Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Uğur Gürses : Ben bu ‘reformu’ görmüştüm

Yayınlanma:

|

Klasik sahnedir; sakince banka veznesine yaklaşan biri silahını göstermeden bir kâğıt parçası uzatır, şu yazılıdır: “Bu bir soygundur”.

Dün açıklanan ‘Ekonomik reformları’ içeren 98 sayfalık belge de bana o klasik film sahnelerini hatırlattı. Benzer biçimde “bu bir reformdur” diyen, ancak ‘vurucu silahın’ olmadığı onlarca sayfa…

Yarısından fazlası fotoğraflarla, çok sayıda olmak üzere tek bir sayfasında birkaç kelimelik başlıklarla şişirilmiş “Ekonomi Reformları” belgesi, geçmişte reform diye açıklanan belgelerin bile yanında sönük kalıyor. Sayılan maddelerde somut olarak ne yapılacağı ne zaman yapılacağı, hangi kurumun bunu takip edeceği belli değil.

Aşağıda 12 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan “Ekonomik Reformlar” belgesinin kamuda taşıt alımlarıyla ilgili maddesi yer alıyor.

12 Mart 2021 “Ekonomik Reformlar” Belgesi (HVM Bakanlığı)

Burada da, dönemin Başkabaknı Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan reformlarla ilgili kamu taşıt tedbirleri yer alıyor.

64. Hükümet Eylem Planı (Tasnif edilmiş)

İkisi arasındaki fark belirgin. Birinde hedef için ne yapılacağı, ne zamana kadar yapılacağı, sorumlu kurumun neresi olacağı yazılı. Diğerinde yani 2021’de ise bu unsurlar yok.

“Deja vu” ya da “ben gördüm bu filmi yahu”

Doğrusu, 2014’te Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki 62. Hükümetin ilan ettiği 25 başlıkta 1350 adet madde içeren reform paketinde hangi bakanlığın ne vadede hangi maddeyi hayata geçireceği ilan edilmişti. Bu maddelerin büyük bir bölümü reformdan çok ‘reform niyeti’ içeriyordu. Bunlar için özel bir web sitesi bile açılmış (reformlar.gov.tr) çetelesinin buradan izleneceği ilan edilmişti. Ama reformların kaçının hayata geçtiği burada yeterince ve çetelesi ilan edildiği gibi olmadı. Hükümet istifa etti ve bir süre sonra da kapatıldı. Oysa iktidar değişmemişti. Partinin politik iradesi de. Parti ya da hükümette olan kimse de “biz reform taahhüt etmiştik, hesap verelim” demedi. Konjonktür, iktidar partisi için kamuoyuna ve piyasalara bir “reform havucunu” siyaseten uzatarak zaman kazanmasını gerektiriyordu. Öyle de oldu.

Bugünkü gibi, o dönemde de “piyasalar ne istiyor?” sorusunun etrafında yapılmıştı. Başbakan Davutoğlu 1 Kasım seçimleri sonrasında bu tablonun farkında olduğunu gösterirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan reform kelimesi duyulmamıştı. Açıklananda ise içi dolu olmasa da sunduğu tablonun bir ‘ambalajı’ vardı. İlginçtir; o günkü kabinede reformlardan sorumlu bir Başbakan yardımcısı pozisyonu oluşturulmuş, bu koltuğa Lütfi Elvan’ı oturturken, uluslararası piyasalarda itibar gören Mehmet Şimşek de ekonominin dümenine geçirilmişti.

Bugün de “bu filmi izlemiştim” hissi yaratan durum aynı; 6 Kasım’da Albayrak “yıkıp perdeyi viran etmesine’ ramak kala görevden uzaklaştırılmış, sonra “piyasalara sesleniş” yine aynı kalıpta olmuştu. Birincisi, “ekonomi ve hukuk reformu” yapılacağının açıklanması, ikincisi her iki kritik göreve makul-itidalli iki teknokrat siyasetçinin getirilmesi.

Ancak bunun bir ‘taktik zaman kazanma’ çabası olduğu çok da geçmeden anlaşıldı. Birincisi, 3 ay geçip de mali piyasa sakinleşmesi sona erip TL’nin yeniden değer kaybetmeye başlamasıyla “reformlar” akla geldi. Sunulan ‘hukuk reformunun’ içeriği var olanın ‘ısıtılmış’ hali idi. Var olan zaten uygulanmıyor, vatandaşların anayasal haklarını ve özgürlüklerini kullanmasına bizatihi “hukuk reformu” açıklayan iktidar izin vermiyordu. Ama “insan hakları eylem planı” gündeme getiriliyordu.

İkincisi de ABD’de de enflasyon kaygılarının ve faizlerin yükselmesiyle, zaten genel enflasyon eğilimin yüksek seyretmesi ve TL’nin de değer kaybetmeye başlamasıyla kaçınılmaz hale gelen faiz artış zorunluluğu. “Acaba açıklanacak bir ‘ekonomik reform’ Merkez Bankası’nın faiz artışını öteleyebilir mi?” arayışı da kuvvetle muhtemel.

Dönelim “reformlara” …

Akıllara şu soru gelmiyor değil, “18 yıllık bir iktidar kimin söküğünü dikecek bir reform vaat ediyor?” Daha doğrusu, “bunun neresi reform”?

Cunhurbaşkanı’nın “Meclisin bütçe hakkının kapsamını genişletirken, şeffaflık ve hesap verebilirliği artırıyoruz” sözleri, konuşmasının en başlarında idi. Şeffaflık, hesap verebilirlik sadece konuşma metinlerinde yer alan güzel sözler. Hukuk reformlarını açıklarken duyduğumuz gibi; sahi kim engel oluyordu da biz anayasa ve yasalardaki özgürlüklerimizi kullanamiyorduk, bunun için özgürlüklerimizi genişletmek için hükümet reform yapıyordu?

Cumhurbaşkanının bütçe dışı özel hesapları kaldırılacağını söyleyerek “Bütçede birlik ilkesini güçlendireceğiz” sözünü eklediğinde tek akla gelen şey, bütçe dışı uygulamaların da son bulmasıdır değil mi? Bu cümleleri izleyen cümlenin “Varlık Fonu’nu kapatıp Hazine’ye devredeceğiz” olmalıydı. Ama hayır.

Sorunu yaratan sistemi ve uygulamalar yerine tersine, sorunları çözmek hesabına sistem yayılıyor. Örneğin yeni başkanlıklar kuruluyor, buna da reform deniliyor. Örneğin, “yapısal cari açık azaltılacaktır” başlığı altında, “Rekabetçi, yenilikçi ve güçlü bir sağlık sanayisinin geliştirilmesi amacıyla Cumhurbaşkanlığına bağlı Sağlık Endüstrileri Başkanlığı kurulacaktır” deniliyor. İyi de Sanayi Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığı içinde kurulabilecek bir daireyi, hatta ikisinin eşgüdümlü yapabileceği iş için neden bu kurumların dışında uzmanlığı olmayan yeni bir ofis kuruluyor? Aynı şekilde “Yeni gelişen teknolojilerde yurt içi kabiliyetleri geliştirmek, genç̧ istihdamını teşvik etmek ve küresel rekabet gücü̈ kazanmak için Cumhurbaşkanlığına bağlı Yazılım ve Donanım Endüstrileri Başkanlığı kurulacaktır” maddesi de öyle. Bu ilgili bakanlıklar ilga edilse gerçekten de reform olurdu.

Bakanlar Cumhurbaşkanına sorumlu, bu yetmezmiş gibi aynı konuda Cumhurbaşkanlığında bakanlıkların birer gölge birimi kuruluyor.

Cari açığı çözmek için örneğin Merkez Bankası gibi mevcut kurumların işini yapmasına, politikaların uygulanmasına izin vermeyen Ankara, yeni bürokrasi yaratarak (hatta siyasi-bürokrasinin Alman makam aracı merak ve alışkanlığı bile cari açığı yükseltecek cinsten) bunu çözeceğini düşünüyor.

“Bu bir reformdur” varsayımı kendi içinde de çelişkiler taşıyor.

Bir başka örnek: “Yönetilen ve yönlendirilen fiyatların hedef enflasyona göre belirlenmesiyle enflasyon ataleti azaltılacaktır”.

Peki reform yapacağınızı yılbaşı öncesinde ilan etmişsiniz, ÖTV artışlarını hedef enflasyon oranının 4-5 katı yapmışsınız, şimdi ‘reform’ ilan ederek “hedef enflasyona göre” diyorsunuz. İkna edici mi? Hayır.

Yine benzer biçimde, “sanayide yeşil dönüşüm teşvik edilecektir” ara başlığı altında, “Toplu taşıma filolarında ve hizmet araçlarında elektrikli araçların kullanılması teşvik edilecektir” deniliyor. Ama bilenlere sorulsa da elektrikli araçlara uygulanan ÖTV’nin henüz bir ay önce nasıl da acımasızca 3-4 kat yükseltildiğini anlatsa birileri? Sanayide yeşilin değil, morun tercih edildiği açık.

2015’te ilan edilen ‘reformlarda’, “Yakıt pilli, elektrikli ve hibrit araçlar için vergi farklılaştırması yapılacaktır. Yeni nesil araçlar için vergilendirme avantajı sağlanacaktır” deniyordu. Kötü makroekonomik politikalarla fosil yakıtlı araçların ithalatı patlatıldı. En son da elektrikli araçlara uygulanan ÖTV’de sert artış yapıldı.  

Bir başka örnek, yakın zamanda siyasi zorlamayla Bankalararası Kart Merkezi’ni bankaların yönetiminden Merkez Bankası’na devrettiren siyasetçilerin yeni “reform” iddiası şu “Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının Bankalararası Kart Merkezi’nde temsili sağlanacaktır”. Şakanın ötesinde.

Bir başka örnek, “Çevreye duyarlı yatırımların finansmanı amacıyla uluslararası standartlarla uyumlu rehber hazırlanarak yeşil tahvil ve sukuk ihraçları teşvik edilecektir”. Otoyol ve köprülerin inşaatı için doğa tahribatına yol açan, Kaz Dağları’nı altın madeni şirketlerine teslim eden, Paris İklim Anlaşması’nı imzalamayan Ankara, yeşil bono ihracı için “kılavuz” hazırlayacakmış…

Bankacılık sektörünün aktif kalitesinin iyileştirilmesi için hazırlanan başlıklardan bir başka örnek; “yaşama imkânı olmayan donuk alacakların Varlık Yönetim Şirketlerine satışı, aktiften silinmesi gibi yöntemlerle bilanço dışına çıkarılması için gerekli teşvik ve tedbir mekanizmaları oluşturulacaktır” deniliyor.   Sahi bunun için ne kadar bir fon gerekiyor? Ankara hiç hesap yapmış mı acaba? Kredilerin ne kadarının sorunlu olduğu çeşitli raporlara yansımış durumda. Bir de haziran ayına kadar yasal takibe geçirilmeden “takla attırılan” ancak geri ödenmesi zor olan krediler de eklenecek. Devasa bir fon gerekiyor bunun için.

Sorunun ne olduğunu söylemeden bir reform maddesi yazmaya iyi bir örnek. Bir madde ile ne güzel çözüveriyorsunuz. Çünkü bize uzatılan kağıtta da yazan şu: ‘Bu bir reformdur’.

Fiyat istikrarı için madde yazıp Merkez Bankası’nın görevine atıf yapmamak ise kayda değer. Ankara sanırım enflasyonun ana omurgasının gıda fiyat artışı sorunu olduğunu sanıyor. Belgede ağırlıkla bunun etrafında söylem geliştirilmiş.

Kimine göre eğlenceli, kimine göre kara mizah olabilecek bir madde de kamu borçlanmasına dair.

Belki de 48. Kez “Hazine tek hesabı” keşfediliyor. Bu kez de reform olarak yazılmış: “Hazinenin kullanımı dışında kalan kurumların hesabı, Tek Hazine Kurumlar Hesabı sistemine aktarılacak ve nakit yönetimi verimliliği artırılacaktır”. Resmi metinlerde yüzlerce kez yer alıp tekrarlanan bir madde bu.

Ya şu 3 maddeye ne demeli?

  1. Toplam borç̧ stoku içinde döviz cinsi borçların payı azaltılacaktır.
  2.  Borçlanmanın ortalama vadesi artırılacak, borçlanma kompozisyonunda sabit getirili ve TL cinsi enstrümanlara ağırlık verilecektir
  3. İtfa profilinin dengeli dağılımını sağlamak amacıyla değişim ihaleleri etkin bir borç̧ yönetimi aracı olarak kullanılacaktır

Birincisi, döviz ve altın cinsi borçları şurada yazmıştım; yurtiçinde yapılan döviz cinsi borçların toplam borç stoku içindeki payı sıfır iken 2018’den itibaren (Albayrak yönetiminde) hızla artmış (yaklaşık 50 milyar dolar) 2020’de yüzde 25’e çıkmıştı. Kur şoklarıyla TL’nin değer kaybı hesaba katılırsa, Hazine’nin toplam borç stoku, Temmuz 2018’de 1 trilyon TL iken, 2020 sonunda 1 trilyon 935 milyar TL’ye vurmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, damadı Albayrak’ın hızla bozduğunu düzeltme taahhüdü veriyor. Ama bu reform değil ki?

İkinci ve üçüncü maddeler de değil. İşini hakkı ile yapan bir Hazine’nin yapması gereken işlerin tanımı bunlar. Ne gündür Hazine’nin iş tanımı ‘reform rafına’ konuyor?

Açıklanan reformlar belgesinin bir reform içermediğine onlarca örnek çıkarılabilir. Yine onlardan biri de Kamu-Özel iş birliği ile yapılan altyapı projeleri. Herhangi birine dair sözleşme şartlarını açıklamayan, bilgi vermeyen hükümet, kamu kesesinden yapılmasına karşın kamusal sorumluluğu değil, özel kesimin çıkarını savunup sorulduğunda da “ticari sır” deyip savuşturan hükümet, önümüzdeki 15 yılın bütçe gelirlerini ipotek altına alan Ankara, reform adını verdiği belgede “KÖİ uygulamalarında etkinliği, esnekliği ve bütünlüğü sağlayacak KÖİ Çerçeve Kanunu Teklifi çalışmaları tamamlanacaktır” diyor. Buna reform mu diyeceğiz? Kelepçe mi?

Kamu ihalelerinde tanık olunan keyfilik ve adrese teslim uygulamalardan sonra “4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndaki istisnalar önemli ölçüde azaltılacaktır. Muhafaza edilen istisnalar da düzenli olarak izlenecek ve denetlenecektir” denilmesi gibi.

Uygulamada Kamu İhale Yasası’nı delik deşik ederek defalarca değiştiren 18 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil miydi?

Bir de şu var:

“Kamuda taşıt alımı ve kiralanması, temsil ve ağırlama gibi harcama alanlarına katı sınırlamalar getirilecektir”. Sahi bu kaçıncı taahhüt? 2015’teki reformlarda da bu filmi görmüştük. Maliye Bakanlığı bünyesinde “Taşıt Modülü” kurularak kamuda sağlıklı bir taşıt envanteri oluşturulacaktı.  Taşıt ediniminde etkin karar verebilmek için satın alma ve kiralama seçenekleriyle maliyetleri karşılaştırılarak tasarruf bilinci anlayışıyla ortak yöntem, usul, kriter ve standartlar belirlenecekti.” Ne oldu? Sonuç? Beş yılda geldiğimiz yer “katı sınırlama getirilecektir” mi?

Reform adı altında “yeni” diye sunulan bir takım idari düzenlemeler de yok değil. Bunların başında ilginç biçimde “Ekonomi Koordinasyon Kurulu” kurulması geliyor. Eskiden olan kurumlar yeniden kuruluyor. Başkanlık rejimi her şeyi çözecek derken, ilave birimler, ilave komiteler kurularak geriye dönülüyor. Finansal İstikrar Komitesi’nde olduğu gibi.

Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık edecekmiş. Herhalde 2 senede eritilen 120 milyar dolarlık rezerv faciasından sonra anlaşılan birilerinin birilerine göz kulak olması, ‘siyasi gözetmenler’ atanması, gerektiğinde Cumhurbaşkanını haberdar etmesi çözümü bulunmuş.

Planlanan bir başka yeni kurum ise Piyasa Gözetim ve Denetim Kurumu. Amaç, “Farklı idareler üzerinden yürüyen yapının toplulaştırılması, uygulama yeknesaklığının sağlanması ve mükerrerliklerin engellenmesi”.

Yönetim dikey olunca çok daha fazla yatay kurum inşa ediyor. Ama iddiası böyle değildi.  Kurum için, “piyasa gözetimi ve denetimiyle ilgili adil ve rekabetçi bir ortam oluşturulmasını teminen bağımsız bir düzenleme ve denetim yapma yetkisine sahip olacaktır” denmiş.

Gıda fiyatlarındaki artışı, soğan depoları basarak, market zincirlerine hem fiyat indirme baskısı içeren telefonlar açarak, hem de Rekabet Kurumu sopası sallayarak mücadele eden Ankara’nın bu yeni kurumu da nasıl kullanacağına hiç şüphe yok.

Sesizce yapılan bir iyi iş ise TÜİK’in “bağlı kuruluş” olmaktan çıkarılıp, “ilişkili kuruluş” statüsüne getirilmesi. Böylelikle hiyerarşik olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nüfuz alanından uzaklaşmış olacak. Ancak Merkez Bankası örneğinde olduğu gibi kurum ve kuralların yerle bir olduğu yerde bu statü değişiminin yasayla temeli atılmadıkça, kuruma özerk idari ve mali statü sağlanmadıkça zor.

Bozmaya devam ederek düzeltilmez

Hukuk ya da ekonomi, “reform” adını yazınca reform olmuyor. Mevcut kurum ve kuralları işleten, uygulayan bir Ankara olsaydı neyin eksik olduğunu görüp gerekli reformlar yapılabilirdi belki. Ancak şu hali ile Ankara’nın reform yapacak hali de yok.

Bir de şu reform diye anlatılandan sevinen de üzülen de yok. Reform toplumun bir kesimine iyileştirici bir yakınsama sağlarken, bir kesimine de “acıtıcı” bir etki yapar. Reform ses getirir. Bu sesi duyan var mı?

Reformlar, sorunların ne olduğuna doğru tanı koyarak olur. Sorunu yaratanlar, doğru tanı koymak yerine hakikatleri ters yüz etmeye çalışıyor. Sorunun bizatihi kendisi, parçası olanların reform yapması olanaklı değil.

Varın biraz da siz oyalanın…

Uğur Gürses

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

TCMB ‘katlı’ kur sistemine geçti!

Yayınlanma:

|

Yazan:

TCMB, ticari hayatta da liralaşma stratejisini desteklemek adına, hafta başında işaret ettiğimiz üzere ‘katlı’ kur sistemine geçti.

Yurtdışı kaynaklı dövizlerin (hem ihracat hem de turizm gelirleri) TL’ye dönüşümünü destekleme kararı verildi. Yurtdışı kaynaklı dövizlerin TCMB’ye satışı sırasında, taahhüt karşılığında TL’ye çevrilen tutarın %2’si kadar döviz dönüş desteği verilecek. Öte yandan, firmalar yurda getirdikleri dış kaynaklı dövizlerin en az %40’ni TCMB’ye sattıktan sonra (en az ifadesinden %100’e kadar da satabileceklerini anlıyoruz) dövizin kalan kısmını kur korumalı dönüşüm hesabına değerlendirilebilecek, TL’ye çevrilen tutarın tutarın %2’si kadar döviz dönüşüm desteği alabilecek. %2 döviz dönüşüm desteğini de bir miktar netleştirmek gerekirse, örneğin TCMB’nin o gün için açıkladığı resmî döviz kuru 18,80 ile, bu destek vesilesi ile ihracatçının döviz satış kuru ~19,18 olacak.

Katlı Kur Nedir?

(Multiple exchange rate) Çeşitli mal ile hizmet ithal ve ihracı ya da sermaye hareketlerinde uygulanan döviz kuru­nun, bir dış ticaret politikası aracı ola­rak farklı düzeylerde uygulanmasına “katlı kur sistemi” denir. Kur farklılaş­tırmasını gerçekleştiren piyasa güçleri değil, dış ticaret politikasını yürütme yetkisini elde tutan kamu otoritesidir. Türkiye’de 1950 ile 1981 arasındaki bazı yıllarda katlı kur uygulamasına başvurulmuştur.

Resim

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

KKM’DE 48 MİLYAR LİRALIK ŞOK DÜŞÜŞ

Yayınlanma:

|

BDDK verilerine göre bir yılını tamamlayan KKM hesaplarda yılın son haftasında şok düşüş yaşandı.  23 Aralık’ta Kur Korumalı Mevduat-KKM hesaplarda 1 trilyon 463 milyar TL tutarında mevduat varken 30 Aralık tarihinde 1 trilyon 415 milyar TL olarak açıklandı. Yılın son haftasında KKM hesaplarda bu veriler ile 48 milyar TL ( yabancı para karşılığı 2,8 milyar USD ) düşüş yaşanırken KKM hesaplarda bugüne kadar en yüksek haftalık düşüş de yaşandı.

KKM’den çıkan vatandaş döviz almadı

23 Aralık tarihinde Gerçek Kişilerdeki Yabancı Para Mevduat 136,5 milyar USD 30 Aralık’ta ufak bir gerileme ile 136,2 milyar USD’ye gerilemesine rağmen KKM’den çıkan Vatandaşın Döviz almadığının da göstergesi oldu. KKM hesapların açılabilme süresi 31 Aralık 2023’e kadar uzatılmıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati Kasım ayındaki bütçe sunumunda KKM hesaplarına Hazineden 91,6 milyar TL destek ödemesi yapıldığını açıklamıştı. TCMB’nin desteği ise henüz net olarak bilinmiyor.

KKM hesaplar millete maliyetine değdi mi?

2022’de YP/TL kurun bastırılmasında ana unsur hiç kuşkusuz  78 milyar USD karşılığına denk gelen 1,4 trilyon TL’nin biriktiği KKM Hesaplar oldu. KKM hesapların bankalara Hazine ve Merkez Bankasından kaynak transferi olduğu düşünüldüğünde bu hesapların sadece Kamu Bankalarında olması gerektiği görüşümü halen koruyorum. Hatta tüm KKM hesaplar Kamu Bankalarına devir edilmeli! Hazine ve Merkez Bankası’ndan milyarlarca lira para transferi yapılan ve bankaların tarihi kar rekorunu yakalamasının en önemli aracı haline gelen KKM’ler bu nedenle baştan beri sadece Kamu Bankalarında olmalıydı. Hazinenin dolayısı ile merkezi bütçe aracılığı ile vergilerimizin milyarlarca lirasını yiyip bitiren KKM’ler aracılığı ile bankalara aktarılmasına değip değmediği konusundaki kuşkularımı ve ürünün yanlış olduğu düşüncemi de halen koruyorum. En azından KKM sadece döviz hesaplarını kapsamalı; TL mevduattan dönüş olmamalıydı. Bu hesapların vergiden muaf olmasındaki istisna kaybını da düşündüğümüzde millete ciddi yük olduğu kesin! KKM hesaplara ekonomistlerin niçin karşı çıktığını daha önce detaylı yazmıştım. Kısaca, bankalara ve parası olana aktardığımız milyarlarca lira; katlandığımız maliyet ile aldığımız sonuç; ödediğimiz fatura ile orantılı mı, tartışılır!

Ticari Mevduat ne durumda

23 Aralık’ta bankalardaki Toplam Mevduat 8 trilyon 787 milyon TL iken, 8 trilyon 865 milyar TL’ye yükseldi. Toplam Mevduatın USD bazlı Yabancı Para Mevduat ise 221,4 milyar USD’den 218,7 milyar USD’ye düşerek 2,7 milyar USD gerilediği görüldü. Yabancı Paradaki asıl düşüşün Ticari hesaplardan kaynaklandığı da ortaya çıktı. Zira, 23 Aralık’ta  79,7 milyar USD olan Ticari Yabancı Para Mevduatın 30 Aralık’ta 2,1 milyar USD düşerek 77,6 milyar USD’ye düştüğü görüldü. Ticari Mevduat düşüşünde bankaların Ticari kredilerde sert fren yapmasının da etkisi olduğu tahmin ediliyor. Ticari Mevduat Yabancı para düşmesi sonucu; Merkez Bankası’nın bankalara “50 bin USD ile 10 milyon TL ve üzeri para çıkışlarında belge isteyin” uyarısının da boşa olmadığı ortaya çıkmış oldu.

Para nereye gider?

Bu durumda geriye KKM’den çıkan paranın nereye gideceği sorgulanırken döviz dışında en büyük alternatifin Gayrimenkul, Altın, Gümüş ve Borsa olması beklentilerini artırdı. Dövizin yukarı yönlü hafif hareketlenmeye başlaması ve olası KKM’den dönen paraların dövize yönelmesi ise ekonomi kurmayların hiç istemediği bir durum. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Borsanın cazip hale getirilmesi için Emekli ve Varlık Fonları dahil daha aktif kullanılması beklenmekte. Erken seçin söylentilerinin arttığı haftada KKM çıkışlarının seyri önemli hale gelirken piyasalardaki etkilerini de görmüş olacağız.  Diğer taraftan, 11 Kasım’da bankalardaki Döviz mevduat karşılığı 239 milyar USD idi; 30 Aralıkta 218 milyar USD’ye geriledi. 50 günde 21 milyar USD’lik bir gerileme söz konusu. Bu paranın nereye gittiği ile ilgili ise henüz resmi bir açıklama yok. Büyük sorulardan biri de bu: Bu para nereye gitti?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

SPK’dan Kaldıraçlı döviz işlemi yaptıran 59 siteye erişimi engelledi

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK 59 site hakkında hukuki işlem yapılmasına karar verildi. Bültende, şu ifadeler yer alıyor: “Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olarak internet aracılığıyla yurt dışında kaldıraçlı işlem yaptırıldığı belirlenen ve aşağıda adresleri verilen internet sitelerine erişimin engellenmesi için Sermaye Piyasası Kanunu’nun 99’uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gerekli hukuki işlemlerin yapılmasına karar verilmiştir.”

Söz konusu siteler şu şekilde :

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.