Connect with us

BANKA HABERLERİ

BANKALARDA BOĞUCU KİLİTLENME

Bankalar, kar marjlarını neden artırdılar? Bankalar, TCMB tarafından indirilen faiz nedeniyle değersizleşen Türk Lirası’nın enflasyonda yarattığı sert yükseliş karşısında kendilerini korumak istediler. Enflasyonu düşürmek iddiasıyla indirilen faiz enflasyonu patlattı.

Yayınlanma:

|

2023 ile beraber Türkiye, ekonomide yeni uygulamalar ile karşı karşıya kaldı. Bankalar, 10 milyon TL ve 50.000 Amerikan Doları veya muadili yabancı para tutarı üzerindeki “yurt dışı yerleşiklere” yönelik banka transferlerinde “sertleşen kısıtlamalara” ve artık cezaya tabi. “Yurt dışı yerleşik” ifadesi mutlaka “yurt dışına transfer” anlamına gelmiyor. Yurt dışında yerleşik olan bir bireyin ya da firmanın Türkiye’de de banka hesabı olabilir.

Türk Lirası transferlerde 14, yabancı para transferlerde ise 21 kategoride paranın neden transfer edildiğine dair belge isteniyor. Bu belgelerin bazılarının bankalara ibraz edilmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle, düzenlemenin amacının Türkiye’de yerleşik olmayanlara para çıkışını engellemek olduğu anlaşılıyor. Uygulama, bir nevi “sermaye kontrolü”. Gerekli belgeleri temin etmeden transferi gerçekleştiren bankaya transfer tutarı üzerinden %5 ceza var. Finansman açığı ve yetersiz döviz rezervinin sonuçları!

Dünyanın her yerinde para transferleri kurallara tabidir ve olmalıdır. Yukarıdaki yorumlardan, kuralsızlığın savunulduğu anlaşılmasın. Finansman ihtiyacı artan Türkiye’de bu kurallar belli ölçülerde geçtiğimiz yıllarda, özellikle 2018’in kur krizi sonrasında da getirildi. Ancak, ceza yoktu.

Bankalar, gerçek ve tüzel kişilere ait toplam mevduatın asgari %60’ını Türk Lirası cinsinden oluşturmak zorunda. Aksi takdirde, %8 ceza var. Bankalar, bu yüzdeyi tutturabilmek için mevduat müşterilerine “swaplı mevduat” adında bir ürün sunmaktaydı. Bu sayede, Türkiye’deki finansal sistemin tasarruf sahibini enflasyondan korunmayı engelleyen yapısı hiç değilse “bir miktar telafi” ediliyordu. Bu uygulama yasaklandı. Çaresizlikle oluşturulan bir tasarruf ürünü yasaklanınca, daha büyük bir çaresizlik yaratıldı.

Haziran 2022’de, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca (TCMB) bankaların bazı müşteri gruplarına kullandırdıkları krediler karşılığında menkul kıymet, yani hazine bonosu ve/veya devlet tahvili alma zorunluluğu getirilmişti. 31 Aralık 2022 günü, zorunluluk faktöring sektörüne de getirildi. Neden? Anlamak için, bankacılık sektörünün son 1 yıl 4 ayının gelişmelerini hatırlamak gerekiyor.

2022’nin özellikle ilk altı ayında bankalar çok yüksek karlılık artışları gördü. Hükümet eliyle bankacılık sistemine karlılıkta tarihi günler yaşatıldı. Nedeni, Eylül 2021’den itibaren düşürülen politika faizi idi. Bankaların TCMB’den sağladıkları kaynağın maliyeti düştü. Aynı anda, bankaların en önemli fonlama kaynağı olan mevduatın faizi de düştü. Önemli olan, mevduatın faizinin düşmesiydi. Zira, bankaların fonlanmalarında mevduatın payı TCMB’nin payına göre çok büyük. Bankaların mevduat haricindeki fonlama kaynaklarının içinde TCMB kaynağının payı kabaca %5 civarında seyrediyor.

Bankalar kredi faizlerini politika faizindeki ve mevduat faizindeki kadar indirmediler. Böylece, kâr marjları yükseldi. Ancak, faizler düştüğü için tarihi boyutta bir kredi genişlemesi yaşandı. Yüksek enflasyon koşullarında düşen faizler karşısında hem hane halkı hem de firmalar için kredi kullanmak cazipti. Kredi genişlemesi artan bir mal ve hizmet talebi yarattı. Kredi genişlemesinin enflasyonun sert yükselişinde rolü büyük oldu. Böylece Türkiye, küresel enflasyon ortamının çok üzerindeki boyutta bir enflasyon sorununu kendi elleriyle yaratmış oldu.

Bankalar, kar marjlarını neden artırdılar? Bankalar, TCMB tarafından indirilen faiz nedeniyle değersizleşen Türk Lirası’nın enflasyonda yarattığı sert yükseliş karşısında kendilerini korumak istediler. Enflasyonu düşürmek iddiasıyla indirilen faiz enflasyonu patlattı. Dış ticaret açığı ve cari açık da patladı. Türkiye’nin finansman ihtiyacı artarken TCMB’nin net döviz rezervleri negatif düzeyde seyretti. Bu nedenle Türkiye, dost ülkelerden para istiyor ve dış politikada tutarsızlık içinde. Bu manzara, Türkiye ekonomisinde bugün artan riskleri anlatıyor.

Bankaların maliyetleri düşerken kredi faizlerini benzer oranda düşürmemelerini sadece ortaya çıkan bir kâr fırsatını değerlendirmek olarak görmek mümkün olamaz. Eylül 2021’den bu yana piyasa riskleri sürekli artıyor. Bankalar da artan riskleri fiyatlamak zorundalar. Finansın en temel kurallarından biri çalışıyor: yükselen risk, yükselen getiriyle alınır.

Hükümet, İslami gerekçelerle para politikasının bir parçası olarak faiz politikasını kullanmayınca, para arzını kontrol etmek için Haziran 2022’den itibaren “piyasa ekonomisinin dışına çıkan” uygulamalara hız verdi. Uygulamaların her birinden sonra, düşünülmeyen gelişmeler ortaya çıktıkça “piyasa ekonomisinin daha da dışına çıkılan” yeni uygulamalar devreye alındı. Faiz düştükçe enflasyon yükselince, enflasyonu düşürmenin yolu olarak “bankalara kredi verdirmemek yönünde kurallar” ilan edildi. Böylece, piyasa işleyişi hasar aldı.

TÜİK’in Aralık 2022 enflasyon verisine göre, yıllık enflasyon Kasım 2022’ye göre 20.12 puan düştü. Bu, “faiz düşünce enflasyon düşer” tezinin ispatı olarak seçim meydanlarında kullanılacaktır. Enflasyon gerçekten 20.12 puan gibi bir “çakılma” ortaya koydu mu? Gerçekten ne kadar düştüyse, sebebi düşen faiz değil, “bitirilen piyasa işleyişi”.

Bankalar, kredi vermek istedikleri ama bankacılık sistemi üzerinden veremedikleri kredileri kısmen nasıl verebildiler? Faktöring sektörünü devreye soktular. Yani, XYZ Bankası, iştiraki olan XYZ Faktöring firması üzerinden likidite sağladı.

Tüm düzenlemeler bankaların pratikte ağırlıklı olarak ticari kredi verebildikleri iki kesim bıraktı: Net ihracatçılar ve mali kurumlar. Bu kesimlere yönelik olmayan kredilere istinaden bankalar Ağustos 2022’de getirilen bir kural gereği menkul kıymet almak zorundalar. Karşılığında menkul kıymet almanın zorunlu tutulduğu kredi müşterilerine kaynak aktarmanın finansal bir mantığı bulunmuyor. Bu nedenle, bu kesimlere bankacılık sisteminden yeni kaynak arzı durdu. Bu kesimler içinde ithalatçılar var ve Türkiye’nin ithalata bağımlı bir üretim yapısı var.

Bankalar, kredi vermek istedikleri ama bankacılık sistemi üzerinden veremedikleri kredileri kısmen nasıl verebildiler? Faktöring sektörünü devreye soktular. Yani, XYZ Bankası, iştiraki olan XYZ Faktöring firması üzerinden likidite sağladı.

Bankaların, yukarıda özetlenen düzenlemelerle kredi veremedikleri kesimler faktöring sektörü üzerinden fonlanınca, 2022’de faktöring sektöründe önemli bir kredi genişlemesi ortaya çıktı. Finans sektörünün kredi mekanizmaları içinde yer alan profesyonelleri tarafından öngörülmesi kolay olan bu gelişmeyi hükümet göremediği için, faktöring sektöründe yeni kurallara yöneldi.

Bankalar gibi, faktöring firmaları da verdikleri krediler için artık menkul kıymet almak zorundalar. Mümkün mü?

Bankacılık sektörü ile faktöring sektörü arasında çok önemli bir fark var. Bankalar “mevduat toplama yetkisine” sahipler. Yani, toplumun yarattığı tasarrufları kaynak olarak kullanma imkânına sahipler. Faktöring sektörü ise, “borçlanarak” kaynak yaratıyor.

Faktöring sektörüne ait son açıklanan konsolide edilmiş veriler Ekim 2022’ye ait. Aynı döneme ait karşılaştırma yapmak amacıyla bankacılık sektörünün de Ekim 2022’ye ait verilerini kullanalım.

Ekim 2022’de bankacılık sektörünün 7 trilyon TL’lik kredi büyüklüğü varken, kaynak olarak kullandığı mevduat 8.3 trilyon TL idi. Yani, toplumun bankacılık sisteminde tuttuğu tasarruflardan daha düşük bir miktarı kredi olarak kullandırılıyor. Ayrıca, bu mevduatın 2.9 trilyonluk TL’lik, yani %35’lik kısmı neredeyse maliyetsiz sayılabilecek bir kaynak: vadesiz mevduat.

Ekim 2022’de, faktöring sektörünün kredi büyüklüğü 90.7 milyar TL idi. Yani, bankacılık sektörünün kredi büyüklüğünün 93’te biri. Bankalar, kredilerini mevduat kaynağı ile fonlarken, faktöring sektörü banka kredileri ve bono ihraçları ile fonluyor. 90.7 milyar TL’nin 71.4 milyar TL’lik kısmı banka kredisi ile, 7.3 milyar TL’lik kısmı ise bono ihraçlarıyla fonlanıyor. Bu fonlamanın toplamı 78.7 milyar TL. 90.7 milyar TL’ye ulaşmak için kalan 12 milyar TL ise özkaynakla, yani faktöring firmalarının hissedarlarınca fonlanıyor.

Her ne kadar menkul kıymet almanın bankalar için finansal bir mantığı yoksa da yasal uygulamaların getirdiği zorunlulukları karşılayacak kaynakları var. Faktöring sektöründe böyle bir kaynak yok. Faktöring sektörüne getirilen menkul kıymet alma zorunluluğunun kaynağı borçlanmadır.

Faktöring sektörü, uzun vadeli kredi kullandırmayı gerektiren işlemlere aracılık etmiyor. Ana faaliyet konusu, kısa vadeli işletme sermayesi finansmanı sağlamak. Ağırlıklı olarak bankacılık sisteminde çok riskli görülen ve nakit akış sorunları yaşayan risk profilleri üzerinde ihtisaslaşmış bir sektör. Çok riskli olduğu düşünülen üretici firmalara likidite sağlıyor.

Azami olarak 180 güne kadar kredi olanağı sunan bir sektörün 2, 3, 5, 10 yıl vadeli kamu kâğıtlarını alması nasıl beklenebilir? Bankacılık sisteminden fonlamayı bugünlerde %18-25 aralığında, bono piyasasından da %31 civarında sağlayan bir sektörün %7-8 getirisi olan kamu kağıtlarına yatırım yapması nasıl mümkün olabilir? Ekonomik mantığı var mı? Sektöre, bir de kredi fiyatlaması ile ilgili sınırlama getirilirse – ki getirileceği anlaşılıyor – bu sektörün yaşaması nasıl mümkün olabilir?

Bankacılık sektörünün faiz dışında çok sayıda gelir kalemi varken, faktöring sektörünün gelir kaynağı çeşitliliği son derece zayıf. Bankalar, kendilerine getirilen kısıtlamalar karşısında karlılık performansı kaybına uğrasalar da alternatif gelir kalemleriyle karlılık sağlayabilirler. Ancak, faktöring sektörü bu olanağa sahip değil.

Arda TUNCA

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.