ndeki Wharton Okulu’na girdikten sonra moda, telekomünikasyon ve finans alanlarına ilgi duydu.

Bir dönem New York’ta Cumhuriyetçi Parti’nin finans komitesi başkanlığını da yaptı. Bitcoin alıp satarak kripto para birimi kariyeri ile servetini artırdı. Mayıs 2015’te internet aracılığıyla para göndermek için kullanılan bir iletişim protokolü olan Ripple Labs’ın küresel elçisi oldu ve 1 milyar dolarlık bir servete ulaşan XRP için 2 milyon dolar yatırım yaptı.

İlk karısı Tamara Mellon ile 1998 yılında uyuşturucu bağımlıları için düzenlenen bir rehabilitasyon toplantısında tanıştı ve 2000 yılında aralarında Hugh Grant, Liz Hurley gibi isimlerin de bulunduğu gösterişli bir düğünle evlendi.

Nicole ve Matthew Mellon

2006’da bir düğünde ikinci eşi Nicole ile tanıştı ve iki yıl sonra aile dostu Diane Von Furstenberg’in Bahamalar’daki evinde evlendi. Çift daha sonra 2016 yılında boşandı. Mellon’un biri Tamara’dan ve ikisi Nicole’den olmak üzere üç çocuğu bulunuyor.

Ayrıca ayda 100.000 dolar harcadığı ve günde yaklaşık 80 hap aldığı bir OxyContin bağımlılığıyla mücadele etmişti. 2016’da Mellon, bu bağımlılığından doktorları sorumlu tutmuştu.

Mellon’un ölümüyle beraber kaybolan kripto paralara ulaşmak için ailesi hala uğraş veriyor.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

En büyük döviz rezervine sahip ülkeleri

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin, şaşırtıcı bir şekilde 3.193 trilyon dolarlık varlığa sahip uluslararası rezervler açısından daimi liderliğini korudu. İkinci sırayı 1.238 trilyon dolarla Japonya alırken, üçüncü sırayı 892 milyar dolar varlıkla İsviçre aldı.

Ukrayna’yla ilgili yaptırımlar nedeniyle Batı tarafından dondurulanlar da dahil olmak üzere Rusya‘nın varlıkları 540 milyar dolara yükseldi. Bu, Rusya’nın geçen yazdan beri dördüncü sırada yer alan Hindistan’ı yerinden etmesine izin verdi. Eylül sonu itibarıyla Hindistan‘ın varlıkları 532 milyar doları buldu. İki ülke 2015’ten beri bu göstergede birbiriyle yarışıyor.

Rapora göre, ilk 10’un alt yarısında, gelişmekte olan ekonomilerin gelişmiş piyasa emsallerini geride bıraktığı ilginç bir eğilim görüldü. Hong Kong altıncı en büyük rezerv sahibi olarak Suudi Arabistan tarafından yerinden edildi, Güney Kore yedi numaraya geriledi. Brezilya dokuzuncu sıraya yükseldi ve Singapur da onuncu sıraya geriledi.

Almanya ve ABD geçen yıl sırasıyla 11. ve 12. sıralarını korurken, Fransa 13. sıraya yükseldi ve onu 14. olarak İtalya izledi. Meksika üç sıra yükselerek 15. sıraya yükseldi. Tayland, İngiltere, İsrail, Polonya ve Çek Cumhuriyeti sırasıyla ilk 20’yi tamamladı.

Çalışma, RIA Novosti tarafından 2021 yılı itibariyle dünyanın en büyük 90 ekonomisinin merkez bankalarından alınan verilere dayanılarak yapıldı. Nihai örneklem, Eylül ayı verilerini Kasım ayı ortasında açıklayan en büyük rezervlere sahip 50 ekonomiyi içeriyordu.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Bankaya dolar borcunu ödettirmediler

Yayınlanma:

|

Yazan:

Piyasalarda, bir bankanın sendikasyon kredisini erken kapatmak istediği ancak BDDK’nın izin vermediği konuşuluyor. Bu yaklaşımın, döviz kıtlığı nedeniyle TCMB ve BDDK’nın bankalara son zamanlarda uyguladığı baskının parçası olduğu belirtiliyor. Dr. Murat Kubilay da, kaynağı belirli sermaye akışının olmaması ve cari açığın artması nedeniyle Türkiye’yi 6 ayda yine zor günlerin beklediğini söyledi.

‘Ödemeler dengesi riski kısmen dindirildi’

Ekonomist Dr. Murat Kubilay, haziran ayında BDDK ve TCMB’nin reel sektör ve bankalara uyguladığı sermaye kısıtlamaları gerçekleşmeseydi Türkiye’nin dış ödemeler dengesi krizine girme, yani dış borçlarını ve ithalat ödemelerini tam vaktinde yapabilme zorluğuna düşme durumunun artmış olacağına dikkat çekerek, “Ancak ihtimal hâlâ sürüyor” uyarısı yaptı. Rahatlamadaki bir diğer önemli etkili faktörün net hata ve noksan kalemi altında toplanan ve düzenli olan döviz girişine işaret eden sermaye akımının olduğunu belirten Kubilay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii sermaye girişlerinin kara paranın aklanması veya temiz yolla elde edilmiş paranın finansal sisteme kayıt dışı sokulması ya da Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesi gibi yarattığı şüphe ve haliyle riskler var. Fakat bunları bir kenara bırakırsak, Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon ve düşük faiz ortamında, küresel piyasalarda işlerin gelişmekte olan ülkeler lehine gitmediği bir dönemde, bu yöntemlerle dış ödemeler dengesi riskini kısmen dindirmeyi başardı. Böylece Sri Lanka’nın durumuna düşmedi ve Mısır, Pakistan ile Tunus gibi karşılaştırılan diğer ülkeler gibi IMF kaynaklı döviz kaynaklarına başvurmadı. Diğer taraftan bu önlemlerin kısa vadede ekonomik aktiviteyi bozucu, yani büyümeyi düşüren olumsuz etkisi oldu. Ayrıca kara para merkezi haline gelindiğine dair yurt içinde ve dışında kötü bir zan altında kaldı.”

Kaynağı belirli sermaye akışının olmaması ve cari açığın kış aylarında doğal olarak artması neticesinde önümüzdeki 6 ayda da Türkiye’yi yine zor günlerin beklediğine dikkat çeken Kubilay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“TCMB’nin elindeki satılabilir rezerv kısıtlı. Bu nedenle Rusya ile yapılan doğalgazın ruble ödenmesi ve Suudi Arabistan’dan sağlanacak döviz mevduat önemli olacak. Bir taraftan Türkiye yurt dışından pahalı da olsa hâlâ borçlanabiliyor, diğer taraftan borçlanma miktarı düşük olduğu için net döviz çıkışı sürüyor. Hatta bu noktada TCMB’nin bankalara sürekli baskı yaptığı konuşuluyor. Bu esnada seçimlere doğru önümüzdeki 6 aya ilişkin en kritik faktörler; kredi politikasının ne derecede genişletileceği ve ekonomi yönetiminin benzer döviz kaynaklarına alışılmadık yöntemlerle ne derece erişmeyi başarabileceği. Çünkü mevcut rezervler finansal istikrarı korumaya bir süre daha yeterli olsa bile bu haliyle oldukça genişleyici kamu harcamalarının ve kredi musluklarının açılmasının yan sonucu olan dövize talebi dengeleyecek durumda henüz değil. Bir taraftan iktidar bir şekilde ve başarılı olarak endişe ettiğimiz senaryoları öteliyor, diğer taraftan eldeki imkanlarını gittikçe tüketiyor. Bu durum yıkıcı süreci 2023’e ötelerken, seçimlere kadar istikrarın korunmasını daha da zorlaştırıyor.”

Bu ortamda politika faizinin, bankalara TCMB tarafından aktarılan kaynağın maliyetinin belirlenmesinde ve ticari kredilerde tavan sınır olan referans faizin belirlenmesi haricinde bir önemi kalmadığını da vurgulayan Kubilay, şöyle konuştu:

“Bireylerin dövize olan talebi ancak kur korumalı mevduatla, o da getiri düşüklüğünden ötürü kırılgan bir şekilde gerçekleşiyor. Bu nedenle politika faiz oranından öte, ne derece kredilerin kullanıldığı, kamu harcamalarının artırıldığı, memur, emekli ve asgari ücretli maaş zamlarının ne olacağı; bu esnada sermaye kısıtlamalarının ne derece sertleştirildiği ve kayıt dışı para kaynaklarının ne kadar sürdüğüne odaklanmak gerekiyor. Tabii ekonomi politikası seçim odaklı yürütüleceği için, anketlerdeki durum ve iktidarın kaybetme ihtimali arttıkça daha çok ekonomide gaza basacağı da dikkate alınmalı. Son olarak küresel piyasalar ve dünya ekonomilerindeki çalkantı ve yavaşlama da önümüzdeki 6 ayda Türkiye ekonomisinin geleceğini tayin edecek.”

Akbank öncülüğünde başlayan sendikasyonlarda yenileme oranları gerilerken, Türkiye’nin yüksek CDS’i nedeniyle maliyetler de sürekli artıyor. Yılın ilk sendikasyonları nisan-mayıs tarihlerinde gerçekleşirken, ikinci dönemdeki sendikasyon maliyetlerinde artışlar oldu. Nisan sendikasyonunda dolar dilimi için SOFR+ yüzde 2,75 euro dilimi için Euribor+ yüzde 2,10 iken, bu maliyet ekim-kasım döneminde SOFR artı yüzde 4,25 ve Euribor artı yüzde 4’e yükseldi.

Şu ana kadar 7 banka sendikasyon kredilerini yenilerken, Garanti Bankası’nın da yakın vadede anlaşmayı açıklaması bekleniyor:

Hangi banka, ne kadar sendikasyon aldı?

Akbank: 225 milyon dolar ve 177,5 milyon euro olmak üzere iki dilimli sendikasyon kredisi sağladı. Sendikasyonda çevirme rasyosu yaklaşık yüzde 60 seviyelerinde kaldı.

Denizbank: 329,5 milyon euro ve 276,5 milyon dolar olmak üzere iki dilimden oluşan 367 gün vadeli sendikasyon kredisi aldı. Sendikasyonda çevirme oranı yüzde 72 oldu.

İş Bankası: 330,5 milyon euro ve 191 milyon dolar tutarında 367 gün vadeli sendikasyon kredisi anlaşması imzaladı. Sendikasyon kredisi yüzde 69 oranında yenilendi.

TEB: 200 milyon euro ve 63,5 milyon dolar olmak üzere iki dilimden oluşan sendikasyon kredisi sağladı. Sendikasyonu çevirme oranı yüzde 77 oldu.

Vakıfbank: 222,5 milyon dolar ve 328 milyon euro olmak üzere toplam 560,3 milyon dolar tutarında sendikasyon kredisi aldı. Sendikasyon çevirme oranı yüzde 90 olurken, 2022 yılındaki 1,5 milyar dolarlık kredileri toplamının yüzde 97’sini yeniledi.

Yapı Kredi: 210 milyon dolar ve 249 milyon euro tutarında iki ayrı dilimden oluşan yaklaşık toplam 458 milyon dolar sürdürülebilirlik bağlantılı sendikasyon kredisi anlaşması yaptı. Bankanın sendikasyon çevrim oranı yüzde 61 seviyesinde kaydedildi.

Ziraat Bankası: İkinci dönem sendikasyonlara girmedi. Nisanda 352,5 milyon dolar ve 814 milyon euro olmak üzere toplamda 1,24 milyar dolarlık sendikasyon kredisi temin etmişti.

QNB Finansbank: 184,5 milyon dolar ve 253 milyon euro olmak üzere iki dilimden oluşan sürdürülebilirlik bağlantılı sendikasyon kredisi temin etmek üzere anlaşma imzaladı.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.