EKONOMİ
Sanayicinin kara kışı erken başladı: ‘Maliyet artıyor’ isyanı
Dünyada artan enerji fiyatlarını içeride belli oranlarda sübvanse eden BOTAŞ, bu kez doğalgazda yüksek oranlı zam açıkladı. Bazı sektörlere yönelik ilave artış tepki çekti.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Küresel enerji fiyatlarındaki artışa karşın bir süredir baskılanmaya çalışılan sanayinin doğal gaz zammı gerçekleşti. Sanayide kullanılan doğal gaza kasım ayı için yüzde 48’lik zam yapıldı, böylece yılbaşından bu yana yapılan toplam zam artışı yüzde 150’ye dayandı. Doğal gazın en yoğun kullanıldığı sektörler olan seramik, kimya, demir ve çelik sektörlerinde sadece enerjiden kaynaklı maliyet artışı yüzde 40 seviyelerinde. Sektör temsilcileri, fiyatlara yansıtmadan maliyet artışının üstesinden gelmenin mümkün olmadığında hemfikir.
Dünya Gazetesinden Merve Yiğitcan’ın haberine göre; Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) tarafından açıklanan kasım ayına ilişkin tarife tablosuna göre, konut tüketicileri için gaz dağıtım şirketlerine uygulanan satış fiyatı mevcut tarifede olduğu gibi 1000 metreküp doğal gaz için 1488 lira olarak sabit kaldı.
Kasımda yıllık tüketimi 300 bin metreküpün üzerinde olan serbest tüketicilerin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise ekim ayına göre yaklaşık yüzde 48 artarak 3 bin 500 liraya çıktı.
Söz konusu ayda Organize Sanayi Bölgesi (OSB) veya kullanıcı birliği abonelerinin tükettiği 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise yaklaşık yüzde 48 artarak 3 bin 482 liraya yükseldi. Ayrıca elektrik üretim santrallerinin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı yaklaşık yüzde 46 artışla 4 bin lira oldu.
Böylece sanayicinin kullandığı doğal gaz ocak ayından bu yana toplamda yüzde 147, doğalgazdan elektrik üreten santrallere olan tarife yüzde 182,9 artış kaydetti. Meskenler ise en az zam gören kesimi oluşturdu. Yılbaşından kasım ayına kadar zam oranı yüzde 17,7.
İlave zam kafa karıştırdı oran yüzde 78’i buluyor
Öte yandan, 2021 yılı Kasım ayı doğal gaz toptan satış fiyat tarifesi detayında yer alan bir madde ile BOTAŞ’tan doğal gaz satın alan petrokimya, gübre, metal ve ametal sektörlere ilave zam yapılacak. Buna göre, ilgili sektörlerde yer alan sanayiciler ilk dokuz ayda gerçekleşen ortalama aylık tüketim miktarlarının yüzde 60’ına kadar doğal gazı yüzde 48 zamlı, yani 1000 metreküp için 3 bin 500 TL olacak şekilde ödeyecekken; kalan kısmı ise 1000 metreküp için 5 bin 250 TL’ye kadar ulaşabilecek.
Yani, fabrikaların doğalgaz tüketimlerinin ortalama fiyatı, açıklanan 3 bin 500 TL yerine, ortalama 4 bin 200 TL’ye gelecek. Yani enerji yoğun sektörlerde gerçek fiyat artışı, yüzde 78’e kadar ulaşıyor.
Sanayicilerin yoğun tepki gösterdiği tarifede yer alan maddede şu ifadeler yer alıyor: “BOTAŞ’tan doğal gaz satın alan ve petrol/petrokimya/ kimya, gübre, ametal ve metal grubu sektörlerinde faaliyet gösteren Kademe-2 müşterilerinin elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki 2021 yılı ilk 9 aydaki fiili tüketimlerinin aylık ortalamasının yüzde 60’ına kadarki 2021 yılı Kasım ayı elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki fiili tüketim miktarları için işbu tarifede yer alan Elektrik Üretimi Amacı Dışındaki Kullanım için geçerli olan Kademe-2 fiyatı, %60’ının üzerindeki 2021 yılı Kasım ayı elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki fiili tüketim miktarları için ise işbu tarifede yer alan Elektrik Üretimi Amacı Dışındaki Kullanım için geçerli olan Kademe-2 fiyatının %50 fazlası uygulanacaktır.”
Aynı tarife doğalgazını BOTAŞ’tan alan OSB’ler bünyesinde faaliyet gösteren Petrol/Petrokimya/Kimya, Gübre, Ametal ve Metal Grubu sektörlerini de kapsıyor.
‘Üretimi mi durduralım’ tepkisi
İKMİB Başkanı Adil Pelister, sektörlerinin yüksek tarifeye girdiğini belirterek, “Dolayısıyla zam oranları yüzde 46 ya da 48 yerine yüzde 100’e ulşacaktır” dedi.
İlave zamma tepki gösteren Türkiye Seramik Federasyonu Başkanı Erdem Çenesiz, uygulamanın gerekçesini anlamakta zorlandıklarını, ilave zam ile sanayiciye adeta ‘üretimi küçültün’ mesajı verildiğini söyledi. Özellikle ihracata bağlı kapasite kullanımlarının oldukça arttığını söyleyen Çenesiz, doğal gaz maliyetinin sektörde çok yüksek olduğunu, yılbaşından bu yana sadece doğal gaz zamlarıyla maliyetlerin yaklaşık yüzde 40 arttığını, bunun da fiyatlara yansıtılmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirdi.
Yorglass CEO’su Semavi Yorgancılar da zammın hesapları alt-üst edecek seviyede olduğunu, yaklaşık yüzde 40 maliyet artışı olacağını söyledi. İlave zammı ise anlamakta zorlandıklarını söyleyen Yorgancılar, bununla “Devlet çok kullanmamızı istemiyor sanırım” diyerek tepkisini ortaya koydu.
Elektrik piyasası ilk tepkisini verdi
BOTAŞ’ın açıkladığı tarifeden sonraki ilk gün (2 Kasım) elektrikte Piyasa Takas Fiyatı (PTF) ortalama 842,5 TL (88,3$) olarak ortaya çıktı. Bu fiyat, 1 Kasım’a göre yüzde 8,3, Ekim ayı ortalamasına göre ise yüzde 26’lık bir artışa denk geldi. Analistlerin yaptığı yorumlara göre, fiyatların kasım ayında ortalama 88- 90 dolar, Aralık ayında ise 90-92 dolar aralığında oluşması tahmin ediliyor.

İthal kömüre dayalı santraller üretimde tekrar devreye giriyor
Dünya genelinde maliyetleri astronomik artan enerji kaynakları arasında kömür de bulunuyor. Dünya piyasalarında Ocak ayında tonu 68 dolar olan kömürün Ekim ayı ortalaması 231 dolar olarak gerçekleşti. Kasım ayına ise tonu 171.5 dolardan girdi. Elektrik üretiminde kullanılan ithal kömürde fiyatların 2020 yılına oranla 3 kattan fazla artış kaydetmesi, Türkiye’deki ithal hammaddeye dayalı termik santralleri derinden etkiledi.
DÜNYA’nın da manşet haberlerinde kamuoyu ile ayrıntılarını paylaştığı haberlerimizde de belirttiğimiz gibi girdi maliyetleri karşısında zarar ettikleri gerekçesiyle santrallerde üretim en alt seviyeye indirildi. Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde 7’sini karşılama kapasitesine sahip Zonguldak Çatalağzı’ndaki 2 bin 790 MW üretim kapasitesine sahip Eren Enerji iki aydır yüzde 10 düzeyinde üretim gerçekleştiriyordu.
Piyasa Takas Fiyatı olarak tanımlanan PTF’nin, doğalgazın baskılanması sonucu üretim maliyetlerinin altında oluştuğunu ifade eden ithal kömür santrallerinin üretimlerindeki düşüş, arz kanallarına da yansıdı. 2020 yılında üretimin yüzde 21’ini karşılayan ithal kömüre dayalı santrallerin payı bu yılın Eylül ayında yüzde 16’ya geriledi. Ekim ayında bu oran yüzde 10’lara kadar indi.
Doğalgaza önceki gece gerçekleşen son fiyat artışının tüm dengeleri yeni baştan oluşturduğu söylenebilir. Yeni fiyat tarifelerinin ortaya çıkması, ithal kömüre dayalı üretim yapan santrallerin kapasitelerine de yansıyacak. Santraller kapalı tuttukları ünitelerini tekrar devreye almaya başladıkları ifade ediliyor.
Üreticinin ‘maliyet artıyor’ isyanı
● Rifat Hisarcıklıoğlu/TOBB Başkanı: Türkiye’nin daha çok üretim, yatırım ve istihdama ihtiyacı var. Sanayide doğalgaza yapılan yüzde 48 zam üretim maliyetlerini ve enfl asyonu artıracaktır. Üretim ve yatırıma daha fazla destek olup sanayimizin rekabet gücünü korumalıyız.
● Ayhan Zeytinoğlu/Kocaeli Sanayi Odası Başkanı: Tüm dünyada yaşanan yüksek enerji fiyatlarıyla birlikte, her zaman önemini dile getirdiğimiz devletin denk bütçe hedefl emesi çerçevesinde, bu fiyat artışlarının yapıldığını biliyoruz. Ayrıca mevcut koşullarda devletin doğal gaz başta olmak üzere enerji maliyetlerini sübvanse etmesinin yükünün ise artık giderek daha da ağırlaştığını ve bu durumun sürdürülebilir olmadığını da görüyoruz. Sanayide önemli bir maliyet kalemi olan doğal gaza gelen yeni zamlar, önümüzdeki günlerde ÜFE’den sonra TÜFE’de de fiyat artışlarına neden olacaktır.
● Celalettin Kesikbaş/Eskişehir Sanayi Odası Başkanı: Doğal gaz ve enerji maliyetlerindeki artış sanayici üyelerimizi zorluyor. Son bir yıldır ve özellikle bugün yapılan enerji fiyatlarındaki büyük artışlar, üretimin maliyet yapısını bozuyor. İhracatımızın artış gösterdiği zamanda rekabet gücümüzü kaybediyoruz. Enerji maliyetlerindeki artış KOBİ’lerin nakit akışını da etkiliyor. Doğalgaz yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 147 zamlandı. Doğalgaz maliyetlerindeki artış elektrik maliyetlerini de arttırıyor. Maliyet yapısındaki öngörülebilirlik kaybolmuş durumda. Yapılan bütçeler de sapma oldukça yüksek. Fiyat istikrarı sağlamak adına sanayicimiz elinden gelen tüm özveriyi gösteriyor. Ancak bu son yapılan doğalgaz zamları zaten minimal seviyede devam eden karlılıkları tamamen yok edecek.
● Adnan Ünverdi/Gaziantep Sanayi Odası Başkanı: Zor koşullara rağmen üreten sanayicimiz artan maliyetler karşısında maalesef büyük güçlük yaşıyor. Üreticilerimiz, kurdaki dalgalanma, hammadde fiyatlarındaki artış, tedarik sorunu, navlun, konteyner sıkıntısı ile karşı karşıyayken, enerji maliyetlerinde yaşanan sürekli artışlar rekabet gücümüzü olumsuz etkiliyor. Eylül ve ekim aylarında doğalgaza yapılan yüzde 15’erlik zamların üzerine kasım ayında yapılan yüzde 48’lik zam sanayimize ve üreticilerimize olumsuz yansıyacak. Maliyetlerdeki artışları biz müşterimize yansıtmıyoruz, ancak girdi maliyetlerindeki bu olağanüstü denebilecek artışlar sanayicilerimizin de gücünü giderek azalıyor.
● Abidin Özkaya/Kayseri Sanayi Odası Meclis Başkanı: Yüzde 48 zammın üzerine bir de yüzde 60’ı geçenlerle birlikte zam yüzde 78’i buluyor. Kalkınmamızın ihracatımızın temeli, sanayinin büyümesiyse, bu zamları yapmak, ‘kapasiteyi yüzde 40 düşür, işçinin yüzde 40’ını işten çıkar’ gibi anlama gelebilir. Üretimi, sanayiyi teşvik etmek ülkenin bekası olması gerekirken, tam kapasite çalışana ceza verir olduk. İhracatın dinamosu sanayiyken sanayiciyi cezalandırmak akla ziyan. Bu fiyatlarla doğalgazdaki yılbaşından bu yana birim başına artış TL olarak yüzde 197, Euro olarak yüzde 138’e denk geliyor.
● Cengiz Şimşek/Gaziantep OSB Başkanı: Zammı kimse sevmez. Dünyada enerji, hammadde fiyatları belli. Bir tarafta da gerçekler var. Bizim de yeraltı kaynağımız olmadığı için yapacak bir şey yok. Yüzde 30 zam bekliyordum ancak beklentinin de üstünde geldi. Yüzde 48’lik zammın üretime olumsuz etkileri çok olacaktır. Maliyetler iki katına çıktı. Bizler de emek, enerji yoğun işlerle uğraşıyoruz. Doğal olarak bu zamdan çok etkileneceğiz. Üretimi mutlaka etkileyecektir. Sattığımız ürün de zamlanacak. Tekrar alım gücünün de artırılması gerekiyor ki bu ürünler alınabilsin. Devletimiz de son 3-4 aydır elinden geleni yaptı. Sübvanse etti ama o da bir yere kadar.
● Haluk Tezcan/Aliağa Kimya İhtisas ve Karma OSB Başkanı: Bunlar gecikmiş zamlar. Zira, enerji fiyatları pandemi ile birlikte dünyada arttı. Bu artışlar sübvanse edildi. Şu an sübvanse edilecek nokta kalmadı. Bedeli büyük oranda sanayici ödeyecek. Zamlar, yıla yayılsa, bu kadar etkilemeyecekti. Zam oranı yüksek olunca buna uyum sağlamak da zor. Sanayiciler olarak önümüzü görebilecek şekilde, her ay belli oranda zam yapılması daha uygun olurdu. Bu zammın altından zor kalkacağız.
● Salih Esen/İzmir Menemen Plastik İhtisas OSB Başkanı: Gerek elektrik üreticileri gerek sanayide kullanılan doğalgaza yüzde 48 zam. Yılbaşından bu yana yapılan zamlar neredeyse yüzde 150’yi buldu. Petrol, doğalgaz fiyatları tüm dünyada artıyor. Ama yapılan bu zamların rekabet gücünü olumsuz etkileyeceğini unutmamak gerekiyor. Bu fiyat artışlarının enfl asyon rakamlarına pozitif etkide bulunacağı bir gerçek. Allah sanayicinin yardımcısı olsun.
● Ahmet Tokkan/İMES OSB Başkanı: Artan kur ile beraber doğal gaz fiyatlarında bir artış olacağını öngörebiliyorduk. Artan maliyetlerle birlikte, piyasanın zorlanacağını ve bunun tüketiciye enfl asyon olarak yansıyacağını düşünüyorum. Türkiye’de sanayiciyi zorlayan bir durum ama Türk sanayisi, hali hazırda rekabet edebilecek avantaja sahip.
● Sedat Silahtaroğlu/Makine İhtisas OSB Başkanı: Doğal gazda artış sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada var. Fiyat artışlarının daha önce kısmı bir şekilde yapılması gerektiği ve bu zamana kadar geç kalındığı düşüncesindeyim. Bir anda yüzde 48 oranında artışın yapılması sanayiciyi olumsuz etkileyecek.
● Ersan Özsoy/Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) Başkanı: 1 Ocak 2021’den bu yana sanayi için doğalgaz zammı yaklaşık yüzde 145 civarında oldu. Elbette dünyada enerji fiyatlarında yukarı yönlü bir hareket var. Farkındayız. Ama bu orandaki zam da sanayinin maliyetlerini oldukça artırıcı ve rekabet gücünü de törpüleyici etki yaratıyor. Tasvip ettiğimiz bir süreç değil ama bu süreci en az hasarla geçirmek odaklanmamız gereken noktaların başında geliyor.
● Yunus Aydın/Uludağ OSB Başkanı: Doğalgaz zammı elektrik zamlarının da daha fazla yansımasına neden olacak, çünkü hala elektriğin yüzde 40’a yakını doğalgaz santrallerinden elde ediliyor. Enfl asyon açısından olumsuzluk yaratacağı gibi üretim maliyetlerini yükselteceği için özellikle ihracatta Türk sanayicisinin elini zayıfl atacaktır.
● Ömer Faruk Korun/Hasanağa OSB Başkanı: Bu şartlar altında sanayici nasıl üretim yapıp rekabet edecek, nasıl öngörüde bulunup yatırım yaparak anlaşmalarını bağlayacak? Çok zor bir dönem. 1 Eylül 2021’e kadar yüzde 45, ekimde yüzde 15, kasımda ise yüzde 48 zam geldi. Çalışıyoruz, sanayide sıkıntı yok, çarklar dönüyor deniyor ama şu anda sanayiciler kayıplarını hesaplayamıyor, mevcut durumu koruyup korumadığını bilemiyor. Yılsonu hesaplarında çıkacak. Bu zamlar ve öngörü zorluğu yabancı yatırımların gelmesini de engelleyecek.
● Ergun Hadi Türkay/Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı: Türkiye ve dünya pandeminin etkilerinden kurtulmak için gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetlerin yan etkilerini görmeye başladı. Dünyada enfl asyon artıyor, lojistik maliyetleri inanılmaz boyutlarda ve enerji fiyatları aldı başını gitti. Bu şartlarda enfl asyonu indirmek de kolay olmuyor. Son iki aydır doğalgaza yapılan zamlar da enfl asyonu indirmemize hiç destek olacak türden değil. Ekim ayında yüzde 15, kasım ayında yüzde 48.4 zam ile girdi maliyetleri inanılmaz boyutlara çıkmış oldu. Üreticinin bunu karşılama gücü yok. Haliyle bu ürün maliyetlerine de yansıyacak. Bir kısır döngüye giriyoruz.
● Nilüfer Çevikel/TÜGİAD Başkanı: Sanayicimizin çarkları döndürebilmesi için maliyet yükünün hafifl etilmesi gerekiyor. Zamların, üretici dostu bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesini talep ediyoruz. Şu anda ekonominin lokomotifi konumunda olan ihracatın olumsuz etkilenmesi 2023 hedefl erini sekteye uğratır. Sanayici maliyet hesabı yapamayacağı için Avrupa’dan bize dönen siparişleri kaçırmamıza neden olur.
● Arif Demirören/Barakfakih OSB İş Adamları Derneği Başkanı: Doğalgazda sanayi abonelerine yönelik son yüzde 48’lik zam ile yılbaşından bu yana yapılan zam oranı yüzde 148’e yaklaşarak sanayicimizin enerji maliyetlerini daha da ağırlaştırmıştır. Sanayicimizin dış pazarda rekabet gücünü zorlayan zamların gözden geçirilmesini talep ediyoruz.
TALİP ÖZTÜRK/GAZİANTEP, ESRA ÖZARFAT/BURSA, CEYLAN DEMİR/KOCAELİ, NİHAT DELİBAŞI/İZMİR, AYŞE KAYTAN UÇAK/ESKİŞEHİR
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
