Connect with us

EKONOMİ

CHP Ekonomi Masası heyeti Uşak’ta iş dünyası temsilcileri ile buluştu

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak başkanlığındaki CHP Ekonomi Masası heyeti, Uşak’ta iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile bir araya geldi. Öztrak, “Dünyadaki yeni gelişmeleri doğru okuyabilirsek elimizdeki fırsatları değerlendirebilirsek Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılında çok büyük sıçrama yapabilir” dedi.

Yayınlanma:

|

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak başkanlığında, 10 milletvekilinin katılımıyla oluşan CHP Ekonomi Masası heyeti, Uşak’a geldi. Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş insanları ile gerçekleştirilen toplantıda, CHP’nin Türkiye ekonomisine yönelik politikaları ve Uşak’ın sorunları konuşuldu.

Toplantıya Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı S. Selim Kandemir, Uşak Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sezer, Uşak Deri Karma OSB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Karahallı, Uşak Ziraat Odası Başkanı Nafiz Mıdık, Uşak Bölgesi Hayvancılık Kooperatifler Birliği (HAYKOOP) Başkanı Himmet Özdemir, iş insanları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

“YABANCILAR ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNDE YER SORMAYA BAŞLADI”

“Çin devreden çıkıyor. Şu anda en şanslı ülkelerden biri, dünyanın en zengin ve en kalabalık pazarlarına yakınlığı bakımından dünyanın belli başlı üretim üstlerinden biri olma imkanı, Türkiye’nin önünde duruyor. Covid-19 krizinden sonra yabancılar organize sanayi bölgelerinde yer sormaya başladı.

Yer soranların sayısı artıyor ama bir türlü başlamıyorlar. ‘Bir değişiklik olmasını bekliyoruz, güvenmiyoruz’ diyorlar. Bir ülkede hükümetin kararıyla mallarına el koyarsanız o ülkede yabancılar için yatırım yapmak riskli hale gelir. Onun için doğru veya yanlış en azından mahkeme kararı alınması gerekir.

İnsanların mal varlığına mahkeme kararıyla el konulur. Hükümet kararıyla el konulmaz. O zaman yabancı sermayeyi kaçırırsınız. Şimdi bekliyorlar. Türkiye’ye gelmek için çok istekliler. Türkiye genç nüfusu çoğunlukla olan bir ülkedir. Dünyadaki yeni gelişmeleri doğru okuyabilirsek elimizdeki fırsatları değerlendirebilirsek Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılında çok büyük bir sıçrama yapabilir.”

Program, açılış konuşmasının ardından basına kapalı olarak devam etti.

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

BORATAV: “Ocak-Eylül 2022 Sermayenin payı tırmanıyor”

Yayınlanma:

|

Yazan:

TÜİK, Ocak-Eylül 2022’nin millî gelir (GSYH) tahminlerini yayımladı. Verilere göre bir önceki yıla göre GSYH yüzde 3,9 oranında büyümüştür.

Bu yazıda iki gün önce açıklanan TÜİK istatistiklerinin sadece gelir dağılımı verilerini değerlendirmekle yetineceğim. Son GSYH verilerinin daha ayrıntılı bir incelemesine ileride dönebiliriz.

Gelire göre hesaplanan GSYH tablolarından hareket edersek 2016’da başlayarak ücretliler aleyhine gerçekleşen bölüşüm şokunu bu köşede1 ve başka yerlerde defalarca inceledim.

Bugün, son verileri de ekleyerek aynı bölüşüm şokunun sermayeyi nasıl etkilediğine odaklanacağım. Saray, iktisat politikalarıyla sermayenin önünü açtı; sonraki bölüşüm sürecini şirketler, bankalar, müteahhitler, mülk sahipleri yönetti.

Örgütsüz emek, çaresiz ve pasif kaldı. Denetleyemediği, direnemediği, ağırlaşan koşullara teslim oldu. Günlük gözlemlerde algılanan toplumsal bunalımın sadece emekçiler için geçerli olduğunu istatistikler gösterdi.

Bölüşüm söz konusu ise “kazananlar” da vardır; tespit edilmeli, açıklanmalıdır. Aynı istatistikler 2016-2022 döneminden fazlasıyla yararlanan, “ihya olan” sınıfı da belirliyordu: Sermaye…

Geçmiş yazılarda bu son tespiti yeterince vurgulamadık. Bugün Ocak-Ekim 2022 verilerini de ekleyerek ve “adını koyarak” sermayenin millî gelirdeki payının seyrini gözleyelim.

Temel göstergeler

Aşağıdaki tablo, TÜİK’in son yayımlanan istatistiklerini kullanarak 2016-2022 yıllarının ilk dokuz ayında (Ocak-Eylül döneminde) kazançlı çıkan gelir türüne odaklanıyor.

 

 

Gelir türleri ile gayri safi millî gelir (GSYH)  tanımını hatırlatayım:

GSYH = Ücretler + ücret dışı gelirler + sabit sermaye aşınması + üretimden alınan vergiler. 

“Net hasıla” sermaye stokunun aşınmasını içermez ve üç büyük “sınıfsal” kategoriden oluşur: Ücretler, ücret-dışı (“karma”) gelirler ve devletin üretimden aldığı (“dolaylı”) vergiler.

Tabloda yer alan brüt artık terimi, ücret dışı gelirler toplamını ifade ediyor. Ana bölümünün artık değerden (sermaye gelirlerinden) oluştuğunu aşağıda açıklayacağım.

Ücret ve ücret dışı gelirlere dolaysız vergiler (örneğin gelir ve kurumlar vergisi) dahildir. GSYH’ya eklenen dolaylı vergiler hesaplanırken devletin işletmelere aktardığı sübvansiyonlar düşürülür. Bu toplam bazı yıllar “eksi” çıkabilir. O zaman devlet bütçesi sermayeye kaynak aktarmaktadır ve bu durum son yıllarda (tahmin edileceği gibi) artmıştır. Bu kategorinin sınıfsal yansıması ayrıca hesaplanmalıdır; ama emeğin yükünün daha ağır olduğu biliniyor.

Tabloya ilişkin bir vurgulama yapacağım. Sınıflar-arası bölüşüm paylarının brüt millî gelir (GSYH) değil, net hasıla içinde izlenmesi daha doğrudur. Zira, sabit sermaye stokundaki aşınma (amortisman) bir bölüşüm öğesi değildir.

Brüt artık (yani ücret dışı, “karma” gelirler), sermaye blokunun payını oluşturan artık değer türlerini içerir. Ama, iki önemli eklenti söz konusudur: Başta tarım sektörü olmak üzere küçük meta üretimi ve hekim, avukat gibi profesyonel meslek sahipleri gelirleri.

Büyük ölçüde aile işletmelerinden oluşan Türkiye tarımının son yılların bölüşüm şokundan “kazançlı” çıkmadığı ortadadır. Tarımsal ürünlerin nihaî piyasalardaki enflasyonu, çiftçilere değil, ticaret sermayesine intikal etmektedir. Bu olguyu fiyat makaslarını izleyerek tespit etmiştim (soL Haber, 20 Eylül 2022).

Tablodaki brüt artık sayılarının, büyük ölçüde kapitalist üretim ilişkileri içinde ve uzantısında oluşan kâr, faiz, kira ve diğer mülk gelirleri gibi artık değerin farklı biçimlerini, yani sermaye payını içerdiği kabul edilebilir.

‘Bölüşüm şoku’ sermayeyi ihya ediyor

Tablonun son sütunu, millî gelirin net ve brüt (“gayri safi”) büyüklükleri arasındaki oranın seyrini veriyor: Net hasıla oranı altı yıl içinde 3,5 puan (%84,7 → %81,2) geriliyor. Nedeni sabit sermaye stokunun aşınma (amortisman) oranlarında artıştır.

TÜİK, 2016’dan bu yana GSYH hesaplarında Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi kaynaklarını kullanmaktadır. Sabit sermaye amortisman verileri işletme bilançolarından sağlanıyorsa, teknolojik değil, şirketlerin beyanına dayalı bir bilgi söz konusudur. Doğrudan bir bölüşüm öğesi değildir; ama kapitalistlerin denetimindedir.

GSYH ve net hasıla içinde sermaye gelirlerini içeren “brüt artık”ın altı yıldaki değişimini izleyelim: Brüt artık/GSYH payı 6,9 puan (%40,4 → 47,3); net hasıladaki payı ise 10,5 puan (%47,8 → 58,3) artırmıştır. 

Gelir dağılımı analizleri çerçevesinde daha anlamlı olan “net hasıla” toplamında sermayenin payındaki çift haneli “sıçrama” dikkat çekicidir ve patolojiktir. “Ücretlilerin bölüşüm şoku”nun diğer boyutu budur. Türkiye iktisat tarihinde sermaye lehine benzer bir dönüşüm yaşanmamıştır.

Ücret payının seyri

Ocak-Eylül 2016-2022’de ücretlerin millî hasıladaki paylarını tabloya eklemedim. Başlangıç ve bitim yılları arasındaki oranları ve değişimi tablo dışında, burada vermeyi yeğledim. Ücret payı, sermayenin payı ile zıt yönde gerçekleşecek; düşecektir.

Altı yıl içinde net hasılda işçilerin payı 9,6 puan (%39,5 → 29,9) gerilemiştir. Aynı dönemde GSYH’daki ücret payının gerilemesi ise 9,2 puandır: %33,5 → %24,3… Malumu tekrarlayayım: Bölüşüm şokunun mağduru ücretli işçi sınıfıdır.

Son TÜİK verilerine göre Ocak-Eylül 2016-2022’de ekonomi yüzde 4,2 oranında büyümüştür. Toplumumuzun iki temel sınıfından sadece sermayeyi ihya ederek…

Bir önceki GSYH verilerini incelediğim bir yazıda (soL Haber, 2 Eylül 2022) istihdam ve işsizlik verilerini de karşılaştırmıştım: İstihdamdaki büyüme temposu, millî gelir ve faal nüfustaki artışın gerisinde kalmaktadır. Sonuç, “geniş anlamda işsizlik” (veya “atıl emek”) oranlarının zaman içinde tırmanmasıdır.

Ücret payındaki gerileme o kadar yüksektir ki, kişi başına reel ücretler de aşınmış olabilir. Bu hesaplamayı meslektaşımız Zafer Yükseler yaptı; ben de aktardım: Kullanılan enflasyon verisine göre işçi başına reel ücretler 2015-2022 arasında %15 veya %25 oranında gerilemiştir. Ortalama ücretli bir işçi, kapsanan dönemin üç veya dört yılında da mutlak anlamda yoksullaşmıştır.

Altı yılın bilançosu ile son verelim: Saray’ın iktisat politikaları çerçevesinde sermayenin biçimlendirdiği, denetlediği büyüme ve bölüşüm dinamikleri, işçi sınıfına yoksullaşma, genç kuşaklara işsizlik “armağan” etti.

Sermaye, toplumsal bunalımdan nemalanmanın ötesinde fazlasını da hayasızca talep etmektedir. Devran değişince “bedelini ödemesi” gerekmelidir.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr 

  • 1.“Bölüşüm Şoku Bilgileri ve Tarımın Durumu” Sol Haber, 20 Eylül 2022 bu konudaki önceki tespitlerimi ve diğer bulguları gözden geçiriyor.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Küresel ekonomiye yön verecek 10 trend

The Economist dergisinin araştırma birimi Economist Intelligence, 2023 yılına ilişkin temel eğilim ve beklentileri mercek altına aldığı “The World Ahead 2023” özel sayısında, küresel ekonomiye yön verecek önemli trendleri ve sektörel beklentileri analiz etti.

Yayınlanma:

|

Yazan:

The Economist’in araştırma birimi Economist Intelligence, “The World Ahead 2023” özel sayısında küresel ekonomiye yön verecek önemli trendleri ele alıyor. Savaş ve pandeminin devam ettiği, enflasyonlu ve resesyonlu bir yıl olması beklenen 2023’e faiz artışları ve talepteki bozulma damga vuracak. Yatırımlar hız kesecek ve finansal istikrar önemli bir sınavdan geçecek.

Emtia fiyatlarının 2022 rekorlarından düşmesi öngörülüyor. Çin’in kısıtlamaları gevşetmesi imalatçıları ve turizm sektörünü sevindirecek olsa da, bu durum özellikle Avrupa için enerji krizini daha da derinleştirecek. Rekabette öne çıkmaya çalışan şirketlerin teknoloji yatırımları 2023’te de artmaya devam edecek.

2020 yılında COVID-19 pandemisiyle sarsılan küresel ekonomi 2023 yılına jeopolitik gerilimlerin hat safh ada olduğu bir seyirde giriyor. The Economist’in araştırma birimi Economist Intelligence tarafından hazırlanan 2023 özel sayısında pandeminin ve Ukrayna Savaşı’nın devam ettiği 2023 yılında küresel ekonomiye hangi trendlerin yön vereceği ve hangi sektörü nelerin beklediği inceleniyor.

2023, Economist Intelligence analizlerine göre tüm gözlerin Ukrayna Savaşı’nda olduğu, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerin büyük bir kısmında resesyon görülecek, savaşın devam etmesinin temiz enerjiye geçişi hızlandırdığı, Batılı ekonomilerin otokrat rejimlerin enerji kaynaklarına bağımlı olmaktan kurtulmaya çalıştığı, Çin’in kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan’la “barışçıl yeniden birleşme” adımını atabileceği ve bunun Batı nezdinde bir işgal olarak algılanabileceği, Hindistan’ın nüfusunun Çin’i geçtiği, ABD’de iç siyasette 2024 seçimleri öncesinde kutuplaşmanın sürdüğü, jeopolitik ittifaklarda değişiklikler olabilecek, NATO’ya iki yeni üyenin katıldığı bir yıl olacak.

Economist Intelligence tarafından hazırlanan “The World Ahead 2023” özel sayısının kapağında yer alan liderler araştırma biriminin 2023’e damga vuracağını öngördüğü konularla da birebir örtüşüyor: Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, ABD Devlet Başkanı Joe Biden, Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen ve Avrupa Birliği’ndeki çatlakları artırmasından endişe edilen aşırı sağ İtalya Başbakanı Giorgia Meloni… Küresel ekonominin seyrine ilişkin en büyük itici güç 2023 yılında da Ukrayna Savaşı ve Batı ile Çin arasında özellikle Tayvan üzerinden yaşanan jeopolitik gerilim olmaya devam edecek.

GEÇİM KRİZLERİ VE ENFLASYON BİR ÇOK SEKTÖRDE TALEBİ ZEDELEYECEK

OTOMOTİV

Elektrikli araç satışlarında %25 artış bekleniyor

Küresel otomotiv satışlarının 2023 yılında sadece yüzde 1 artacağını ve 2019 düzeylerine göre hala yüzde 14 aşağıda kalacağını öngören Economist Intelligence, büyümenin itici gücünün elektrikli araçlar (EV) olmasını bekliyor. EV satışlarında öngörülen yıllık büyüme yüzde 25. 10,8 milyon EV satışı gerçekleşmesi, bunun toplam satışların beşte birini oluşturması öngörülüyor. Pandeminin daha az vurduğu ticari araç satışlarında düşüşün devam etmesi bekleniyor. Tedarik darboğazlarının devam etmesi ancak çip darboğazında gevşeme olması öngörülüyor. Çin’in emisyon standartlarında katılaşması ve dünya genelinde satılan EV’lerin yarısından fazlasının Çin’de gerçekleşmesi bekleniyor.

SAVUNMA VE HAVACILIK

Savaş bütçeleri artacak, reel bazda düşecek

2023 Ukrayna Savaşı ve Tayvan’a ilişkin jeopolitik gerilimler nedeniyle hükümetlerin savunma bütçelerini güçlendireceği bir yıl olacak. ABD 800 milyar dolarla açık ara en büyük savunma harcamasını yapacak ülke ve ikinci sırada gelen Çin’in üç katı savunma harcaması yapacak. Japonya ve Almanya savunma bütçesini beş yıl içinde GSYH’lerinin yüzde 2’sine yükseltmek için savunma bütçelerini artıran diğer büyük ekonomiler olacak. Ancak Economist Intelligence enfl asyon nedeniyle aslında reel bazda harcamaların düşeceğini, bunun savunma ve havacılık şirketleri için zor bir yıl olacağı anlamına geldiğini vurguluyor.

ENERJİ

Asya’nın talebiyle enerji krizi derinleşecek

Enerji krizinin, özellikle Avrupa’da 2023’te daha da derinleşmesi, kış aylarının Avrupa’nın gaz stoklarını eritmesi ve LNG arzının talebe yetişememesi öngörülüyor. Batı’nın Rus hidrokarbonlarına yaptırımları Avrupa’ya Rus gazının tamamen kesilmesiyle sonuçlanabilir. Asya’dan gelen talebin küresel petrol talebini yaklaşık yüzde 1,5 artırması (1,5 milyon varil/gün) bekleniyor. Ancak OPEC’in de istemeyerek de olsa üretimini 2,4 milyon varil/ gün artırarak fiyatları baskılayacağı tahmin ediliyor. Almanya ve İtalya’da yeni LNG regazifikasyon terminalleri açılacak olsa da, bu ekonomiler Asyalı alıcılarla rekabet edecek. Tüm bunlar enerji tüketimi sadece yüzde 1 artsa bile 2023’te enerji fiyatlarının yüksek seyrinin sürmesiyle sonuçlanacak. Nükleer enerjiye olan ilgi artmaya devam edecek, Almanya ve Güney Kore’de nükleer tesisleri kapatma planları ötelenecek.

GIDA VE TARIM

Açlık krizi derinleşecek ama fiyatlar düşecek

Ukrayna Savaşı’yla derinleşen açlık ve gıda krizi 2023’te de büyüyerek devam edecek. Birleşmiş Milletler öngörülerine göre açlık krizi çeken dünya nüfusu 19 milyon daha artarak 830 milyona ulaşacak. Rusya’nın gübresinin küresel piyasalara ulaşmasındaki aksamalar ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle tarım sektörleri olumsuz etkilenecek. Buğday ve mısırda arzın düşmesi, pirinç üretiminin ise artması öngörülüyor. Ukrayna limanlarından tahıl ihracatında blokajların devam etmesi özellikle Mısır’ın bundan olumsuz etkilenmesi bekleniyor. Ancak talepteki yavaşlama nedeniyle Economist Intelligence’ın hazırladığı gıda, içecek ve yem endeksi yağlı tohumlardaki düşüşün etkisiyle 2023’te yüzde 12 düşecek. Tüketiciler ceplerini korumak için gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirecek. Buğdaydan darıya, ayçiçek yağından diğer bitkisel yağlara geçiş olabileceği belirtiliyor. Bazı ülkeler gıda arzını korumak için yeni ihracat yasakları getirerek fiyatları tekrar yükseltebilir.

ALTYAPI

Yatırımlarda 14 yılın en zayıf artışı

Son altı yıldır istikrarlı şekilde artan ve payı küresel GSYH’nin yüzde 25’ine ulaşan altyapı yatırımlarının hükümetlerin nakit açıkları nedeniyle 2023’te frene basması bekleniyor. Ancak yine de küresel altyapı yatırımlarının 25 trilyon dolar olması bekleniyor. Bu yüzde 1,1’lik bir artış 2009’dan bu yana küresel sabit yatırım harcamalarında görülen en zayıf artış kaydedileceği anlamına geliyor. Savaş öncesi planlanan altyapı yatırımları ulaşım, su altyapıları ve dijitalleşmeye odaklanırken, savaşla birlikte enerji altyapılarına da para akmaya başlıyor. Çin’de ise kırsal altyapılar ve 5G ağları yatırımların odaklanacağı önemli alanlar. Rus fosil yakıtlarından bağımsızlaşma çabaları kapsamında doğalgaz altyapıları, yeni liman yatırımları ve LNG için regazifikasyon yatırımlarının 2023’te 32 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ

Şirketlerin IT harcamaları %6 artacak

Rekabetçi gücünü artırmaya çalışan şirketler talebi daha iyi tahmin edebilmek, tedarik zincirlerini anlık takip edebilmek ve verilerinin güvenliğini sağlamak için resesyona rağmen bilişim teknolojilerine para harcamaya devam edecek. Danışmanlık şirketi Gartner, IT harcamalarının 2023’te yüzde 6’nın üzerinde artmasını öngörüyor. Bu artışta başı çeken şirketlerin yazılım ve IT hizmeti ihtiyaçları olacak. Aygıt satışları, yükselen fiyatların talebi zedelemesi nedeniyle hayal kırıklığı olacak. Yüksek ücretler ve tedarik sorunları şirketleri otomasyon yatırımlarını hızlandırmaya itecek. Araştırma şirketi IDC yapay zeka pazarının 500 milyara ulaşmasını öngörüyor. Bulut harcamaları da artacak ve Gartner tahminlerine göre Amazon ve Microsoft gibi devlerin sunduğu bulut hizmetleri pazarı da 600 milyar dolara ulaşacak.

MEDYA ve EĞLENCE

Streaming pahalandıkça kullanıcı kaybedecek

Reklam harcamalarının yüzde 5 artmasını öngören reklamcılık devi Dentsu, 780 milyar dolar olması beklenen sektörde bu büyümenin yayıncıların reklam ücretlerini yükseltmesinden kaynaklanacağını öngörüyor. Dijital reklamların payının toplam reklam harcamaları içindeki payının yüzde 57’ye yükselmesini öngörüyor. Apple’ın kişisel verilere ilişkin korumaları dijital reklamcıların işini zorlaştırmaya devam edecek. Economist Intelligence tahminlerine göre pandemiye ilişkin endişelerin azalmasıyla sinema salonlarında cirolar 2023’te 2019 seviyelerini geçecek. Streaming devleri aylık abonelik ücretleri arttıkça kullanıcı kaybedecek ancak rekabette öne geçebilmek için içeriğe para akıtmaya devam edecek. Büyük oyuncular finansal güçleriyle geleneksel medyadan spor yayınlarını da çekmeye başlayacak.

BANKACILIK VE FİNANS

Finansal istikrar büyük bir sınav verecek

2023’te küresel ekonominin yavaşlaması nedeniyle Economist Intelligence öngörülerine göre finansal istikrar büyük bir sınav verecek. Bankaların rezervlerinin yüksek olması ve Basel 4 gibi katı standartlar sayesinde 2008 benzeri bir finansal kriz beklenmiyor. Artan faiz oranları da bankacılığın kâr marjlarını yükseltecek. Ancak Rusya’ya yönelik yaptırımlar finans kuruluşlarına kayıp yazdırmaya devam edecek. Sri Lanka, Moğolistan, Mısır, Tunus, Pakistan gibi birçok gelişmekte olan ekonominin para birimlerinin dolar karşısında değer kaybetmesine bağlı olarak dış borçlarında temerrüde düşme riski bulunuyor. Hisse piyasalarında standartlar daha da sıkılaşacak. ABD borsalarından çoğu Çin menşeli şirketler çıkartılacak. Çin’in konut sektöründeki sorunlar da yine bankacılık sektörünü olumsuz etkileyen unsurlar olarak görülüyor.

METALLER VE MADENCİLİK

Metal fiyatları %7 düşecek

2022 yılında rekor düzeylere ulaşan metal fiyatlarının pandemi öncesine göre hala yüzde 40 daha yukarıda seyretmesi ancak 2023’te yaklaşık yüzde 7 düşmesi bekleniyor. Economist Intelligence metal fiyat endeksinde bu yıl beklenen düşüş yüzde 7 ancak bu pandemi öncesine göre hala yüzde 40 yukarıda bir düzey. Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir alüminyum, çelik ve çinko üretimlerini düşürecek ve bu durumun bazı hükümetlerce hurda metal ihracatına geçici ihracat yasakları getirmesiyle sonuçlanabileceği aktarılıyor. Yeşil enerjiye geçiş ve dijitalleşme bakır, lityum, nikel ve diğer bazı nadir metallerde talebi artıracak. Çin hükümetinin teşvikleri inşaat ve imalat sektöründe ihtiyaç duyulan metallere olan talebi yükseltecek. Kuzey Amerika çeliğinin kullanımının sekiz yılın zirvesini görmesi öngörülüyor.

PERAKENDE

Enflasyon, perakendeyi yavaşlatacak



Geçim krizleri perakendecileri 2023’te yavaşlatacak en önemli unsur olarak görülüyor. E-ticarette bile yavaşlama öngörülüyor. Çin’den ABD’ye birçok ekonomide perakende satışlardaki büyüme 2023’te 2019’un da altında kalacak. Alibaba gibi Çinli perakende devlerinin Batılı tüketicileri cezbetmek için fiyatları düşürebileceği belirtiliyor. Amazon, 2023’te Kolombiya, Nijerya ve Güney Afrika pazarlarına girmeyi planlıyor. Online satışların küresel perakende pazarındaki payının yüzde 14 olması bekleniyor. Perakendecilerin işgücü maliyetlerini azaltmak için depoları ve bazı iç operasyonlarını otomatize ettiği bir yıl olacak. Moda ve lüks perakendede markalar metaverse denemeleri yaparak 1997 sonrası doğmuş olan Z neslini çekmeye çalışacak.

GAYRİMENKUL

Fiyatların düştüğü pazarlar olacak

Küresel gayrimenkul satışlarında yüzde 1’lik bir artış görülmesi ve 2023’te konut satışlarının 5,8 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor. Yükselen faizler mortgage kredilerini baskılayarak bazı pazarlarda konut fiyatlarının düşmesine yol açacak. Fiyatlarda İngiltere’de yüzde 5, Avustralya’da yüzde 9 oranında düşüşler öngörülüyor.

TURİZM

İntikam turizmine rağmen 2019’u yakalayamayacak

Pandemi boyunca durma noktasına gelen ve borçları dağ gibi büyüyen turizm sektörü, 2023 yılında bir nebze nefes alacak çünkü öngörülere göre seyahat severlerin “intikam turizmi” olarak da nitelendirilen bir yıl geçirmesi öngörülüyor ancak yine de sektörün 2019 düzeylerine ulaşması beklenmiyor. Uluslararası turist sayısı 2022’ye göre yüzde 30 artışla 1,6 milyara ulaşacak ancak küresel turizm sektörünün eski normalini yakalaması bu yıl da mümkün görülmüyor. Pandemi öncesi turist sayısı 1,8 milyardı ve bu rakam hem geçim krizleri hem de Çin’in sıfır Covid politikaları nedeniyle bu yıl da yakalanamayacak. Turizm gelirlerinin 1,4 trilyon dolara ulaşarak 2019 zirvesini yakalaması bekleniyor ancak bunun sebebi enerji, personel ve gıda maliyetlerinin artmış olması.

2023 jeopolitik gerilimlerin gölgesinde geçecek

Küresel GSYH’nin 2022’deki yüzde 2,8’lik büyümesi, Economist Intelligence öngörülerine göre yüzde 1,6’ya gerileyecek. Ancak enflasyon bir çok merkez bankasının hedefinin çok üzerinde yüzde 6 düzeylerinde kalmaya devam edecek. Bu da bir çok merkez bankasını faizleri artırmaya devam etmeye zorlayacak. Peki tüm bu jeopolitik gelişmeler, ekonomiyi, sektörleri ve şirketleri nasıl etkileyecek? Siyasetin ve jeopolitiğin gölgesinde ekonomiye ve sektörlere 2023 yılında yön verecek 10 iş trendi ise Economist Intelligence tarafından şöyle sıralanıyor:

1. FAİZLER YÜKSELECEK

ABD Merkez Bankası ve diğer büyük merkez bankaları enflasyonla mücadele için faizleri artırmaya devam edecek. Çin gevşek para politikalarına devam edecek.

2. ENFLASYON TÜKETİMİ YAVAŞLATACAK

Enflasyon tüketicilerin talebini bozmaya devam edecek ve perakendeye olan talep olumsuz etkilenecek. E-ticaret büyümesi bile yavaşlayacak. 2019’da yüzde 10 olan online ticaret tüm satışlardaki payı yüzde 14’e yükselmiş olsa da, 2022 düzeylerini zar zor geçecek.

3. ÇİN KISITLAMALARI GEVŞETEBİLİR

COVID-19 can almaya devam edecek ancak pandemi kaynaklı can kayıpları azalacak. Çin, vaka artışı riskini göze alarak sıfır COVID politikalarını gevşetebilir.

4. ASYA’NIN İŞTAHI VE KESİNTİLER PETROL FİYATLARINI DESTEKLEYECEK

Çin ve Asya ekonomilerinin güçlü talebi küresel petrol fiyatlarının 2022’ye göre yüzde 1,5 artmasını sağlayarak fiyatları da destekleyecek. Ancak OPEC’in üretimi istemeye istemeye artırmasıyla fiyatlardaki yükseliş fiyatları baskılayacak.

5. RESESYONA RAĞMEN TEKNOLOJİ HARCAMALARI ARTACAK

Resesyon risklerine ve faiz artışlarına rağmen teknoloji harcamaları yüzde 6’nın üzerinde artacak. Aygıt satışları beklentileri karşılayamayacak ancak yapay zeka pazarı 500 milyar dolara ulaşacak.

6. STREAMİNG ŞİRKETLERİ İÇERİĞE PARA AKITMAYA DEVAM EDECEK

Video streaming platformları artan rekabetle yeni abone kazanmakta zorlanacak ancak rekabette öne çıkmak için Netflix gibi devler içeriğe milyar dolarlar akıtmaya devam edecek. Sadece Netflix’in içeriğe ayırması öngörülen bütçe 17 milyar dolar.

7. OTOMOTİVDE ELEKTRİFİKASYON SÜRECEK

Küresel otomobil satışlarında beklenen yükseliş sadece yüzde 1. Ancak elektrikli araç satışlarındaki artışın yüzde 25 olması öngörülüyor. Çin talebi desteklemek için elektrikli araç desteklerini geri çekme planını iptal etmeyi planlıyor.

8. SAVUNMA BÜTÇELERİ ARTACAK

Dünyanın en büyük savunma bütçesine sahip ABD’nin savunma harcamaları 800 milyar dolar olacak – Çin’in savunma bütçesinin üç katına denk gelecek. Ancak enflasyona göre düzeltilmiş reel savunma bütçelerinde daralma öngörülüyor.

9. EMTİA FİYATLARI DÜŞECEK

Emtia fiyatlarının genelinde 2023 boyunca resesyon kaynaklı bir geri çekilme görülecek. Bazı metallerde darboğaz nedeniyle zorlanan şirketler, emtia fiyatlarındaki düşüşle bir nebze nefes alacak. Açlıkla mücadele eden 800 milyon insan için de emtia fiyatlarındaki düşüş sevindirecek.

10. PANDEMİ SONRASI İNTİKAM TURİZMİ YAŞANACAK

Pandemi öncesine dönülmesi beklenmese de, uluslararası turist sayısı yaklaşık yüzde 30 artacak. Maliyetlerle boğuşan şirketlerde iş seyahatleri büyük ölçüde uzaktan görüşme imkanları nedeniyle yapılmayacak.

Hilal SARI

Okumaya devam et

EKONOMİ

Jeremy Rifkin: “Türkiye Akdeniz Havzasındaki Diğer Ülkeleri Harekete Geçirebilir”

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Jeremy Rifkin, CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması’nda”; “Türkiye’de genç bir kuşak var. Bu büyük dönüşümü, üçüncü sanayi devrimine dönüşümü başlayıp gerçekleştirebilirler. Akdeniz ekosisteminden bahsediyoruz. Türkiye, Akdeniz havzasındaki 22 ülkeyle bir araya gelip, ortak bir yönetişim kurmak durumunda. Çünkü burada olan her şey herkesi etkiliyor. Akdeniz’de olan her şey buradaki her toplumu etkiliyor. Bu da Akdeniz havzasında iş birliği yapacak yeni kuşaklar gerektiriyor. Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprü. Türkiye, üç kıtanın ortasında bir merkez. Türkiye aslında lider bir harekete geçirici. Akdeniz havzasındaki diğer ülkeleri harekete geçirebilir. İklim değişikliğini ele alarak bunu yapabilir. Ancak Türkiye dünyada en çok risk altında olan topraklardan birine sahip. Türkiye bu konuda liderlik edebilir. Türkiye bir G20 ülkesi ve üniversitelerinizde müthiş yetenekler var. İş dünyanız da aynı şekilde. Dolayısıyla, Türkiye’yi örnek hâle getirecek yeteneğe, beceriye sahipsiniz. Bunu yaparken Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere de ulaşabilirsiniz” diye konuştu.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması’nda”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı.

ABD’li yazar, ekonomi ve toplum kuramcısı; CHP Genel Başkan Başdanışmanı Jeremy Rifkin, şunları söyledi:

“BİRLİKTE ÇALIŞIRSAK BAŞARILI OLABİLİRİZ”

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ekibiyle çalışıyor olmak benim için çok heyecan verici olacak. Bunu heyecan ile bekliyorum. Bilimsel, teknik ve ekonomik girdi sağlayacağımdan ve Türkiye’nin kapsamlı bir yol haritası oluşturmasına yardımcı olacağım. Sayın Kılıçdaroğlu ülkesini dönüşümden geçirecek. Bu, bir sanayi dönüşümü ve sıfır karbon emisyonu içeriyor. Benim ekibim Avrupa Birliği’nde temel mimari görevlerde yol aldı ve aynı şekilde Çin’de. İklim değişikliği gibi konularda da görev aldık. Size katılmak çok güzel. Chicago Üniversitesi’nden ve M.I.T.’ten, değerli ekonomist sayın Acemoğlu ile birlikte çalışıyor olmak mutluluk verecek bana.

Ciddi bir sorunumuz var. Son dönemdeki çalışmalarım bize şunu gösteriyor: Akdeniz’in 22 ülkesi, yani 480 milyon kişi; dünyanın geri kalanından yüzde 20 daha hızla ısınıyor. İklim değişikliği bu bölge için bu anlama geliyor. Dünyanın genelinde en hızlı yağmur azalımı da bu bölgede görülüyor. Türkiye de bu bölgenin bir üyesi. Epeyce önemli bir kısmı yerleşilemez hâle gelecek; eğer bu, bu şekilde devam ederse. Dolayısıyla, burada dramatik bir değişimle karşı karşıyayız. Her Akdeniz ülkesi ve bu ülkeyi yönetenlerin bu konuyu ele almaları gerekiyor. Birlikte çalışırsak, daha geniş bir ölçekte çalışırsak ancak başarılı olabiliriz.

“DAYANIKLILIK ÇAĞI…”

Bu dayanıklılık çağı diyebileceğim bir çağ ve bütün Türk halk halkının dayanışma içinde olması gerekiyor bu yolculukta. Bu, çevreyle alakalı bir şey ama sadece bununla alakalı değil. Bunu akılda tutarak, düşüncemi paylaşmak istiyorum. Böyle bir dönemde yaşıyoruz. Bu bir teori de değil, artık bilimsel bir gerçek. Türkiye’de ve Akdeniz havzasında yaşayanlara olan biteni anlatmak zorunda bile değiliz. Çünkü herkes bunun farkında.

Dolayısıyla, çok ciddi soğuk karlar alıyoruz gezegenimizin birçok yerinde. Aynı zamanda, çok ciddi seller de yaşanıyor. Yaz aylarına geldiğimizde ise susuzluk, sıcaklık ve kıtlıklar yaşanıyor. Sonbaharda ise fırtınalar ve tayfunlar bizi vuruyor. Bunların hepsi bir araya gelerek ekosistemimizi alt üst ediyor. Bu bizim için ciddi bir sorun. Bu yalnızca insan hayatını değil, gezegendeki diğer hayatları da tehdit eden bir gerçek.

“UYANMAMIZ GEREKİYOR”

Başta Z kuşağı olmak üzere, şunu söylemek istiyorum: Biz altıncı dönemin başındayız, aslında. Ve insanlık için önemli bir zaman diliminden geçiyoruz. Daha evvel beş defa; benzer yok oluşlar yaşadık. Altıncısının başındayız… Şimdi karşımızdaki gerçeği olduğu gibi görmemiz ve bir anlamda uyanmamız gerekiyor. Bu neden oluyor? İklim değişiyor. Çünkü, küresel ısınmaya yol açan gazlar salınıyor. Bu gazlar güneşten gelen ışının dünyadan yansımasını engelliyor. Her bir derecelik artış için atmosfer yüzde 7 daha fazla ısı emiyor. Dolayısıyla, daha fazla konsantre bir yağıştan bahsediyoruz.

“TARİHTEKİ BÜYÜK EKONOMİK DEĞİŞİKLİKLER NASIL GERÇEKLEŞTİ?”

Ekosistemimiz aslında, gerçek zamanlı olarak çöküyor. AB’nin liderliğinde yeniden çalışmaya başladığımda, şu soruyu sorduk: Tarihteki büyük ekonomik değişiklikler nasıl gerçekleşti. Bunu baz alarak, iklim değişikliğine yanıtlar verecektik çünkü. Tarihte geriye gittiğimizde, 7-8 majör paradigma değişimi yaşanmış ekonomi tarihinde. Hepsinin ortak bir paydası var. Her birinde önündeki süreci yeniden tanımlayan teknolojiler ortaya çıkmış ve toplumun iletişim tarzını, güç ilişkilerini yeniden tanımlamış. Ekonomik hayatı, sosyal hayatı ve hükümet ilişkilerini değiştirmiş.

Bunlar hangi teknolojiler? Birincisi iletişim devrimi, ikincisi yeni enerji rejimleri, üçüncüsü yeni mobilite ve lojistik. İşte bu üçü yan yana geldiğinde çok sayıda insanın bir araya gelmesine ve iletişim sağlamasına ve güç birliği yapmasına olanak sağlıyor; ekonomide, toplumda ve devlet yaşamında. Bu devrimler bizim yaşam tarzımızı değiştiriyor, hükümetlerimizi değiştiriyor, ekonomimizi nasıl organize ettiğimizi değiştiriyor ve doğa ile ilişkilerimizi değiştiriyor.

“HER ŞEY ŞU ANDA FOSİL YAKITLARA BAĞLI”

İlk Sanayi devrimi… Sonrasında buhar motoru. Sonra iletişim devrimi. Yeni enerji devrimi ortaya çıktı: Kömür. Kömür ile birlikte buhar motoru… İkinci sanayi devrimi, Birleşik Devletler’de ortaya çıktı. Sonra telefonu gördük. Enerji devrimi ise ulaşım devrimi tarafından takip edildi. Yeni fosil yakıtlı motorlar. Dünya Bankası ve IMF ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yönetişim kurumları karşımıza çıktı. Burada, brent petrolün 147 doların olduğu dönemleri de gördük…. Her şey şu anda fosil yakıtlara bağlı. Kozmetikten gıdaya, gıdadan inşaat malzemelerine, oradan ısınma ve aydınlanmaya kadar her şey fosil yakıtlarla sağlanıyor. Tam da böyle bir durumda, Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Bu aslında enflasyonu da yükseltti, aynı şekilde fosil yakıtlarla ilgili de sorun yaşamaya başladık. Buradan nereye gideceğiz?

Müsaadenizle sizinle bir hikâye paylaşayım: Angela Merkel, Şansölye olduğunda ‘İlk birkaç hafta zarfında Alman ekonomisini nasıl büyütürüz?’ bağlamında benden yardım istedi. Ben de Şansölyeye şunu sordum: ‘İşletmeleriniz, ikinci sanayi devrimine bağımlı yaşarken nasıl yapacaksınız?’ 10 yıl öncesinden bahsediyorum aslında. Burada işgücü devrimi, finans devrimi, piyasa devrimi gibi şeyler karşımıza çıkıyor. Tüm bunlar olurken Almanya’nın sahip olduğu altyapı, eski bir altyapıydı. Daha sonra Şansölye ile yaptığımız konuşmalarda AB ve Çin’de yükselen yeni bir sanayi devriminden, iletişim devriminden bahsettik.

“SON 2 YILDA, DÜNYANIN HER TARAFINDA OLAN BİTEN HERKESİ KORKUTTU”

Önümüzdeki 20 yılda güneş ve rüzgâr enerjisini, aynı şekilde okyanusları kullanmaya başlayacağız, küresel enerji üretiminde. Dolayısıyla, milyonlarca insan halihazırda kendi enerjisini üretiyor ve ürettikleri fazlayı da şebekelere satıyorlar. Dünyanın başka bir yerinde geceyken, oraya elektrik satıyorlar. Bu da aslında daha demokratik ve duyarlı bir dünyada yaşamak anlamına geliyor. Bu büyük bir adım. Burada iletişim ve internet ve enerji değişimi eş zamanda yaşanıyor. Bunların üzerine mobilite devrimi de yaşanıyor. Enerji hücresinden kaynaklanan bir değişim de var.

Aynı büyük veriyi, analitik veriyi ve algoritmaları kullanıyoruz. Hem iletişimde hem enerjide hem de sürücüsüz ulaşımda. Tarihin önemli bir dönemindeyiz. İşimizi yapış şeklimiz anlamında büyük değişiklikler getiriyor. Farklı bir dünyada yaşıyor olacağız. Son 2 yılda, dünyanın her tarafında olan biten herkesi korkuttu biliyorsunuz. Ölümden korktuk ama kimse bundan bahsetmiyor.

Çünkü, şunu görmeye başladık: İklim değişikliği bir gerçek ve eski günlere dönme şansımız yok. İnsanlar ne yapacağımız konusunda, bu süreci nasıl yöneteceğimiz konusunda endişelere sahip, korkuya sahip.

“GENÇ KUŞAĞIN PROTESTOLARI TARİHTEKİ DİĞER PROTESTOLARA BENZEMİYOR”

Bu gezegenin zannettiğimizden çok daha güçlü olduğunu görmeye başladık. İnsan türü olarak çok daha küçüğüz ve çok daha az anlamlıyız. Uzun zamandır doğayı kendimize adapte etmeye çalıştık ve bu bizi aslında yıkıma götürdü. Şimdi, şunu öğrenmenin zamanı: Biz kendi türümüzü doğaya adapte etmek ve yeni yollar bulmak zorundayız. Genç kuşaklar ve Z kuşağı; onlar okullardan mezun oluyorlar. Protestolar gerçekleştiriyorlar. Acil durum döneminden geçiyoruz. Hayatımızı organize etme biçimimizin değişmesi gerekiyor. Bu protestolar, tarihteki diğer protestolara benzemiyor. Bunlar farklı. İlk defa, bütün bir kuşak sokağa çıkıp protesto ediyor. Kendilerini tehdit altında yaşayan bir tür olarak görüyorlar ve protestonun zemininde de bu var. Tüm bunlar; ideolojik, dini farklılıklar, ekonomiyi yönetme biçimimiz şöyle bir kenarda duruyor. Bu gençler, bir tür protestosu yapıyorlar.

Türkiye’de ve Akdeniz havzasında yapabileceklerimizle alakalı olumlu şeyler paylaşmak istiyorum. Burada genç kuşak var. Burada, finans kapitalden ekolojik kapitale geçişten bahsediyoruz. Bir çeşit fotosentez gibi. Birincil üretimden bahsediyorum. Burada gayri safi milli hasıla esenliğe harcanıyor ve artık yaşam kalitesi bir gösterge olarak ele alınıyor. Hiper tüketimden çevre dostu bir yaşam kalitesine geçiş söz konusu… İletişim teknolojilerini içeren kobiler var artık. Bu kobiler kullanıcı ağlarını paylaşıyorlar…

“DOĞADAN AYRILMIŞ BİR VARLIK DEĞİLİZ VE DOĞA BİZİM DÜŞMANIMIZ DEĞİL”

Her zaman değişiyoruz. Bilim insanlarımız ‘artık, vücudumuzda yalnız değiliz’ gibi şeyler söylüyorlar… 20 bin gen var. Biz bir ekosistemiz aslında. Bu, genç kuşaklar için son derece rahatlatıcı bir şey. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. Doğadan ayrılmış bir varlık değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Dünyanın her tarafındaki ekonomik sisteme kendilerini dahil ediyorlar. Bu, aslında genç kuşaklar için son derece rahatlatıcı bir şey. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. ‘Doğadan ayrılmış bir varlık değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Biz bu ekosistemin, bu gezegenin bir parçasıyız. Gezegeni, kendi ihtiyaçlarımıza uydurmaya çalışmak yerine kendi türümüzü gezegene uydurmaya başlamanın da zamanı.’

“TÜRKİYE’DEKİ GENÇ KUŞAK BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ, ÜÇÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİNE DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİREBİLİR”

Türkiye’deki genç dostlarımızın anlaması gereken şu: Tarih boyunca doğaya adapte olduk, diğer türler gibi sağ kaldık, çoğaldık. Son birkaç yüzyıldır ise doğayı kendimize adapte etmeye çalışıyoruz. Gezegene verdiğimiz zarar ortada. Eski anlayışa dönme zamanı ama bunu sofistike ve derinlikli bir şekilde yapmamız gerekiyor.

Türkiye’de genç bir kuşak var. Bu büyük dönüşümü, üçüncü sanayi devrimine dönüşümüne başlayıp gerçekleştirebilirler. Akdeniz ekosisteminden bahsediyoruz. Türkiye, Akdeniz havzasındaki 22 ülkeyle bir araya gelip, ortak bir yönetişim kurmak durumunda. Çünkü burada olan her şey herkesi etkiliyor. Akdeniz’de olan her şey buradaki her toplumu etkiliyor. Bu da Akdeniz havzasında iş birliği yapacak yeni kuşaklar gerektiriyor.

Türkiye biliyorsunuz, Asya ve Avrupa arasında bir köprü. Türkiye, üç kıtanın ortasında bir merkez. Türkiye aslında lider bir harekete geçirici. Akdeniz havzasındaki diğer ülkeleri harekete geçirebilir. İklim değişikliğini ele alarak bunu yapabilir. Ancak Türkiye dünyada en çok risk altında olan topraklardan birine sahip. Türkiye bu konuda liderlik edebilir. Türkiye bir G20 ülkesi ve üniversitelerinizde müthiş yetenekler var. İş dünyanız da aynı şekilde. Dolayısıyla, Türkiye’yi örnek hâle getirecek yeteneğe, beceriye sahipsiniz. Bunu yaparken Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere de ulaşabilirsiniz.

Bu, şöyle bir mesaj da olacak: Biz hepimiz Akdeniz havzasında birlikte yaşıyoruz. Türkiye bu liderliği yaparsa bir pivot rolü oynayabilir. Hem üçüncü sanayi devrimine geçer hem AB’ye yakınlaşır. Türkiye’yi merkez ülke hâline getirmemiz gerekiyor. Avrupa ve Asya’yı birleştiren ve tek kıta hâline getiren bir ülkeden bahsediyoruz. Yeni çağ için işe başlamanın zamanı. Diğer canlılarla uyum içinde yapacağız ve doğayla olan ilişkimizi takdir ederek, minnettarlık duyarak yapacağız. Bu, sadece büyüme değil, esenlik de getirecek bize. Bu şekilde yaşam kalitesini arttıracağız. Bunun için ikinci bir şansımız olmayacak. Bu şimdi yapılmak durumunda. Zamanımız azalıyor ve bu şu anda mümkün.”

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.