Connect with us

EKONOMİ

Uğur Gürses : Rakı vergisi artmakla vergi geliri artmaz

Yayınlanma:

|

Laffer Eğrisi”, iktisatçı Arthur Laffer’in bir öğle yemeğinde peçeteye çizdiği grafikten adını alıyor. Aslında derli toplu bir kuram değil bu. Neyi gösterir derseniz basit özeti şu; vergi oranlarını yükselttiğinizde vergi hasılatınız artabilir, ancak öyle bir seviye vardır ki o orandan sonra vergi hasılatınız düşmeye başlar.

Laffer bunu 1974’te WSJ’da çalışan gazeteci Jude Wanniski’nin ricasıyla gittiği bir yemekte çizmiş. Yemeğe gitme nedeni ise o günlerde ABD Başkanı olan Gerald Ford’un danışmanı olan Donald Rumsfeld ve yardımcısı Dick Cheney’i (Laffer’in Yale’den sınıf arkadaşı), o sırada Nixon’ın yerine geçen Başkan Gerald Ford’un vergileri yükseltmek istemesi nedeniyle, yüksek vergilerin hasılat kaybı yarattığına, vergilerin düşürülmesine ikna etmek için toplanıyorlar. Nitekim sonra bu fikir 1981’de Reagan ve 2001’de George W. Bush’un başkanlık seçimi kampanyasında önemli bir rol oynuyor. 2017’de de Trump’ın önemli argümanları arasında bu vardı; kurumlar vergisinde yapılacak büyük indirimlerin, yeni iş ve istihdam yaratarak ‘kendini ödeyeceği’. Bunun da bütçe açığını büyütmeyeceği, tersine büyüyen ekonominin vergi hasılatının da artacağı.

Küçük not; Rumsfeld, George W. Bush döneminde savunma bakanlığı, Cheney ise başkan yardımcılığı koltuğunda oturmuştu.

Laffer’in yemekte kâğıt bir peçeteye çizdiği bu grafiği, gazeteci Wanniski’nin ricasıyla sonradan beyaz kumaş peçeteye çizdiği, onun da anı olarak sakladığı anlatılıyor. Sonradan kumaş peçeteye, grafikle beraber şunu yazmış (serbest çeviriyle) “Ürünü vergilerseniz düşük sonuç/eğer teşvik ederseniz yüksek sonuç elde edersiniz. İşi, ürünü ve geliri vergiliyoruz, üretmemeyi, işsizliği ve aylaklığı teşvik ediyoruz. Sonuç ortada”

Peçetenin Wanniski’nin ölümünden sonra da American History Museum’a konulduğu biliniyor.

***

Türkiye’deki ‘Laffer eğrisine” gelmeden, bu eğrinin anlattığı olgunun Laffer tarafından bulunmadığını Laffer kendisi yazıyor (Serbest çeviriyle): “Laffer eğrisini ben bulmadım. Örneğin 14 yüzyıl Müslüman filozof İbni Haldun kitabı Mukaddime’de yazıyor; “Hanedanlığın başlarında düşük vergilendirmeyle yüksek hasılat, hanedanlığın sonlarında yüksek vergilendirmeyle düşük hasılat olduğu bilinmeli” (1). Laffer ayrıca Keynes’in de benzer bir atfını kullanıyor.

Gelelim Laffer’in Türkiye eğrisine.

Türkiye sigara ve alkollü içkilerde devlet tekeli olan Tekel işletmesini 2004’te özelleştirdi.

Sigara ayrı, alkollü içki üretim tesisleri ayrı satıldı.

Hani yatırımcıları çağırıp onları kasaba tüccarı gibi kazıklamanın bir örneğidir alkollü içki tesislerinin özelleştirilmesi. Devlet bu işletmeleri sattıktan sonra içki üzerinden aldığı özel tüketim vergisini (ÖTV) gümbür gümbür yükseltti. Enflasyonun çok üzerinde bir artış söz konusu. Hani “neden yeterli yatırım gelmiyor?” sorularına verilecek güzel örnektir bu. Öngörülebilirliğin ülkeyi yönetenlerce altının boşaltılması.

Aradan geçen 16 yıl içinde dört olguya tanık olundu; birincisi ÖTV oranındaki astonomik artış kadar vergi tahsilatı artmadı. İkincisi rakı üretimi ve satışı düştü. Üçüncüsü ev yapımı içki üretimi patladı. Dördüncüsü ticari amaçlı kaçak içki üretimi arttı; metil alkollü rakılar yüzlerce kişinin yaşamına mal oldu.

***

Alkollü içkiler kategorisinde bayi satış kanalında tüketimi azalan rakıyı özellikle ayırarak bakmak gerekiyor; müşterisinin neredeyse tamamı yerleşikler. Oysa şarap üretimi ve tüketiminde artış var; nedeni de turizmdeki artış. Çarpıcı olan tüm alkollü içecekler üzerinden alınan ÖTV tahsilatının, yıllık maktu ÖTV miktarlarındaki artış oranının altında artmış olması.

Alkollü İçkiler vergi, tahsilat ve fiyat verileri (2012-2020, yüzde)
 ArtışReel artış
Rakı ÖTV artışı31474.7
ÖTV tahsilatı25549.8
Rakı Fiyat artışı19826.0
Şarap Fiyat artışı16612.3
Birikimli TÜFE137 
Kaynak: HVM Bakanlığı, TÜİK 

Özellikle rakı tüketimindeki düşüşe bakılırsa Laffer eğrisinin Türkiye’de ‘çalıştığını’ söylemek yanlış olmaz. Hem de evde rakı üretiminde kullanılan etil alkol satış verilerinin de patlama yaptığına bakarak.

ugurses.net

Litre başına alınan vergi enflasyonun da üstünde arttıkça, müşterisi yerleşikler olan rakının bayi satışı düşmüş. Dolayısıyla devletin topladığı vergideki kayıp da artıyor. Örneğin rakıda 12 milyon litreye yakın bayi satışında düşüş var. Bu kayıp etil alkolle evde rakı yapımıyla ikame edilmiş. 1 birim etil alkolle 2 birim rakı üretmek mümkün olduğundan, vergi kaybı da kayda değer.

Ancak düz biçimde Maliye’nin ÖTV tahsilatına bakarak bu ilişkiyi belirgin biçimde görmek mümkün değil. Çünkü ülkemize gelen turist sayısı arttıkça şarap tüketimi artıyor, dolayısıyla tahsil edilen ÖTV de. Bir de ayrıca viski tüketim ve ithalatında artış var. (Not: yazı yayımlandıktan sonra sonra, iç pazarda kaliteli şarap üretimin artması ile yerel tüketicilerin talebinin de güçlü biçimde arttığı hatırlatıldı. Bu doğru; yazıda bunu vurgulamamam eksiklik. Ancak ana ivmeyi turizmin verdiğine işaret etmek istedim)

ugurses.net

Bu grafikte, ithal edilen şarap miktarı yok. Sadece içeride üretilerek iç pazara sunulan şarap miktarı (saf alkol karşılığı) yer alıyor.

İç pazarda rakı ve şarabın satışlarına (saf alkol eşdeğeri, milyon litre) bakıldığında tablo şöyle; bu iki içki grubunda 2011’de toplam 28.7 milyon litre piyasaya sunulurken, özellikle rakı satışlarının düşmesi ile iki içki toplamı 21.3 milyon litreye gerilemiş. 2020’de de rakı satışı artarken, şarap satışı düşmüş ancak toplam satış değişmemiş.

ugurses.net

Burada açıkça görülen şu: Müşterisi sadece yerleşikler olan rakının tüketiminin ‘ticari formel platformlarda’ hızla düşmüş olması. Tüketicilerin aşırı astronomik ÖTV ile ‘evde üretime’ başlaması, diğer bir kanal da ‘merdiven altı’ kaçak rakı imalatının patlaması.

Bunun kamu sağlığına nasıl bir zarar verdiğini 2020 yılında bir dizi metil alkollü içkilerle neden olunan ölüm vakalarında tanık olduk. 100’ü aşkın kişi yaşamını kaybetti.

DIAGEO Mey İçki CEO’su Levent Kömür, etil alkole göre 4’te bir fiyatı olan metil alkolün karıştırılması sonucu bu ölümlerin yaşandığına dikkat çekiyor.

Türkiye’de son 8 yılda rakının ÖTV miktarı yüzde 314 artarken, devletin artan şarap tüketimine karşın sağladığı tahsilat yüzde 255 arttı. Oysa aynı dönemde birikimli tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 137 arttı. Tüketicilerin cebinden 8 yılda reel olarak yüzde 74 alan bu politika tercihi, muhafazakâr hükümetin içki içenleri ağır vergilerle cezalandırmasından başka bir şey değil.

Merdiven altı üretime teşvik

Bu politika tercihi etil alkol kullanımıyla evde rakı üretimine kayarak vergi kaybına neden olurken, rakı ve şarap üretiminde ana madde olan üzüm üretimini de baltalıyor. Şaraplık ve rakılık üzüm üretimi pay kaybediyor.

ugurses.net

Hükümet bu sorunu adil bir vergileme yerine yasaklarla çözmeye girişiyor. Etil alkolle evde rakı üretimini engellemek için, önce 2018’e girerken etil alkole acı kimyasal madde (denatonyum benzoat) katılması zorunlu hale getirildi. Sonra, Eylül 2019’da eczanelere sunulan etil alkolün depo satışlarına kısıtlama getirildi. Ekim 2020’de de etil alkol ve metanolün internetten satışı yasaklandı.

2020 verileri iç pazardaki toplam etil alkol satışının yaklaşık 2 milyon litre düştüğünü gösteriyor. Doğal olarak ithalatı da. En önemli etken etil alkol satışlarının etkili biçimde yasaklanması.

Etil alkolle rakı üretiminde 1’e 2 ölçü hesaba katılırsa, etil alkol satışının 2 milyon litre düşmesiyle bayi kanalında markalı rakı satışının 4 milyon litre artması beklenirdi. Oysa sadece 2 milyon litre artmış. Burada da ‘kazların kümese girmediği’ açıkça görülüyor. Yani ÖTV’nin geldiği seviye yan yollar ve ikame kanallarını hep gündemde tutuyor.

Rakı satışlarının bir önceki yıla göre yaklaşık 2 milyon litre artmasının nedeni ise kapanan lokantalar, meyhaneler, bar ve publar nedeniyle hane halkının talebinin artması. Çok az da olsa ‘duty free’ gümrüksüz mağaza alışverişinin sert biçimde düşmesi de etkili.

Etil alkolün perakende satışının yasaklanması sonrasında bu defa Youtube’da “evde etil alkol üretme” videolarının artması da dikkat çekici. Vatandaş vazgeçmiyor.

İskoç üreticilere teşvik

Son bir dikkat çeken nokta da şurada; viski ithalatının son dönemde hızla yükseldiği gözleniyor. Tamam turizmin de etkisi var. Ancak turizmin ‘sıfır çektiği’ 2020’de viski ithalatında zirve yıl yaşanıyor. Şarap ithalatı (saf alkol eşdeğeri) 2012-2020 arasında sadece yüzde 17 artarken, viski ithalatı tam 3 kat artmış.

2020 için uzmanlar yine gümrüksüz mağazaların, ‘duty free’ alışverişinin sert biçimde düşmesine bağlıyor. Viskide toplam iç pazarda satın almaların yüzde 30’a yakınının ‘duty free’ alışverişi ile olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bunun ayrıca ÖTV tahsilatında yanılsama yaratttığını, işler normalleştiğinde de ÖTV hasılatının düşeceğine işaret ediyor.

Viski satış ve ithalatının uzun vadede artmasının ana nedeni çok basit; uzun vadede alkollü içkiler pazarında yerli üretimi olan rakı ve şarabın nisbi fiyat yapısı bozulmuş. Viski görece ucuzlamış. Böylece yerli ve katma değerli üretimi cezalandırıp yurtdışındaki viski üreticilerini ödüllendirmiş oluyorsunuz.

Not: Yazı yayımlandıktan sonra, gelen yorumlarda AB müzakere sürecinde vergilendirme konusunda farklılıkların kaldırılması için şu adımın atıldığı anlaşılıyor;“Türkiye’de yabancı (ithal) ile yerli alkollü içecekler arasındaki vergi farkı 2018 yılı Mayıs ayında tamamen ortadan kaldırılmıştır”. Viskinin görece ucuzlama nedeni bu. Ancak sorun şu, -yine bu konuyu hatırlatan uzmanlar oldu- Türkiye müzakerelerde Yunanistan’ın yerli içkisi Ouzo için yaptığı gibi, rakı için neden ‘derogasyon’ pazarlığı yapmadı? Böylelikle rakının vergisi görece düşük olabilirdi.

ugurses.net
2012-2020 Fiyat artışları 
RakıViskiŞarapBira
198.2%140.5%165.8%208.2%
  
1 Birim Viski = 
 RakıŞarapBira
2012           1.8           3.9         19.5
2020           1.4           3.6         15.2
Kaynak: TÜİK 

Tabloda da yer alıyor; 2012’den bu yana fiyat artışı en düşük olan alkollü içki viski olmuş. Viski fiyatı nispi olarak ucuzlamış. 2012’de nerdeyse rakının iki katı fiyatı olan viski, bir buçuk katın altına düşmüş. Döviz (dolar) kurunun 2012 sonunda 1.78’den, 2020 sonunda 7.34’e geldiği, artışın da yüzde 311 olduğu dikkate alınırsa aynı dönemde viski fiyatının yüzde 140 artması dikkat çekici.

Son 5 yılda; viski, votka, cin, şarap-köpüklü şarap gibi 5 gruptaki alkollü içki ithalatına ödeden döviz miktarı 462 milyon dolar. Bunun yüzde 73’ü 335 milyon dolarla viskiye gitmiş.

2020’de Türkiye’nin şarap ihracatı önceki yıldaki 9.9 milyon dolardan 6 milyon dolara düşerken, viski ithalatı 2019’daki 50 milyon dolardan 2020’de 75 milyon dolara yükseldi. Şarapta olduğu gibi turizmin etkisi olsa da göreli fiyatların viski lehine çalışması etkili.

ugurses.net

Sonuçta yerli alkollü içki üreticileri, bu üreticilere hammadde üreten üzüm yetiştiricileri, bağcılar cezalandırılmış oluyor. Hükümetin bu konuda tutarlı bir çerçevesi olmayan, ama tek açıdan alkol kullananları cezalandırıcı bir tavrı olduğu çok açık.

Buradan çıkardığım belli başlıklar şöyle;

  1. İçki içenleri yüksek vergilerle cezalandırma, caydırma çabası yanlış.
  2. Ankara’daki politika yapıcılar, ÖTV artışına karşın toplam vergi kaybı gibi bir ‘sorunla’ yüzleşmiyor, oysa var.
  3. Şarap satışları üzerinden toplam ÖTV hasılatı düşmüyor; çünkü turist girişleri bunu sağlıyor.
  4. Verginin 1 şişe rakıdaki dağılımı şöyle; tüketici, 1 şişe rakıyı üreticiye öderken, 2.8 şişe parasını da devlete vergi olarak ödüyor.
  5. Bu yüzden de tüketicinin hatırı sayılır bir kısmı evde rakı üretimine kayıyor. 2011’de 48 milyon litrelik arz, 2019’da 28 milyon litreye düştü. Saf alkol eşdeğeri ise 12.5 milyon litre. Nüfus artışına karşın.
  6. Evde üretim, kaçak üretim derken bunun hammaddesi etil alkolün piyasadaki talebi patladı. 2019’da saf alkol eşdeğeri miktarı 9.5 milyon litreye çıktı. Rakıdaki kayıp kadar.
  7. Etil alkol talebi patlayınca üretim yetersiz olduğundan ithalatı da patladı. 2019’daki rekor 9.5 milyon litrelik talebin, 7.5 milyon litresi ithal edildi.
  8. Yani hükümetin yüksek vergilemesi sonucu vergi kaybı olduğu gibi, yurtdışındaki etil alkol üreticileri desteklenmiş oldu.
  9. Her şeyin ötesinde, merdiven altlarında bilgisizce yapılan ‘sahte içkilerle’ her yıl onlarca kişi, sadece 2020’nin ekim ayında ise 12 ilde 89 kişi hayatını kaybetti.
  10. Ankara’daki siyasetçiler, acaba alkollü içki vergilerini makul bir seviyeye çekerek bu can kayıplarını, vergi kayıplarını, üretim kayıplarını azaltmayı hiç düşünmezler mi?

Uğur Gürses – 20.02.2021

Okumaya devam et

EKONOMİ

ALAATTİN AKTAŞ: Fiyatlar niye çok artıyor’ sorusunun yanıtı bu verilerde

Yayınlanma:

|

Yazan:

İstediğimiz kadar eğip bükelim, temel gerçek şu; Türkiye fiyat artışı sorununu geride bırakabilmiş değil. Enflasyon hala en büyük sorun.

Teselli bulduğumuz “son bir yıldaki artış hızının” yavaşlıyor olması. Onun nedeni de belli.

Ama iktidar seçime giderken haliyle istiyor ki fiyat artışı da yavaşlasın, hatta dursun. Peki nasıl yapacağız bunu?

Fiyatların artış hızını nasıl yavaşlatacak ve mümkün olursa durduracağız?

Bankalardan zincir marketlere…

Bu yılki kadar bile değildi; bankalar bir dönem çok kar ettikleri gerekçesiyle sürekli eleştiriliyordu:

“Bankalar da bu kadar kar etmesin, kredi faizlerini düşürsün…

”Zaman geçti, bankalar öyle bir zapturapta alındı ki… Kredi kullandırmak istese bir yükümlülük, faizi yüksek tutsa bir yükümlülük, mevduatının para cinsi istenen gibi olmadı mı bir yükümlülük… Finans sistemi adeta her tarafından bağlandı.

Ama konumuz bankalar değil.

Şimdi amaç zam yapanları zapturapta almak.

Özellikle kent merkezlerinde günlük alışverişte payları yüksek olan zincir marketler bir şekilde denetim altına alındı mı, zammın kaynağı da kesilecek.

Kesilir mi, kesilir! Ama ne pahasına?

Perakendeci niye zam yapar?

Zincir marketleri ya da daha genel söylersek perakendeciyi günah keçisi yapıp tüm yükü onlara yıkmak suretiyle fiyatları bir süreliğine denetim altına almak, artış hızını yavaşlatmak, hatta sıfıra indirmek mümkün olabilir.

İyi de bu işletmeler ya da esnaf niye zam yapıyor ki?

Amaçları çok kar etmek mi, yoksa aracı ve toptancı mı çok zam yapıyor?

Peki sorumlu zam yapan toptancı mı, yoksa o da asıl üretici ile perakendeci arasında mı kalıyor?

Yanıtı TÜİK veriyor!

TÜİK tarafından aynı yıl hesaplanmaya başlanan iki fiyat endeksi var:

Yurtiçi tüketici fiyat endeksi, yani Yİ-ÜFE ve tüketici fiyat endeksi, yani TÜFE.

Yİ-ÜFE, tükettiğimiz tüm ürünlerin toptan satış fiyatındaki artışı gösteriyor. Bir anlamda fabrika çıkış fiyatı.

TÜFE ise tüketim aşamasındaki fiyat artışını.

İki endeksteki artışların aynı oranda olmayacağını ve bunun nedenlerini dün yazdım.

■ Üretici endeksinde hizmet fiyatları yok, tüketicide var.

■ Üretici endeksi vergisiz fiyatları gösteriyor, tüketici endeksi vergi dahil fiyatları.

■ Endeks kapsamları farklı, ağırlıklar farklı. Dolayısıyla iki endeksin ortaya koyduğu oranlar arasında fark olur; ama bu yılki kadar olmaz, olmadı da!

Nereden nereye…

TÜFE iki endeksi de 2003 yılını 100 kabul ederek hesaplamaya başladı. Bu endekslerin 2004’ten bu yana olan yıl ortalaması tablo ve grafikte yer alıyor.

Bu endeksler 2003’te 100 olarak yola birlikte çıkmış. 2020’ye kadar kimi yıl biri, kimi yıl diğeri biraz öne geçmiş. Ama aradaki fark yüzde 9’u hiç aşmamış.

Geldik 2021’e… Yİ-ÜFE, TÜFE’den artık yüzde 28 daha fazla…

2022 mi, geçen yılı mumla aratıyor! Aralık ayı için her iki endeksin de yüzde 3 artış göstereceği varsayımına dayalı hesaplamaya göre bu yılın ortalamasında Yİ-ÜFE, TÜFE’nin tam yüzde 70 üstüne çıkacak.

2003’te her iki endeks de 100, 2022’de Yİ-ÜFE 1649, TÜFE ise 969 düzeyinde.

Verilerin söylediği…

Bu endekslerin bize verdiği mesaj çok açık değil mi:

“Üretici, satış fiyatına özellikle 2022’de olmak üzere 2021 ve 2022’de çok zam yaptı. Perakendeci bu fiyat artışını satış fiyatlarına tam olarak yansıtamadı bile. Bakın eski yıllara, artışlar neredeyse hep aynı gitmiş. Son iki yılda, özellikle de bu yıl makas çok açılmış. Peki bu makas nasıl daralacak? Üretici fiyatları gerilese bile, ki öyle bir beklenti yok, perakendeci üreticiden yüksek fiyatla aldığı ürünleri ya üstüne karını koyarak satmayı sürdürecek ya da düşük fiyatla satmak zorunda kalıp zarar edecek.”

Zincir marketler hedef tahtasına konmuş bir kere…

Kırk katır mı, kırk satır mı!

Ya bu farkın nedeni yanlış ölçümse?

Üretici fiyatları endeksi ile tüketici fiyatları endeksi birlikte çıktıkları yolculukta yıllar yılı beraber gitmişken 2021’den itibaren ayrı düşmüşlerse bunun iki nedeni var.

İlkini ana bölümde anlatmaya çalıştım.

Üretici fiyatlarındaki artış tüketici fiyatlarına tam yansıtılamamış olabilir. Bir olasılık daha var…

Üretici fiyatlarındaki artış doğru ölçülmekle birlikte sakın tüketici fiyatlarının artışı eksik ölçülmüş olmasın! Artık adına yanlışlık mı denir, kasıt mı denir, kötü niyet mi denir; tüketici fiyatlarındaki artış gerçeği yansıtmıyor olmasın!

2004-2020 dönemi, tam 17 yıl… Bu 17 yılda iki endeks arasındaki makas hiçbir zaman yüzde 9’dan fazla açılmamış. Ama nedense bu yıl makas yüzde 70’i bulmuş.

İki endeksin aynı oranı vermemesinin normal karşılanacağını biliyorum, yazdım da. Ama birilerinin de çıkıp bu makasın bu yıl niye böylesine açıldığını izah etmesini beklemek hakkımız.

Devlet marketlerin ürün fiyatlarını mı açıklayacak?

Ticaret Bakanlığı 200’den fazla şubesi olan zincir marketlerdeki bazı fiyatları kamuoyuyla paylaşmaya hazırlanıyor. Bu konuyu düzenleyen yönetmelik değişikliği dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Özünde vatandaşa hizmet bu, yanlış da değil. Vatandaş belli ki internet yoluyla bu verilere ulaşıp hangi ürünün hangi markette kaç liraya satıldığını görebilecek.

Düzenleme bilgilendirme olarak kalırsa sorun yok. Ama “Sen şu ürünü şu fiyata satıyorsun, bak diğer markette fiyat şu kadar, sen de aynı düzeye çek” gibi telkinler söz konusu olacaksa konu başka yere kayar ve bunun sonu gelmez.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Dolar Sadece Amerikalıların Parası Değil…

Yayınlanma:

|

Yazan:

Herkes Euro/Dolar paritesinin neden güçlendiğini soruyor. Bunun cevabını vermeden önce Dolar’ın yatırımcılar için ne ifade ettiğini analiz etmek lazım.

Dolar, ABD vatandaşlarının parası olarak tarif edilse de pratikte böyle değil. Dolar Amerika Birleşik Devletleri’nin ihraç ettiği uluslararası kabul görmüş bir değer ölçütü. Dünyada herkes borcunu, alacağını, varlığını, zararını ya da servetini dolar cinsinden ölçüyor. Dolayısıyla risk iştahı azaldığı zaman varlıklarını satıp Dolara geri dönüyor. Çünkü en likit yatırım aracı Dolar. Herhangi bir ülkede cüzdanınızda bulunan Dolar ile ödeme yapmanız mümkün. Genel kabul görmüş değiş tokuş aracı olarak da tarif edilebilir.

Eğer dünyada ve özellikle Amerikan Ekonomisinde işler iyi gidiyorsa, yatırımcılar elindeki Dolarları satıp yatırım araçlarına geri dönüyorlar. Bu sebeple Euro/Dolar paritesi tekrar yükselmeye başlıyor.  Kasım ayında paylaştığım raporlarda “paritenin tekrar 1.05 seviyelerini test etmesi mümkün” şeklinde yorum yapmıştım.

“İhracat İçin Olumlu Ama…”

ABD Ekonomisinden enflasyon, istihdam ve ekonomik faaliyetler ile alakalı beklenmedik olumlu gelişmeler olunca Fed daha önce belirlemiş olduğu katı faiz politikasından vazgeçti. Bu sebeple yatırımcıların risk iştahı geri döndü. Parite yükseldi. Etrafımızda bulunanların “ABD Ekonomisi iyi giderken neden Euro Dolara karşı değer kazanıyor” sorusunun cevabını böylece vermiş olduk. Eğer ECB faiz artışlarına Fed’den daha güçlü şekilde devam ederse paritenin daha da yükselmesini bekleyebiliriz.

Böyle bir gelişmenin özellikle ihraç pazarlarında sorunlar yaşanmaya başlamışken Türkiye’nin cari açığına olumlu etki yapacağı aşikar. Ancak yeterli olacağını pek sanmıyorum. Avrupa’ya ihracat yapan firmaların sadece fiyat tutturma değil aynı zamanda sipariş düşüşü ile karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Dolayısıyla paritedeki yükselişin dış ticaret dengesine “pansuman” görevi yapacağını ancak dış kaynaklı risklerden tam olarak koruyamayacağının altını çizmek istiyorum.

Bu arada, firmaların maliyet baskısı sebebiyle pazarlama faaliyetine ara verip giderleri azaltmak için çaba vermelerinin yan etkileri konusunda da uyarmak istiyorum. Gelirleri artırmadan yapılacak gider düşürme çabalarının firmaları huzursuz edecek sonuçlarını daha önceki tecrübelerimden bildiğim için, yaklaşmakta olan yeni yıl için plan yaparken bahsettiğim tecrübeye dikkat edilmesi için paylaşmak istedim. Zaten firmaların çoğu yeteri kadar personel ve maliyet kurgusu içinde çalıştıkları için daha fazlasının fayda değil zarar getireceğini belirtmek istiyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Okumaya devam et

EKONOMİ

LNG yatırımları: Milyarlar boşa mı harcanıyor?

Avrupa, Rus doğalgazını telafi için sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) bel bağladı. Milyarlarca euroluk altyapı yatırımı gerektiren LNG hem vergi mükellefleri hem de çevre açısından doğru seçim mi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının hemen sonrasında, 5 Mart’ta yaptığı açıklamada, Rusya’nın doğal gaz vanalarını kapatabileceğini, AB’nin fosil enerji kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmak zorunda olduğunu belirtmiş, AB üyesi İspanya’yı, yenilenebilir enerji ve sıvılaştırılmış doğal gazda (LNG) öncü rol oynadığına işaret ederek örnek göstermişti.

Ancak sorun şu: Sıvılaştırılmış doğal gaz da fosil bir gaz. Yer altından çıkarılıyor, gazı çıkarmada başta ABD’de olmak üzere kırma-parçalama (fracking) işlemi uygulanıyor ve sonuçta LNG de yandığında havaya karbondioksit salarak çevreye zarar veriyor. Bunları AB Komisyonu Başkanı da biliyor. Ama buna rağmen LNG ile yenilenebilir enerji konularını birbirine karıştırmaya devam ediyor.

İklim konusunda anlatılan masallar hem ökolojik hem de mali açıdan Avrupa’ya pahalıya mal olabilir. AB iklim krizini daha da derinleştirmek istemiyorsa, milyarlarca euro yatırılan LNG altyapısı kısa süre içinde boşa çıkabilir.

Ursula von der Leyen
Ursula von der LeyenFotoğraf: Yves Herman/REUTERS

LNG ile birlikte maliyetler de artıyor

Avrupa İstatistik Dairesi Eurostat’ın verilerine göre Avrupa’nın en büyük doğal gaz tüketicisi Almanya. Almanya’yı İtalya, Hollanda, Slovakya ve Fransa izliyor. Rus doğal gazını telafi etmek için alternatif arayışındaki başlıca ülkeler de bunlar.

Kimya ve enerji alanında danışmanlık hizmetleri sunan ICIS şirketinin doğal gaz analisti Paula Di Mattia Peraire, Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana Avrupa’ya LNG ihracatının yüzde 58 arttığına işaret ediyor. Başta Almanya, Yunanistan ve İtalya olmak üzere İrlanda, Fransa, Hollanda ve Polonya’da kıyılardaki alt yapının geliştirildiğini belirten Peraire, “Avrupa’da şu an LNG’ye büyük yatırımlar yapılıyor. Bu projelerin hepsinin hayata geçirilebilmesi durumunda, ki 2024 sonuna kadar 15 yeni projeden bahsediyoruz, yeniden gazlaştırma kapasitesi yılda 70 milyar metreküp artmış olacak” diyor.

Kamu yatırımlarının büyük bölümü şu an kıyılardaki terminallere akıyor. Soğutulan sıvı gaz bu terminallere naklediliyor ve yeniden gaz haline gelebilmesi için ısıtılarak şebekelere dağıtılıyor. Şu an Kuzey Denizi ve Baltık Denizinde Avrupa’nın doğal gaz ihtiyacını karşılamaya yetecek miktarda terminal bulunmuyor.

Yunanistan'da bir LNG terminali
Yunanistan’da bir LNG terminaliFotoğraf: Costas Baltas/REUTERS

Gemiler ve dağıtım şebekesi sıkıntısı

Ancak terminallerin yanı sıra gaz ithalatında sıkıntı yaşanan iki alan daha var. Rusya’nın boru hatlarıyla aktarılan doğal gazının telafi edilebilmesi için diğer kaynaklardan gazın denizden tankerlerle Avrupa’ya taşınması gerekiyor. LNG tankerleri 175 bin metreküpe varan miktarlarda sıvılaştırılmış gaz taşıyabiliyor. Boru hatlarından gelen daha az yoğunluklu doğal gazda ise bu miktar 90 milyon metreküp. Dolayısıyla yılda Avrupa’ya taşınan 167 milyar metreküplük Rus doğal gazını telafi edebilmek için bin 800 gemi gerekiyor. Bu da günde beş gemiye denk geliyor.

Deniz Taşımacılığı Ekonomisi ve Lojistik Enstitüsü verilerine göre bunun için 160 yeni tankere ihtiyaç var. Tankerlerin tanesinin 220 milyon dolara mal olduğu düşünüldüğünde bu da 35 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor.

Bir başka nokta, nakliyat rotasının değişmesi. Şimdiye kadar doğudan batı yönüne taşınan LNG gelecekte İspanya, Fransa ve Hollanda’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya nakledilecek. Gaz hatlarının genelde tek yönlü olması nedeniyle geri akış sadece kısıtlı olarak mümkün.

Enerji uzmanı: Hiçbir anlamı yok!

Tüm bu gerçekler, AB’nin iklim koruma hedefleriyle tam bir tezat oluşturuyor. AB, 2050 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefliyor. Almanya’da ise hedef 2045. AB, yaktığı LNG miktarını artırdıkça karbondioksit emisyonları da yükselecek.

Avrupa Enerji Araştırmaları İttifakından (EERA) enerji uzmanı Ganna Gladkykh, “Uluslararası Enerji Ajansı bile fosil enerji kaynaklarına yatırımların derhal durdurulması gerektiğini, iklim hedeflerine sadece bu şekilde ulaşılabileceğini söylüyor. Buna rağmen AB milyarlarca euroyu doğal gaz altyapısına yatırıyor. LNG’ye yatırım yapmanın hiçbir anlamı yok. Hele hele Avrupa için” diye konuşuyor.

LNG’nin yerini hidrojen alacak

Sorunun çözümü için iklim dostu yöntemlerle üretilen gazlara bel bağlanıyor. Fosil doğal gaz yerine birkaç yıl içinde amonyak ve özellikle de sıvı hidrojen üretimi planlanıyor. LNG için kurulan ve başka hiçbir işe yaramayan tankerler, terminaller ve transit bağlantıların ancak bu şekilde kullanılabileceği belirtiliyor, en azından öyle umuluyor.

Hidrojen üretiminin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Hidrojen üretiminin yaygınlaştırılması hedefleniyor.Fotoğraf: imago images

Ancak enerji uzmanı Gladkykh böyle olacağından şüpheli. “Siyasetçiler kamuoyundaki endişeleri gidermek için hidrojen altyapısının hazır olduğunu söylüyor. Karar alıcılar, ‘Fosil LNG’ye yatırım yapıyoruz ama bu yatırımlar boşa gitmeyecek. Daha çevre dostu olan hidrojen teknolojisine geçtiğimizde kullanılacak’ hikayesini anlatıyorlar” diyor.

Potsdam merkezli Transformatif Sürdürülebilirlik Araştırmaları Enstitüsü (IASS) araştırma grubu direktörü Rainer Qiutzow da, “Ancak geçişin nasıl olacağı açıklığa kavuşturulmuş değil. Hidrojen henüz taşınmaya başlanmadı. Bunun için alaşımlara ve hidromateryallere ihtiyaç var. Çünkü hidrojen daha patlayıcı, dolayısıyla daha tehlikelidir. Hidrojene geçiş için belirgin ek yatırımlar gerekecektir” diye konuşuyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerjiler Ajansı, bir LNG tesisinde pompa, ventil, araç ve güvenlik sistemlerinin değiştirilmesi için gerekli ek masrafın, tesis maliyetinin yüzde 20’sine varabileceği tahmininde bulunuyor. Dikkat çekilen bir başka nokta, LNG eksi 160 dereceye kadar soğutulurken hidrojende 100 derece daha ek soğutmaya ihtiyaç duyulacak olması. Ajans, mevcut LNG tankerleri ve terminallerinin bu iş için kullanılamayacağını belirtiyor.

Hidrojenin rüzgâr ya da güneş enerjisinden üretilmesi gerekiyor. Avrupa’nın ihtiyacını karşılayabilecek miktarda güneş ve rüzgâr enerjisi kıtada üretilemediğinden başka yerlerde üretilerek Avrupa’ya taşınması gerekecek.

Enerji uzmanı Gladkykh, tüm bu faktörler göz önüne alındığında LNG’ye yapılan yatırımın çok abartılı olduğu görüşünde. IASS uzmanı Quitzow da, anlamı olmayan altyapıya yatırım yapmanın iklim hedeflerine ulaşmada yarattığı riske işaret ediyor ve “Terminaller ve tesisler bir kez inşa edildi mi, büyük yatırımlar yapılmış olduğu için vazgeçmek de zor olacaktır” uyarısında bulunuyor.

İspanya'nın Bilbao kentinde bir LNG terminali
İspanya’nın Bilbao kentinde bir LNG terminaliFotoğraf: Javier Larrea/imago images

Çevre için boru hatları mı LNG mi daha zararlı?

İklim değişikliğinden kaynaklı zararlar şimdiden artıyor. Rus gazı gibi geleneksel doğal gazın çıkarılmasında havaya LNG’ye göre daha az karbondioksit salınıyor. Çünkü Katar ya da ABD’den gelen LNG’nin önce taşınabilir hale getirilmesi için sıvılaştırılması, bunun için yüksek basınç altında yoğunlaştırılıp, sonra yeniden gazlaştırılması gerekiyor. Tüm bu işlemler, gazdan gelecek enerjinin yüzde 8 ila yüzde 25’inin kompresörlere harcanması anlamına geliyor.

Gazı taşıyan gemilerle deniz trafiğindeki artış ve mesafe arttıkça iklim bilançosuna olumsuz etkisi de cabası. Örneğin Avustralya’dan taşınacak gaz, Cezayir’den gelecek gaza göre iklim ve taşıma maliyeti açısından beş kat daha pahalıya mal oluyor.

BM Genel Sekreteri Guterres: Aptalca bir yatırım

AB’nin yeni LNG tesislerinin geleceği de tartışmalı. Avrupa’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Agora Enerji Dönüşümü ve E3G’nin hazırladığı iki ayrı rapor, Avrupa’nın bir ila dört yıl içinde doğal gaz ihtiyacını azaltabileceğini ve Rusya’dan bağımsız hale gelebileceğini ortaya koyuyor. Buna göre enerji ihtiyacının yüzde 25’i Avrupa Komisyonunun yeşil dönüşüm planlarının hayata geçirilmesiyle, yüzde 45’lik bölümü ısı pompaları, yalıtım ve yeşil enerjilerin geliştirilmesiyle karşılanabilecek. Araştırmacılar, bu durumda ihtiyacın sadece üçte birlik bölümünün diğer ülkelerden ithal edilmesi gerekeceğine, söz konusu 50 milyar metreküplük gaz için de mevcut altyapının yeterli olacağına işaret ediyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de araştırmacılarla aynı görüşte. Guterres, Economist Sürdürülebilirlik Zirvesinde yaptığı konuşmada fosil enerjiyi “ölü yatırım” diye nitelendirmiş, ülkelerin kömür ve diğer fosil yakıtlardan çıkışı hızlandırması gerektiğini belirterek “Yapılacak diğer her şey çılgınlıktır. Fosil enerjilere bağımlılık, karşılıklı yıkımı güvenceye almaktır” demişti.

DW

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.