Connect with us

GÜNCEL

Aşırı kutuplaşmış bir toplumda dayanışmayı yeniden inşa etmek

Deprem ve sel gibi felaketlerin kısa vadede aramızdaki kutuplaşmaları silikleştirerek bizi birleştirdiği noktada bu birlikteliğin daha uzun vadeli bir sürece yayılabilmesi için, kutuplaşmanın kökenine inmek ve uzun vadeli gerekli düzenlemeleri yapmak gerekmektedir. Bunları yapabilmek ve bir değişim sağlayabilmek için önemli bir tarihsel noktada duruyoruz.

Yayınlanma:

|

Türkiye çok uzunca bir süredir siyasal iktidarın bilinçli tercihiyle aşırı kutuplaşmış bir toplum mühendisliği çabasının öznesi olagelmiştir. Siyasal iktidarı hesap verebilirlikten uzaklaştıran ve hikmetinden sual olunmaz bir devasa (heyula) güç haline getiren kutuplaşmanın olumsuz sonuçlarını hem siyasal hayatta hem de gündelik hayatta hep birlikte deneyimliyoruz.

Aşırı kutuplaşmanın siyasal alandaki en belirgin yansımalarından biri farklı partiler arasındaki iş birliğini zorlaştıran ortamdır. İzmir depreminin ardından İzmir’de, Kahramanmaraş depreminin ardından İstanbul’da bakanlıklar ve valilikler tarafından düzenlenen afet koordinasyon ve planlama toplantılarına her iki kentin büyükşehir belediye başkanlarının davet edilmemiş olması bu durumun iki acı örneğidir. Son 21 yıldır iktidar ve muhalefet liderlerini aynı masa etrafında Türkiye’nin sorunlarını tartışırken gören yoktur sanırım. Bugün 21 yaşında olanların iktidar ve muhalefet liderlerinin bir araya gelmemesini, büyük afetler ve felaketler karşısında bile iş birliği içinde olmamalarını doğal bir durum olarak gördüklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü böylesi bir ana hiç tanıklık etmediler.

Siyaseten aşırı kutuplaşmış toplumlarda siyasi partiler ve aktörler arasındaki anlaşmazlıkların bu derece keskinleşmesi etkin yönetişim mekanizmalarının kurulmasını engelleyecektir. Sonuçta ortaya çıkan durum sivil toplum alanında dahi gözlediğimiz kutuplaşmadır. İktidara yakın olan sivil toplum örgütleri ve/veya sivil toplum örgütü gibi davranan yapılar daha etkin ve karar alma mekanizmalarını etkileyebilme gücüne sahip iken muhalif olan sivil toplum yapılarının dışlanması söz konusudur.

Otoriter popülizmle taçlanan siyasal kutuplaşmanın bir başka sonucu, normal koşullarda seçim barajını aşamayacak aşırı uçlardaki marjinal partilerin iktidar üzerinde güç sahibi olacakları bir zeminin hazırlanmasıdır. İttifaklar içine dahil edilen, normal koşullarda seçmen tabanı %3’ü bulmayan, yani siyasal partilerle ilgili literatürde etkin parti niteliğine bile sahip olamayacak aşırı uçtaki marjinal partiler toplumdaki demokratik değerlerin ve kurumların zarar görmesine yol açabilecektir.

Toplumdaki bireyler arasında güven ve dayanışmanın azalmasına yol açan aşırı kutuplaşma, toplumsal bölünmelerin derinleşmesi sonucunu getirir. Güven ve dayanışma güçlü bir sivil toplumun temel yapıtaşı olan sosyal sermayenin kendisidir. Sosyal sermayenin zayıflaması toplumsal gruplar arasındaki dayanışma ağlarının zayıflaması demektir.  Son kertede birbirine güvenmeyen toplumsal gruplar arasındaki empati ve anlayışın azalması, toplumsal grupların birbirlerine karşı hoşgörüsüz ve düşmanca tavırlar almaları toplumsal/siyasal gruplar arasında siyasal şiddetin yaşanmasına ve toplumsal istikrarsızlığın artmasına neden olur.

Popülizmle aşırı kutuplaşmanın el ele yürüdüğü toplumlarda siyasal iktidarlar genellikle uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar yerine kısa vadeli ve popülist politikalarla seçmenlerin desteklerini alma yoluna gidebilir. Seçmen tercihlerini kendi yanına çekebilmek için kullandıkları sosyal yardımlar ve kısa vadeli politikaların bizi getirdiği nokta deprem ve sel gibi felaketlere dirençsiz şehirler olduğunu çok acı bir tecrübeyle öğrenmiş bulunmaktayız.

Deprem bölgesinde gözlediğimiz yardımlaşma ve dayanışmanın Millet olarak kendi gücümüzle yeniden tanışmaya vesile olduğu kesin. Önemli olan bu ruhun ve anlayışın uzun süreli yaşatılması.

40 gün önce bizi derinden yaralayan Kahramanmaraş ve Hatay depremleri ile ardından gelen sel felaketinin içinde bulunduğumuz siyasal kutuplaşmayı yumuşatacak bazı deneyimleri beraberinde getirdiği kanaatindeyim. Depremin ardından İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyelerinin var güçleriyle depremzede yurttaşlara yardım için bölgeye ulaşması, TİP ve Saadet Partisi gibi partilerin kurduğu yardım çadırları, Akut, Ahbap Derneği, Babala TV gibi ve hepsinin adını burada sayamayacağım birçok sivil toplum örgütünün, yapılanmasının, gönüllü platformunun olağanüstü çabaları bizi ayrıştıran politika karşısında birleştiren bir gücün timsali oldular.

Yaşanan felaket karşısında aksiyon almakta geciken iktidar kanadı ve bazı uygulamaları nedeniyle toplumsal eleştirinin odağı olan AFAD ve Kızılay her şeyin iktidarın merceğinden gösterildiği gibi parlak olmadığını gözler önüne serdi. Deyim yerindeyse iktidarın altın varaklı süslemeleri ve söylemsel üstünlüğü deprem bölgesinde enkaza dönüştü.

Hepimiz yaşadığımız bu ortak acılar ve deneyimler üzerinden bizi ayıran kutuplaştıran siyasete inat bir araya gelerek yardımlaşma ve dayanışma gücümüzü ve sosyal sermayemizi ortaya koyduk. Farklı siyasi düşüncelerden, sivil yapılardan, partilerden gelenler ortak amaçlar etrafında birleşerek siyasi farklılıkların geçici olarak askıya alınmasıyla sonuçlandı. Hep birlikte anladık ki, biz birbirimizin düşmanı değiliz, dayanışma ve ihtiyaç ekseninde birbirine bağlı yurttaşlarız.

Üç büyük depremin ardından bölgeyi vuran sel felaketinin fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri devam ediyor. Enkazlardaki yaralı ve/veya hayatını kaybetmiş yurttaşlarımızın çıkarılmasını ve/veya çıkarılamamasını televizyonlardan ağlayarak izledik. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da yaşadığımız travmayı kolay kolay atlatamayacağımız kesin. Depremin vurduğu kentlerin altyapıda aldığı hasarlar, yerel yönetimlerin altyapı konusunda kısa vadeli ve seçim sandığına endeksli popülist politikalarını da görünür kıldır.

Arka arkaya yaşadığımız felaketlerin ortak toplumsal bilincimizi bizi ayrıştıran ve kutuplaştıran politikalara “artık dur” diyeceğimiz bir noktaya taşıyıp taşımayacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Korku ve endişe içindeyiz. Gelecekte İstanbul’u ve Kuzey Anadolu Fay hattı üzerindeki illeri etkileyecek bir felaketin yaşanması endişesini taşıyoruz. Bir gecede insanların yaşamlarının nasıl yıkıldığını görmenin psikolojik yükü içinde şimdi toplum olarak bir karar verme sürecindeyiz.

Deprem bölgesinde gözlediğimiz yardımlaşma ve dayanışmanın Millet olarak kendi gücümüzle yeniden tanışmaya vesile olduğu kesin. Önemli olan bu ruhun ve anlayışın uzun süreli yaşatılması.

Önümüzdeki seçimlerde iktidara gelecek lider ve/veya partilerin önündeki en önemli gündem maddeleri evlerini, şehirlerini, yuvalarını terk etmek zorunda kalan, yerlerinden olanların ihtiyaçlarına çözümler aramaktır. Öte yandan bu türden felaketler sonrasında gelecek üretim kaybı, işsizlik ve ekonomik durgunluk gibi sorunlardan çıkış yollarının bugünden üretilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle topyekûn yeniden yapılanma süreci olacaktır.

Toplumların yaşadığı felaketlerin kesin bir şekilde yaşanan siyasal/toplumsal kutuplaşmaları azaltacağını ileri sürmek çok mümkün değildir. Dünya tarihi felaketlerin toplumsal kutuplaşmaları azalttığı ve arttırdığı örneklerle doludur.

Toplumların yaşadığı büyük felaketlerin siyasal kutuplaşmaları azalttığına dair birkaç iyi örnek bulunmaktadır. Bunlardan ilki Türkiye’nin zorlu Kurtuluş Savaşı mücadelesinin ardından yeni bir devlet olarak ortaya çıkışı ve halkın tek yürek olarak bir araya gelmesidir. Hazinesi boşaltılmış bir halkın sıfır noktasından başlayarak verdiği mücadele iyi bir liderle neler yapabileceğimizin bir örneği olarak geçmişimizde durmaktadır. İkincisi olarak, deprem örneğinde Japonya’da 2011 yılında meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve tsunamiye değinebiliriz. Ülkenin kuzeydoğusunda meydana gelen deprem Japon halkının dayanışma ve birliktelik duygusunu pekiştirirken, farklı siyasal görüşlere sahip insanların ortak bir amaç etrafında birleşerek, afet sonrası toplumsal iyileşme sürecine katkı sağladığını gördük.

Felaketlerin toplumdaki siyasal kutuplaşmaları azaltamadığı hatta derinleştirdiği örnekler yok mu? Bu örneklerden biri ne yazık ki yine bizden. Yaşadığımız 1999 depremi bizi büyük bir yıkımla karşı karşıya bırakmıştı. Ancak afet sonrası toplumsal yardımlaşma ve birlik duygusu yaşadığımız siyasal kutuplaşmayı azaltmada yeterli olmadı ve felaket sonrası dönemde siyasi bölünmeler derinleşti. 1999 depreminden sonra iktidara gelen AKP iktidarının 21 yıllık süreci yine bir deprem felaketine denk gelmiş bulunuyor. Bu süreçte zaten keskin kutuplaşma içindeki toplumda iplerin gerilmesi ortak geleceğimiz açısından birçok sorunun habercisi gibi durmakta. Bizim bu noktada daha fazla gerilmeye değil, birleşmeye ve uzlaşmaya ihtiyacımız bulunmakta.

İkinci örnek 2010 Haiti depremidir. Haiti’de meydana gelen depremin yarattığı felaketin ardından, uluslararası yardımların koordinasyonu ve ülkenin toparlanma sürecindeki yolsuzluklar siyasal kutuplaşmayı derinleştirecek yönde etki yapmıştı. Haiti örneğinde kutuplaşmaların keskinleşmesinde felaket sonrası yetersiz müdahale, yolsuzluklar etkili olmuştu.

Bölge insanı kadar, bölgenin dışındaki Türkiye’nin geri kalanında yaşayanlar da artık 6 Şubat öncesindeki insanlar değiller.

Aşırı kutuplaşmış toplumlarda iktidarın kullandığı medya manipülasyonu yerine medya özgürlüğü ve sorumluluğu ilkesinin yerleştirilmesi önemlidir. Medya organlarının farklı siyasal görüşlere ve ideolojilere yer vermeleri, haber verirken az-çok tarafsız ve dengeli bir yayın politikası izlemeleri kutuplaşmaların azaltılmasında etkili olacaktır.

Hepimiz değiştik.

Değerlerimiz, önceliklerimiz ve beklentilerimiz değişti.

Bu değişimin özünde, aşırı kutuplaşmış bir toplumda dayanışmayı yeniden inşa etmemize katkıda bulunacak birlik, beraberlik, uzlaşma, müzakere gibi değerleri taşıdığını düşünüyorum.

Felaketlerin birleştirici gücü toplumda dayanışma ve birlik duygularının yeniden güçlenmesine katkı sağlayabilir veya sağlamayabilir. Ancak uzun vadede kutuplaşmayı tamamen ortadan kaldırmak için ortak acılar yaşamış olmamız tek başına yeterli olmayabilir. Hali hazırda yakaladığımız değişim rüzgarını yanımıza alarak bu kutuplaşmanın kök nedenlerine inmek ve bu nedenleri ortadan kaldırmak için daha geniş kapsamlı, sürdürülebilir çözümleri birlikte üretmemiz gerekiyor.

Nedir bu çözümler?

İletişim eksikliğinin yerine iletişim ve diyalogun getirilmesi. Bir araya gelmeyen, bir araya gelmekten kaçınan toplulukların ve kişilerin birbirlerinin düşünceleri, inançları, ideolojileri hakkındaki önyargıların ortadan kaldırılması için daha fazla bir araya gelmelerinin sağlanması. Bu amaçla kapsayıcı siyasal kültürel çerçevenin liderler ve partiler tarafından oluşturulması.

Kutuplaşmayı körükleyen toplumsal eşitsizliklerin azaltılması. Toplumda sosyo-ekonomik tabakalar arasındaki mesafenin açılması, sınıfsal uçurumun artması kutuplaşmaları derinleştirecektir. Bu nedenle eşitsizlikleri ortadan kaldıracak sosyal ve ekonomik reformların yapılması, yoksullukla mücadele edilmesi, sosyal refah programlarının geliştirilmesi gerekir.

Ülkemizdeki kutuplaşmanın büyük ölçüde kimlik siyaseti üzerinden inşa edildiğini düşündüğümüzde, belirli etnik-dinsel-mezhepsel-dilsel kimliklere dayalı olan kutuplaşmanın ortadan kaldırılması için, kimlik politikaları yerine evrensel politikaların konulması önerilir. Siyasal liderlerin ve partilerin insanların kimliklerine bağlı olmaksızın toplumun genel refahına ve ihtiyaçlarına yönelik politikalar oluşturması beklenir.

Aşırı kutuplaşmış toplumlarda iktidarın kullandığı medya manipülasyonu yerine medya özgürlüğü ve sorumluluğu ilkesinin yerleştirilmesi önemlidir. Medya organlarının farklı siyasal görüşlere ve ideolojilere yer vermeleri, haber verirken az-çok tarafsız ve dengeli bir yayın politikası izlemeleri kutuplaşmaların azaltılmasında etkili olacaktır.

Siyasal kutuplaşmanın kök nedenleriyle mücadele etmemizi sağlayacak bir başka konu eğitimdir. Eğitim sisteminin insanların farklı siyasal düşünceleri anlamalarına ve toplumsal birlikteliği arttırmalarına yardımcı olacak şekilde yeniden tasarlanması gerekir. Eğitim sürecinde her düzeydeki öğrencinin eleştirel düşünme, empati ve iletişim becerileri açısından geliştirilmesi siyasal kutuplaşmanın gelecekte azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak deprem ve sel gibi felaketlerin kısa vadede aramızdaki kutuplaşmaları silikleştirerek bizi birleştirdiği noktada bu birlikteliğin daha uzun vadeli bir sürece yayılabilmesi için, kutuplaşmanın kökenine inmek ve uzun vadeli gerekli düzenlemeleri yapmak gerekmektedir. Bunları yapabilmek ve bir değişim sağlayabilmek için önemli bir tarihsel noktada duruyoruz.

Gülgün Erdoğan Tosun

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.