Connect with us

EKONOMİ

Erdoğan’dan ekonomi mesajlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti 7. Olağan Büyük Kongresi’nde ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Erdoğan, “Son birkaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmıyor. Türk sanayisi, salgın dönemindeki performansıyla direncini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Vatandaşlarımdan, milli servetimiz olan evlerindeki döviz ve altını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istiyorum.” ifadelerini kullandı

Yayınlanma:

|

AK Parti 7. Olağan Büyük Kongresi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan makro ekonomiye ilişkin de mesajlar verdi. Erdoğan son günlerdeki dalgalanmaların Türkiye ekonomisinin temellerini yansıtmadığını belirtti. Vatandaşlardan Döviz ve altınlarını çeşitli finansal araçlara yatırmaları çağrısı yapan Erdoğan, “Serbest piyasaya ekonomisine bağlılığımızla, her türlü şoka dayanıklı olduğumuzu defalarca ispatladık” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan mesajlar şunlar oldu:

Cumhur İttifakı’na destek olan her bir kardeşime ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Türkiye’yi 2023 hedeflerine sonra da 2053 vizyonuna inşallah Cumhur İttifakı ile kavuşturacağız.

Biz, siyasetin, sadece geçmişle değil, aynı zamanda bugünle, güncelle de sınırlı kalmaması; yarını, geleceği, umudu kucaklaması gerektiğine inanan bir mefkûreye sahibiz. Yarın diye ifade ettiğimiz büyük ufuk, bizim maziden atiye kurulan köprü dediğimiz, geçmişi ve bugünü de içeren kuşatıcılığa sahiptir.

Ülkemizi ve milletimizi, sürekli kendi iç sıkıntılarıyla meşgul ederek, son iki asırdır bu tür köklü değişimlerin dışında tutanlar, yine aynı oyunun peşindeler. Ama bu defa başaramayacaklar. Çünkü bu defa farklı bir Türkiye var. Bu defa, sadece elindekilere sahip çıkmakla yetinmeyen, yeni küresel siyasi ve ekonomik düzende hak ettiği yeri alma kararlığını 2023 hedefleriyle, 2053 vizyonuyla, 2071 idealiyle gösteren bir Türkiye var.

Eğitim bütçemiz yükseköğrenimle birlikte 212 milyar liraya ulaşıyor

İktidara geldiğimizde ülkemizi eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet üzerinde kalkındıracağımızın sözünü vermiştik.

Bunun için de icraatlarımızı hep bu sırayla anlatıyoruz. Önce eğitim dedik ve bütçede önceliği her zaman bu alana verdik. Milli eğitim bütçesini 2002’deki 7,5 milyar lira seviyesinden aldık, 2021 yılı itibariyle 147 milyar liraya çıkardık. Yükseköğrenim bütçemizi ilave ettiğimizde bu rakam 212 milyar liraya ulaşıyor.

3 şehir hastanesinin proje çalışmaları devam ediyor

Sağlık alanında, hastanelerdeki yatak sayımızı 164 binden 253 binin üzerine, nitelikli yatak sayımızı 19 binden 162 bine çıkardık. Halkımıza daha iyi hizmet vermek için 378 binden devraldığımız sağlık çalışanı sayımızı, bugün 1 milyon 177 bine ulaştırdık. Hekim sayımız, 2002’deki 92 bin seviyesi iken, bugün 174 bini geçti.

Sağlıktaki kalitenin önemli göstergelerinden olan ambulans başına düşen nüfus sayımızı 107 binlerden 14 binlere indirdik. İlkini 2017 yılında yozgat’ta açtığımız şehir hastanelerimizin sayısını 17’ye, toplam yatak kapasitesini de 22 bin 600’e yükselttik. Halen 9 şehir hastanemizin inşası, 3’ünün ihale süreci, 3’ünün de proje çalışmaları devam ediyor. Bunlar da tamamlandığında, toplamda 43 bin 158 yatak kapasiteli 32 şehir hastanesini ülkemize kazandırmış olacağız.

18 yılda 411 milyar liralık sosyal yardım

Sosyal hizmetlerde; son 18 yılda ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza toplamda 411 milyar lirayı aşan tutarda yardım yaptık.
Engelli aylığını, 2002 yılındaki ortalama 24 lira seviyesinden 2021 ocak itibariyle ortalama 914 liraya çıkardık.

Kamudaki engelli istihdamı 2002 yılında sadece 5 bin 777 iken, bugün 58 binin üzerindedir. Yaşlılık maaşını, 2002 yılında aylık 24 liradan aldık, 2021 ocak ayı itibariyle 763 liraya yükselttik. Net asgari ücret 2002 yılında 184 lira iken, bu yılbaşı itibariyle 2 bin 825 lira olarak uygulanıyor.

Altyapıyı baştan sona yeniledik

Ulaştırmada; geçtiğimiz 19 yılda toplam 932 milyar lira tutarında yatırım yaparak, ülkemizin altyapısını baştan sona yeniledik, geliştirdik. Karayollarında, 6 bin 101 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafemizi 28 bin 200 kilometreye, 1.714 kilometreden devraldığımız otoyol uzunluğumuzu 3 bin 523 kilometreye yükselttik.

Karayolu tünel sayımızı 83’den 438 adete, karayolu tünel uzunluğumuzu 50 kilometreden 595 kilometreye, köprü ve viyadük uzunluğumuzu 311 kilometreden 701 kilometreye çıkardık. Osman Gazi köprüsü, Yavuz Sultan Selim köprüsü, Nissibi köprüsü, Avrasya tüneli, Marmaray, Ilgaz 15 temmuz istiklal tüneli, Erkenek, Cankurtaran, Sabuncubeli, Ovit tünelleri gurur abidesi projelerimiz arasındadır.

İstanbul-Bursa-İzmir otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu, Menemen-Aliağa-Çandarlı otoyolu, Ankara-Niğde otoyolunu bu dönemde ağımıza kattık. Çanakkale 1915 köprüsünün de içinde yer aldığı Kınalı-Tekirdağ-Çanakkale-Savaştepe otoyolu ile Ankara-izmir otoyolunun inşası sürüyor.

Demiryollarında, toplam 1.213 kilometre uzunluğunda hızlı tren ağı inşa ettik. Ülkemizin 11 bin 590 kilometre uzunluğundaki mevcut demiryolu ağını, adeta sıfırdan inşa etmişçesine baştan sona yeniledik.

İzmir’e izban’ı, Ankara’ya Başkentray’ı, İstanbul’a Gebze-Halkalı banliyösünü ve çeşitli şehirlerimizde pek çok metro hatlarını ülkemize kazandırdık.

Havayollarında, 26’dan devraldığımız havalimanı sayımızı 30 ilaveyle 56’ya çıkardık. İstanbul havalimanının yıllık 90 milyon yolcu kapasiteli ilk etabını hizmete sunduk. Yurt dışı uçuş noktamızı 60’dan 329’a, uçulan ülke sayısını 50’den 126’ya yükselttik.
Salgın sebebiyle durgunluğa girmiş olsa da, türkiye geleceğin en büyük hava yolu ulaşım altyapısına sahip ülkesi olarak dünyada ilk sıralarda yer alacaktır. Denizcilikte, tersane sayımız 37’den 83’e, yat bağlama kapasitemiz 8 bin 500’den 18 bin 545’e çıktı. Filyos limanının, Rize iyidere limanının, Haliç, Tekirdağ, Datça yat limanlarının yapımları sürüyor.

İletişimde, 2002 yılında 3 bin olan geniş bant abone sayısı 85 milyona ve 23 milyon civarında olan mobil telefon abone sayısı 84 milyona yükseldi. Bugün 54 milyona yaklaşan e-devlet kullanıcı sayısıyla, bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girdik.

Tarımda dışa bağımlılık söz konusu değil

Tarımda; 2002 yılında 37 milyar lirayı bulmayan tarımsal gayri safi yurtiçi hasılamız, geçtiğimiz yıl 333 milyar lirayı geride bıraktı. Tarım ve gıda ürünleri ihracatımız 20 milyar lirayı geçti.

Çiftçilerimize bugüne kadar ödediğimiz tarımsal desteklerin toplamı 160 milyar liraya yaklaştı. Sadece bu yıl yapacağımız tarımsal destekleme ödemeleri tutarı 24 milyar liradır.

Türkiye’nin, iklim şartları sebebiyle üretimi sınırlı olan birkaç ürün dışında, tarımda dışa bağımlılığı kesinlikle söz konusu değildir. Geçtiğimiz 19 yılda tarla ve sebze üretimimiz yüzde 20, meyve üretimimiz yüzde 67, süt ve et üretimimiz iki katına yakın artış göstermiştir.

Orman varlığımızı 20,8 milyon hektardan 22,9 milyon hektara, 175 olan korunan alan sayımızı 616’ya, 16 olan tabiat parkı sayımızı 250’ye çıkardık. Barajlarımızın sayısını 276’dan 600 ilaveyle 876’ya, içmesuyu tesislerimizin sayısını 84’ten 262 ilaveyle 346’ya, sulama tesislerimizin sayısını 1.764’ten 1.457 ilaveyle 3 bin 221’e ulaştırdık.

Piyasalardaki son günlerdeki dalgalanmalar Türkiye ekonomisinin temellerini yansıtmıyor

Makroekonomide; satın alma gücü paritesine göre milli gelirde Türkiye’yi dünyada 17’nci sıradan 13’üncü sıraya yükselttik.
Dünyayı kasıp kavuran salgına rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 1,8 büyümeyle, G-20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldık.
Göreve geldiğimizde vergi gelirlerinin yüzde 86’sını bulan faiz ödemelerini, geçtiğimiz yıl yüzde 16’ya gerilettik.

Avrupa ülkelerinde yüzde 97’ler, gelişmiş ülkelerde yüzde 130’lar civarında olan borç stokunun milli gelire oranını yüzde 42,6 seviyesinde tutmayı başardık.

İhracatımızı 36 milyar dolardan aldık 170 milyar dolar bandına kadar çıkardık. Her ay yeni ihracat rekorları kırarak, bu yolda yürümeyi sürdürüyoruz.

Son birkaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmıyor.

Türk sanayisi, salgın dönemindeki performansıyla direncini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur.

Kamu maliyesi ve finans sektöründeki göstergeler, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeye göre daha sağlam bir yapıya sahip olduğumuza işaret ediyor.

Bir süre önce açıkladığımız ekonomideki reform programımızın politikalarını ve takvimini dün akşam itibarıyla ilan ettik.
Şimdi artık vakit, daha çok çalışma, üretme, gaza basma, hedeflerimize yürüme vaktidir.

İktisadi temeli olmayan hareketlere karşı ülkesinin yanında yer alarak, güven ve istikrar mesajımıza sahip çıktıkları için milletimizin tüm fertlerine ayrıca teşekkür ediyorum.

Vatandaşlarımdan döviz ve altını çeşitli finans araçlarına yatırarak ekonomiye kazandırmalarını istiyorum

Sadece kendilerini güvende hissetmek amacı ile evlerinde döviz ve altın tutan vatandaşlarıma buradan bir çağrıda bulunuyorum.

Bu vatandaşlarımdan, milli servetimiz olan evlerindeki döviz ve altını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istiyorum.

Finans kuruluşları, özellikle de katılım finans şirketleri, bu altın ve dövizler için müşterilerine, onları memnun edecek getiri sağlayabilecek alternatifler sunuyor.

İş insanlarımıza da, 30 haziran’a kadar devam eden varlık barışından yararlanarak, yurt dışındaki kaynaklarını ülkemize getirebileceklerini tekrar hatırlatıyorum.

Ülkemize yatırım yapan uluslararası yatırımcılara ise, türkiye’nin gücüne ve potansiyeline güvenmeleri çağrısında bulunuyorum.
Esasen, bu çağrının somut göstergeleri de vardır.

Geçen yıl ülkemizde yeni açılan işyeri sayısı 103 bine yaklaşırken, kapanan sayısı 16 binin altında kaldı.

İş yapma kolaylığı endeksinde 2002 yılında 175 ülke arasında 84’üncü sırada olan ülkemiz, geçtiğimiz yıl 190 ülke arasında 33’üncü sıraya yükseldi.

Türkiye’de 2010-2020 arasında kurulan 75 bin 699 adet uluslararası sermayeli şirketten, toplam sermayesi 39 milyar lirayı bulan 11 binden fazlası, salgına rağmen geçtiğimiz yıl faaliyete başladı.

Şimdi buradan soruyorum; hangi uluslararası yatırımcı geleceğine güvenmediği bir ülkeye gelip şirket kurar ve o ülkenin vatandaşlarıyla iş ortaklığı yapar?

“Battık bittik” diyenlere bakmayın

Siz içeride birilerinin “battık, bittik, yıkıldık, öldük” diye terane tutturduğuna, kendi ülkelerini kötüleme yarışına girdiklerine bakmayın…

Bunlar kendi ülkelerinin ve milletlerinin felaketinden iktidar devşirme hevesinde olan, gözlerini kin ve nefret bürümüş, kifayetsiz muhterislerdir.

Türkiye gücünü, ekonomisinin sağlam altyapısından, üretiminden, yetişmiş insan kaynağından, girişimcilerinden, ihracatçılarından; velhasıl reel ekonomisinden alan bir ülkedir.

Dinamik iktisadi yapımızla, mali disiplinimizle, serbest piyasaya ekonomisine bağlılığımızla, her türlü şoka dayanıklı olduğumuzu defalarca ispatladık.

Önümüzdeki dönem türk ekonomisini yatırım, üretim, istihdam ve ihracat temelinde büyüterek, çok daha iyi yerlere geleceğiz.

Sanayi yatırımları

Sanayi ve teknolojide; 2002 yılında ülkemizde 192 organize sanayi bölgesi varken, biz bunu 133 ilaveyle 325’e yükselttik.
Ayrıca, 22 endüstri bölgesi, 79 teknopark, 1.242 Ar-Ge merkezi, 364 tasarım merkezi kurduk. Türkiye uzay ajansını faaliyete geçirmek ve milli uzay programımızı kamuoyuyla paylaşmak suretiyle, bu alanda da iddiamızı ortaya koyduk.
Yerli otomobilimizin fabrikasının inşası sürüyor, inşallah 2022’nin sonunda milletimizin hizmetine sunulacak.

Savunma sanayi projeleri bütçesi 75 milyar dolara çıktı

Savunma sanayinde; 2002 yılında sadece 62 savunma projesi yürütülürken, bugün bu sayı 750’yi geçti. Savunma sanayi projelerimizin bütçesi de, 5,5 milyar dolardan, ihale sürecindekilerle birlikte 75 milyar dolarlık bir hacme ulaştı. Aynı şekilde savunma ve havacılık ihracatımız da 248 milyon dolardan 3 milyar doların üzerine çıktı.

Enerjide kurulu gücü yükselttik

Enerjide; toplam kurulu gücümüzü 31 bin 846 megavattan 96 bin 271 megavata yükselttik. Tanap ve türkakım gibi ülkemizi bölgesel enerji merkezi haline getirecek projeleri tamamladık.

Karadeniz’deki sakarya havzasında tuna-1 kuyusunda 405 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfettik. Bu rezervi milletimizin hizmetine sunmak için çalışmalarımız sürüyor.

Türkiye’yi nükleer güçle elektrik üreten sayılı ülkelerden biri yapacak akkuyu nükleer santralimizin inşası devam ediyor, inşallah ilk reaktörde 2023’te üretim başlıyor.

Turizmde 75 milyon turist hedefimize ilerleyeceğiz

Ülkemize gelen turist sayısı 2002 yılında 13 milyon iken bu rakamı 52 milyona, turizm gelirimizi de 35 milyar dolara kadar çıkardık. Salgın sebebiyle geçtiğimiz yılı 16 milyon turist ve 12,4 milyar dolar turizm geliriyle kapatmış olsak da, inşallah önümüzdeki dönemde 75 milyon turist hedefimize doğru ilerlemeyi sürdüreceğiz.

bloomberg

Okumaya devam et

EKONOMİ

Enerji Bakanı: “Fiyatlarda düşüş seyrederse elektrik ve doğal gazda Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enerjide Türkiye Yüzyılı Zirvesi etkinliğinde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, fiyatlarda düşüş devam ederse elektrik ve doğal gazda indirimlerin devam edeceğini söyledi.

Etkinlikte, küresel enerji fiyatlarındaki oynaklığın azaldığına dikkat çeken Bakan Dönmez, geçen hafta açıklanan sanayi için geçerli olan elektrikte %15’e kadar, doğal gazda ise %13-%16 arasındaki indirimi değerlendirdi ve “Fiyatlarda düşüş seyrederse Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir” dedi.

“Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz”

Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak çalışmalara hız verildiğini belirten Bakan Dönmez, bu yıl Umman’dan doğal gaz temin edileceğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Buradan ilk kez ilan edeceğim yeni bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu an BOTAŞ Genel Müdürümüz ve heyeti Umman’da. Umman ile yeni bir gaz alım anlaşması imzalıyoruz. Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz ve anlaşmamız 10 yıl geçerli olacak. Daha sonra yine uygun şartlar oluşursa anlaşmayı uzatma imkânımız da söz konusu. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın gaz tedariki sıkıntısı çektiği bir dönemde Türkiye, gaz ticaret merkezi olmak için bütün adımları atıyor.”

Necdet Erginsoy

Okumaya devam et

EKONOMİ

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Eskiden mahalle aralarında top peşinde koşturup futbol oynamayan yoktur. Takımlar kurulur taştan kaleler yapılır, topu olan arkadaş gurur içinde oynayacağı takımını seçer ve kıyasıya bir rekabetle kuralları belli bu güzel oyunu oynardık. Bazen oyun tüm keyfiyle devam ederken dışardan iri yarı yaşça büyük ve mahallede çekinilen bir ağabey gelir, zorla bir takıma girer, kuralları kendine göre belirler, canı istediğinde değiştirir ve oyunun keyfini bozardı. Kafasına estiğinde topa da el koyar ve kimseyi oynatmazdı. Zaten oyunun keyfi kaçtığı için kimse de oynamak istemezdi.

2002 yılında dalgalı kur sistemine geçtiğimiz andan 2021 Aralık ayına kadar, döviz piyasası da birçok katılımcının olduğu, herkesin pozisyonuna, beklentisine göre alım ve satım yaptığı bir futbol sahası gibiydi. Kuralları ve otokontrolü vardı. En büyük otokontrol Merkez Bankasının belirlediği para politikası faiziydi ve TL’den vazgeçmenin bedelini enflasyonu kontrol altına almak ve fiyat istikrarını sağlamak üzere belirlenmiş bu faiz ile öderdi.

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı. Zaten 2019 yılından beri oyunda olan ama kendisini çok hissettirmeyen Merkez Bankası oyunu devam ettirmek, sanki eski kurallar varmış gibi yaparak oyuna daha da çok dahil olmaya başladı.

Oyunun kurallarını her gün oyuncular aleyhine değiştirerek oyunu karmaşık bir hâle getirmeye başladı. Son zamanlarda oyuncuların ellerini, gözlerini, ayaklarını da birer birer bağlamaya başladı. Hareket edemeyen oyuncular topa bırakın vurmayı dokunamamaya başladılar. Hatta topları da koyduğu kurallarla toplamaya başladı. İhracatçıdan, turizmciden aldığı topları sahaya boca ederken eli kolu bağlı oyunculara sanki top oynamak serbestmiş izlenimi vererek dışardan kaş göz işaretiyle vurmamaları için uyardı. Oyunun saatlerini kısıtlayarak sahayı erken boşaltmaları konusunda da uyarılarda bulundu.

Elinde hâlâ top olanların toplarını almak, her an patlayabilecek bir topla değiştirmek için de cazibeli görünen ürünler sundu. Dikkatli okuyucunun Kur Korumalı Mevduattan bahsettiğimi hemen anladığını biliyorum.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu. Asıl problem enflasyon bir köşede dururken, tasarruf eden ve mevduatta kalan tüm yatırımcılar para kaybetmeye başlayınca şikayetler gelmeye ve bu ürünün bir cazibesi olmadığı anlaşılmaya başlandı.

Bunun üzerine, üzerlerinde ceza baskısı olan bankalar düzenlemelerle belirlenen oranları tutturmak için KKM’yi ve TL’yi cazip hâle getirmenin yollarını aramaya başladılar. Zaman daraldıkça üzerlerindeki baskıyı hafifletmek ve cezadan kurtulmak için ya yüksek faizli mevduat almaya ya da KKM’yi cazip hale getirecek başka yöntemlere başvurmaya başladılar.

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Birbirleri ile yaptıkları rekabet TL faizlerini %30’lara kadar yükseltti. KKM yaptırmak için ise türev enstrümanlar kullanılarak getiriler artırılmaya çalışıldı. Hatta süslü sloganlar eşliğinde mevduat sahiplerine liralaşarak da yüksek getiri elde edilebileceği algısı yaratılmaya çalışıldı. “KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması” bunlardan biri.

Biraz hesap kitap

Bankaların bir ay vadeli TL’ye verdiği faizlerin ortalamasını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından rahatça bulabilirsiniz.

  1. Seçenek (“KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması”)

100 $’ınız var ve bu seçeneği seçtiniz. Çevrim kurunun 18.78 olduğunu düşünelim. Yani 100 $’ınızı TCMB’ye vererek karşılığında 1878 TL alıyorsunuz. 3 ay vadeli bağladığınız bu TL mevduatınızın faiz oranı bugünkü sınırlamalar nedeniyle %12. Teşvik primi de bir opsiyondan oluşuyor.

1.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 12%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1933.568
Başa Baş Kur 19.3356
Teşvik Primi 1.50%
USD Tutarı 1.5
TL Karşılığı (Vadede Ödeniyor) 28.17
Toplam elinize geçecek tutar 1961.738
Bunun Karşılık Geldiği Faiz 18.08%

Banka bu teşvik primini tabii ki bedava vermiyor. Vade sonunda alacağınız TL’ye karşılık gelen 19.3356 kurundan size vade sonunda 100 $ satma hakkı alıyor. Vade sonunda, yani 90 gün sonra piyasadaki kur 19.3356’nın üstündeyse banka hakkını kullanıp size dolar satmıyor ama TCMB kurun yükselişine karşı sizi koruyor. Normalde teşvik primini peşin almanız gerekirken ve üstelik bu primi dolar olarak ödemeleri gerekirken bunu vade sonunda ödüyor ve TL olarak ödendiği için de eğer servetinize dolar olarak bakıyorsanız ödenen teşvik primi için kur riskine maruz kalıyorsunuz.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu.

Bu noktada başka bir durum var. Kur 90 gün sonra TCMB’nin hâlâ döviz satışı nedeniyle baskı altındaysa bu sefer 19.3356’dan Dolar almak zorunda kalıyorsunuz veya o gün piyasadaki kurla arasındaki fak hesaplanarak hesabınızdan alınıyor. Örneğin TCMB’nin kuru hâlâ dolar satarak baskıladığını ve spot piyasada kurun 19.00 olduğunu varsayalım. Bu takdirde (19.00-19.3356) * 100$ = 33.56 TL zarar ediyor ve bunu ödüyorsunuz. Unutmadan söylemekte fayda var. Bankanızın bu opsiyonu kullanıp size dolar satmasını zararı realize ettirmemesini isteyebilirsiniz.

  1. Seçenek (%24’le TL mevduat yapmak)

100$’ınızı bozdurup yukarıda belirtildiği kadar TL’nizi alıp düz mevduat yapıyorsunuz.

2.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 24%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1989.14
Başa Baş Kur 19.8914

Gayet basit bir hesaplama ile daha yüksekten bir faizle mevduat yaptığınız için başa baş noktanız tabii daha yüksek oluyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse Teşvik Primli KKM yapanın kuru 19.3356 olurken sizin başa baş noktanız daha yüksek, yani 19.8914 oluyor. Vade tarihinde spot piyasada kur 19.8914’ten yüksek ise daha az dolar alıyor yani zarar ediyorsunuz. Eğer kur yine TCMB tarafından baskılanmışsa ve yukarıdaki örnekteki gibi 19.00 olmuşsa bu sefer 104.69 $ alabilecek duruma geliyorsunuz. Yani yıllık dolar faiziniz %18.76’ya gelir.

Durun bitmedi. Mevduata koyduğunuz TL için yukarıdaki gibi bir ürünle mevduatınıza süslü bir slogan olan “teşvik” ile prim alabilirsiniz. Yani 19.3356’dan bankaya, size 100 $ satma hakkı verdiğinizde ilave %1.5 (yıllık %6) primi de alabilirsiniz. Ama spot kur 19.00 olursa bu seviyeden dolar alamaz 19.3356’dan almak zorunda kalırsınız. Üzülmeyin bu durumda da dolar faizi senelik %11.5 + %6 = %17.5’e gelir.

Yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Her şey bu kadar toz pembe değil tabii. Eğer TL, dolar karşısında değer kaybedip sizin başa baş noktanızın da üstüne çıkarsa dolar ana paranızdan kaybetme riski ile karşı karşıya kalırsınız.

Bana Risk Profilini Söyle Seçenek Sunayım…

Buraya kadar yapılan hesaplamalar sonrasında ne yapacağım diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevap yine sizde aslında yeter ki şu sorulara cevap verin.

  • TCMB kuru baskılamaya devam eder mi?
  • Benim vademe kadar dayanacak yeterli rezervi var mı?
  • Bankalar yeteri kadar TL aldıklarında bana hâlâ yüksek TL faizi verirler mi?
  • KKM’den çıkış geçtiğimiz iki haftada olduğu gibi hızlanıp kur hareketlenmeye başlarsa ne yaparım?
  • TCMB tüm dövizi alırken piyasanın kendisi olunca KKM’den para kazanma imkânım kalır mı? Tasarrufum enflasyon karşısında erimez mi?

Daha fazla sorular sorarak kafanızı karıştırmak istemem. O nedenle şimdiye kadar finansal anlamda hep ilke olarak belirlediğim şeyi söylemeyi uygun görüyorum. “Basit Güzeldir, Risk gördüğünüz yerde bu riski almak istemiyorsanız daima basit ürünleri tercih edin ve hiçbir şeyin yoktan var, vardan yok olmayacağını aklınızda tutun”. Bu söylediklerimin kesinlikle bir yatırım tavsiyesi olmadığını da ayrıca belirtmek isterim.

Sonuç olarak yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Bazen yapmadığınız işlemler size para kazandırabilir.

Ömer R. GENCAL

Okumaya devam et

EKONOMİ

Erdal Sağlam yazdı: Ekonomi yönetiminin en büyük korkusu ne?

Seçim takvimi yaklaştıkça, ekonomi yönetiminden kritik adımlar geldi. İkili kur uygulaması ve KKM faizlerini serbest bırakmak ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Merkez Bankası yıl başından bu yana artan döviz talebi ve bunun yarattığı kur baskısından çekindiği için, sürekli yeni önlemler alıyor. Bu korku nedeniyle Kur Korumalı Mevduattaki (KKM) faiz sınırını kaldırmak zorunda kalan Merkez Bankası, bununla birlikte yurda getirilecek ihracat dövizlerinin satın alınmasında prim uygulamasına geçerek, farklı kur uygulamalarına izin verilen “katlı kur” tartışmalarına neden oldu.

Bu kararlar hangi sonuçlara yol açar?

Bu kararlar Merkez Bankası’nın seçim öncesinde kurdaki baskının artacağından korktuğunu gösteriyor. Yüklü seçim ekonomisi ve kredilerin açılması nedeniyle canlanan tüketime bağlı olarak ithalatın artması kaçınılmaz. Bunun cari açığı yükseltmesi bekleniyor. Bununla birlikte önümüzdeki bir yılda ödenecek dış borçların toplamının 190 milyar dolara çıkması, içerideki döviz talebinin iyice artmasına neden olacak. Bu arada Rusya ile Suudi Arabistan ve Katar’dan geleceği söylenen dövizlerde de aksamalar yaşandığı görülüyor. Döviz rezervlerinin yeniden düşüş eğilimine girmesi nedeniyle Merkez Bankası, kuru tutabilmek için rezervlerin yetersiz kalacağı korkusuna kapıldı.

Tüm bu gelişmelere, ekonomi yönetimine güvensizlik eklendiğinde, yaklaşan seçimin de etkisiyle dövize talep artmaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Seçime kadar kurları bu seviyelerde tutup enflasyonu düşüreceğiz” sözü veren Merkez Bankası yönetimi dövize olan talebin artmasıyla birlikte, seçime kadar kurlarda ani sıçrama yaşanıp tüm planların suya düşmesinden çekiniyor. İşte son alınan kararların altında yatan asıl sebep bu korkudan kaynaklanıyor.

Merkez yasakladığı şeye neden izin verdi?

Daha önce Merkez Bankası”nın artması için zorlayıcı şartlar uyguladığı KKM hacmini korumak adına, “Opsiyonlu KKM” gibi yöntemlere başvuran bankaların bu girişimi Merkez Bankası tarafından yasaklanmıştı. KKM hacminin azaldığını gören Merkez Bankası, yasakladığı bu yönteme yıl başının hemen ardından izin vermek zorunda kaldı. Buna rağmen KKM hesaplarında yeniden istenen artış sağlanamayınca bu kez dün açıklanan Enflasyon Raporu’yla birlikte yeni önlem geldi. Merkez Bankası bünyesindeki, yani dövizden bozularak oluşturulan KKM hesaplarındaki “kur farkı artı yüzde 3 faiz” formülünden vazgeçildi. Artı 3 sınırını kaldıran Merkez Bankası bankaların KKM’ye vereceği artı faiz oranını serbest bırakmış oldu. Normal TL mevduat hesaplarında faiz oranlarının yüzde 30’lara kadar çıkmasına göz yumulurken, KKM’deki faiz oranlarının artmasının da önü açıldı. Ziraat Bankası Genel Müdürü, KKM’deki faiz oranlarının yüzde 15-17’ye kadar çıkacağı tahminini kamuoyuyla paylaştı. KKM hacmini artırmak için ayrıca şirketlerin KKM hesaplarına uygulanan vergi muafiyeti genişletildi.

Katlı kur mu, üçlü kur mu?

Halbuki Merkez Bankası TL mevduat faizlerinin, yüzde 9’a indirdiği politika faizine yakınsamasına çalışacağını daha önceki enflasyon raporlarında belirtmişti. Buna karşılık bankacılar kurlar neredeyse sabit tutulurken TL faizlerine sınır konulması nedeniyle tasarrufçunun çaresiz kaldığını, dövize kaydığını söylüyorlardı. Kaynak maliyeti artıp kredi faiz oranları yükseleceği için önceleri buna izin vermek istemeyen Merkez Bankası, sonunda razı oldu. Bir başka deyişle uzun süredir üzerindeki kısıtlamaları artırdığı bankacılık kesiminin şikayetlerini dinlemek zorunda kaldı. Bunun kredileri olumsuz etkileyeceği için aynı zamanda “örtük sıkı para” anlamına geldiği konuşuluyor.

Döviz arzını önlemek için geçtiğimiz hafta, bankaların yurt dışında tuttukları dövizleri yurda getirmeleri halinde yüzde 5 faiz vereceğini duyuran Merkez Bankası, dün de ihracatçı ve turizmcilerin yüzde 40 döviz getirme şartının üzerinde döviz getirip TL’ye çevirmeleri halinde yüzde 2 oranında, “dövize dönüşüm desteği” vereceğini açıkladı. İhracatçılar bir süredir kurların sabit kalmasından yakınıp, rekabet için TL’nin değerinin mevcut düzeye göre yüzde 15 civarında değer kaybettirilmesini istiyorlardı. Şikayetler artınca Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu geçtiğimiz hafta ihracatçılarla bir toplantı yaptı. İşte bu toplantının ardından yüzde 2’lik fark uygulanması kararı alındı.

Bu uygulama “piyasada farklı kur uygulamaları” anlamına gelen “katlı kur” uygulaması olacağı için iktisatçılardan büyük tepki gördü. Tipik az gelişmiş ülke uygulaması olan bu yöntem, ülke içinde değişik kur uygulamalarını beraberinde getirip, tüm işleyişi bozan bir yöntem olarak biliniyor. İhracatçı dövizine yüzde 2 prim verilmesini “katlı kur uygulaması” olarak gören iktisatçılar olduğu gibi, buna tam olarak katlı kur denilemeyeceğini söyleyenler de var. Bankaların döviz alım ve satım arasında yüzde 2’ye varan komisyon uyguladığını hatırlatan bazı iktisatçılar, bunun bir anlamda banka aracılık kaybını karşılama anlamına geldiğini söylüyor ve prim oranı daha yüksek olursa katlı kur denebileceğini kaydediyorlar.

Bu arada bazı iktisatçılar ise yıl başından bu yana efektif talebinin artması nedeniyle Tahtakale piyasasında kur fiyatlarının daha yüksek olduğunu hatırlatıp bunun aynen devam edeceğini belirterek, “Zaten ikili bir yapı vardı, şimdi üçlü kur sistemi devreye girmiş oldu” yorumunu yapıyor.

Adına ne denilirse denilsin; yanlış ekonomi ve parasal politikaların sonucu hem dövize talebin durdurulamadığı hem de seçim öncesinde çeşitli kesimlerin şikayetlerini azaltmak için kur sisteminin bozulduğunu söylemek yanlış olmaz.

Erdal Sağlam – DW

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.