BANKA HABERLERİ
BDDK kararları herkesi ilgilendiriyor
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Prof. Dr. Özgür Demirtaş, YouTube’dan yayınladığı videoda BDDK’nin “Bilançosunda 15 milyon lirayı aşan döviz bulunduran şirketler ticari kredi kullanamayacak” kararının çok ciddi sonuçları olacağını kaydetti. Demirtaş, “Artısı yok baştan aşağı eksi. İnanılmaz bir döneme girdik. 10 yıldır alınan kararlar doğru olsaydı ekmek 5 lira olmazdı” dedi.
Prof. Dr. Özgür Demirtaş, 1.26 milyon takipçili YouTube’dan dün akşam yayınladığı videoda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) getirdiği ticari kredilere kısıtlama kararını yorumladı. BDDK’nin 24 Haziran’da getirdiği “Bilançosunda 15 milyon lirayı aşan döviz bulunduran şirketler ticari kredi kullanamayacak” kararını yorumlayan Demirtaş, “900 bin küsur dolar üzeri döviz bulunduran şirketlere kredi verilmeyecek dedi. Yani bilançosundaki döviz miktarı 15 milyon lirayı aşan şirketler eğer döviz mevcutları aktiflerinin veya yıllık hasılatının yüzde 10’undan fazla ise bankalardan nakit TL ticari kredi kullanamayacak. Bu kararın çok ciddi sonuçları olacaktır” dedi. Demirtaş şu tespit ve değerlendirmelerde bulundu:
- BDDK’nın aldığı kararlar şirketleri ilgilendiren kararlar olsa da kişileri de birebir ilgilendiriyor. İnanılmaz bir döneme girdik diye düşünüyorum.
- BDDK son kararında, “Eyy Türkiye’deki şirketler, hesabınızda eğer 900 bin dolardan fazla paranız varsa dolar tutuyorsanız, o zaman ben size kredi verilmesini, kredi almanızı yasaklıyorum” dedi. Bu ne demek, 900 bin dolardan fazla döviz tutmayın bozacaksınız, demektir bu. Çok büyük bir artısı yok, bildiğiniz baştan aşağı eksi…
- Türkiye’de şirketler günlük faaliyetlerini yürütmek için banka kredisine ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla çoğu şirketi bağlıyor bu olay. Miktar da şirketler için oldukça düşük. Orta ölçekli şirketler için çok düşük.
- Peki diyeceksiniz ki, “Özgür Hocam bu iyi bir şey değil mi, şirketler dövizi bozsun, döviz de düşsün…” Ah benim canım arkadaşım o kadar kolay oluyor olsaydı… Yüzlerce devlet var, döviz sıkıntısı yaşayan her devlet bunun gibi kanun geçirirdi ve bütün problemleri çözülürdü. Ondan sonra da Mars’a insanlı araç indirirdi. Bu işler öyle olmuyor. Öyle kolay olsaydı binlerce sayfalık ekonomi kitapları yazılmazdı arkadaşlar.
- Türkiye’de diyelim ki bir şirket bir üretim yapıyor, illa ithalat şirketi olmasına gerek yok, üretim yaparken bile o şirketin ithalat yapması gerekiyor… Diyelim ki bir şirket Türkiye’de bir kalem üretiyor. Dış tarafı alüminyum. Alüminyumu ithal etmesi lazım, plastiğini ithal etmesi lazım. Diyelim limon kolonyası üretiyorsa etil alkolü dışardan ithal etmesi lazım. Yani Türkiye’deki üretici şirketler aslında bir şeyleri ithal eden şirketler. Bunlar ithal edebilmek için de dolar ve euro tutmak zorunda.
- Şimdi siz bu şirketlere diyorsunuz ki, ‘Kardeşim sen bu doları orda tutmayacaksın…’ Bir de aynı zamanda direkt ithalat yapan şirketler var. Onların zaten döviz tutması gerekiyor.
- Önce şunu anlatayım: Bunda amaçlanan şey ne ve bu nasıl sonuçlanacak. Bir kere amaçlanan çok net… Dövizin düşürülmesi için alınmış bir karar bu…
- Biliyorsunuz döviz Türkiye’de çok ciddi bir şekilde artıyor. Beni yakinen izleyen arkadaşlarım bilecek, 10 yıldır dilimde tüy bitti, uyarıyorum… Bugünlere gelineceğine ilişkin herkese, insanlara, şirketlere, hükümete, muhalefete, kanun yapıcılara uyarılarda bulunuyorum. Ama şu kadar bile işe yaramadı.
- Sadece, ‘Aaa Özgür Hoca söylemiş doğru çıktı’ gibi tweet’ler çıkıyor. Ama keşke bunlar doğru çıkmasaydı.
- Türkiye’de çok uzun zamandır dolar artmakta. Çünkü hane halkı dolar alıyor. Neden alıyor, çünkü kendini enflasyondan korumak için dolar alıyor. Yoksa halkın doları yiyecek hali yok. Aynı zamanda şirketler borçlarını ödemek için dolar alıyor.
- Ne oldu Aralık 2021’de kur korumalı mevduat diye bir şey çıkarıldı. Hükümet dedi ki, “Ya siz dolar almayın, gelin siz TL’nizi bize verin. Biz size doların artışı kadar ekstra bir faiz vereceğiz.” Ben buna sonsuz faiz diyorum. Ve kur koruma mevduatı ortaya çıktı. Ancak kur koruma mevduatından sonra dolar/TL düştü ama tabi ki geçici oldu, sonra artışa geçti. Çünkü hane halkı ve şirketler hâlâ dolar almaktaydı
- Ne oldu, işte kur korumalı mevduata yatırılan paralar aslında bize inanılmaz bir zarar olarak geri döndü. Milyarlarca Türk Lirası faiz ödemesi yapılmak zorunda.
- Düşünsenize dolar 12, 13, 14’ken, o ürüne girenler dolar 17’ye çıktığı zaman aradaki farkı TL olarak bizim Hazinemizden almaktalar. Peki kim ödüyor kardeşim bu ekstra parayı… Hazine… Bir saniye… O para kimin parası. Bu videoyu izleyenlerin parası. Hepimiz bu ürünü alanların ekstra faizini ödemek zorundayız. Çıkış yolu bu değil. Çözüm bu değil.
- Şapkadan tavşan çıkararak bu olaylar çözülmez
- Bu işler bu kadar kolay olmaz. Şapkadan tavşan çıkararak bu olaylar çözülmez.
- Peki ne oldu. Kur korumalı mevduat doları biraz düşürdü, bize iki üç ay süre kazandırdı. Kur aynı seviyeye neredeyse yaklaştı.
- Bu arada sadece bu önlem alınmadı. Aynı zamanda bildiğiniz gibi Merkez Bankası arka kapı yollarını kullanarak, dolar satmaktaydı piyasaya… Peki bu dolarlar nereden geliyor. Hem Merkez Bankası’nın kendi rezervlerini eritmesinden geliyor, hem de ihracatçılara bir kural getirildi. Denildi ki, ‘Siz ihraç ettiğiniz miktarın yüzde 20’sini kadar bozacaksınız.
- 100 bin liralık mal mı ihraç edeceksiniz, 25 bin dolarını bozacaksınız kardeşim. Sonra yüzde 40’a çıkarıldı. Oradan gelen dolarlar, başka taraftan gelen dolarlar, kur korumalı mevduata para yatıran şirketlerin oraya TL yatırmak için bozduğu dolarlarla piyasaya satış yapılarak dolar/TL’nin çıkması engellenmeye çalışıldı. Ancak bu da pil yavaş yavaş bittiği için fazla işe yaramadı.
- Şirketlerin zararı daha da büyüyecek
- Zannediyorum BDDK’nın bu son çıkardığı kural, zannediyorum değil apaçık ortada, ben kibarlık olsun diye zannediyorum diyorum. Biliyoruz ki BDDK’nın çıkardığı bu kural şirketlere diyor ki; ‘Kardeşim dolar/TL’yi tutmak için dolara ihtiyacımız var. Dolayısıyla siz eyy şirketler 900 bin doların üzerinde döviziniz varsa ve kredi kullanmak istiyorsanız, o fazladan doları satacaksınız.
- Peki şirketler ne yapacak, kredi kullanmak zorunda. O zaman bu satışı yapacaklar. Peki büyük ihtimalle Pazartesi’nden itibaren ne olacak? Şirketlerin bir kısmı, dolarlarını ekstra kısımlarını bozup, kur korumalı mevduata geçecek. İyi de ben ne yaptım, bir bardak suyu bir yerden aldım öbür bardağa koydum. Amacım o bardaktaki suyu başka bir yere boşaltmaktı ama başka bir yere koydum.
- Ne demek istiyorum: Kur korumalı mevduat TL cinsinden olsa da aslında dövize endeksli. Dövizin ta kendisi… O da bir döviz hesabı. Biz biliyoruz ki kur korumalı mevduata yatırım yapan şirketler aslında dolar yatırımcısı. Aslında öyle bir ürün olmasa anında gidip dolar alacaklar.
- Dolayısıyla şirketlere siz 900 bin doların üstündeki dolarınızı bozacaksınız dediğiniz zaman ve zorladığınız zaman kredi vermem diyerek, tabi elleri mahkum bunu yapacaklar.
- Belki dolar/TL’de kısa bir düşüş olacak ama kur korumalı mevduattaki zarar git gide daha da artacak. Arkadaşlar bu çıkar yol değil.
- Ekonomi tamamıyla güven işidir. Siyaset, ideoloji, dil, din, ırk, kuzey, güney işi değildir. Ekonomi bildiğiniz güven işidir kardeşim. Siz güveni bozacak hareketler yaparsanız bu eksi olarak yansır. Yani bunun tam aksini yapmak lazım aslında.
- Peki bazı şirketler kur korumalı mevduata geçecek sonra ne olacak, sonra dolar talebi tekrar geldiği zaman, dolar azaldığı zaman tekrar problemle karşılaşacağız. Bu sefer ne yapacağız? Ya 900 bin doları da indiriyorum, 1 TL bile dolar tutmayacaksın mı diyeceğiz.
- Hadi onu da yaptık. O dolarları da sattık bitirdikten sonra ne yapacağız. Allah aşkına bana söyler misiniz, sonu ne olacak. Ha bu iş seçime kadar gidelim de sonrası ne olursa olsun ise, ah ah ah biz sadece 6 aylık 1 yıllık değil Türkiye için 10 yıllık 50 yıllık, 100 yıllık planlar yapmalıyız.
- Bu planlarda din, dil, ırk, kadın erkek, kuzey, güney bunları konu etmemeliyiz. Matematikle yapmalıyız bu kuralları.
- Bazı şirketler de ürktüğü için çok değişik hareketler de yapabilir. O zaman regülatörler ne yapacak. Örneğin, bazı şirketler diyecek ki, diyelim içende 3 milyon dolar para var. Ben alüminyum alıyorum, onunla kalem yapıyorum. Başka bir şirket diyecek ki ben onunla pamuk alıyorum, onunla gömlek yapıyorum diyecek. Benim o 3 milyon dolara ihtiyacım var, sen boz diyorsun diyecek. Onu bozmak istemeyen şirketler gidip, önden mallarını alacaklar. Yani zaten ithal edecekleri, alüminyumu, demiri, çeliği, pamuğu önden sipariş verecek, bu sefer de ithalat patlayacak, dış ticaret açığı patlayacak. E bu mu çözüm. Allah aşkına bu mu çözüm.
- “Para yurt dışına gidecek”
- Dur daha bitmedi. Yurtdışında belki kendileri başka bir şirket kuracak. Bizim Türkiye olarak en büyük dertlerimizden biri paranın yurtdışına kaçması. Biz parayı Türkiye’ye çekmek istiyoruz. Ama bazı şirketler bakacaklar ki burada güven yok. O zaman yurtdışında bir şirket kuracaklar, kendi şirketleri o şirketlerden mal alacaklar. O dolarları yurtdışına kaçırmış olacağız.
- Bazı şirketler ne yapacak, 3 milyon dolar var. 900 bin dolar kararı çıktı. Diyecek ki, bari ben bu parayı, hissedarlarıma temettü, kâr payı dağıtayım diyecek. O zaman bu insanlar bu dolarları kendi kişisel hesaplarına çekecekler. O zaman ne olacak. Bu mu çözüm. O zaman, temettü çekmek yasaktır kararı mı çıkaracağız. Yasaksa insanlar niye şirket kursun ki.
- Temettüyü durdurmayacaksak, temettü çekenleri engellemeyeceksek, 3 milyon doları olan şirket, 2 milyon 100 bin dolarını temettü olarak dağıtır, 900 bin dolarını şirket hesabında tutar, krediyi de çeker. Peki bunu nasıl engelleyeceğiz.
- Diyeceksiniz ki, hissedarlar şirketten kâr payı çekerken bir temettü vergisi ödüyorlar. Doğrudur ama önünde sonunda hissedarlar o vergiyi ödemek zorundalar.
- Ben regülatörlerden bir kez daha rica ediyorum. Bu kararı bir kez daha inceleyin. Bu karar Türkiye’nin çıkarına değil. Bu karar kısa vadede dolar/TL’yi tutmak için çıkarılmış bir karar gibi gözüküyor. Bu karar sağlıklı bir karar değil. Matematiksel olarak doğru bir karar değil. Optimal değil.
- Bakın 10 yıldır alınan kararlar, Türkiye’nin çıkarına kararlar olsaydı TL bu kadar değer kaybeder miydi? Faiz bu kadar artar mıydı? Enflasyon bu kadar artar mıydı? Ekmek 5 lira olur muydu? Ben size söylüyorum 10 lira olacak. Demek ki o kararlar da yanlışmış, bu karar da yanlış.
- “Bu karardan dönülmesi gerekir”
- Bu karardan dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü şirketler burada açıkları bulup, kullanmaya çalışacaktır. Elleri mahkum. Bunu engelleyebilmek için bizim optimal, serbest piyasa kurallarına uygun. Burada sermayenin serbest hareketi çok önemli… Biliyorsunuz 1989 öncesinde Türkiye’de sermaye serbest hareket etmiyordu. Sermayenin serbest hareket etmediği ülkelerin nasıl felaket, nasıl rezil durumlarda olduğunu anlatmama gerek yok.
- 1989’dan sonra 32 numaralı kararla, Türkiye’de sermaye hareketleri serbest hale getirildi. Ne yani biz şimdi 1989 öncesine mi dönüyoruz. Bu karar BDDK tarafından çıkmış gibi gözüküyor, kredileri ilgilendirdiği için ama… Direkt olarak döviz alımını ilgilendirdiği için… Ben hukukçu değilim bilemem ama sanki bu kararın Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılması gerekiyor gibi düşünüyorum.
- Umuyorum ki böyle yanlış kararlar alınmaz. Umuyorum ki şapkadan daha fazla tavşan çıkarılmaz ve Merkez Bankası faizi düşürüldüğü zaman neler olduğunu canlı bir şekilde geçmiş 8 ayda çatır çatır yaşadık. Umut ediyorum bu konuda daha fazla inat edilmez. Türkiye’nin geldiği nokta bir somun ekmeğin 5 lira olduğu nokta. Bu nokta doğru bir nokta değil. Demek ki kararlar yanlış.
- Yine de enseyi karartmıyorum. Ben iflah olmaz bir optimistim. Bu kadar eleştirmeme rağmen Türkiye’nin kapasitesine, geleceğine güveniyorum. Güvenmek zorundayım, zorundayız. Ama içim içim acı çekiyorum. Ben bir matematikçiyim. Biri oradan diyor ki 2 artı 2 eşittir 5. Değil kardeşim 2 artı 2 eşittir 4. Sen sağcı, solcu neci olursan ol, 2 artı 2 eşittir 4. Türksen de, Kürtsen de… Sünniysen de Aleviysen de… Matematiğin güzel tarafı da bu. Çatır çatın doğrusu neyse o. Kişilere göre değişmez. Ekonominin doğrusu da kişilere göre değişmez.
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
4 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
4 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
BankaVitrini
BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?
Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi
Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?
CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL
Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.
Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.
ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?
Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.
Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.
Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.
Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.
MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?
Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.
Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.
Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.
Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.
AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.
Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.
Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.
İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.
Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.
BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?
Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.
Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.
Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.
Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.
Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.
AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?
Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.
Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.
Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?
Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.
Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.
Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:
- Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
- Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
- İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
- Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.
Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL
Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.
Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?
Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.
Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
