Connect with us

EKONOMİ

FED korkusu: Finansal enstrüman gruplarında ciddi mânâda erozyon yaşanıyor!

Yayınlanma:

|

  • Küresel mali piyasalarda risk iştahı ABD enflasyon verisi ardından düşmeye devam ediyor. FED’in önümüzdeki hafta faiz oranın en az 75 baz puan artıracağına yönelik inanışların tetiklediği riskten kaçış sürecine paralel dolar geniş bantta değer kazanmaya devam ederken, hemen hemen her finansal enstrüman grubunda değişen oranlarda erozyon yaşanıyor.
  • Küresel ekonominin süratli bir şekilde resesyon fiyatlamasına uygun hareket etmeye devam ettiğini görüyoruz. Biraz müsadenizle konuyu açmaya çalışalım. Vadeli işlem fiyatları, FED’in önümüzdeki altı ay içinde faiz oranlarını %2,25-2,50 seviyesinden %4,25-4,50’ye yükseltmesini fiyatlıyor (ima ediyor). Bu da hâliyle borç alanlar ve ekonominin geneli için pek de iyi bir haber değil. ABD Hazine getiri eğrisi, son 42 yılın en çok tersine dönmüş (inverted – 2 yıllık getirinin 10 yıllık getirinin üzerine yükselmesi -) şekli ile beklenen resesyonu âdeta resmediyor. Daha basit bir anlatımla, verim eğrisinin ters bir hâl alması, FED’in uçağı yumuşak bir şekilde yere indirmekte çok zorlanacağını gösteriyor. Chicago FED’e göre, faiz oranlarının süratli bir şekilde artırılması ve beraberinde niceliksel sıkılaştırmanın da başlaması, finansal koşulları, son on yılı aşkın bir sürenin en hızlı oranında sıkılaşıyor. ABD hisse senedi endeksleri, yavaşlayan ekonominin gelir yaratmakta zorlanacağını fiyatlayarak 2022 yılında pek de iyimser bir tablo sunmuyor. Mesela, ağır ekipman üreticisi Caterpillar (sene başına göre %12), global çapta ve geniş bir bantta üretici olan 3M Corporation (sene başına göre %35) ekonomik yavaşlama ile tutarlı sert bir gerileme kaydediyor. Küresel ticaret döngüsünü izleyen Güney Kore borsası (KOSPI-100 endeksi), geçen yılın aynı dönemine göre %23’ten fazla düştü. Küresel risk iştahının önemli göstergesi konumunda olan Japon Yeni, dolar karşısında son 24 yılın en değersiz seviyesine gerilemesi ardından, bir diğer önemli gösterge olan Çin Yuanı da, dolar karşısında 2020’den bu yana ilk kez 7’li seviyelere ulaşarak piyasa kaygılarını yansıttı.
  • Tüm bunları birleştirip iğne deliğinden geçirdiğimizde, doların sepet bazında değerini gösteren DXY, 1984 yılından bu yana en iyi senesini yaşarken, fiyatı dolar ile kote edilen varlıklarda ise âdeta erozyon eğilimi hâkim. Türk insanının yatırım ruhuna en çok hitap eden enstrümanlar arasında akla ilk gelen altın bu sabah 1,660 dolar seviyesine geriledi! Teknik bir bakış açısıyla, son 27 aydır korunan yatay destek konumunda 1,685 dolar seviyesinin dün hızla aşağıya geçilmesi, beraberinde daha büyük bir düşüşü getirebileceğini paylaşmıştık. Haftalık kapanışının da önem arz eden teknik seviyenin altında olması durumunda, daha da aşağıda 1,600 dolar seviyesini hedefleyeceğiz. Benzer bir şekilde, petrolün varil fiyatı bu sabah önemli bir teknik seviye olarak gördüğümüz ve devamlı altını çizdiğimiz 92 doların altına sarktı. Haftalık kapanışın müsade etmesi durumunda, daha da aşağı 78 dolar seviyesine kadar büyük bir boşluk bizleri bekliyor.
  • Yurtdışında hava pek de iyimser sayılmazken, içeride, dinamikleri bozulan döviz ve tahvil piyasasından sonra sahne sırası bu sefer de hisse senedi piyasasına geldi. Özellikle banka hisselerinde son 3 gündür yaşanan depremin devam ettiğini görüyoruz. Bankacılık endeksi (XBANK) dünkü günü de %10 düşüşle tamamlayarak son 3 günlük kayıp seviyesini (tepeden) neredeyse %29’a taşıdı. Her ne kadar son 41 iş gününde yaşanan yükselişin ‘vahşi’ bir hâl aldığını ve %166 seviyesinde olduğunu göz ardı etmesek de, dün açıklanan TCMB menkul kıymet istatistiklerine göre yükselişin yabancı alımı ile desteklenmediğini bir kez daha görmüş olduk (bakınız grafik)! Bu durumda, vadeli piyasalardaki yüksek kaldıraçlı pozisyonlar nedeniyle haftalardır devam eden yükseliş ardından yaşanan sert düşüşün -teminat tamamlama yükümlülüğü nedeniyle- devam edebileceğini düşünüyoruz. Teknik mânâda XBANK endeksinde tepe ile dip arasının %50 düzeltme seviyesi olan 3,510 seviyesinin hedeflenebileceğini öngörüyoruz. Literatüre geçecek boyutta günleri âdeta bir fiil tecrübe ediyoruz.
  • Gözler hisse senetlerinde olsa da, USDTRY kuru dün 18,2725 seviyesini test ederek bu yılın en yüksek seviyesine ulaştı. TCMB’nin yüksek faizli ticari kredilere karşı menkul kıymet tesis etme zorunluluğu ardından ticari kredi faiz oranlarında gerileme 9 Eylül haftasında da devam ederken (bakınız grafik), son 3 ayda 2 ve 10 yıllık gösterge devlet tahvillerinin faizi neredeyse 14 puan gerilediğini görüyoruz. Enflasyonun henüz tepe yapmadığı düşünülürse, tahvil faizlerinde yaşanan anomaliyi de anlatmakta zorluk yaşıyoruz.
  • Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin-Tayvan gerilimi nedeniyle yakından takip edilen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesinde, İran’a tam üyelik verilmesine ilişkin mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’nin 2012’den beri diyalog ortağı olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne ilk kez Cumhurbaşkanlığı düzeyinde katılım sağladı. Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirve kapsamında Rusya lideri Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi ile görüşecek. Haber başlıklarını yakından takip edeceğiz.
  • ABD Hazinesi, Mir ödeme sisteminin Rusya dışında kullanımına yönelik yaptırımların uygulanmasına izin verdi. ABD Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), “Mir kart sistemi kullanılarak Rusya Federasyonu’na karşı uygulanan yaptırımları aşma girişimlerine yanıt vermeye hazır olduğunu” açıkladı. Dün İngiliz Financial Times gazetesinin haberine göre, ABD ve Avrupa Birliği (AB), Rusya’nın Türkiye’de yaptırımları ihlal edeceği bir zemin kazanabileceğinden duyduğu endişe nedeniyle baskıyı artırmayı değerlendirdiği yönünde haberi BloombergHT’de okumuştuk. Son dönemlerde ivme kazanan Rusya – Türkiye dirsek temasına bu çerçeveden de dikkatle yaklaşmak gerekiyor!
  • ABD borsaları dün geceyi de %1’in üzerinde düşüşle tamamlayarak son iki ayın en düşük seviyesine geriledi. Sabah saatlerinde Pasifiğin diğer ucunda da hâkin renk kırmızı. Gösterge endeks Tokyo ve Şanghay borsası %1 aşağıda işlem görüyor. Mali piyasalar haftaya Çarşamba günü sonuçlanacak FED toplantısında kadar temkinli ve sevimsiz seyirlerini koruyacağını düşünüyoruz. Mali piyasaların gündeminde bugün içerde TCMB piyasa katılımcıları anketi, dışarıda ise İngiltere’de perakende satışlar, Euro Bölgesi enflasyonu, ABD tüketici güven endeksi ve Rusya Merkez Bankası faiz toplantısı takip edilebilir.

>USDCNY

Japon Yeni, dolar karşısında son 24 yılın en değersiz seviyesine gerilemesi ardından, bir diğer önemli gösterge olan Çin Yuanı da, dolar karşısında 2020’den bu yana ilk kez 7’li seviyelere ulaşarak piyasa kaygılarını yansıttı.

16633036766fa92636673b979f63198288549ef0d6_1_1200.jpg

>Brent

Brent petrol ile ilgili uzun bir süredir pek de olumlu görüşler iletemiyoruz. Sert faiz artışları, tırmanan resesyon tehlikesi ve beraberinde düşecek olan talep petrol için tehlikeli bir kokteyl. Teknik mânâda 92,1 dolar seviyesini altında haftalık kapanışta 78 dolar seviyesini hedefleyeceğiz.

16633036760b0928e994f69829006e53ae88ef8014_2_1200.jpg

>XAUUSD

Güçlü dolar karşısında tüm enstrümanlar gibi altın da boynunu âdeta büktü. Teknik mânâda 1,685 doların önemine çok uzun bir süredir devamlı değiniyoruz. Haftalık kapanışın 1,685 doların altında olması, beraberinde 1,600 dolar seviyesine kadar hızlı bir düşüşü beraberinde getirebilir.

1663303677ef1ce1ad569fc23c75c01e9fb0b505a4_3_1200.jpg

>XBANK

Teknik mânâda XBANK endeksinde tepe ile dip arasının %50 düzeltme seviyesi olan 3,510 seviyesinin hedeflenebileceğini öngörüyoruz. Literatüre geçecek boyutta günleri âdeta bir fiil tecrübe ediyoruz.

16633036772b47fe2cad9acb58c4c211ec46c2a89c_4_1200.jpg

>Konut Satışları

TÜİK’in Ağustos verilerine göre konut satış 123,491 olarak geçen senenin aynı ayına göre %12,7 oranında düştü. Satın alma gücündeki erozyon ve beraberinde krediye ulaşımda zorluklar esas belirleyici oldu. İpotekli satışların toplam içerisindeki payı %17,95 gerileyerek son 16 ayın en düşüğünde!

16633036774aeb1ad3ee84f307fd7c1214f27687a9_5_1200.jpg

>TCMB Rezervleri

9 Eylül ile biten haftada, TCMB’nin brüt döviz rezervleri 1,4 milyar dolar artışla 73,7 milyar dolar; altın rezervlerinde ise fiyat hareketi kaynaklı olarak 0,4 milyar dolar artışla 40 milyar seviyesine yükseldi. Böylelikle toplam brüt döviz ve altın rezervleri 113,7 milyar dolara yükseldi.

16633036787037bc2a99ff2ebda4ebea73c444ea32_6_1200.jpg

>TCMB Net Rezervleri

Emanet dövizler düşüldükten sonra (swap), TCMB’nin net rezervlerinin yaklaşık eksi 58,6 milyar dolar ile önemli bir değişim kaydetmedi.

1663303678f4895efc149575fbb881f921cae8423a_7_1200.jpg

>TCMB Net Uluslararası Rezervler

Net uluslararası rezervler de yatay seyrini koruyarak 14,1 milyar dolar seviyesinde kalmaya devam etti.

1663303679427185cd150e4f920090891333620554_8_1200.jpg

>DTH

9 Eylül ile biten haftada, parite/fiyat etkisinden arındırılmış rakamlara göre, gerçek kişilerin döviz mevduatları (DTH) önceki haftaya göre 0,4 milyar dolar azalırken, tüzel kişilerin ise 1,1 milyar dolar artış kaydetti. Arındırılmamış verilere göre ise, gerçek kişilerin DTH yatay seyrederken, tüzel kişilerin ise 1,2 milyar dolar azaldı. Toplam stok 212,8 milyar dolar ile bir önceki haftaya göre 1,2 milyar dolar yükseldi.

16633036790bb292a1731da88e426f203d9117ad93_9_1200.jpg

>Yabancı almamış!

9 Eylül ile biten haftada, yurtdışı yerleşikler 13,5 milyon dolar değerinde hisse senedi, 24,8 milyon dolar devlet tahvili satmışlar. Borsa İstanbul Bankacılık endeksinde son haftalarda yaşanan keskin yükseliş veya bayram havasını bu rakamların desteklemediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten son 3 günde  yaşananlar da konuya açıklık getiriyor!

1663303680d036725d99d9bf731d52e30878c07657_10_1200.jpg

>KKM’de ivme kaybı var

BDDK verisine göre KKM stoku 9 Eylül itibariyle 1,33 trilyon TL seviyesine ulaştı. Artış hızında ivme kaybı görülse de, artış devam ediyor. KKM’nin de bir nevi yabancı para enstrümanı olduğu düşünülürse, toplam yabancı para mevduatı toplam mevduat içindeki payı %71 ile rekor seviyelerde salınmaya devam ediyor. Kur korumalı mevduatın bütçeye maliyeti Ağustos’ta 15 milyar TL olurken, 6 aylık toplam maliyet ise 75,6 milyar TL’ye yükseldi. Bu arada Merkez Bankası’dan KKM için ödenen miktar açıklanmadığı için rakamı da net olarak bilmiyoruz.

1663303681171c9288a212508fadfe58e6a07ba3b6_11_1200.jpg

>Fiili faiz oranları

TCMB’nin yüksek faizli ticari kredilere karşı menkul kıymet tesis etme zorunluluğu ardından ticari kredilerde (mavi kesik çizgi) sert düşüş devam ediyor.

1663303681c787749fae55e902b3e5259cff63e3a6_12_1200.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.