Connect with us

EKONOMİ

Uğur Gürses : ‘Sofradaki fil’ vurguncunun eseri mi?

Yayınlanma:

|

Mızrak çuvala sığmıyor artık; gıda fiyat artışları hane halkının sofrasına oturan kocaman bir fil halini aldı. Görmemek, duymamak mümkün değil. Pandemi koşullarında geliri düşen kesim de düşük gelirli, asgari ücretli çalışan kesimler. Bir yandan da son 12 ayda yüzde 20’yi geçen gıda enflasyonu ‘sofradaki fil’, bu kesimleri nefes alamaz hale getiriyor.

Hükümete yakın medyada son birkaç günde çıkan haberlerde, “Başkan Recep Tayyip Erdoğan vatandaşın şikayetçi olduğu fırsatçılarla ilgili ekonomi kurmaylarına kesin talimat verdi. Fiyatlar düşürülecek. Fırsatçılara göz açtırılmayacak” deniliyordu.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, her alanda olduğu gibi sofrada da kötü yönetimin bir sonucu olarak kendini gösteriyor. Temmuz 2018’den bu yana vatandaşın sofrasını vuran gıda enflasyonunda özellikle “birtakım vurguncular”, “spekülatörler”, “stokçular” söylemi ile hep bir dışsallaştırma yapıldı. Hatırlayalım, 2019 Mart yerel seçimleri öncesinde yine bir gıda enflasyonu patlaması vardı; normal koşullarda ambarlarda kış mevsimi için tutulan, stok yapılan soğan depoları basılmıştı. Hükümetin vatandaşa sunduğu hikâye şuydu: ‘Bu bir kötü yönetim değildi; birtakım vurguncular vatandaşın sofrasında yangın çıkarıyordu’.

Göstermelik “tanzim satış tezgâhları”, üreticilere-satış kanallarına Ankara’dan açılan “fiyat indir” baskılı telefonlar, fiyatı yüksek artan ürün satıcıların depolarına yapılan baskınlar, büyük süpermarketlere açılan rekabet soruşturmaları ile fiyatlar düşmedi.

2018’de de 2020’de de 2021 başında da enflasyonun kur şoklarının getirdiği maliyet artışlarıyla sıçradığı biliniyor. TL’yi korumak yerine tersine faizi düşük tutmak uğruna döviz satarak bunu kontrol edebileceğini düşünen damat bakan ise rezervleri sıfırladığında görevden uzaklaştırıldı.

Yüksek enflasyonun da enflasyondaki yüksek dalgalanma boyunun da nedeni makroekonomik politikaların yetersiz, gevşek ve daha kötüsü bir çerçevesinin olmamasıdır. Dönüp dönüp aynı fasit dairede dolaşmamızın nedeni de budur.

Gıda fiyat artışlarına karşı gümrük duvarını düşürüp ithalat yapmak olağanüstü durumlarda anlaşılabilir. Ancak bunu yineleyen yönetimler başka ülkelerin tarım üreticilerine destek vermiş oluyor. Sorun varsa ve siz kendi üreticilerinize düzenli ve yeterli, hedeflenmiş destekler vermeyip de her defasında ithalat duvarlarını gevşetiyorsanız yerel üreticiyi de oyundan çıkmaya teşvik etmiş oluyorsunuz. Kötü yönetimin bir parçası da budur.

Özellikle 2009 sonrasında bol sermaye akımlarının döviz kurunu yere yapıştırdığı dönemde düşük faizle düşük kuru götürebilme, enflasyonu da orta karar bir tek hanede tutulabilmesinin “normal” olduğunu düşünen, bunun sürdürülebilir olduğunu sanan politikacılar, danışmanlar, teknokratlar şimdi şaşıp kaldılar. Normal olmayan o dönemdi.

2018 ortasından sonraki ‘maceracı ekonomi politikası’ tüm dengeleri bozduğu gibi enflasyonun da daha yüksek bir patikaya oturmasını getirdi. Gıda enflasyonu da başta.

ugurses.net

2018 öncesi yüzde 10’u merkez alan bir gıda fiyat dalgalanması mevcut iken, sonrasında artık en düşük yer yüzde 10 oldu.

ugurses.net

Bu grafikte de açıkça görülüyor ki; Ekim 2017’den sonra küresel gıda fiyatları ile birlikte hareket eden yurtiçi gıda fiyatları ayrışmaya başlamış. FAO’nun Gıda Fiyat Endeksi ile TÜİK’İn gıda alt endeksi 2015 Aralık ayı 100 baz alınarak bakıldığında, Haziran 2018-Aralık 2020 arası dönemde FAO gıda endeksi yüzde 11 artarken (bu artışın da tamamı 2020’de gerçekleşti) TÜİK gıda fiyatları yüzde 47.5 artmış.

Sorun şu ki; 4 milyonu işsiz olan, yaklaşık 10 milyonu da “eğreti istihdam” tanımı içinde eksik çalışan, tarımda çalışan, kayıt dışı çalışanı olan bir ülkede, pandemi koşullarında karantina koşulları uygulanırken sofrada bir ‘enflasyon filinin’ oturması dayanılır bir durum olmasa gerek.

İşte bu tabloda, yine 2019’daki gibi fiyatlara “polisiye” baskı potansiyeli belirince, oklar iş kesimine döndü.

Muhtemeldir ki Ankara’da iş kesiminin çatı örgütlerine (TOBB, TESK) “bu gıda fiyatlarına bir şey yapın, düşürün” tarzı bir mesaj gitmiş olmalı ki salı günü (26 Ocak) Dört iş örgütü (TOBB, TESK, TÜSİAD, MÜSİAD) ortak biçimde “Türkiye’nin önceliği fiyat istikrarı” başlıklı bir açıklama yayınladılar.

Türkiye’nin tacir, sanayici ve esnaflarını temsil eden TOBB, TESK, TÜSİAD ve MÜSİAD olarak, küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamaların yaşandığı COVID-19 pandemisi sonrası normalleşme sürecinde, ekonomik büyüme ve istihdam için Türkiye’nin birinci önceliğinin fiyat istikrarı olduğuna inanıyoruz” sözleriyle başlıyordu açıklama.

Enflasyonla mücadeleye yönelik Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası koordinasyonunda yürütülen çalışmalara işaret edilerek, “bir kamu-özel sektör istişare sürecinin son derece faydalı olacağı”, bu istişare sürecinin “tüm fiyatların serbest piyasa koşulları içinde oluşmasını gözeterek, küresel ve yerel fiyat dinamiklerinin sektörel bazda yakından izlenmesine ve ürün gruplarında görülen yapısal risklerin, maliyet dinamiklerinin ve arz-talep dengesizliklerinin tespit edilmesine katkıda bulunacak, böylece veriye dayalı politika tasarım sürecini destekleyecektir” deniliyordu.

İşin doğrusu, bu açıklama “fiyat istikrarı” temalı bir ilk. İş kesimi geniş bir katılımla “fiyat istikrarı” vurgulu bir taleple ortaya çıktı.

Bunun değerli bir çıkış olduğunu kayda geçirelim. Ancak bu çok yerinde bir “fiyat istikrarı” talebinin içinin doldurulması gerekiyor. Böyle düşünmemin nedeni, MÜSİAD Başkanı Başkanı Abdurrahman Kaan’ın Bloomberg HT’ye yaptığı açıklamada, fiyat istikrarını “arz yönlü arttırmak” yani üretim artışıyla olacağını söylerken, faiz vurgusu da eşlik etti. Yani Merkez Bankası işini yapsın türü bir vurgu da yoktu.

Bu ortak açıklamadan çıkan sonuç şu; iş kesimi polisiye önlemlerle, fiyat indirme baskısıyla, “vurguncu” suçlamasıyla karşılaşmamak için bir “istişare süreci” öneriyor hükümete. Örtülü ve dolaylı biçimde “fiyat istikrarı” meselesinin ana unsurlarını anlatma işini kendilerinin yapacağını ama bunu çözecek olanın hükümet olduğunu vurguluyorlar. Metnin yukarıda alıntıladığım ve altı çizdiğim kısmında da bunun ana teması var.

4’lü örgüt birliği, öncesinde “sopa” ile tekdir edilirken; tedarik zincirindeki bozulma, artan lojistik, hammadde ve enerji maliyetlerini hatırlatsalar da bunun bir makro politika çerçevesi içinde çözülmesi gerektiği vazifesini, “istişare paketi” ile hükümete iade ediyor.  Mealen, “bizi dövmeye kalkma, ana sorunlar bunlar. Bunlara bakın” diyor.

***

Temel sorunlar baş gösterdiğinde, beklenmedik bir kriz patlak verdiğinde şuna tanık oluyoruz; bu sorunlara çözüm getirmek yerine, sorunları saklama, üstüne bir “şal örtme”, sorunu “dışsallaştırma”, sorunun parçası olmayan ama içinden çıktığı mekanizmalarda yer alan paydaşları düşmanlaştırma, şeytanlaştırma çabası daha ağır basıyor.

Gıda enflasyonunda olduğu gibi pandemide de benzer bir fotoğrafı izliyoruz.

Pandemiyi yönetememe, vaka sayılarını ve ölüm sayılarını örtüleme, saklama, karantina koşullarını boşlama, maske dağıtamama, aşıyı zamanında ve yeterince tedarik edemememe, işsiz kalanlara gelir kaybı olanlara mali destek verememe gibi bir dizi yanlış, hata yapıldı.

Bugün gelinen noktada, tüm ülkelerin amacı şu; vaka sayılarını kontrol altına almak, aşılama yoluyla kitlesel bağışıklığı yaygın biçimde ve en kısa zamanda sağlamak. Bununla da ekonomileri yeniden eski işleyişine kavuşturmak.

Vaka ve ölüm sayılarının, kurumları ve kuralları işlemeyen ülkelerde, otoriter yönetim altındaki ülkelerde düşük gösterildiği, örtülendiği biliniyor. Türkiye de bu grubun içinde.

Diyelim mi bu tür örtülemelerle vatandaşın gözünü boyadınız. Ama bunun bedeli, salgının ciddiye alınmayarak maske ve mesafe kurallarına dikkat edilmemesi, kitlesel yayılmanın güçlenmesi oldu.

Bugün artık yeni aşamada konu, aşılamanın boyutu ve etkililiğinde.

Aşıyı zamanında ve yeterli miktarda ön siparişlerle tedarik eden ülkeler, ön izinlerin ya da acil kullanım izinlerinin çıkmasıyla hızla uygulamaya başladılar. Yüksek etkililik oranına sahip (yüzde 95 ve üzeri) aşıları hızla nüfusun önemli bir oranına uyguluyorlar. Biden yönetimindeki ABD’nin hedefi “100 günde 100 milyon aşılama”.

Bloomberg.com’un haberine göre; 26 Ocak itibariyle 56 ülkede 68.1 milyon doz aşı yapılmış durumda. Bunun 23.5 milyon dozu, günlük ortalama 1.25 milyon doz yapılan ABD’de. Bu sayılarla ABD, nüfusunun yüzde 7.4’ünü aşılamış durumda. Britanya da hızla aşılama yapan ülkeler arasında. 7 milyon dozla nüfusunun yüzde 10.5’ini aşıladı.

Küresel şampiyon ise 3.9 milyon dozla, nüfusunun yüzde 43’ünü aşılayan İsrail.

Türkiye ise 25 Ocak itibariyle etkililiği görece düşük oranda olan Sinovac’la 1.3 milyon doz uygulanarak nüfusunun yüzde 1.5’ine ulaştı. Geride kaldığımız çok açık.

ABD ve Britanya popülist sağda yer alan liderlerle yönetilen ülkeler. Bu iki ülke pandemiye karşı gevşek bir duruş sergilerken, vaka ve ölüm sayıları hızla arttı. Ancak, her iki ülke de şaşırtıcı biçimde, aşı tedarik sürecinde ön aldılar, hem de pandeminin yol açtığı ekonomik kayıplara karşı da kamu bütçesinden yurttaşlarına kayda değer bir gelir transferi yaptılar.

ABD ilk dalgada GSYH’nın yüzde 11.8’i, Britanya ise yüzde 9.2’si kadar bütçeden transfer yaptı. Türkiye ise GSYH’nın yüzde 0.8’i kadar.

ABD pandemide üçüncü paketi çıkarmaya hazırlanıyor; yine 1.9 trilyon dolarlık bir paket. Bununla pandemideki toplam bütçe transferi de milli gelirinin yüzde 25’ini geçmiş olacak. Pandemi öncesinde 2019’da bütçe açığı GSYH’nın yaklaşık yüzde 6’sı olan ABD’de, 2020’de bütçenin yüzde 17.5 açık vermesi tahmin ediliyor. Üçüncü paketle beraber toplam pandemi transferlerinin yüzde 27.5’e çıkması muhtemel.

Krizlerde ne yapacağını bilemeyen siyasetçilere karşın ülkelerde kurum ve kuralların işler halde olmasının yararı bu; teknik düzeyde doğru formülleri güçlü biçimde seçenek haline getirmek.

Dünyanın en liberal ülkeleri gözlerini kırpmadan bütçe üzerinden işsiz kalanlara, geliri düşenlerin cebine para koyarken, Türkiye’nin vatandaşlarına kredi kanallarını işaret etmiş olması akıl alır gibi değil. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un yılsonunda AA muhabirine yaptığı açıklamada bu ayrıntı yeterince açık; toplam transferler 45.5 milyar TL iken, bunun içinde işsizlik fonu dışında bütçeden yapılan transfer harcaması 7 milyar TL idi. 45.5 milyar TL’yi de alsak GSYH’nın yüzde 1’ini bulmuyor.

ABD, Almanya, Britanya gibi ülkeler işletmelere çeşitli verg ve kredi kolaylıkları sağladılar. Ancak temel stratejileri, ‘gelir kaybının telafisini yapalım ki hane halkı harcayarak işletmelerin kredi çevirme gücünü desteklesinler’ diye özetlenebilecek bir çerçevede oldu. Bizde ise işletmelere kredi penceresi devasa boyutta açıldı. İyi de hane halkına vermediğiniz sürece onlar da harcayamadığı sürece işletmeler bu borcu nasıl çevirecekti?

İster pandemi ister mutfağı saran yangın, Türkiye’yi yönetenler krizleri yönetemiyor, çözemiyor. Daha da derinleştiriyor.

27.01.2021

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Prof. Dr. BORATAV: Dolar hegemonyasının sonu? Bir bankerin görüşleri

Dolar hegemonyasına son veren dönüşüm başlamaktadır. İyimser beklentilerle izleyeceğiz.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Başlıkta sözü edilen banker Zoltan Pozsar’dır. İsviçre’nin dev yatırım bankası Credit Suisse’in Kısa Vadeli Yatırım Stratejileri Bölümü’nün yöneticisi olduğunu öğreniyoruz.

Adını duymamıştım. Rusya’nın Ukrayna işgaline karşı Batı ittifakının uyguladığı yaptırımlar sonrasında Credit Suisse raporları olarak (12 Mart, 2 Ağustos, 17 Aralık, 29 Aralık 2022 tarihli) dört makale yayımladı.

En azından bir banker için “aykırı” metinler…  İkisinin başlığı, kapsamları hakkında bir fikir vermekte: “Yeni bir dünya para düzeninin doğuşuna tanık oluyoruz” ve “Savaş ekonomisine hoş geldiniz”.

Dünya sisteminin bugünkü sorunlarına ışık tutan özellikleri var. Aktararak değerlendirmek istedim.

Enflasyon sorunu

Yazar, Credit Suisse’te yöneticidir. En azından “görev duygusu gereği”, enflasyon sorunu üzerinde odaklanıyor.

Sözünü ettiğim yazılar, Ukrayna savaşının başlamasını izliyor. Savaş, yatırım bankası Credit Suisse’in müşterileri açısından ayrıca önem taşıyor. Pozsar onlara hitap ederek şu tespitleri ileri sürüyor. “Savaş, meta (commodity) akımlarını aksatır. Metaları, fabrikaları denetleyenler enflasyonu da yönlendirir. Enflasyonu yönlendirenler faiz oranlarını denetler. Faizler de genel olarak finansal servetin düzeyini belirlemiş olur.

Milyarlarca dolarlık finansal servet sahipleri sıradan rantiyelerden farklıdır. Onlar için finansal varlıklarının düzeyini korumak, artırmak öncelik taşır. Faizlerin yükselmesi, sıradan rantiyeleri sakinleştirir; ama finansal varlıklar (örneğin tahviller) değer yitirir.

Peki savaşın katkısı nedir? Meta üretimi aksar; arzı kısılır; enflasyon tetiklenir. Yazar, savaş öncesindeki düşük enflasyon döneminin nedenlerini ve nimetlerini de hatırlatıyor.

“Düşük enflasyonlu dünya üç sütuna dayanmaktaydı: Ucuz göçmen emeği ABD’de hizmet sektörü ücretlerinin durgun seyretmesini sağlıyordu. Çin’den ithal edilen ucuz tüketim malları düşük ücretlilerin geçim düzeyini destekliyordu. Rusya’nın ucuz doğal gazı da Alman sanayiine ve genel olarak AB’ye güç veriyordu.”

“Bu sayede Amerikalılar dünyanın sunabildiği tüm ucuz nesneleri tüketmekteydi. Finansal varlık zenginleri, parasal genişlemeden yararlanıyor; ucuz Rus enerjisi ile Avrupa’da üretilen nitelikli ürünlere de ulaşabiliyordu. Yoksul aileler de Çin’den gelen ucuz malların hepsini alıyordu. Rusya ve Çin bu makro-ekonomik barışın kefilleri olmaktaydı.” 

Makro-ekonomik barışa ABD son verdi

Pozsar’ın “makro-ekonomik barış” olarak adlandırdığı ortamın belirleyici özelliği fiyat istikrarıdır. Parasal genişleme mal piyasalarına akarak enflasyonu beslemez.  Finansal varlıklara kayar; onları şişirir ve finans kapitali ihya eder.

Yazara göre “düşük enflasyon dünyasının çöküşü, ulusalcı (“nativist”) ve jeopolitik” etkenlere bağlanmalıdır. “Trump’ın göçmen-karşıtı politikaları ABD istihdamında iki milyonluk gerilemeye yol açtı. Çin’e açılan ticaret savaşı korumacı tarifelerle başladı; teknolojik savaşa dönüştü; sonunda ulusal bir politika oldu.”

Uluslararası işgücü ve ticaret akımlarını etkileyen bu şoklara jeopolitik katkı ABD’den geldi: “Putin’in Avrupa’yı ucuz Rus gazına bağımlı kılma çabası, güç dengesini ABD aleyhine değiştirmeyi hedefliyordu. ABD Kuzey Akımı 2’yi baltalayarak engelledi. NATO’nun Avrupa’daki güçler dengesini bozması da Ukrayna’daki sıcak savaşa yol açtı.”

İki taraf da hızla ekonomik anlamda ‘silahlandı’. ABD dolar silahını kullandı; Rusya ise metaları… Savaş ekonomisine hoş geldiniz. Artık devlet başkanları önemlidir; merkez bankalarının başkanları değil. Bugünkü enflasyon arz ve jeopolitik ile ilgilidir; ulusal taleple değil. Anlamak için Friedman’ı değil, Brzezinski’yi okumak gerekiyor.

Dolar hegemonyasını zedeleyen eylemler

Bugünkü biçimi ile 1971’de oluşan dolar hegemonyası, Bretton Woods II olarak da anılır. ABD’nin üretken gücü aşınmış; kronik cari işlem açıkları vermeye başlamıştır. 21’nci yüzyılda Çin “dünya fabrikası” olur. Rusya ve OPEC ülkeleri ise petrol, doğal gaz ve ham madde ihracatçıları olarak öne çıkar. Bu ülkeler, astronomik cari işlem fazlalarını ABD hazine bonolarına ve hisse senetlerine akıtarak dolar hegemonyasına destek de olurlar.

Pozsar’a göre “Batı, Rusya’nın dolar rezervlerine el koyunca Bretton Woods II’nin dayanakları çöktü”. ABD girişimi ile Venezuela ve Afganistan merkez bankalarına karşı uygulanan benzer operasyonlar önemli görülmedi. Rusya’nın 300 milyar dolarlık rezervinin FED ve Batı merkez bankaları tarafından bloke edilmesi ise niteliksel bir fark yarattı.

“Dolar emperyalizmi” üzerindeki katkılarıyla tanınan Michael Hudson bu adımı “dolarlaşmış dünya son buluyor; Amerikan imparatorluğu kendisini yok ediyor” diye değerlendirmişti.

Zoltan Pozsar da ona katılıyor. O nedenle yeni bir para sistemi gündemdedir.

Bretton Woods III’ü kim, nasıl inşa edecek?

ABD’nin belirleyici katkıları nedeniyle Bretton Woods II son bulmaktadır. Yenisi, hangi özelliklerle, kimler tarafından kurulacaktır?

Pozsar, bu sorulara temel bir ikilemden hareket ederek yanıt arıyor: Yeni para sistemi, sermaye hareketleri tarafından mı, meta üretiminin zincirleri içinde mi belirlenecektir? Pozsar’a göre meta üretiminin iki büyük merkezi olan “Çin ve Rusya arasındaki özel ilişki bir finansal gündem de taşıyarak Bretton Woods III’ü de biçimlendirmektedir. Yeni ve çok kutuplu dünyanın inşacıları, yeni üyelerinin katılımıyla BRICS’tir.

Bugün Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS’e yeni katılımlar gündemdedir. İki aday olan İran ve Suudi Arabistan’ın üyeliği halinde, sanayi, tarım, madencilik, petrol, doğal gaz üretimini dünya ticaretine taşıyan dev bir blok oluşacaktır. Pozsar’a göre “metalar bizden, sorunlar sizden kaynaklanıyor” sloganı ile dolar hegemonyasına karşı çıkacak durumdadır.

Zoltan Pozsar, Şi Jinping’in Aralık 2022’de Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyeleri ile yaptığı toplantıya bu çerçeve içinde büyük önem veriyor. İlk adım dış ticaretin ulusal paralarla yürütülmesidir. Suudi petrolünün Çin’in ulusal parası olan yuan karşılığında ihraç edilmesi gibi…

Çin Suudi Arabistan’a karşı dış ticaret açığı verirse ne olacak? Şi Jinping iki çözüm öneriyor. Birincisi Çin’e petrol, doğal gaz ihraç eden GCC ülkeleri ile 3-5 yıllık bir ekonomik işbirliğidir. Yuan fazlalarının kullanılacağı bir yatırım programı söz konusudur. “Temiz enerji altyapısı” ile başlayıp uzay sanayiine ulaşan geri ve ileri bağlantıları kapsayan programın finansmanı yuan fazlaları ile karşılanacaktır.

Şi’nin önerdiği ikinci yöntem halen işlemektedir. Çin Merkez Bankası ile diğer merkez bankaları arasındaki swap sözleşmelerini birleştiren bir “köprü” kurulmuştur. Pozsar bu “köprü”nün işlevini (galiba farazî) bir örnekle açıklıyor. Hindistan Rusya’dan petrol ithalatının bir bölümünü BAE parası olan “dirhem” ile ödeyebilir. BAE Merkez Bankası sözü geçen “köprü anlaşması” üyelerinden biridir. Bu sayede Rusya Hindistan’dan alacağını Çin Merkez Bankası’ndan tahsil edebilir ve Batı bankalarının yaptırımlarına muhatap olmaz.

Şi Jinping’in sözünü ettiği “merkez bankaları köprüsü”, anlaşılan Çin Merkez Bankası’nın oluşturduğu dijital yuan’ı kullanmaktadır. Moskova’daki Avrasya Ekonomik Komisyonu ise doğrudan doğruya bir uluslararası rezerv para tasarımı üzerinde çalışmakta; Çin de bu çalışmaya katılmaktadır. 1944’te inşa edilen Bretton Woods I müzakerelerinde, birikimli dış dengesizliklerin düzenlenmesinde bir uluslar-üstü para birimi (“bancor”) tartışılmış; sonuç ise ABD’nin altın rezervlerine bağlanan dolar olmuştu.

Bugünkü çalışmalar yeni bir para birimi ile sonuçlanırsa katılan ülke paralarının göreli ağırlığı, uluslararası ticaretteki payları ile bağlantılı olmalıdır. Pozsar da makalelerinde bu seçeneğe yatkın görünmektedir.

Dolar hegemonyasına son veren dönüşüm başlamaktadır. İyimser beklentilerle izleyeceğiz.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Enerji Bakanı: “Fiyatlarda düşüş seyrederse elektrik ve doğal gazda Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enerjide Türkiye Yüzyılı Zirvesi etkinliğinde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, fiyatlarda düşüş devam ederse elektrik ve doğal gazda indirimlerin devam edeceğini söyledi.

Etkinlikte, küresel enerji fiyatlarındaki oynaklığın azaldığına dikkat çeken Bakan Dönmez, geçen hafta açıklanan sanayi için geçerli olan elektrikte %15’e kadar, doğal gazda ise %13-%16 arasındaki indirimi değerlendirdi ve “Fiyatlarda düşüş seyrederse Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir” dedi.

“Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz”

Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak çalışmalara hız verildiğini belirten Bakan Dönmez, bu yıl Umman’dan doğal gaz temin edileceğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Buradan ilk kez ilan edeceğim yeni bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu an BOTAŞ Genel Müdürümüz ve heyeti Umman’da. Umman ile yeni bir gaz alım anlaşması imzalıyoruz. Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz ve anlaşmamız 10 yıl geçerli olacak. Daha sonra yine uygun şartlar oluşursa anlaşmayı uzatma imkânımız da söz konusu. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın gaz tedariki sıkıntısı çektiği bir dönemde Türkiye, gaz ticaret merkezi olmak için bütün adımları atıyor.”

Necdet Erginsoy

Okumaya devam et

EKONOMİ

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Eskiden mahalle aralarında top peşinde koşturup futbol oynamayan yoktur. Takımlar kurulur taştan kaleler yapılır, topu olan arkadaş gurur içinde oynayacağı takımını seçer ve kıyasıya bir rekabetle kuralları belli bu güzel oyunu oynardık. Bazen oyun tüm keyfiyle devam ederken dışardan iri yarı yaşça büyük ve mahallede çekinilen bir ağabey gelir, zorla bir takıma girer, kuralları kendine göre belirler, canı istediğinde değiştirir ve oyunun keyfini bozardı. Kafasına estiğinde topa da el koyar ve kimseyi oynatmazdı. Zaten oyunun keyfi kaçtığı için kimse de oynamak istemezdi.

2002 yılında dalgalı kur sistemine geçtiğimiz andan 2021 Aralık ayına kadar, döviz piyasası da birçok katılımcının olduğu, herkesin pozisyonuna, beklentisine göre alım ve satım yaptığı bir futbol sahası gibiydi. Kuralları ve otokontrolü vardı. En büyük otokontrol Merkez Bankasının belirlediği para politikası faiziydi ve TL’den vazgeçmenin bedelini enflasyonu kontrol altına almak ve fiyat istikrarını sağlamak üzere belirlenmiş bu faiz ile öderdi.

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı. Zaten 2019 yılından beri oyunda olan ama kendisini çok hissettirmeyen Merkez Bankası oyunu devam ettirmek, sanki eski kurallar varmış gibi yaparak oyuna daha da çok dahil olmaya başladı.

Oyunun kurallarını her gün oyuncular aleyhine değiştirerek oyunu karmaşık bir hâle getirmeye başladı. Son zamanlarda oyuncuların ellerini, gözlerini, ayaklarını da birer birer bağlamaya başladı. Hareket edemeyen oyuncular topa bırakın vurmayı dokunamamaya başladılar. Hatta topları da koyduğu kurallarla toplamaya başladı. İhracatçıdan, turizmciden aldığı topları sahaya boca ederken eli kolu bağlı oyunculara sanki top oynamak serbestmiş izlenimi vererek dışardan kaş göz işaretiyle vurmamaları için uyardı. Oyunun saatlerini kısıtlayarak sahayı erken boşaltmaları konusunda da uyarılarda bulundu.

Elinde hâlâ top olanların toplarını almak, her an patlayabilecek bir topla değiştirmek için de cazibeli görünen ürünler sundu. Dikkatli okuyucunun Kur Korumalı Mevduattan bahsettiğimi hemen anladığını biliyorum.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu. Asıl problem enflasyon bir köşede dururken, tasarruf eden ve mevduatta kalan tüm yatırımcılar para kaybetmeye başlayınca şikayetler gelmeye ve bu ürünün bir cazibesi olmadığı anlaşılmaya başlandı.

Bunun üzerine, üzerlerinde ceza baskısı olan bankalar düzenlemelerle belirlenen oranları tutturmak için KKM’yi ve TL’yi cazip hâle getirmenin yollarını aramaya başladılar. Zaman daraldıkça üzerlerindeki baskıyı hafifletmek ve cezadan kurtulmak için ya yüksek faizli mevduat almaya ya da KKM’yi cazip hale getirecek başka yöntemlere başvurmaya başladılar.

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Birbirleri ile yaptıkları rekabet TL faizlerini %30’lara kadar yükseltti. KKM yaptırmak için ise türev enstrümanlar kullanılarak getiriler artırılmaya çalışıldı. Hatta süslü sloganlar eşliğinde mevduat sahiplerine liralaşarak da yüksek getiri elde edilebileceği algısı yaratılmaya çalışıldı. “KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması” bunlardan biri.

Biraz hesap kitap

Bankaların bir ay vadeli TL’ye verdiği faizlerin ortalamasını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından rahatça bulabilirsiniz.

  1. Seçenek (“KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması”)

100 $’ınız var ve bu seçeneği seçtiniz. Çevrim kurunun 18.78 olduğunu düşünelim. Yani 100 $’ınızı TCMB’ye vererek karşılığında 1878 TL alıyorsunuz. 3 ay vadeli bağladığınız bu TL mevduatınızın faiz oranı bugünkü sınırlamalar nedeniyle %12. Teşvik primi de bir opsiyondan oluşuyor.

1.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 12%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1933.568
Başa Baş Kur 19.3356
Teşvik Primi 1.50%
USD Tutarı 1.5
TL Karşılığı (Vadede Ödeniyor) 28.17
Toplam elinize geçecek tutar 1961.738
Bunun Karşılık Geldiği Faiz 18.08%

Banka bu teşvik primini tabii ki bedava vermiyor. Vade sonunda alacağınız TL’ye karşılık gelen 19.3356 kurundan size vade sonunda 100 $ satma hakkı alıyor. Vade sonunda, yani 90 gün sonra piyasadaki kur 19.3356’nın üstündeyse banka hakkını kullanıp size dolar satmıyor ama TCMB kurun yükselişine karşı sizi koruyor. Normalde teşvik primini peşin almanız gerekirken ve üstelik bu primi dolar olarak ödemeleri gerekirken bunu vade sonunda ödüyor ve TL olarak ödendiği için de eğer servetinize dolar olarak bakıyorsanız ödenen teşvik primi için kur riskine maruz kalıyorsunuz.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu.

Bu noktada başka bir durum var. Kur 90 gün sonra TCMB’nin hâlâ döviz satışı nedeniyle baskı altındaysa bu sefer 19.3356’dan Dolar almak zorunda kalıyorsunuz veya o gün piyasadaki kurla arasındaki fak hesaplanarak hesabınızdan alınıyor. Örneğin TCMB’nin kuru hâlâ dolar satarak baskıladığını ve spot piyasada kurun 19.00 olduğunu varsayalım. Bu takdirde (19.00-19.3356) * 100$ = 33.56 TL zarar ediyor ve bunu ödüyorsunuz. Unutmadan söylemekte fayda var. Bankanızın bu opsiyonu kullanıp size dolar satmasını zararı realize ettirmemesini isteyebilirsiniz.

  1. Seçenek (%24’le TL mevduat yapmak)

100$’ınızı bozdurup yukarıda belirtildiği kadar TL’nizi alıp düz mevduat yapıyorsunuz.

2.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 24%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1989.14
Başa Baş Kur 19.8914

Gayet basit bir hesaplama ile daha yüksekten bir faizle mevduat yaptığınız için başa baş noktanız tabii daha yüksek oluyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse Teşvik Primli KKM yapanın kuru 19.3356 olurken sizin başa baş noktanız daha yüksek, yani 19.8914 oluyor. Vade tarihinde spot piyasada kur 19.8914’ten yüksek ise daha az dolar alıyor yani zarar ediyorsunuz. Eğer kur yine TCMB tarafından baskılanmışsa ve yukarıdaki örnekteki gibi 19.00 olmuşsa bu sefer 104.69 $ alabilecek duruma geliyorsunuz. Yani yıllık dolar faiziniz %18.76’ya gelir.

Durun bitmedi. Mevduata koyduğunuz TL için yukarıdaki gibi bir ürünle mevduatınıza süslü bir slogan olan “teşvik” ile prim alabilirsiniz. Yani 19.3356’dan bankaya, size 100 $ satma hakkı verdiğinizde ilave %1.5 (yıllık %6) primi de alabilirsiniz. Ama spot kur 19.00 olursa bu seviyeden dolar alamaz 19.3356’dan almak zorunda kalırsınız. Üzülmeyin bu durumda da dolar faizi senelik %11.5 + %6 = %17.5’e gelir.

Yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Her şey bu kadar toz pembe değil tabii. Eğer TL, dolar karşısında değer kaybedip sizin başa baş noktanızın da üstüne çıkarsa dolar ana paranızdan kaybetme riski ile karşı karşıya kalırsınız.

Bana Risk Profilini Söyle Seçenek Sunayım…

Buraya kadar yapılan hesaplamalar sonrasında ne yapacağım diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevap yine sizde aslında yeter ki şu sorulara cevap verin.

  • TCMB kuru baskılamaya devam eder mi?
  • Benim vademe kadar dayanacak yeterli rezervi var mı?
  • Bankalar yeteri kadar TL aldıklarında bana hâlâ yüksek TL faizi verirler mi?
  • KKM’den çıkış geçtiğimiz iki haftada olduğu gibi hızlanıp kur hareketlenmeye başlarsa ne yaparım?
  • TCMB tüm dövizi alırken piyasanın kendisi olunca KKM’den para kazanma imkânım kalır mı? Tasarrufum enflasyon karşısında erimez mi?

Daha fazla sorular sorarak kafanızı karıştırmak istemem. O nedenle şimdiye kadar finansal anlamda hep ilke olarak belirlediğim şeyi söylemeyi uygun görüyorum. “Basit Güzeldir, Risk gördüğünüz yerde bu riski almak istemiyorsanız daima basit ürünleri tercih edin ve hiçbir şeyin yoktan var, vardan yok olmayacağını aklınızda tutun”. Bu söylediklerimin kesinlikle bir yatırım tavsiyesi olmadığını da ayrıca belirtmek isterim.

Sonuç olarak yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Bazen yapmadığınız işlemler size para kazandırabilir.

Ömer R. GENCAL

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.