Connect with us

ŞİRKETLER

DİMES hedef büyüttü

Dünyanın önde gelen içecek üreticilerinden DİMES, 100’den fazla ülkeye gerçekleştirdiği ihracatla toplam ciro hedefini 5 milyar TL olarak belirledi.

Yayınlanma:

|

DİMES, ürün yelpazesi ve kapasitesiyle Türkiye için katma değer oluşturmaya devam ediyor. Şirket açıklamasına göre Tokat, Aydın ve İzmir’de yer alan üretim tesislerinde, 100 bin ton meyve işleme, 300 bin ton meyve suyu, 100 bin ton süt ve süt ürünleri üretim kapasitesine sahip firma, yaklaşık 850 kişiye doğrudan istihdam sağlayan firma satın aldığı meyvelerle 65 binin üzerinde üretici için de geçim kapısı oldu. 100’den fazla ülkeye ihracat yaparak ülke ekonomisine ciddi katkıda bulunan DİMES, bu yıl ki toplam ciro hedefini 5 milyar TL olarak belirlediğini açıkladı.

Toplam ciro hedefi 5 milyar TL

DİMES’in CEO’su Ozan Diren, firmanın 2023 yılı hedeflerinden bahsederek, 2022 yılında toplam ciroda 3 milyar Türk Lirası hedefine ulaştıklarını belirtti. Diren açıklamasında, “DİMES, Türkiye’nin ilk yerli sermayeli meyve suyu markası ve ülkemizin önde gelen içecek şirketlerindendir. 2022 yılında hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarımızda istikrarlı büyümemizi sürdürdük. İhracat olumlu etkisinin yanı sıra, pazarlama stratejilerimiz, iletişimlerimiz ve satış ekiplerimizin de başarılı çalışmalarıyla iç pazarda da büyümemizi sürdürdük. İhracat ve iç pazar dahil toplam tonajımızda yüzde 23 düzeyinde bir artış elde ettik. İhracat ve iç pazar toplam olmak üzere toplam ciromuz, 3 milyar TL düzeyinde gerçekleşti. Tüketici beklentilerini ve pazar trendlerini dikkate alarak çalıştığımız yeni ürünlerle 2023 yılında da hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarımızda istikrarlı büyüme performansımızı sürdürmeyi hedefliyoruz. İhracat gelirlerimizi yaklaşık yüzde 90 artırmayı öngörüyoruz. Toplam ciro hedefimiz ise, yaklaşık 5 milyar TL düzeyinde” diye konuştu.

Üreticiye 220 milyon TL’lik katkı

DİMES’in 2023 yılında 200 milyon TL’lik yeni yatırım yapacağını söyleyen Ozan Diren, bunun yanı sıra üreticilerden 220 milyon TL düzeyinde alım gerçekleştirmeyi planladıklarını belirterek, “2023 yılında farklı alanlarda yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. Yıl içerisinde pazarlama yatırımlarımız hariç olmak üzere, 200 milyon TL’ye yaklaşan düzeyde yatırım planlıyoruz. Kooperatif iş birlikleri, ücretsiz fidan dağıtımı ve düzenli zirai bilgi paylaşımıyla meyve üreticilerine desteğimizi, 2023 ve sonrasında da artan bir ivmeyle sürdüreceğiz ve yatırımlarımızın yanı sıra, ülkemiz meyve üreticilerinden meyve alımımızın, yaklaşık 220 milyon TL düzeyinde gerçekleşmesini ön görüyoruz” dedi.

“Soğuk kahvede de iddialı”

Diren, Z kuşağına hitap eden ürünler geliştirmeyi sürdüreceklerini ifade ederek, “Meyve suyunun tüm kategorilerinde farklı tüketici tercihlerine hitap eden ürünlerimizle yer alıyoruz. Öte yandan, bilinirlik oranımızın yüzde 99 olduğu meyve suyu, dünya genelinde genç tüketiminin az, rekabetin yoğun olduğu bir pazar. Kollektif inovasyon kültürümüz ve Ar-Ge gücümüzle hayat bulan ‘İçecek Şirketi’ vizyonumuzla bir içecek markasına dönüşüyoruz. Dünyadaki bütün içecek kategorilerini inceliyoruz, hızlı büyüyen, geliştirilmesi, üretimi uzmanlık isteyen, katma değerli, ithal ürünlere yerli marka alternatifi oluşturabileceğimiz kategorileri belirliyoruz. Türkiye’de bizim var ettiğimiz uzun ömürlü Sıkma kategorisi, soğuk kahvemiz OBSESSO, DİMES Milkshake ve DİMES Smoothie ürünlerimiz, yenilikçi ruhumuzun ve Ar-Ge gücümüzün yansımasıdır. Pazarlama ekibimiz, alanında çok birikimli genç yeteneklerden oluşuyor. Gençlerin beklentilerini, dinamizmini hissediyoruz; bunu ürünlerimize ve pazarlama iletişimlerimize yansıtıyoruz ve gençlerle bir arkadaşlık bağı kuruyoruz. Her yıl birçok araştırma yapıyor ve Z kuşağını dinliyor onların kararlarına göre ürün planlarımızı şekillendiriyoruz. Yatırımlarımızı yenilikçi ürünlere ve gençlere, yani geleceğe yoğunlaştırıyoruz” dedi.

“Soğuk kahvede pazarın üzerinde büyüdük”

Ozan Diren, soğuk kahve ürünleriyle piyasanın liderliğine oturduklarını vurgulayarak, “2022 yılında önce Milkshake ve Smoothie yaz lezzetlerimizi gençlerin seçimiyle belirledik, sonrasında da kendi hayatlarında dinamikleri değiştirmiş ve kendini hayata kabul ettirmiş genç isimlerin yer aldığı Manifesto filmimizle, oluşturmayı hedeflediğimiz gençlik platformumuzun ilk adımını attık. Kampanyamızın satışlarımıza da büyük etkisi oldu. Kendi seçtiği ürünlerin üretildiğini gören Z kuşağının gücü, raflara yansıdı. Milkshake yüzde 52, Smoothie yüzde 69 pazar payı ile liderliğini daha da güçlendirdi. Uzun ömürlü Sıkma kategorisindeki liderliğimiz de bu kategoriyi Türkiye’de var ettiğimiz günden bu yana kesintisiz sürüyor. Hasat zamanı sıkılıp şişelenen meyve suyundan oluşan Sıkma kategorisinde yüzde 53 Pazar payına sahibiz. 2018 yılında giriş yaptığımız soğuk kahve pazarında, OBSESSO markamızın bilinirliği yüzde 93’e ulaştı. Soğuk kahve pazarının üzerinde bir büyüme elde eden OBSESSO, pazardaki konumunu, artan pazar payı ile daha da güçlendirdi. Yatırım ve büyüme hedeflerimizin ana kanalı Milkshake, Smoothie, İçecek ve Soğuk Kahve kategorilerimiz olacak. Brüt karlılığımızın dörtte birini oluşturan bu kategorilerdeki istikrarlı büyümemizi, 2023 yılında da sürdürmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

“Amerika ve Avrupa’dan sonra hedefte Ortadoğu var”

Soğuk kahve ürünleriyle Avrupa ve Amerika pazarından sonra Orta Doğu pazarını da hedefleri arasına aldıklarını belirten Diren, “Obsesso yoğunluklu olarak Avrupa ve Amerika’da çok sevilen bir marka. Buna ek olarak farklı ülkelere de önemli ölçüde ihracat yapılıyor. 2023 yılında da ihracatı yapılan ülkelerin sayısının artması hedefleniyor. Soğuk kahve, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da büyüme kaydeden bir trend ve bu trend Avrupa ve Amerika pazarlarında büyüme evresindeyken, Japonya gibi Asya pazarlarında ise yılda 24 litreye kadar ulaşan bir kişi başı tüketime sahip. Keyif ve deneyime yönelik bu trende farklı lezzetler sunan OBSESSO soğuk kahve portföyümüzle cevap veriyoruz. OBSESSO markamız ihracat pazarlarımız arasında Maldivler, Avrupa ve Amerika’nın yanı sıra, Irak ve Filistin gibi ülkeler de yer alıyor” dedi.

“100’den fazla ülkeye ihraç ediliyor”

Yüzden fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdiklerini belirten Diren, “100’ü aşkın ülkeye, DİMES markamızla ihracat yapıyoruz; besleyici ve keyifli ürünlerden oluşan marka portföyümüzü global pazarlarda da büyütüyoruz. Meyve suyu sektöründe markalı ürün ihracatının lideriyiz ve yatırımlarımızla marka portföyümüzü global pazarlarda büyütüyoruz. İhracatta istikrarlı agresif büyüme için stratejik yönetim benimsemiş durumdayız. 2023 yılı hedefimiz ihracatımızı, 15,7 milyon dolar düzeyine çıkarmak. Türkiye’mizin tarım ürünlerini, katma değerli bir şekilde işleyip, yenilikçi, yüksek kaliteli, keyifli ve besleyici ürünler olarak dünya pazarlarına sunuyoruz. Asya ve Avrupa kıtalarında belirlediğimiz hedef ülkelerde tüketicilerin ihtiyaçlarını, iç görülerini ve motivasyonlarını daha detaylı anlamak için gerçekleştirdiğimiz araştırmalarımızda elde edeceğimiz ihtiyaçlara ve motivasyonlara göre segmente edeceğimiz hedef kitlelerimize doğru ve katma değerli yeni ürünler sunacağız” diye konuştu.

“Hedef; sağlık, fayda, keyif ve lezzet”

Diren, DİMES olarak geliştirdikleri ürünlerde; sağlık, fayda, keyif ve lezzeti ön palana aldıklarını söyleyerek, “DİMES ve OBSESSO markalarımızın global pazarlardaki kısa ve orta vadedeki planları kapsamında belirlediğimiz yeni hedef ülkelerimizde inovatif katma değerli ürünlerimizle yer almaya devam edeceğiz. Hedeflerimiz doğrultusunda yeni trend oluşturacak ürünlerimizle sağlıklı ve besleyici bir fayda sağlarken aynı zamanda keyif, haz ve lezzet üzerine odaklanıyoruz. Yine 100 meyve içeren-şeker ilavesiz besleyici ve keyifli içecek olan DİMES Smoothie’lerimizle gün içerisinde ara öğünlerde ihtiyacımız olan enerji konseptini sahipleniyoruz ve yer alacağımız yeni pazarlarda da bu konumlamayı sahiplenmeye devam edeceğiz. Türkiye’de Pazar liderliğini sahiplendiğimiz Milkshake kategorisindeki yenilikçi ve eğlenceli ürünlerimizle yeni pazarlara da açıldık Bir diğer hedefimiz de orta vadede, Asya gibi tüketimin yüksek olduğu pazarlarda fonksiyonel faydalar sunarak farklılaşan bir portföy ile raflarda yer almak” şeklinde konuştu.

“Yerli tüketici şeftali ve vişne yabancı ise elma ve nar suyunu tercih ediyor”

Diren, yerli tüketicinin daha çok şeftali ve vişne sularını, yabancı tüketicilerin ise elma ve nur suyunu tercih ettiğini belirterek, “Ülkemizde özellikle şeftali ve vişne en çok tercih edilen lezzetler arasında yer alıyor. Öte yandan son dönemlerde şeftali, vişne, karışık gibi varyantlardan ayrışan farklı ürün beklentilerinin ve tüketim sıklığının da arttığı görülüyor. Öncü marka olduğumuz içecek kategorisindeki Ekşi Elma, Ananas gibi farklı varyantlar tüketici tarafından çok seviliyor. İhracat tarafında her ülkenin lezzet tercihi değişiyor. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlere ve tüketim alışkanlıklarına hitap ediyoruz; çoğunlukla portakal ve elmanın sevildiğini görüyoruz. Kore sıkma nar ve vişne tercih ederken Çin yüzde 100 portakal suyunu seviyor. Amerika’nın öncelikli tercihi yüzde 100 elma suyu iken İtalya’da yüzde 100 nar suyu tercih ediliyor. Nar, vişne, portakal, elma suları ile ananas ve mangolu içecekler en fazla ihraç ettiğimiz ürünler arasında yer alıyor” dedi.

“Annelerin en güvendiği meyve suyu”

Diren, dünyada meyve suyu tüketimi kişi başı ortalama 8 litre olarak açıklayarak gelişmiş ülkelerde ise bu oranın 19 litrenin üzerinde olduğunu söyledi. Diren ayrıca bağımsız araştırmalar sonucunda annelerin en güvendiği meyve suyu markasının DİMES olarak belirlendiğine de dikkat çekti. Diren konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Türkiye’de yaklaşık 10 -11 litre düzeyinde gerçekleşen yıllık kişi başı meyve suyu tüketimi, 8 litre olan dünya ortalamasından yüksek gözükse de, 19 litrelerde seyreden Batı Avrupa ortalamasının yarısına yakındır. Gıda kültüründe içeceklerin çok ağır bastığı Almanya’da tüketim, 30 seviyelerinin üzerine çıkıyor. Yaş meyve sebzelerin düzenli tüketiminin Türkiye kadar yaygın olmadığı Nordik ülkelerde de yüksek tüketim rakamları söz konusu. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde Avrupa’daki kişi başı tüketimin 18 litre seviyelerinde devam edeceğini, Türkiye’de ise tüketimin 11-11,5 litre düzeyine yükseleceğini öngörmek gerçekçi olacaktır. Meyve suyunun besleyici özelliği ile ilgili farklı bilimsel çalışmalar mevcuttur. Çocukların günlük tüketimine uygun, 200 ml karton ambalajda sunulan ve besleyici yönü ön plana çıkan, yüzde 100 meyve suyu ürünleri, çocuk kategorisi olarak tanımlanmaktadır. Bağımsız araştırma sonuçlarına göre annelerin en güvendiği meyve suyu olan DİMES, bu kategorinin lideridir. Yüzde 100 meyve suyu ürünleri, sadece meyve suyundan oluşur, ilave şeker içermez ve 200 ml yüzde 100 meyve sularının okul kantinlerinde satışına izin verilmektedir. Anne gibi düşünmek, markamızın çok değer verdiğimiz özelliklerinden biridir ve kurucumuz, dedem merhum Vasfi Diren’in bundan 60 yıl önce söylemiş olduğu ‘Soframıza koymayacağımız meyveyi işleyemeyiz, çocuğumuza içirmeyeceğimiz meyve suyunu üretmeyiz’ sözü, bugünlerimiz de ışık tutmaktadır.”

Uluslararası hava yolları şirketleri DİMES’İ tercih etti

Diren, birçok uluslararası yolcu taşımacılığı yapan havayolu şirketinin DİMES’İ tercih ettiğini ifade ederek şunları söyledi. “Pegasus Havayolları ile aktif iş birliğimizin yanı sıra, Singapur Havayolları, Endonezya Havayolları, Malezya Havayolları gibi dünyanın önde gelen havayollarının da tedarikçileri arasında yer alıyoruz. Geçtiğimiz dönemlerde THY ve Çin Havayolları gibi firmalarla da düzenli iş birlikleri gerçekleştirdik.”

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA

Yayınlanma:

|

Yazan:

SEKTÖR NEDEN SIKIŞTI? Artan maliyetler, yüksek faizler, savaş riski ve rekabet kaybı turizm sektörünü zorluyor

BANKAVİTRİNİ ÖZEL ANALİZ

Türkiye ekonomisinin döviz kazandıran en önemli sektörlerinden biri olan turizm, son yılların en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan turizm gelirleri artmaya devam ederken, diğer yandan sektörün önemli bir bölümünde kârlılık eriyor, nakit akışı bozuluyor ve işletmeler finansman baskısı altında eziliyor.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 1.500 otelin satışa çıkarılmış olması, yaşanan sıkışıklığın boyutunu gözler önüne seriyor. Satışa çıkan tesislerin önemli bölümü Antalya, Muğla, Aydın, İzmir ve İstanbul gibi turizmin lokomotif bölgelerinde bulunuyor.

Bu tablo, ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor:

Turist geliyor.

Turizm geliri artıyor.

Ancak oteller satılıyor.

Peki neden?

Asıl sorun turist sayısı değil, kârlılık

Turizm sektöründe yaşanan sıkıntının temelinde turist sayısındaki düşüş değil, maliyetlerdeki kontrolsüz artış bulunuyor.

Son üç yılda;

  • Personel giderleri,
  • Enerji maliyetleri,
  • Gıda ve içecek maliyetleri,
  • Sigorta giderleri,
  • Bakım-onarım harcamaları,
  • Finansman maliyetleri

olağanüstü yükseldi.

Özellikle yüksek faiz ortamında yatırım kredileri kullanan tesisler için borç servis yükü ciddi seviyelere ulaştı. Birçok otel dolu çalışmasına rağmen beklediği kârlılığı sağlayamıyor.

Turistler neden Yunanistan’a yöneliyor?

Türkiye uzun yıllar boyunca Akdeniz çanağının en avantajlı fiyat-performans destinasyonu olarak öne çıktı.

Ancak son dönemde bu avantaj giderek zayıflıyor.

Özellikle Yunanistan;

  • Ada turizmi,
  • Vize kolaylığı,
  • Daha sade fiyat politikası,
  • Küçük ölçekli butik işletmeler,
  • Alternatif turizm seçenekleri

ile önemli avantaj elde etmiş durumda.

Birçok Avrupalı turist artık Türkiye ile Yunanistan arasında fiyat farkının önemli ölçüde kapandığını düşünüyor. Türk turist açısından da tablo farklı değil.

Son iki yılda Yunan adalarına yönelik talepte ciddi artış yaşanması dikkat çekiyor.

Savaşların görünmeyen faturası

Turizm sektörünü etkileyen bir diğer önemli unsur ise jeopolitik riskler.

İsrail-İran gerilimi, Orta Doğu’daki çatışmalar ve bölgesel güvenlik sorunları doğrudan Türkiye’de yaşanmasa bile turist algısını etkiliyor.

Uluslararası tur operatörleri ve sigorta şirketleri;

  • Bölgesel riskleri,
  • Uçuş güvenliğini,
  • Politik istikrarı

yakından takip ediyor.

Bu nedenle bazı turistler rezervasyonlarını erteliyor veya alternatif destinasyonlara yöneliyor. Turizm sektöründe algı çoğu zaman gerçeklerden daha güçlü sonuçlar doğurabiliyor.

Yüksek faiz turizmi vuruyor

Turizm sektörünün bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri de finansmana erişim.

Birçok tesis pandemi sonrası dönemde kullandığı kredilerin yükünü hâlâ taşıyor.

Buna ek olarak;

  • Yüksek faiz oranları,
  • İşletme sermayesi ihtiyacı,
  • Artan yatırım maliyetleri

otel bilançolarını zorluyor.

Bu nedenle bazı işletmeler yatırımcı arayışına girerken, bazıları ise satış seçeneğini değerlendiriyor.

Bankalar için yeni risk alanı

Turizm sektöründeki sıkışıklık yalnızca otel sahiplerini değil bankacılık sektörünü de ilgilendiriyor.

Çünkü turizm yatırımları;

  • Uzun vadeli krediler,
  • Büyük tutarlı finansmanlar,
  • Gayrimenkul teminatları

üzerine kurulu bir yapıya sahip.

Eğer satış dalgası büyür ve sektör kârlılığı daha fazla bozulursa;

  • Takipteki kredi oranları,
  • Yeniden yapılandırma talepleri,
  • Finansal yeniden yapılandırma dosyaları

önümüzdeki dönemde artabilir.

Bu nedenle bankaların turizm kredilerini yalnızca teminat değeri üzerinden değil, işletmenin nakit üretme kapasitesi üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Turizm sektörü bu krizden nasıl çıkabilir?

Sektör temsilcilerine göre çözüm yalnızca daha fazla turist çekmek değil.

Asıl ihtiyaç;

✓ Maliyetlerin kontrol altına alınması

✓ Finansman yükünün azaltılması

✓ Turizmin 12 aya yayılması

✓ Sağlık ve kongre turizminin geliştirilmesi

✓ Enerji maliyetlerinin düşürülmesi

✓ Rekabet gücünün yeniden kazanılması olarak öne çıkıyor.

Sonuç

Türkiye turizmi hâlâ dünyanın en güçlü destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak sektör artık “turist sayısı” ile değil, “kârlılık” ile sınanıyor.

1.500 otelin satışa çıkması, turizmde yapısal sorunların büyüdüğüne işaret ediyor. Bugün oteller satılıyor. Yarın ise aynı sorunlar bankaların kredi portföylerine yansıyabilir.

Bu nedenle turizmde yaşanan gelişmeler yalnızca sektörün değil, bankacılık sisteminin ve reel ekonominin de yakından izlemesi gereken bir erken uyarı sinyali niteliği taşıyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.