GÜNCEL
Aşırı kutuplaşmış bir toplumda dayanışmayı yeniden inşa etmek
Deprem ve sel gibi felaketlerin kısa vadede aramızdaki kutuplaşmaları silikleştirerek bizi birleştirdiği noktada bu birlikteliğin daha uzun vadeli bir sürece yayılabilmesi için, kutuplaşmanın kökenine inmek ve uzun vadeli gerekli düzenlemeleri yapmak gerekmektedir. Bunları yapabilmek ve bir değişim sağlayabilmek için önemli bir tarihsel noktada duruyoruz.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye çok uzunca bir süredir siyasal iktidarın bilinçli tercihiyle aşırı kutuplaşmış bir toplum mühendisliği çabasının öznesi olagelmiştir. Siyasal iktidarı hesap verebilirlikten uzaklaştıran ve hikmetinden sual olunmaz bir devasa (heyula) güç haline getiren kutuplaşmanın olumsuz sonuçlarını hem siyasal hayatta hem de gündelik hayatta hep birlikte deneyimliyoruz.
Aşırı kutuplaşmanın siyasal alandaki en belirgin yansımalarından biri farklı partiler arasındaki iş birliğini zorlaştıran ortamdır. İzmir depreminin ardından İzmir’de, Kahramanmaraş depreminin ardından İstanbul’da bakanlıklar ve valilikler tarafından düzenlenen afet koordinasyon ve planlama toplantılarına her iki kentin büyükşehir belediye başkanlarının davet edilmemiş olması bu durumun iki acı örneğidir. Son 21 yıldır iktidar ve muhalefet liderlerini aynı masa etrafında Türkiye’nin sorunlarını tartışırken gören yoktur sanırım. Bugün 21 yaşında olanların iktidar ve muhalefet liderlerinin bir araya gelmemesini, büyük afetler ve felaketler karşısında bile iş birliği içinde olmamalarını doğal bir durum olarak gördüklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü böylesi bir ana hiç tanıklık etmediler.
Siyaseten aşırı kutuplaşmış toplumlarda siyasi partiler ve aktörler arasındaki anlaşmazlıkların bu derece keskinleşmesi etkin yönetişim mekanizmalarının kurulmasını engelleyecektir. Sonuçta ortaya çıkan durum sivil toplum alanında dahi gözlediğimiz kutuplaşmadır. İktidara yakın olan sivil toplum örgütleri ve/veya sivil toplum örgütü gibi davranan yapılar daha etkin ve karar alma mekanizmalarını etkileyebilme gücüne sahip iken muhalif olan sivil toplum yapılarının dışlanması söz konusudur.
Otoriter popülizmle taçlanan siyasal kutuplaşmanın bir başka sonucu, normal koşullarda seçim barajını aşamayacak aşırı uçlardaki marjinal partilerin iktidar üzerinde güç sahibi olacakları bir zeminin hazırlanmasıdır. İttifaklar içine dahil edilen, normal koşullarda seçmen tabanı %3’ü bulmayan, yani siyasal partilerle ilgili literatürde etkin parti niteliğine bile sahip olamayacak aşırı uçtaki marjinal partiler toplumdaki demokratik değerlerin ve kurumların zarar görmesine yol açabilecektir.
Toplumdaki bireyler arasında güven ve dayanışmanın azalmasına yol açan aşırı kutuplaşma, toplumsal bölünmelerin derinleşmesi sonucunu getirir. Güven ve dayanışma güçlü bir sivil toplumun temel yapıtaşı olan sosyal sermayenin kendisidir. Sosyal sermayenin zayıflaması toplumsal gruplar arasındaki dayanışma ağlarının zayıflaması demektir. Son kertede birbirine güvenmeyen toplumsal gruplar arasındaki empati ve anlayışın azalması, toplumsal grupların birbirlerine karşı hoşgörüsüz ve düşmanca tavırlar almaları toplumsal/siyasal gruplar arasında siyasal şiddetin yaşanmasına ve toplumsal istikrarsızlığın artmasına neden olur.
Popülizmle aşırı kutuplaşmanın el ele yürüdüğü toplumlarda siyasal iktidarlar genellikle uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar yerine kısa vadeli ve popülist politikalarla seçmenlerin desteklerini alma yoluna gidebilir. Seçmen tercihlerini kendi yanına çekebilmek için kullandıkları sosyal yardımlar ve kısa vadeli politikaların bizi getirdiği nokta deprem ve sel gibi felaketlere dirençsiz şehirler olduğunu çok acı bir tecrübeyle öğrenmiş bulunmaktayız.
Deprem bölgesinde gözlediğimiz yardımlaşma ve dayanışmanın Millet olarak kendi gücümüzle yeniden tanışmaya vesile olduğu kesin. Önemli olan bu ruhun ve anlayışın uzun süreli yaşatılması.
40 gün önce bizi derinden yaralayan Kahramanmaraş ve Hatay depremleri ile ardından gelen sel felaketinin içinde bulunduğumuz siyasal kutuplaşmayı yumuşatacak bazı deneyimleri beraberinde getirdiği kanaatindeyim. Depremin ardından İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyelerinin var güçleriyle depremzede yurttaşlara yardım için bölgeye ulaşması, TİP ve Saadet Partisi gibi partilerin kurduğu yardım çadırları, Akut, Ahbap Derneği, Babala TV gibi ve hepsinin adını burada sayamayacağım birçok sivil toplum örgütünün, yapılanmasının, gönüllü platformunun olağanüstü çabaları bizi ayrıştıran politika karşısında birleştiren bir gücün timsali oldular.
Yaşanan felaket karşısında aksiyon almakta geciken iktidar kanadı ve bazı uygulamaları nedeniyle toplumsal eleştirinin odağı olan AFAD ve Kızılay her şeyin iktidarın merceğinden gösterildiği gibi parlak olmadığını gözler önüne serdi. Deyim yerindeyse iktidarın altın varaklı süslemeleri ve söylemsel üstünlüğü deprem bölgesinde enkaza dönüştü.
Hepimiz yaşadığımız bu ortak acılar ve deneyimler üzerinden bizi ayıran kutuplaştıran siyasete inat bir araya gelerek yardımlaşma ve dayanışma gücümüzü ve sosyal sermayemizi ortaya koyduk. Farklı siyasi düşüncelerden, sivil yapılardan, partilerden gelenler ortak amaçlar etrafında birleşerek siyasi farklılıkların geçici olarak askıya alınmasıyla sonuçlandı. Hep birlikte anladık ki, biz birbirimizin düşmanı değiliz, dayanışma ve ihtiyaç ekseninde birbirine bağlı yurttaşlarız.
Üç büyük depremin ardından bölgeyi vuran sel felaketinin fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri devam ediyor. Enkazlardaki yaralı ve/veya hayatını kaybetmiş yurttaşlarımızın çıkarılmasını ve/veya çıkarılamamasını televizyonlardan ağlayarak izledik. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da yaşadığımız travmayı kolay kolay atlatamayacağımız kesin. Depremin vurduğu kentlerin altyapıda aldığı hasarlar, yerel yönetimlerin altyapı konusunda kısa vadeli ve seçim sandığına endeksli popülist politikalarını da görünür kıldır.
Arka arkaya yaşadığımız felaketlerin ortak toplumsal bilincimizi bizi ayrıştıran ve kutuplaştıran politikalara “artık dur” diyeceğimiz bir noktaya taşıyıp taşımayacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Korku ve endişe içindeyiz. Gelecekte İstanbul’u ve Kuzey Anadolu Fay hattı üzerindeki illeri etkileyecek bir felaketin yaşanması endişesini taşıyoruz. Bir gecede insanların yaşamlarının nasıl yıkıldığını görmenin psikolojik yükü içinde şimdi toplum olarak bir karar verme sürecindeyiz.
Deprem bölgesinde gözlediğimiz yardımlaşma ve dayanışmanın Millet olarak kendi gücümüzle yeniden tanışmaya vesile olduğu kesin. Önemli olan bu ruhun ve anlayışın uzun süreli yaşatılması.
Önümüzdeki seçimlerde iktidara gelecek lider ve/veya partilerin önündeki en önemli gündem maddeleri evlerini, şehirlerini, yuvalarını terk etmek zorunda kalan, yerlerinden olanların ihtiyaçlarına çözümler aramaktır. Öte yandan bu türden felaketler sonrasında gelecek üretim kaybı, işsizlik ve ekonomik durgunluk gibi sorunlardan çıkış yollarının bugünden üretilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle topyekûn yeniden yapılanma süreci olacaktır.
Toplumların yaşadığı felaketlerin kesin bir şekilde yaşanan siyasal/toplumsal kutuplaşmaları azaltacağını ileri sürmek çok mümkün değildir. Dünya tarihi felaketlerin toplumsal kutuplaşmaları azalttığı ve arttırdığı örneklerle doludur.
Toplumların yaşadığı büyük felaketlerin siyasal kutuplaşmaları azalttığına dair birkaç iyi örnek bulunmaktadır. Bunlardan ilki Türkiye’nin zorlu Kurtuluş Savaşı mücadelesinin ardından yeni bir devlet olarak ortaya çıkışı ve halkın tek yürek olarak bir araya gelmesidir. Hazinesi boşaltılmış bir halkın sıfır noktasından başlayarak verdiği mücadele iyi bir liderle neler yapabileceğimizin bir örneği olarak geçmişimizde durmaktadır. İkincisi olarak, deprem örneğinde Japonya’da 2011 yılında meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve tsunamiye değinebiliriz. Ülkenin kuzeydoğusunda meydana gelen deprem Japon halkının dayanışma ve birliktelik duygusunu pekiştirirken, farklı siyasal görüşlere sahip insanların ortak bir amaç etrafında birleşerek, afet sonrası toplumsal iyileşme sürecine katkı sağladığını gördük.
Felaketlerin toplumdaki siyasal kutuplaşmaları azaltamadığı hatta derinleştirdiği örnekler yok mu? Bu örneklerden biri ne yazık ki yine bizden. Yaşadığımız 1999 depremi bizi büyük bir yıkımla karşı karşıya bırakmıştı. Ancak afet sonrası toplumsal yardımlaşma ve birlik duygusu yaşadığımız siyasal kutuplaşmayı azaltmada yeterli olmadı ve felaket sonrası dönemde siyasi bölünmeler derinleşti. 1999 depreminden sonra iktidara gelen AKP iktidarının 21 yıllık süreci yine bir deprem felaketine denk gelmiş bulunuyor. Bu süreçte zaten keskin kutuplaşma içindeki toplumda iplerin gerilmesi ortak geleceğimiz açısından birçok sorunun habercisi gibi durmakta. Bizim bu noktada daha fazla gerilmeye değil, birleşmeye ve uzlaşmaya ihtiyacımız bulunmakta.
İkinci örnek 2010 Haiti depremidir. Haiti’de meydana gelen depremin yarattığı felaketin ardından, uluslararası yardımların koordinasyonu ve ülkenin toparlanma sürecindeki yolsuzluklar siyasal kutuplaşmayı derinleştirecek yönde etki yapmıştı. Haiti örneğinde kutuplaşmaların keskinleşmesinde felaket sonrası yetersiz müdahale, yolsuzluklar etkili olmuştu.
Bölge insanı kadar, bölgenin dışındaki Türkiye’nin geri kalanında yaşayanlar da artık 6 Şubat öncesindeki insanlar değiller.
Aşırı kutuplaşmış toplumlarda iktidarın kullandığı medya manipülasyonu yerine medya özgürlüğü ve sorumluluğu ilkesinin yerleştirilmesi önemlidir. Medya organlarının farklı siyasal görüşlere ve ideolojilere yer vermeleri, haber verirken az-çok tarafsız ve dengeli bir yayın politikası izlemeleri kutuplaşmaların azaltılmasında etkili olacaktır.
Hepimiz değiştik.
Değerlerimiz, önceliklerimiz ve beklentilerimiz değişti.
Bu değişimin özünde, aşırı kutuplaşmış bir toplumda dayanışmayı yeniden inşa etmemize katkıda bulunacak birlik, beraberlik, uzlaşma, müzakere gibi değerleri taşıdığını düşünüyorum.
Felaketlerin birleştirici gücü toplumda dayanışma ve birlik duygularının yeniden güçlenmesine katkı sağlayabilir veya sağlamayabilir. Ancak uzun vadede kutuplaşmayı tamamen ortadan kaldırmak için ortak acılar yaşamış olmamız tek başına yeterli olmayabilir. Hali hazırda yakaladığımız değişim rüzgarını yanımıza alarak bu kutuplaşmanın kök nedenlerine inmek ve bu nedenleri ortadan kaldırmak için daha geniş kapsamlı, sürdürülebilir çözümleri birlikte üretmemiz gerekiyor.
Nedir bu çözümler?
İletişim eksikliğinin yerine iletişim ve diyalogun getirilmesi. Bir araya gelmeyen, bir araya gelmekten kaçınan toplulukların ve kişilerin birbirlerinin düşünceleri, inançları, ideolojileri hakkındaki önyargıların ortadan kaldırılması için daha fazla bir araya gelmelerinin sağlanması. Bu amaçla kapsayıcı siyasal kültürel çerçevenin liderler ve partiler tarafından oluşturulması.
Kutuplaşmayı körükleyen toplumsal eşitsizliklerin azaltılması. Toplumda sosyo-ekonomik tabakalar arasındaki mesafenin açılması, sınıfsal uçurumun artması kutuplaşmaları derinleştirecektir. Bu nedenle eşitsizlikleri ortadan kaldıracak sosyal ve ekonomik reformların yapılması, yoksullukla mücadele edilmesi, sosyal refah programlarının geliştirilmesi gerekir.
Ülkemizdeki kutuplaşmanın büyük ölçüde kimlik siyaseti üzerinden inşa edildiğini düşündüğümüzde, belirli etnik-dinsel-mezhepsel-dilsel kimliklere dayalı olan kutuplaşmanın ortadan kaldırılması için, kimlik politikaları yerine evrensel politikaların konulması önerilir. Siyasal liderlerin ve partilerin insanların kimliklerine bağlı olmaksızın toplumun genel refahına ve ihtiyaçlarına yönelik politikalar oluşturması beklenir.
Aşırı kutuplaşmış toplumlarda iktidarın kullandığı medya manipülasyonu yerine medya özgürlüğü ve sorumluluğu ilkesinin yerleştirilmesi önemlidir. Medya organlarının farklı siyasal görüşlere ve ideolojilere yer vermeleri, haber verirken az-çok tarafsız ve dengeli bir yayın politikası izlemeleri kutuplaşmaların azaltılmasında etkili olacaktır.
Siyasal kutuplaşmanın kök nedenleriyle mücadele etmemizi sağlayacak bir başka konu eğitimdir. Eğitim sisteminin insanların farklı siyasal düşünceleri anlamalarına ve toplumsal birlikteliği arttırmalarına yardımcı olacak şekilde yeniden tasarlanması gerekir. Eğitim sürecinde her düzeydeki öğrencinin eleştirel düşünme, empati ve iletişim becerileri açısından geliştirilmesi siyasal kutuplaşmanın gelecekte azaltılmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak deprem ve sel gibi felaketlerin kısa vadede aramızdaki kutuplaşmaları silikleştirerek bizi birleştirdiği noktada bu birlikteliğin daha uzun vadeli bir sürece yayılabilmesi için, kutuplaşmanın kökenine inmek ve uzun vadeli gerekli düzenlemeleri yapmak gerekmektedir. Bunları yapabilmek ve bir değişim sağlayabilmek için önemli bir tarihsel noktada duruyoruz.
Gülgün Erdoğan Tosun
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?
Yayınlanma:
17 saat önce|
22/07/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.
Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.
Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.
Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.
Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!
Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.
Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.
Altın
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.
Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.
Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.
Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.
Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.
ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.
Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.
Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.
TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).
Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.
23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE
Gümüş
Bloomberg Emtia Endeksi
Emre Değirmencioğlu
GÜNCEL
Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor
İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.
2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.
Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.
Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.
Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Verilerin Verdiği Mesaj
İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.
Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;
- işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
- nakit dönüş süresinin kısaltılması,
- borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
- özkaynak finansmanının artırılması,
- verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,
her zamankinden daha kritik hale geliyor.
Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu






