Connect with us

EKONOMİ

Enflasyonda tepe noktasının artık bugün görülmesi bekleniyor…

Yayınlanma:

|

  • TCMB’nin swap ve kamu dövizleri hâriç net yabancı para pozisyonu 30 Mayıs tarihi itibariyle 1 milyar dolar daha iyileşirken, manşet rakam da eksi 7 milyar dolar seviyesine geldi. Hazine’nin TCMB’de tuttuğu 8,8 milyar döviz mevduatını da hesaplamalarımıza dâhil ettiğimide (eklediğimizde), manşet rakamın yaklaşık artı 1,9 milyar dolar seviyesine gelerek 4,5 yıl ardından artıya geçtiğine şahit oluyoruz. Biz, Hazine’nin TCMB’de tuttuğu dövizi eurobond (vadesi geldiğinde) ödemesinde kullanacağından hesaplamalarımıza dâhil etmiyoruz. TCMB’nin hangi metrikle bakılırsa bakılsın, swap ve kamu dövizler hâriç net rezervleri günler içerisinde artıya geçecektir.
  • USDTRY kuru, yerel seçimler ardından TCMB’nin biriktirdiği 67 milyar dolar rezerve rağmen hâlen daha 32,20’li seviyelerde salındığını görüyoruz. Cuma günü kaleme aldığımız raporumuzda, son açıklanan verilerin dolarizasyon eğiliminin azaldığına işaret ettiğini söylemiştik. Hatırlanacağı üzere, dijital dolar piyasasında işler karmaşık bir hâl alınca gözümüzü diktiğimiz fiziki dolar piyasası, KapalıÇarşı, bu sefer de işler iyiye giderken yine piyasanın kalbinde bize neler olduğunu çok güzel özetliyor. Cuma günü fiziki dolar piyasasında yurtiçi yerleşiklerin Türk Lirasına olan ilgisinin kuvvetlendiğini gösteren fiyatlama eğilimine tanıklık ettik. Çarşı’da döviz kuru psikolojik 32 seviyesinin de altına gerileyerek fiziksel döviz satışının ivme kazandığına işaret ediyor. Ne demiştik “İçimdeki TL âşkı bambaşka” yani TL talebi tabana yaygın bir şekilde de devam ediyor.
  • USDTRY kurunda ‘işler’ yolunda giderken, borsa cephesinde ise yeni para girişinin eksikliğinde kararsız hatta satıcılı seyire Cuma günü büyük çaplı bir volatilite de eklendi. Günün ilk yarısında %2’nin üzerinde artıda işlem gören endeks, günün son işlem saatlerinde kazanımlarını koruyamayarak %0,8 geriledi. Düşüşün arkasında Koç Holding’in Yapı Kredi Bankası (YKB) ile yaptığı açıklamasının yattığını düşünüyoruz. Bir türlü doğrulanamamasına karşın, FAB’ın YKB’yi satın alacağına ilişkin haber akışı ile hisse fiyatı 40 TL seviyesini test eden YKB, neredeyse son 2 haftada %8 düşerek 32 TL seviyesine geriledi. YKB’nin sadece Cuma günü %5,6 düştüğünü not etmiş olalım. Yapı Kredi’nin sert düştüğü günde Garanti Bankası’nın %5 yükselişi bankacılık endeksini tabir caizse imdadına yetişti. Büyük resimde, borsa cephesinde iyimserliğin devam etmesi için özellikle ana endekste dolar bazlı  322 dolar seviyesinin üzerinde kapanış yapması gerektiğini yakından takip edeceğiz. Alternatif piyasalarda 5 yıl vadeli CDS risk primi 257 baz puan ile son 4 yılın dibinde işlem görürken, faiz cephesinde ise sakin seyrin korunmaya devam ettiğini gördük.
  • Haftanın son iş günü TÜİK’in açıkladığı 2024 yılı 1. çeyrek dönemi GSYIH büyümesine göre Türkiye ekonomisi yıllık bazda %5,7, çeyreklik bazda ise %2,4 oranında büyüme kaydetti. Büyümenin beklentinin az da olsa üzerinde gerçekleştiğini not edelim. Harcama yöntemine göre büyüme iç tüketim kaynaklı olurken, üretim tarafından bakınca en çok dikkat çeken kalem ise inşaat sektörünün %11,1 büyümesi oldu (deprem?). Öte yandan, GSYIH büyümesine harcama ve üretimin yanı sıra gelir yöntemi ile bakarsak ücretlilerin ekonomiden aldığı payın %42 ile 1998’den bu yana rekor düzeye gerçekleştiğini görüyoruz. Asgari ücrete yapılan zamlara rağmen ücretli kesimin satın alma erozyonuna nasıl maruz kaldığını bildiğimiz bir dönemde gelir dağılımındaki keskin bozulmanın da altını çizmek gerekiyor. Mahfi hoca hafta sonu kaleme aldığı yazısında 2022 yılında 906 milyar dolar tutarındaki GSYIH’nın yarısını nüfusun en yüksek gelir elde eden %20’sinin paylaştığını, nüfusun geri kalan %80’nin ise geriye kalanını paylaştığını yazıyor. Neydi, gini katsayısı mıydı 🙂
  • Yurtdışı piyasalarda ise benzer şekilde haftanın son iş günü ABD’de açıklanan PCE verisi (kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi) beklentilere paralel sonuçlanarak piyasalarda var olan endişeyi de kısmen azalttı. Şöyle ki, PCE aylık bazda %0,3 yıllık olarak ise %2,7 artış gösterdi. Çekirdek rakamın da beklentilere dâhilide yıllık %2,8 artış kaydettiğini not edelim. FED üyelerinin enflasyon noktasında tonlarını şahinleştirdikleri bir ortamda, favori enflasyon göstergeleri olan PCE’nin beklentilere paralel sonuçlanmasını hatta kişisel gelirlerin de aylık beklentiler dâhilinde %0,3 artış kaydetmesini (maaş baskısının azalması) bizler olumlu karşıladık.
  • PCE verisi sonrası ABD borsalarının da haftanın son iş gününü olumlu tamamladıklarını not edelim. Dow Jones sanayi endeksi neredeyse 2 hafta önce 40bin endeks seviyesini test ederek rekor kırması sonrasında teknik bir seviyeye olan 38bin seviyesine kadar gevşemesi ardından haftanın son iş gününü %1,5 yükselişle 38,686 puan seviyesinden tamamladı. Belki de yeri gelişken bir not düşmek de gerekiyor.  ABD borsa endeksleri için 2024 yılı iyi bir yıl olurken, önemli bir gösterge olarak kabul edilen Dow Jones Taşımacılık endeksi bu yıl yaklaşık %5 düştü! S&P 500, Nasdaq Composite ve Dow dâhil önemli endeksler bu yıl tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşırken, taşımacılık endeksinin henüz Kasım 2021 rekorunu kıramaması ekonomideki zayıflığın öncü göstergesi olabileceğini düşünüyoruz.
  • PCE verisi ardından hafta ortası enflasyon endişeleri ile %4,63 seviyesine kadar yükselen 10 yıllık gösterge ABD tahvil getirisi %4,50 seviyesinin hemen altına geriledi. Doların piyasa faizinin gerilemesine rağmen, kıymetli madenlerin haftanın son işlem gününü satıcı bir seyirle tamamladığını gördük. Gümüşün ons fiyatı yukarı yönlü kırıp geçtiği 30 dolar seviyesine doğru gerilerken, altının ise ons fiyatı 2,325 dolardan haftayı tamamladı. Kıymetli madenler cephesinde uzun pozisyonlarımızı sabırla korumaya devam ediyoruz. Ağırlıklı olarak pozisyon taşıdığımız gümüşte 30 dolar seviyesinin altında haftalık kapanış görmemiz durumunda uzun pozisyonlarımızdan çıkacağız.
  • Yeni gün ve hafta başlangıcında Asya piyasalarında iyimser bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Çin ve Japonya’da açıklanan olumlu PMI verileri sonrasında gösterge endeks Tokyo borsası %1 yukarıda işlem görürken, Tayvan ve Kore borsalarında ise %2 civarı artılar dikkat çekiyor. ABD borsalarının vadeli işlemlerinin de haftaya artıda başladığını not edelim. Petrol karteli OPEC+, Pazar günü, grubun durgun talep büyümesi, yüksek faiz oranları ve artan rakip ABD üretimi ortamında piyasayı desteklemeye çalışması nedeniyle derin petrol üretim kesintilerinin çoğunu 2025’e kadar uzatma konusunda anlaşmaya vardığını okuyoruz. Arz fazlası ve talep eksikliğine paralel brent cinsi ham petrolün varil fiyatı düşüşünü dördüncü güne de taşıyarak 81 dolar seviyesine kadar gerileyerek son 4 ayın dibini test etti.
  • Haber akışında, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik ABD Başkanı Biden tarafından ileri sürülen bir çerçeve anlaşmasını -yeteri kadar iyi bulmasa da- kabul ettiği doğrulandı. Jeopolitik riskleri petrol ve kıymetli madenler cephesinden ayrıca takip edeceğiz. Güney Afrika’da büyük bir sürprizle 1994’ten bu yana iktidarda olan ANC partisi çoğunluğu kaybetti; Güney Afrika piyasaları sonucu sevmedi! Hindistan’da ise Modi üçüncü kez kazanmaya çok yakın olduğunu okuyoruz. İngiltere’nin ise 4 Temmuz seçimlerinin büyük bir belirsizliğe gebe olduğunu not edelim. Dünyada seçim yılı…
  • Bugünün veri takvimi yoğun görünüyor. Türkiye cephesinde imalat PMI ve TÜİK’in açıklayacağı Mayıs ayı TÜFE verileri takip edilecektir. Enflasyonun bu ay tepe yapması ardından baz etkisi ile önümüzdeki aylarda keskin bir düşüşe geçeceğini not edelim. TSİ10:00’da açıklanacak veride aylık artışının %3,0 yıllık gerçekleşmenin ise %75 seviyesinde olması bekleniyor. Hafta sonu İstanbul için enflasyon verilerini açıklayan İTO’ya göre Mayıs ayında enflasyon %3,6 artarken, yıllık enflasyon ise %82,20 seviyesine yükseldi. Bu hafta gözler ayrıca ABD’de açıklanacak verilerde olacaktır. Her ayın ilk cuması olduğu üzere istihdam raporu önem arz edecek.

*Kur Korumalı Mevduat istatistikleri

TCMB’nin taze açıkladığı KKM verilerine göre, 2023 Temmuz ayında 97 milyar dolar seviyesine kadar yükselen kadar yükselen orijinal anapara Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat (DDKKM) Nisan ayında 72,8 milyar dolar seviyesine kadar geriledi. Kompozisyonuna baktığımızda ise gerçek kişiler 51,4 milyar dolar, tüzel kişiler ise 21,3 milyar dolar. TL KKM ise 38 milyar dolar seviyesinden yaklaşık 2 milyar dolar (65,1 milyar TL) seviyesine kadar gerilediğini görüyoruz.

17173889427c7f2ee8ea7bb601e958cd08b1033e7c_1_1200.jpg

*TCMB swap ve kamu dövizleri hâriç net döviz rezervleri iyileşmeye devam ediyor

17173889425e6e36cfe81fd760db7720c49e05e98f_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.