Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

UĞUR GÜRSES : RUS RULETİ

Yaptırım ve kısıtlamalar içindeki Rusya, kendi ekonomisine Türkiye üzerinden yeni bir soluk borusu açmaya mı çalışıyor?

Yayınlanma:

|

Önceki hafta Bloomberg, Türk yetkililere dayanarak yayımladığı haberde Akkuyu Nükleer Santrali için kurulan şirkete (Akkuyu Nükleer A.Ş.) Rusların yaklaşık 5 milyar dolar gönderdiği ve benzer ölçekte transferlerin izleyen haftalarda devam edeceği yer alıyordu. Parayı gönderen ve şimdilik santralin tek söz sahibi (Türkiye’den henüz yüzde 49’luk hisse için ortak bulunamadı, belki de şimdilik bulunması istenmiyor) Rosatom yetkilisi ise söylenen rakamdan düşük olduğunu not ediyordu.

Rosatom’un kontrolündeki Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin ise santralin yapımında yer alan yerli şirketin (IC İçtaş İnşaat) sözleşmesini de feshettiği haberi ayrıca basında yer aldı. İçtaş ise “Bu fesih girişimi açıkça kanunlara, sözleşmeye aykırı, hileli ve geçersiz bir işlemdir” diye açıklama yapıyordu.

Middle East Eye’ın haberine göre, Rosatom Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşası ve geliştirilmesini finanse etmek için, hem de Türkiye Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihraç ettiği dolar tahvillerine geçici olarak yatırım amacıyla 29 Temmuz Cuma ile biten hafta içinde 6.1 milyar dolarlık bir kredi çağrısına çıktı.


Akkuyu Nükleer Santrali

Bu da oldukça ilginç; Akkuyu’nun çoğunluk hissedarı Rosatom, iştiraki olan Atomenergoprom şirketini kredinin garantörü olarak kullanmayı ve eğer borç verenler kabul ederse kredinin teminatı olarak dolar cinsi Türk tahvillerini (Eurobond mu yoksa yurtiçinde ihraç edilen dolar tahvilleri mi belli değil) vermeyi planlıyormuş. Potansiyel kreditörler kimlerse? Böyle bir mekanizma böyle bir süreçte normal gibi sunulsa da tuhaf.

Zamanlaması ve biçimi çok ilginç bu gelişmelerin durup dururken birden neden şimdi ortaya çıktığını konunun uzmanlarına bırakalım. Ancak, bu tablo ‘Rosatam-Akkuyu-Dolar Tahvili’ üçgeninin nihai olarak Rusya’ya ‘geçici olarak’ rezervleri kısmen park etme konusunda alan açma çabası olduğunu düşündürüyor. Santrali ön plana çıkararak.

Sonuçta Merkez Bankası’nın döviz ve altın rezervleri 26 Temmuz günü 98.9 milyar dolarken, günlük verilerden hesapladığım kadarıyla 4 ağustos günü 108.1 milyar dolara çıkıyordu. Bunun büyük bölümünün, bankalar üzerinden dolaylı olarak Merkez Bankası’na park eden ‘Rus parası’ olduğuna şüphe yok.

Bu gelişmelere hâkim olduğu çok açık olan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de geçen hafta çıktığı bir TV yayınında, “Şu anda girişler oluyor. Her hafta Merkez Bankası açıklar. Geçen perşembe açıkladığı rezerve bakın, yarın açıkladığı rezerve bakın, sonraki haftaya da bakın. Bu iş başladı, devam edecek. Nereden geldiğinin önemi yok” diyordu.

Yaptırım ve kısıtlamalar içindeki Rusya, kendi ekonomisine Türkiye üzerinden yeni bir soluk borusu açmaya mı çalışıyor? Uydurma bir ekonomi teorisi ile döviz rezervlerini tüketen, borç harçla rezerv gösteren, kurunu patlatıp enflasyonunu azdıran bir siyasi yönetime yaklaşan seçimlerde destek mi çıkmaya çalışıyor? Sadece nükleer santral sözleşmesinde inşaat sürecini hızlandıracak masum bir finansal transfer mi? Yoksa ikincil yaptırımları tetikleyerek Türkiye’yi kendisine yoldaş mı edinecek?

Ruble’ye destek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından yapılan yazılı açıklamada çok açık bir tanımlama yoktu ama Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak, iki liderin Türkiye’nin gaz ödemelerini kısmen ruble ile yapması konusunda anlaştıklarını söyledi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya geldi

Novak, iki ülkenin kademeli biçimde ulusal paralarla ödemeye geçmeyi konuştuğunu söylerken, ilk aşamada Rusya tarafından sağlanan gaz tedarikinin kısmen ruble ile olacağını anlatmış. Bunu da parasal ve finansal ilişkileri geliştirmek için “yeni bir aşama, yeni fırsatlar” olarak değerlendirmiş.

Malum Rusya, Ukrayna işgali sonrasında karşılaştığı yaptırımlara karşı, 31 Mart tarihinde “dost olmayan ülkelere” gaz satışında ruble ile ödeme koşulu koymuştu.

Rusya için kendi parasını korumak için talep yaratırken, sonucu da rublenin değerlenmesi olmuştu.

Ruble nerede?

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Soçi dönüşü uçağındaki gazetecilere, “Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldıklarını” söylüyordu. Ruble ile alışveriş yapılacağı için mali olarak Rusya’ya da Türkiye’ye de güç kazandıracağını anlatıyor, sözü Rusların MİR kredi kartına getiriyordu: “Bir de Rusya’nın Mir kartı var. Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Burada da çok ciddi gelişmeler var. Bu da tabi Rusya’dan gelen turistleri çok çok rahatlatan bir süreç. Onlarla alışverişini, otel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da tabi hem onlar için hem bizim için çok çok rahatlatıcı bir sistem. Bu ziyaretimizde Rusya Merkez Bankası Başkanı ile bizim Merkez Bankası Başkanımız da görüşmelerini yaptılar.”

Peki Türkiye rubleyi nereden bulacak? Görünen yol şimdilik MİR Kartı işaret ediyor.

MIR’in geçmişi

Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak ettikten sonra karşılaştığı yaptırımlar sırasında MIR kredi kartı sistemini kurdu. 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından MİR’in Türkiye’de de altyapısının oluşturulması önerisini yapmasıyla da Türkiye’nin gündemine girmişti. Sonrasında da pek bir ilerleme olmadı.

2019’da o günün Rusya Enerji Bakanı olarak Türkiye’ye gelen Novak, bir bankanın ATM’sinden MİR kartı ile 100 TL çekiyordu.  Ona eşlik eden o günün Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ise artık MİR’in Türkiye’de kullanımının başladığını ve 4 milyon lira hacme ulaştığını söylüyordu.

Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında konuştuğum bankacılar, Türkiye’de 4-5 bankanın bu kartı kabul ettiğini ve işlemlerin 100 milyon TL’yi geçmediğini söylemişlerdi. Rusya’nın yaptırım dalgası karşısında yurttaşlarının kullanabileceği uluslararası kart kalmamıştı.

Nisan sonunda Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise “Rusya’nın Mir sistemi var. Mir kart çok iyi bir şekilde kullanılıyor. Türkiye’de Mir kart kullanan işletmelerin oranı yüzde 15’lerdeydi, şimdi bankalar hızlı bir şekilde dağıtım yapıyorlar. Sıkıntı olmayacak” diyordu.

MIR’in alanını Türkiye’de genişletmek için şimdi çaba gösterildiği çok açık. Zira hem VİSA ve Mastercard gibi kart sistemleri Rusların harcama yapmasına kapalı. Milyonlarca Rus turist Türkiye’ye gelirken seyahat ödemelerini önceden acentalarına yapıyor. Ancak gittikleri ülkelerde gündelik harcamaları için kredi kartına ihtiyaç duyuyorlardı.

3-5 ayda MİR kartın çok da yaygınlaşmadığı çok açık. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine bakılırsa MİR’i kabul eden banka sayısı hala 5 banka ile sınırlı.

Burada küçük bir not düşmek gerekiyor. MİR kartın kabul edilmesi demek, nihai satıcıdan bankaya gelen harcama kayıtlarının MİR sistemi ile karşılıklı teyitle takasının yapılması demek. Yani karşılığının MİR sisteminden Türkiye’deki bankaya gelmesi demek. Geçmişte VISA ve Mastercard üzerinden dolar ya da Euro cinsi döviz cinsleriyle yapılan takasın şimdi yaptırım ve kısıtlamalar nedeniyle Ruble ya da TL ile yapılıyor olması beklenir. Bu takasa Bankalararası Kart Merkezi bir alt yapı kurdu mu bilmiyoruz. Buna dair yatırım yapıldı mı onu da bilmiyoruz.

Netleştirme Rusları rahatlatır

Asıl konuya dönersek; Türkiye’nin gaz ödemelerinin bir kısmını ruble ile yapacağı, MİR’in de masaya tekrar yatırıldığı anlaşılıyor.

Rusların, kendi yurttaşlarının dolar ya da Euro’ya ihtiyaç duymadan ruble harcayarak Türkiye’de tatil yapmasını, uluslararası yaptırım ya da kısıtlamalara takılmadan bu kanalda ödemelerin yapılmasını sağlamak istemeleri gayet normal.

Potansiyel tablo için tahminim şöyle: Rusların turizm için kredi kartlarıyla yapacakları harcamalar ruble cinsinden Türkiye’nin kredi kartları merkezinde alacak hanesine yazılır, Türkiye de bu alacağın tamamıyla gaz ödemelerinin sadece çok cüzi bir kısmını öder. Bunun tüm sezonda 500-700 milyon doları geçeceğini sanmam.

Türkiye haziran ayı itibariyle son 12 aylık toplamda Rusya’ya 6 milyar dolarlık ihracat yaparken, aynı dönemde tam 44 milyar dolarlık ithalat yaptı. 38 milyar dolarlık dış ticaret açığı, gaz fiyatları yükselmeden önce geçen yıl 16 milyar dolardı. Pandemi öncesi dönemde 2019’da 7 milyon Rus turist geldiği biliniyor. Buradan da kabaca 5 milyar dolarlık bir gelir elde ettiğimiz varsayılabilir. Bunun da önemli kısmının Türkiye’de kartla değil, önceden otel ve uçuş bedeli olarak Rusya’da acentalara ödendiği dikkate alınmalı. Türkiye’deki kredi kartı harcamalarının çok düşük bir boyutu olduğu da.

Nette Rusya’ya yıllık yaklaşık 33 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı veriyoruz.

Rusya’nın gaz ihracatında kısmi olarak ruble kabul etmesinin sebebi, uluslararası yaptırımlarla karşılaşması ve blokajdan kaçınarak ödeme kabul edebileceği kanalın kalmaması. Bunun da çok düşük bir miktar olmasının bir önemi yok. Önemlisi bunu gönüllü yapacak bir taraf bulmuş olması.

İkinci bir unsur da rublenin istikrarı için döviz satarak bunu yapma kanalının kalmaması nedeniyle dış ticaret partnerlerine ruble talebini yükseltecek kanal açtırması.

Soçi görüşmesinden yapılan açıklamalara bakılırsa şimdi yapılan şey, küçük ölçekli bir ‘ikili ödeme netleştirme’ (Clearing) mekanizması gibi görünüyor.

Eğer ihracatçılar ve turizmde otelciler ile diğer hizmet sağlayıcılar için de ruble tabanlı bir mekanizma kurulsaydı ve de içeride bu kesimler de ruble ile satış yapmayı, ödeme kabul etmeyi tercih etselerdi Rusya’ya 44 milyar dolarlık gaz ödemesi yerine 33 milyar dolar net ödeme yapılabilirdi. Ancak uluslararası platformda potansiyel ikincil yaptırımlar, en büyük risk olarak şirket ve bankaların tepesinde ‘Demoklesin kılıcı’ gibi duruyor. Soçi ziyareti bile bu konudaki dikkatleri yükseltti. Bugün için bu netleştirme de pek mümkün görünmüyor.

Peki bu sağlansaydı da içeride TL’nin değerine olumlu etki eder miydi? Benim yanıtım hayır.  Ruslar TL ödemeyi kabul ediyor olsaydı Türkiye açısından önemli bir dönüm olurdu. Bunun olması için de enflasyonun düşük, paranızın istikrarlı olması gerekir. T24

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

En büyük döviz rezervine sahip ülkeleri

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin, şaşırtıcı bir şekilde 3.193 trilyon dolarlık varlığa sahip uluslararası rezervler açısından daimi liderliğini korudu. İkinci sırayı 1.238 trilyon dolarla Japonya alırken, üçüncü sırayı 892 milyar dolar varlıkla İsviçre aldı.

Ukrayna’yla ilgili yaptırımlar nedeniyle Batı tarafından dondurulanlar da dahil olmak üzere Rusya‘nın varlıkları 540 milyar dolara yükseldi. Bu, Rusya’nın geçen yazdan beri dördüncü sırada yer alan Hindistan’ı yerinden etmesine izin verdi. Eylül sonu itibarıyla Hindistan‘ın varlıkları 532 milyar doları buldu. İki ülke 2015’ten beri bu göstergede birbiriyle yarışıyor.

Rapora göre, ilk 10’un alt yarısında, gelişmekte olan ekonomilerin gelişmiş piyasa emsallerini geride bıraktığı ilginç bir eğilim görüldü. Hong Kong altıncı en büyük rezerv sahibi olarak Suudi Arabistan tarafından yerinden edildi, Güney Kore yedi numaraya geriledi. Brezilya dokuzuncu sıraya yükseldi ve Singapur da onuncu sıraya geriledi.

Almanya ve ABD geçen yıl sırasıyla 11. ve 12. sıralarını korurken, Fransa 13. sıraya yükseldi ve onu 14. olarak İtalya izledi. Meksika üç sıra yükselerek 15. sıraya yükseldi. Tayland, İngiltere, İsrail, Polonya ve Çek Cumhuriyeti sırasıyla ilk 20’yi tamamladı.

Çalışma, RIA Novosti tarafından 2021 yılı itibariyle dünyanın en büyük 90 ekonomisinin merkez bankalarından alınan verilere dayanılarak yapıldı. Nihai örneklem, Eylül ayı verilerini Kasım ayı ortasında açıklayan en büyük rezervlere sahip 50 ekonomiyi içeriyordu.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Bankaya dolar borcunu ödettirmediler

Yayınlanma:

|

Yazan:

Piyasalarda, bir bankanın sendikasyon kredisini erken kapatmak istediği ancak BDDK’nın izin vermediği konuşuluyor. Bu yaklaşımın, döviz kıtlığı nedeniyle TCMB ve BDDK’nın bankalara son zamanlarda uyguladığı baskının parçası olduğu belirtiliyor. Dr. Murat Kubilay da, kaynağı belirli sermaye akışının olmaması ve cari açığın artması nedeniyle Türkiye’yi 6 ayda yine zor günlerin beklediğini söyledi.

‘Ödemeler dengesi riski kısmen dindirildi’

Ekonomist Dr. Murat Kubilay, haziran ayında BDDK ve TCMB’nin reel sektör ve bankalara uyguladığı sermaye kısıtlamaları gerçekleşmeseydi Türkiye’nin dış ödemeler dengesi krizine girme, yani dış borçlarını ve ithalat ödemelerini tam vaktinde yapabilme zorluğuna düşme durumunun artmış olacağına dikkat çekerek, “Ancak ihtimal hâlâ sürüyor” uyarısı yaptı. Rahatlamadaki bir diğer önemli etkili faktörün net hata ve noksan kalemi altında toplanan ve düzenli olan döviz girişine işaret eden sermaye akımının olduğunu belirten Kubilay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii sermaye girişlerinin kara paranın aklanması veya temiz yolla elde edilmiş paranın finansal sisteme kayıt dışı sokulması ya da Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesi gibi yarattığı şüphe ve haliyle riskler var. Fakat bunları bir kenara bırakırsak, Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon ve düşük faiz ortamında, küresel piyasalarda işlerin gelişmekte olan ülkeler lehine gitmediği bir dönemde, bu yöntemlerle dış ödemeler dengesi riskini kısmen dindirmeyi başardı. Böylece Sri Lanka’nın durumuna düşmedi ve Mısır, Pakistan ile Tunus gibi karşılaştırılan diğer ülkeler gibi IMF kaynaklı döviz kaynaklarına başvurmadı. Diğer taraftan bu önlemlerin kısa vadede ekonomik aktiviteyi bozucu, yani büyümeyi düşüren olumsuz etkisi oldu. Ayrıca kara para merkezi haline gelindiğine dair yurt içinde ve dışında kötü bir zan altında kaldı.”

Kaynağı belirli sermaye akışının olmaması ve cari açığın kış aylarında doğal olarak artması neticesinde önümüzdeki 6 ayda da Türkiye’yi yine zor günlerin beklediğine dikkat çeken Kubilay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“TCMB’nin elindeki satılabilir rezerv kısıtlı. Bu nedenle Rusya ile yapılan doğalgazın ruble ödenmesi ve Suudi Arabistan’dan sağlanacak döviz mevduat önemli olacak. Bir taraftan Türkiye yurt dışından pahalı da olsa hâlâ borçlanabiliyor, diğer taraftan borçlanma miktarı düşük olduğu için net döviz çıkışı sürüyor. Hatta bu noktada TCMB’nin bankalara sürekli baskı yaptığı konuşuluyor. Bu esnada seçimlere doğru önümüzdeki 6 aya ilişkin en kritik faktörler; kredi politikasının ne derecede genişletileceği ve ekonomi yönetiminin benzer döviz kaynaklarına alışılmadık yöntemlerle ne derece erişmeyi başarabileceği. Çünkü mevcut rezervler finansal istikrarı korumaya bir süre daha yeterli olsa bile bu haliyle oldukça genişleyici kamu harcamalarının ve kredi musluklarının açılmasının yan sonucu olan dövize talebi dengeleyecek durumda henüz değil. Bir taraftan iktidar bir şekilde ve başarılı olarak endişe ettiğimiz senaryoları öteliyor, diğer taraftan eldeki imkanlarını gittikçe tüketiyor. Bu durum yıkıcı süreci 2023’e ötelerken, seçimlere kadar istikrarın korunmasını daha da zorlaştırıyor.”

Bu ortamda politika faizinin, bankalara TCMB tarafından aktarılan kaynağın maliyetinin belirlenmesinde ve ticari kredilerde tavan sınır olan referans faizin belirlenmesi haricinde bir önemi kalmadığını da vurgulayan Kubilay, şöyle konuştu:

“Bireylerin dövize olan talebi ancak kur korumalı mevduatla, o da getiri düşüklüğünden ötürü kırılgan bir şekilde gerçekleşiyor. Bu nedenle politika faiz oranından öte, ne derece kredilerin kullanıldığı, kamu harcamalarının artırıldığı, memur, emekli ve asgari ücretli maaş zamlarının ne olacağı; bu esnada sermaye kısıtlamalarının ne derece sertleştirildiği ve kayıt dışı para kaynaklarının ne kadar sürdüğüne odaklanmak gerekiyor. Tabii ekonomi politikası seçim odaklı yürütüleceği için, anketlerdeki durum ve iktidarın kaybetme ihtimali arttıkça daha çok ekonomide gaza basacağı da dikkate alınmalı. Son olarak küresel piyasalar ve dünya ekonomilerindeki çalkantı ve yavaşlama da önümüzdeki 6 ayda Türkiye ekonomisinin geleceğini tayin edecek.”

Akbank öncülüğünde başlayan sendikasyonlarda yenileme oranları gerilerken, Türkiye’nin yüksek CDS’i nedeniyle maliyetler de sürekli artıyor. Yılın ilk sendikasyonları nisan-mayıs tarihlerinde gerçekleşirken, ikinci dönemdeki sendikasyon maliyetlerinde artışlar oldu. Nisan sendikasyonunda dolar dilimi için SOFR+ yüzde 2,75 euro dilimi için Euribor+ yüzde 2,10 iken, bu maliyet ekim-kasım döneminde SOFR artı yüzde 4,25 ve Euribor artı yüzde 4’e yükseldi.

Şu ana kadar 7 banka sendikasyon kredilerini yenilerken, Garanti Bankası’nın da yakın vadede anlaşmayı açıklaması bekleniyor:

Hangi banka, ne kadar sendikasyon aldı?

Akbank: 225 milyon dolar ve 177,5 milyon euro olmak üzere iki dilimli sendikasyon kredisi sağladı. Sendikasyonda çevirme rasyosu yaklaşık yüzde 60 seviyelerinde kaldı.

Denizbank: 329,5 milyon euro ve 276,5 milyon dolar olmak üzere iki dilimden oluşan 367 gün vadeli sendikasyon kredisi aldı. Sendikasyonda çevirme oranı yüzde 72 oldu.

İş Bankası: 330,5 milyon euro ve 191 milyon dolar tutarında 367 gün vadeli sendikasyon kredisi anlaşması imzaladı. Sendikasyon kredisi yüzde 69 oranında yenilendi.

TEB: 200 milyon euro ve 63,5 milyon dolar olmak üzere iki dilimden oluşan sendikasyon kredisi sağladı. Sendikasyonu çevirme oranı yüzde 77 oldu.

Vakıfbank: 222,5 milyon dolar ve 328 milyon euro olmak üzere toplam 560,3 milyon dolar tutarında sendikasyon kredisi aldı. Sendikasyon çevirme oranı yüzde 90 olurken, 2022 yılındaki 1,5 milyar dolarlık kredileri toplamının yüzde 97’sini yeniledi.

Yapı Kredi: 210 milyon dolar ve 249 milyon euro tutarında iki ayrı dilimden oluşan yaklaşık toplam 458 milyon dolar sürdürülebilirlik bağlantılı sendikasyon kredisi anlaşması yaptı. Bankanın sendikasyon çevrim oranı yüzde 61 seviyesinde kaydedildi.

Ziraat Bankası: İkinci dönem sendikasyonlara girmedi. Nisanda 352,5 milyon dolar ve 814 milyon euro olmak üzere toplamda 1,24 milyar dolarlık sendikasyon kredisi temin etmişti.

QNB Finansbank: 184,5 milyon dolar ve 253 milyon euro olmak üzere iki dilimden oluşan sürdürülebilirlik bağlantılı sendikasyon kredisi temin etmek üzere anlaşma imzaladı.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

JAPONYA BANKASI NOMURA: KUR KRİZİ UYARISI YAPTI

Yayınlanma:

|

Yazan:

Japonya bankası Nomura, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yedi gelişmekte olan ekonomide kur krizi yaşanması riskinin yüksek olduğunu açıkladı.

Nomura, Türkiye, Mısır, Romanya, Sri Lanka, Çek Cumhuriyeti, Pakistan ve Macaristan‘da kur krizi yaşanma riski olduğunu belirtti.

Nomura, “Damocles” isimli risk uyarı sistemindeki 32 ülkeden 22’sinin maruz kaldığı risklerin mayıs ayından beri arttığını, en çok artışın ise Çek Cumhuriyeti ve Brezilya’da görüldüğünü bildirdi.

Risk hesaplama modelindeki 32 ülkenin toplam risk puanı, mayıs ayındaki 1,744 seviyesinden 2,234’e yükseldi.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.