Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. BORATAV yazdı: Bir yıldönümü-Irak işgali

Bugün Irak’ta, Suriye’de Sünnilerin liderliğine soyunan Tayyip Erdoğan, 2003-2004’te Felluce’deki Sünni direniş kan dökülerek, kıyımla ezilirken de başbakandı. Sessiz kaldı.

Yayınlanma:

|

ABD’nin Irak işgalinin 20’nci yıldönümünden geçiyoruz. 1997’de Afganistan’la başlatılan ve bugüne kadar Büyük Ortadoğu coğrafyasında aralıksız sürdürülen emperyalist saldırıların bir ara-halkasıydı.

Irak işgali Türkiye’yi de yakından ilgilendirdi. Uzantıları bugün de geçerlidir.

Sonraki yıllarda bu konuda yazdığım iki yazıdan aktarmalar aşağıda yer alıyor1.

Felluce’de direnme ve kıyım

Irak işgalinin onuncu yılı 19 Mart 2013’ü izleyen günlerde hatırlandı. Hatırlayanlardan Iraklı Dr. Jamail anlatıyor:

“Tarih 8 Nisan 2004. Amerikan güçlerinin kuşattığı Felluce’de bir klinikteyim. İnsanlar dehşet içinde Amerikalı keskin nişancıların vurduğu akrabalarını getiriyorlar. Kanlar içinde hareketsiz bir çocuk, gırtlağından vurulmuş, hırıltılar çıkaran bir genç kız, sürekli kusan on yaşındaki çelimsiz erkek kardeşi…  Ölüyorlar. Kuşatmanın nedeni ‘teröre karşı savaş’; ama klinikteki Iraklılara göre sadece Amerikalılar terör yapmaktadır.”

Bu Iraklı, Bağdat’ın düşmesinden bir yıl sonra Felluce’nin kuşatılmasından söz ediyor. Sünni direnişin merkezi olan bu kent on iki ay boyunca Felluce’lilerin denetiminde kalmıştır. Jamail’in tanıklık ettiği Nisan kuşatması sırasında kent halkından ölümlerin toplamı, yerel hastane kayıtlarına göre 731’dir.

Felluce direnmeyi sürdürür. Sonunda Amerikalılar kenti işgal kararı alırlar. İkinci Felluce savaşı, Kasım 2004’te uçak saldırıları ve yoğun topçu ateşiyle başlar. İki ay sonra kent düştüğünde camilerin yarısı, on bin konut tamamen yıkılmıştır. Kalan konutların üçte ikisi hasarlıdır. Amerikalıların ve İngilizlerin kayıpları 25 ölü, 250 yaralıdır. Kızılhaç kayıtlarına göre 800 sivil, 2000 civarında “direnişçi” öldürülmüştür. Saddam’ın Halepçe Kürtlerine karşı kullandığı gazın bir benzeri olan “beyaz fosfor” Amerikalılar tarafından da Felluce’de kullanılmıştır ve sivil ölümlerinin bir bölümü bu etkene bağlanmaktadır.

Bir silah daha var. 4 Nisan 2004 tarihli New York Daily News gazetesi, Irak’taki ABD kara ve hava kuvvetlerinin 2003’te (yani Felluce savaşından önce) 127 ton “hafifletilmiş uranyum mermisi” kullanmış olduklarını yazıyordu. Felluce saldırılarında da, güçlü delici etkisi olan bu silahı kullandıkları anlaşılıyor. “Kullananların” (yani Amerikan askerlerinin) radyasyon bulaşmasına bağlı sağlık sorunlarıyla karşılaştıkları açıklanıyor. Peki, ya hafifletilmiş uranyuma hedef olanlar? Etkisinin havaya karışma halinde hafif; vücuda temas halinde ise (Iraklı “hedeflerde” olduğu gibi) ağır olduğu söyleniyor.

Bir de Robert Fisk’in dokuz yıl sonrasının Felluce’sindeki gözlemlerini (The Independent, 26 Nisan 2012) aktarayım: Felluce Genel Hastanesi’nin başhekimi, son yıllarda “hilkat garibeleri” olarak ölü doğan bebeklerin görüntülerini gösteriyor. Fisk gördüklerini betimlemeye çalışıyor: “Fotoğrafların sonu yok. Tek bacağı ve bedeninden dört defa daha büyük kafası olan bir bebeği nasıl betimleyebilirsiniz? Felluce’de çocuk ölüm oranı binde 80’dir; bu oran Mısır’da binde 19, Kuveyt’te binde 10’dur.”

Felluce’de artan kalıtımsal bozuklukları incelemiş olan Londra’dan bir doktor (Cypros Nikolaides), “Amerikalıların bu bozukluklara neden olan silahlar kullanmış olduklarına eminim” diye suçluyor; ama belirleyici araştırmaların kösteklenmesinden yakınıyor…

Bir hatırlatma ile bitireyim. Bugün Irak’ta, Suriye’de Sünnilerin liderliğine soyunan Tayyip Erdoğan, 2003-2004’te Felluce’deki Sünni direniş kan dökülerek, kıyımla ezilirken de başbakandı. Sessiz kaldı. Bir yıl önce de Türkiye’yi Irak işgaline katmak istemiş; tutturamamıştı. İstediği gerçekleşseydi, belki de Felluce kıyımının suçlularına TSK birlikleri de katılacaktı…

İşgalin 2003-2006 bilançosu: 654.965 ölü…

Bu bilgiyle daha önce karşılaştınız mı; bilmiyorum: Mart 2003 ile Temmuz 2006 arasında işgal nedeniyle ölen Iraklıların sayısı 654.965 (altıyüzellidört bin dokuzyüzaltmışbeş) olarak belirlenmiş…

“İşgal nedeniyle ölüm” nedir? Bu başlık altında, “şiddet sonucu ölümler” ile “işgalin yol açtığı diğer etkenlere bağlı ölümler” ayrımı yapılıyor. 53.938 ölüme yol açtığı tahmin edilen “diğer etkenler”, doğrudan doğruya işgale bağlanabilecek olan, sağlık hizmetlerinin gerilemesi, hekimlerin ülkeyi terk etmesi, altyapıda bozulma, kirli su tüketimi gibi işgal etkenlerine bağlı.

Üç yıl içinde şiddet sonucu ölenler 601.027 kişi olarak tahmin edilmiş. Doğrudan doğruya işgal güçlerince öldürülen (örneğin Amerikalıların, İngilizlerin bombaları, ev baskınları, yoldan geçen araçlara, yayalara, direnişçilere açtıkları ateş sonunda telef olan) Iraklıların 186.318’e ulaştığı ileri sürülüyor. Geriye kalan 414.708 ölüm, direnişçilerin, milis güçlerinin eylemleri sonunda ve (örneğin kaybolduktan bir süre sonra cesetleri bulunan üniversite öğretim üyeleri gibi) “belirsiz nedenlerle” öldürülen Iraklıları kapsıyor.

Bu rakamları İngilizlerin ünlü Tıp dergisi The Lancet’ın 11 Ekim 2006 tarihli internet sayısında yayımlanan “Mortality after the 2003 invasion of Iraq” başlıklı araştırmadan aldım. ABD’den Johns Hopkins ve Bağdat’taki Al Mustansiriya üniversitelerinden dört araştırmacı tarafından yapılmış.

Makaledeki açıklamaya göre tüm Irak’ı temsil eden bir örnekleme planı yapıldı. 12801 kişiyi içeren 1849 hane rastlantısal yöntemle kapsandı. İşgalden önceki bir yıl boyunca ve işgali izleyen süre içinde her hane içinde gerçekleşen ölüm sayıları belirlendi. Ölüm nedenleri soruldu. Ölümlerin yüzde 92’sine ait ölüm belgelerinin var olduğu belirlendi.

Anket verileri incelendiğinde işgal öncesinde yıllık ölüm oranının binde 5,5 olduğu; işgal sonrasında aynı oranın binde 13,3’e çıktığı belirlendi. Aradaki fark işgalden kaynaklanan ek ölümler olarak nitelendirildi ve hanelerden derlenen bilgi ve yanıtlara göre yukarıda belirttiğim farklı etkenlere bağlandı. Bulgular 27 milyonu aşkın tüm Irak nüfusunu kapsayacak biçimde genelleştirildi ve yukarıdaki ölü sayılarına ulaşıldı.

Bu rakamlar, yaklaşık üç dakikada bir Iraklının Amerikan işgali nedeniyle öldüğünü gösteriyor.

Ölü sayısı 2007’de artıyor: 1.033.239

İngiltere’den Opinion Research Business (ORB) adına Irak’ta yapılan bir araştırmanın sonuçları da yayımlandı. Daha kalabalık (1849 yerine 2414 hanelik) bir örneklemeye giren hane reislerine aşağıdaki soru yönetiliyor: “2003 Martı ile 2007 Ağustosu arasında sizinle aynı çatı altında yaşayan insanlardan şiddet sonucunda ölen oldu mu? Öldüyse kaç kişi? Doğal nedenlerle ölümleri dikkate almayınız.”

Lancet anketinden sonrasını da kapsayan soruları yanıtlayan ailelerin yüzde 20’sinde “şiddet nedenli ölümler” gerçekleşmiş. Bu grup içinde “ortalama ölüm sayısı” 1,26’dır. Irak’taki toplam hane sayısının yüzde 20’si belirlendikten sonra bu sayı 1,26 ile çarpıldığında toplam “şiddet yollu ölüm” 1.033.239 (bir milyon otuzüç bin ikiyüzotuzdokuz) olarak tahmin ediliyor.

Hem Lancet hem de on üç ay sonrasını kapsayan ORB araştırması geçerli kabul ediliirse, bu ek süre içinde dört yüz küsur bin Iraklının daha şiddet sonucu öldüğü ortaya çıkmaktadır.

***

Günümüze dönelim. 20 yıl öncesinin Irak işgali, açıkça “rejim değiştirmeyi” hedefleyen emperyalist saldırıların ilk türlerinden biridir. “Saddam’ın kitle imha silahları…” iddiasıyla başlayan gerekçelerin hepsi düzmeceydi. Batı’da etkili direnme ile karşılaştı. Avrupa’da savaş karşıtı mitingler etkili oldu; Almanya ve Fransa hükümetleri ABD’yi desteklemedi.

Türkiye’nin saldırıya fiilen katılımını öngören 1 Mart tezkeresi görüşülürken emek örgütleri on binlerce yurtseveri Meclis kapılarına getirdi. Protesto sloganları içeriye ulaştı. Tezkere oylamasını etkilediği kesindir.

Bugünlerde Rusya’ya dönük bir rejim değiştirme operasyonu Ukrayna’da sürdürülmektedir. ABD, savaşı pervasızca tırmandırarak dünyayı (ve tabii Türkiye’yi) nükleer bir felaketin eşiğine taşımaktadır. Batı’da savaş-karşıtı cephe dağınıktır.
Ülkemizde de 1 Mart tezkeresine direnen yurtseverlerin onurlu katkısını hatırlamak, canlandırmak zamanıdır.

  • 1.Emperyalizm ve Arap Dünyası konulu yazılarım Türkiye’nin Faşizmleri e AKP (Ankara, 2021 İmge) başlıklı derlemede (ss.281-307) yer alıyor.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

 

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.