GÜNCEL
CEO Cem Köksal Vakasından “Yönetim Dersleri”
Yayınlanma:
2 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Yönetim alanında sahada aktif çalışan danışman ve bu alanda akademik uzmanlığı olan biri olarak, iş dünyasında yaşanan olaylara sadece yüzeysel bakmanın ötesinde, onların derin yapısını analiz etmenin önemli bir sorumluluk olduğuna, aynı zamanda her vakanın bizlere bir şeyler öğrettiğine inananlardanım.
Diğer yazılarımda olduğu gibi bu yazımda da akademi ve uygulamacı gözlüğü takarak Zorlu Holding’in CEO’su ile yine grup şirketlerinden olan Vestel’in CEO’su Ergün Güler arasında geçen e-posta yazışmasının yönetsel analizini yapmak istedim.
Cem Köksal’ın Zorlu Holding CEO’su olarak bir şirket içi yazışmada sergilediği tutum ve ardından yaşanan gelişmeler, bana göre sadece bir Ramazan kutlamasına verilen tepki değil, “kurumsal siyaset”, “şirket içi güç dinamikleri”, “liderlik ve yöneticilik arasındaki farklar” bağlamında incelenmesi gereken önemli bir vaka olarak değerlendirilmeli. Öyleyse, bu vakaya sadece manevi, siyasi veya gündelik tartışmalar üzerinden değil, bilimsel çerçeveler ve yönetim teorileri bağlamında bakarak anlamaya çalışalım.
Ne dersiniz?
Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Kurumsal Siyaset, Güç Mesafesi ve Ajans Teorisi
Olayın görünen tarafında bir Ramazan kutlaması içeren bir e-posta var. Ancak bana göre buzdağının altına baktığımızda, bu mesele yalnızca bir dini tebrik mesajına karşı verilen bir tepki değil.
Burada kurumsal siyaset, iki üst düzey yönetici arasında cereyan eden güç savaşı ve Türk iş kültürüne özgü bazı yöneticilik yaklaşımları da devrede.
Bana göre bu vaka; aslında gün yüzüne çıkmış bir olay fakat bizlerin duymadığı, “kurumsal kapıların ardında” yaşanan buna benzer hatta bundan daha fazla etki barındıran yönetim olayların iş dünyasında her daim şiddetli bir şekilde yaşandığını düşünmemiz gerekir.
Kurumsal Siyaset ve Güç Savaşları
Yönetim alanında kurumsal siyaset, organizasyon içinde bireylerin kendi otoritelerini güçlendirmek, çıkarlarını korumak ve organizasyon içinde söz sahibi olmak için yaptığı hamleler bütünü olarak tanımlanır.
Bu vakada, Zorlu Holding CEO’su Cem Köksal ile Vestel CEO’su Ergün Güler arasındaki çekişme, aslında kurumsal güç savaşlarının bir bir e-postaya yansımasıdır. E-posta’da geçen “daha önce buna benzer bir konuda seni uyarmıştım” cümlesinden de anlaşıldığı üzere bu olay aslında ilk defa yaşanan bir olay da değil.
Kimi zaman büyük organizasyonlarda yöneticiler, kendilerini daha görünür kılmak ve bağlı çalışanların desteğini almak için yeri ve zamanı geldiğinde çalışanların değerleriyle örtüşen mesajlar vermeye özen gösterirler. Vestel CEO’su Ergün Güler’in de bu mesajı çalışanlarla olan ilişkisini ve liderlik etkisini artırmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir. Güler, belki de manevi bir duygu ile çalışanlarına Ramazan tebriği göndermesi görünürde çalışanların moralini artırmak amacıyla yapılan bir mesaj gibi görünse de, aynı zamanda onun duygusal toplum olarak müslüman çalışanlarıyla daha güçlü bir bağ kurma ve liderlik otoritesini pekiştirme stratejisi olarak da yorumlanabilir.
Cem Köksal’ın buna sert bir yanıt vermesi ise, görünürde kurumsal politikaların uygulanmasını sağlama çabası gibi niyet barındırsa da, özünde tüm şirket çalışanlarının gözü önünde kendisine bağlı çalışan, belki de halefi olabilecek başka bir üst düzey yöneticisine “sen bizim tanıyamamışsın” “kurum kültürümüzü ben biliyorum sen bilmiyorsun” dercesine mesaj içerikli yazısı ile “kendi otoritesini pekiştirmeye yönelik bir hamle” olarak okumak sanırım yanlış olmaz.
Tabi bu noktada bazıları bunun bir kızgınlıkla olabileceğini, kurumsal yapılarda böyle yazışmaların olabileceğini düşünülebilir. Bu gibi durumlarda
Sigmund Freud’un “sinirliyken söylenen her söz, sakinken düşünülmüştür” cümlesini bana hatırlatır.
Ajans Teorisi: Yönetim Kurulu ve CEO İlişkisi
Ajans teorisi (agency theory), yöneticilerin, şirket sahipleri veya yönetim kurulları adına kararlar alırken “her zaman organizasyonun çıkarlarını gözetmeyebileceğini” ve bazen kendi güçlerini artırmaya yönelik hamleler yapabileceklerini savunur (Jensen & Meckling, 1976).
Bu bağlamda Cem Köksal’ın tepkisi, holding yönetim kurulunun prensiplerine uygun mu, yoksa kendi yönetici otoritesini artırmaya yönelik mi? sorusunu gündeme getiriyor. Eğer gerçekten Zorlu Holding’in kurumsal prensipleri açısından bir hata yapılmış olsaydı, bunu özel bir toplantıda veya daha yapıcı bir dil kullanarak çözmek bulunduğu görevin sorumluluğunun farkında olan bir lidere yakışan bir davranış olurdu. Ancak Köksal’ın bunu sert ve aleni bir şekilde yapması, organizasyon içindeki hiyerarşiyi ve kendi otoritesini net bir şekilde vurgulamak istemesinin bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.
Güç Mesafesi: Ormanın Kralı Kim?
Güç mesafesi teorisi, Geert Hofstede tarafından ortaya atılan bir kavramdır ve farklı kültürlerde güç ve otoritenin nasıl algılandığını inceler.
Güç mesafesi yüksek olan kültürlerde, hiyerarşi vurgulanır, otorite sorgulanmaz ve yöneticilerin emirleri kesin bir şekilde uygulanır. Güç mesafesi düşük olan kültürlerde ise yöneticiler daha erişilebilir, çalışanlarla daha eşitlikçi bir ilişki kurar ve otoriteyi paylaşırlar.
Cem Köksal’ın e-postasındaki otoriter tonu, katı kurallara bağlılığı ve kendisinden sonra gelen üst düzey başka bir yöneticiyi doğrudan uyarması, onun yüksek güç mesafesi anlayışına sahip bir lider olduğunu düşündürüyor. Öyle ki; Cem Köksal, doğrudan ve sert bir üslupla başka bir üst düzey yöneticiye “Bu konuyu daha önce de uyardım, tekrar etme” diyor. Güç mesafesi düşük olan bir lider olsaydı, daha yumuşak bir iletişim dili kullanır, neden böyle bir kural koyduğunu açıklayarak çalışanı anlamaya veya ikna etmeye çalışırdı. Diğer yandan, yüksek güç mesafesine sahip yöneticiler, kurumsal otoritenin korunmasını çalışanların duygularından daha önemli görürler. Oysa Türkiye gibi güç mesafesi orta-yüksek olan bir ülkede, kültürel değerlere duyarlı bir liderlik yaklaşımı daha etkili olabilirdi.
Hoşgeldin Binlerce Yılın Sultanı “Kültürel Zeka!”
Kültürel zeka (Cultural Intelligence – CQ), bireylerin farklı kültürel bağlamlarda etkili bir şekilde iletişim kurma, doğru tepkiler verme ve duyarlılık gösterme yeteneğini ifade eder.
Bu kavram özü itibariyle, bilişsel, duygusal ve davranışsal olmak üzere üç temel bileşenden oluşur: farklı kültürel normları ve değerleri anlamak, bunlara karşı empati geliştirmek ve uygun davranışlar sergileyerek uyum sağlamak.
Kültürel zekası yüksek liderler, yalnızca kendi inanç ve değerleri doğrultusunda hareket etmez, aynı zamanda farklı sosyal ve kültürel dinamikleri gözeterek, toplumun genel hassasiyetlerine duyarlı kararlar alır.
Cem Köksal’ın, Vestel CEO’su Ergün Güler’in çalışanlara gönderdiği Ramazan tebriğine karşı verdiği tepki, iş dünyasında bir yöneticinin yalnızca teknik yetkinliklerinin değil, aynı zamanda kültürel zekasının da önemli olduğunu gösteren bir örnektir. Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, dini ve kültürel ritüellerin toplumsal dokuda önemli bir yer tuttuğu bir ülkede, bir CEO’nun bu hassasiyeti göz ardı etmesi, kültürel zeka eksikliğinin en belirgin göstergelerinden biridir. Köksal, Ramazan kutlamasını yalnızca bir “kurumsal politika ihlali” olarak yorumlayıp, olaya daha geniş bir kültürel perspektiften bakmadığı görülüyor.
CEO, Kurumsal Değerlere Uygun mu Hareket Etmiştir?
Kurumsal değerler, bir organizasyonun karar alma süreçlerini, iş yapış biçimini ve kültürel yapısını şekillendiren temel ilkelerdir. Bunlar genellikle şirketin misyonu, vizyonunu ve kurucuların değerlerine bağlı olarak oluşturulur ve çalışanların, yöneticilerin ve liderlerin uyum sağlaması beklenen normları belirler.
Liderler de, özünde kurumsal değerlerin taşıyıcısı ve uygulayıcısıdır. Bir liderin organizasyon içinde nasıl hareket ettiği bu değerlere bağlıdır. Liderlerin de bu kurumsal değerleri içselleştirerek doğrudan şirketin değerleriyle örtüşen düşünce, tutum ve davranışlarla çalışanlara rol model olması beklenir.
Bana göre Cem Köksal’ın şirket içi yazışmalarda sert ve dışlayıcı bir üslup kullanarak Ramazan ayı tebrik mesajını engellemesi, Zorlu Holding’in değer seti olarak yayınladığı “birlikte üretmenin gücüne inanırız”, “güvenilir, şeffaf ve açığız”, “ülke ve toplum için değer yaratma hedefiyle çalışırız” “çalışanların çeşitliliğini ve toplumsal değerleri kapsayan bir şirket kültürüne sahibiz” gibi değer setleriyle yorumladığımızda Zorlu Holding CEO’su Cem Köksal’ın Ramazan tebriğine verdiği tepki, kurumsal değerlerin uygulaması açısından değerlendirildiğinde kapsayıcılık, çeşitlilik ve çalışan bağlılığı ilkeleriyle çelişen bir durum yaratmışa banziyor. Diğer yandan holdingin etik ilkeleri kapsayıcı, açık, topluma değer katan ve şeffaf bir yönetim anlayışına vurgu yaparken, Köksal’ın iletişim dili otoriter, dışlayıcı ve sert olmuş. Bu durum, şirket kültürüyle ters düştüğü için hem kurum içi güven ortamına zarar vermiş hem de kamuoyunda olumsuz algı oluşturmuştur.
Türk Kamuoyunun Tepkisi
Türkiye, milli ve manevi değerlere sahip çıkan, toplumsal duyarlılığı yüksek bir ülkedir. Cem Köksal’ın e-postası, yalnızca bir şirket içi yazışma olarak kalmamış, sosyal medya platformlarının da etkisiyle toplumun geniş kesimlerinde bir tepkiye yol açmıştır. Bu olay, iş dünyasında toplumsal değerlerle kurumsal normlar arasındaki dengenin nasıl korunması gerektiği konusunda bize önemli bir ders verirken Türkiye’de, iş dünyasının önemli figürleri, batı şirketlerinde olduğu gibi yalnızca şirket politikalarını değil, toplumun genel hassasiyetlerini de göz önünde bulundurma zorunluluğunda olduğumuzu bize hatırlatıyor.
Yönetim Kurulu Açıklaması Yerli Yerinde mi?
Zorlu Holding Yönetim Kurulu’nun bu olayın ardından yaptığı açıklamada, Cem Köksal’ın istifasını duyurdu ancak bu istifanın zorunlu bir görevden alma mı yoksa Köksal’ın kendi kararı mı olduğu konusunda net bir ifade kullanmadı. Yönetim kurulu, Cem Köksal açıklamasını kurumsal değerlerle bağdaşmadığı için mi yoksa sadece kamuoyunda oluşan baskıyı yönetmek için mi yayınladı? Açıkçası yapılan bu kurumsal açıklamadan herhangi bir çıkarım yapılamıyor. Bu açıklama bile, kurumun değerlerinde vurgu yapılan “şeffaflık” ilkesine dair bir eksikliğin olduğunu gösteriyor.
Kuşkusuz bu bir tür kriz. Kriz anlarında bir yönetim kurulunun hızlı, net ve güven verici bir açıklama yapması önemlidir. Yapılan açıklama olayın bir şirket içi tartışma olduğuna vurgu yaparak konuyu kurumsal bir çerçevede ele alıyor, ancak bu durum kamuoyundaki rahatsızlığı gidermede ne kadar etkili olacağını yeterince önemsemiyor. Eğer yönetim kurulu, Cem Köksal’ın açıklamalarının şirketin genel politikasına veya toplumun hassasiyetlerine aykırı olduğunu düşünüyorsa, kendi inisiyatifiyle görevden alma kararı daha isabetli olabilirdir. Bunun yerine “istifa” vurgusu yapılması, yönetim kurulunun Köksal’ın arkasında durduğu mesajını veriyor. Eğer Cem Köksal’ın tutumu şirket içinde yanlış bulunuyorsa, yönetim kurulu bunu açıkça ifade edip, şirketin kurumsal değerleriyle uyumlu bir duruş sergilemediğini net bir şekilde ilan etmesi daha başarılı sonuçlar ortaya koyabilirdi. Ancak açıklama daha nötr bir ton taşıyor ve olayın ateşinin bir süre daha sönmeyeceği hatta marka imajına zarar verecek boykot veya hukuksal sürecin başlatılması büyüyen bir kriz olma yönünde bir eğilim gösterdiğini söyleyebiliriz.
Sadede Gelelim: Yetiş Ya Mevlana!
Cem Köksal vakası, iş dünyasındaki değerler, kapsayıcılık, şeffaflık gibi bazı kurumsal kavramların altının ne denli boş olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Diğer yandan koltuğundan aldığı güç ile kimi zaman değerlere aykırı hareket ettiğimizi bize bir kez daha göstermiştir oldu.
Diğer yandan lider olmanın unvanlarla mümkün olmadığını, bu rolün ne denli zor bir müessese olduğunu bize bir kez daha hatırlatmış oldu. Öyle ki; liderlik, üst düzey yöneticilik yalnızca otorite kurmak değil, insanları değerler etrafında toplama, rol model olmak ve kapsayıcılığı sağlamaktır. Özellikle üst düzey görevlerde bulunan kişiler, temsil ettikleri şirketin değerlerine ve toplumun hassasiyetlerine uygun hareket etmek zorunda olduğunu hatırlamalıdır. Yönetim kurulları da bu gibi kriz anlarında daha tutarlı ve şeffaflık ilkesiyle kararlar alarak “tabelalarına yazdıkları değerlerini” gerçekten içselleştirdiklerini göstermelidir.
Bunu da öz’ü ve söz’ü bir olarak yapmalıdır. Tıpkı kadim öğretmenlerimizde Mevlana’nın şu öğretisi gibi; “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol…”
Sevgi, saygı ile.
Dr. Kamil BAYAR – Yönetim Danışmanı/ Yönetim Bilimleri Uzmanı
İlginizi Çekebilir
Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga
Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.
Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.
Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.
Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor
Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.
Şirketin;
- TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
- TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası
ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.
Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.
Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.
Haziran: İki kupon daha ödenemedi
Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.
5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.
Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.
Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi
Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.
Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.
Ve şimdi Eylül…
4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka
4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.
Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.
Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.
Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.
Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.
Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?
Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.
Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.
Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.
Kredi notu da alarm veriyor
Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.
Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.
Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BORSA
Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.
Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.
Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj
Yeni düzenlemeyle;
- Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
- Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
- Para piyasası fonu katılma paylarından
- Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan
elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.
Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.
Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye
Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.
Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.
Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.
Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor
Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.
Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.
Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.
Yabancı yatırımcı açısından daha kritik
Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.
Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.
Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.
Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.
Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil
Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.
Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.
Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.
Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.
Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?
Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.
Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.
Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.
Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri
Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?
Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.
Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.
Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.
Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”
Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.
Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.
Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.
Kısa vadeli sermaye;
- Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
- TL varlıklara talep yaratabilir,
- rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.
Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.
Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.
Fakat bir risk de var
Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.
Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.
Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.
Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.
Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.
11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
