Connect with us

BANKA HABERLERİ

FİNANSMANA ERİŞİM SORUNU TAHSİLATA SIÇRADI

Borcunu vadesinde ödeyemeyen işletme sayısında artış var. KGF desteğinin 250-300 milyar liraya çıkartılması isteniyor.

Yayınlanma:

|

■ Firmaların içinde bulunduğu finansman darboğazı, piyasada tahsilat krizinin fitilini ateşledi. Ödemesini vadesinde gerçekleştiremeyen ve çeklerini erteletenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Reel sektör temsilcileri, yılsonuna doğru piyasadaki nakit kıtlığının daha da artacağını, son çeyreğin çok daha zor geçeceğini belirtiyor.

■ Reel sektörü en çok korkutan ise tahsilat krizinin büyüyerek iflasların başlaması… Ekonomi yönetiminden piyasanın ihtiyaçlarına yönelik güçlü bir KGF paketi bekleyen iş dünyası, yeni gelecek paket için açıklanan 50 milyar TL’lik büyüklüğün çok az olduğunu, piyasanın 250-300 milyar TL’lik bir KGF desteği beklediğini belirtti.

Dünya Gazetesi’nden Merve Yiğitcan’ın haberine göre; Reel sektörde kangrene dönüşen finansmana erişim sorununda ikinci aşamaya geçildi. Tahsilatların piyasayı kilitlemeye başladığını söyleyen sektör temsilcileri, bu durumun devam etmesi halinde üçüncü aşama olan iflasların başlamasından endişeli. Ticari kredilere erişimin düşmesi nedeniyle piyasa borçlarını da çeviremez olan pek çok şirketin tasfiyeye gitme, tabela değiştirme, ya da konkordato seçeneklerini kullanmaya başladığı öğrenildi. Kapanan sermaye şirketi sayısında yılın sekiz ayında geçen yıla oranla yüzde 70 oranında yaşanan artış da piyasadaki gidişata ilişkin önemli bir sinyal niteliği taşıyor. Özellikle piyasada yaşanan nakit sorununun, kredi kapatma döneminin yaklaşmasıyla daha da artması bekleniyor. İşletmeler darboğazdan çıkış adına güçlü bir KGF paketinin acilen devreye girmesi gerektiğini belirtiyor.

Eroğlu: 15-20 yıldır hiç bu kadar artmamıştı

Pandemide artan hammadde ve lojistik maliyetlerinin piyasada fitilini ateşlediği finansman erişim sorunu, özellikle 2021’in sonlarında yaşanan döviz krizi ile beraber giderek derinleşmiş, ticari kredi büyümesinin giderek cılızlaşmasıyla artık birçok işletme için yönetimi imkansız hale dönüşmüş durumda. Şu sıralar pek çok alacaklı borcunu tahsil etmekte büyük zorluklar yaşıyor. Bu noktada reel sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine başvurarak piyasanın son fotoğrafını çekmeye çalıştık. Konuyla ilgili en ciddi uyarı TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclis Başkanı Yavuz Eroğlu’ndan geldi. Sanayicilerin en büyük probleminin finansmana erişim olduğunu, ancak şimdilerde piyasada ödeme güçlüklerinin baş gösterdiğini dile getiren Eroğlu, “PAGEV’de geçtiğimiz günlerde hammadde tüccarları ile bir toplantı yaptık. Hep finansmana erişimde sıkıntı olduğunu söylüyorduk. Ama şimdi o tüccarların söylediği, son 15-20 yıldır ilk kez bu dönemde ödeme çeklerini erteletenlerde, ödemesini vadesinde gerçekleştiremeyenlerde ciddi artışlar var. Bu çok ciddi bir alarm” dedi.

 

“Vade kısıtlaması şart”

Finansman erişim sorununda ikinci aşamaya geçilerek tahsilat sorunlarının artmaya başladığını kaydeden Eroğlu, üçüncü aşamanın ise iflaslar olacağını, sürecin çok tehlikeli bir yere doğru gittiğine dikkat çekti. Bu sürecin daha kötüye gitmesini engelleyen faktörün hammadde ve lojistik fiyatlarının düşmesi olduğunu vurgulayan Eroğlu, ancak özellikle enerji maliyetlerindeki artışın bu avantajın da kaybedilmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Eroğlu, “Firmalara tek çıkış yolu ön ödemeli ya da peşin ödemeli ihracatla finansman yaratmak kalıyor. Diğer bir çözüm önerisi de başta perakende zincirleri olmak üzere büyük ölçekli firmaların, KOBİ’lere ödemeleri vade kısıtlı getirmektir. Örneğin büyük perakendecilere, KOBİ’lere maksimum 60 gün içinde ödeme yapma sınırı getirilebilir” dedi.

Son çeyrek daha da zorlu geçecek

İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel, birçok firmanın hammaddeden personele kadar giderlerini kredi kullanıp çevirdiğini, ancak şimdilerde kredilerin kesilmesiyle herkesin açığa düştüğünü anlattı. Finansman sorununun zincirleme bir etki yarattığına değinen Önel, “Hammaddeciler yine peşine döndü, birçok sektörde, kimse vadeli vermek istemiyor. Bu dönemde konkordato alanlar, başvuru hazırlığı yapanlar, faaliyet durduranlar, hatta rakibiyle üretim yapanlar bile var” dedi. Şu an nakitte ciddi yavaşlamanın söz konusu olduğunu vurgulayan Önel, son çeyreğin daha da zorlu geçeceğini, özellikle yılsonunda yapılması gereken kredi kapatmaların bu durumu daha da güçleştireceğini dile getirdi. KGF’nin bu noktada piyasayı rahatlatabileceğine dikkat çeken Önel, “Son KGF paketinin 50 milyar TL olacağı açıklandı, bu çok düşük kaldı. Bir önceki KGF 60 milyar TL idi ve çoğu şirket kullanamamıştı, beklentimiz en 150 milyar TL’ye çıkarılması” dedi.

8 ayda kapanan şirket sayısı 14 bine dayandı

İşletmelerin içinde bulunduğu mali sıkıntıların en kritik sonuçları, kapanan şirket istatistiklerinde görülebiliyor. TOBB tarafından en son açıklanan Kurulan ve Kapanan Şirket İstatistikleri’ne göre, 8 ayda kurulan sermaye şirketi sayısı 87 bin 755 iken kapanan şirket sayısı 13 bin 798 adet olarak gerçekleşti. 2022’nin 8 ayında, 2021’in 8 ayına göre kapanan şirket sayısında yüzde 70,2; kapanan kooperatif sayısında yüzde 39, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında ise yüzde 6,1 artış yaşandı.

Firmaların finansmana erişimde aksayan en önemli bacak hiç şüphesiz ticari krediler. Türkiye’de ortalama bir işletmenin ticari faaliyetlerinin büyük kısmını ticari kredilerle döndürdüğü herkesçe bilinen bir gerçek. Bundan hareketle ticari kredi büyümesinin enflasyonun altında seyretmesi yaşanan tıkanıklığı en iyi tarif eden verilerden. TÜİK’in son açıkladığı enflasyon verisine göre, TÜFE Eylül 2022’de bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 52,40; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 83,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,91 olarak gerçekleşti. Aynı zamanda politika faizinin yüzde 12’ye kadar inmesine rağmen, ticari kredilerdeki büyüme oranı eylülde yıllık bazda yüzde 19,4 olarak gerçekleşti.

Fayat: 250-300 milyar TL’lik KGF gelirse işler ancak yüzdürülebilir

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektörü Meclis Başkanı Şeref Fayat da, piyasadaki sıkıntının çok büyük olduğunu dile getiren iş insanlarından. Piyasanın çok fazla sıkışmış durumda olduğunu belirten Fayat, uygulanan politikalarının sonuçlarının olması gerekenin tam tersi yönünde gerçekleştiğini dile getirdi. Fayat, “Normalde faiz düştükçe piyasanın rahatlaması ve parasal genişlemenin olması gerekirken, bizde niyeyse tam tersi oluyor. Her faiz indiriminde daha da sıkılaşma oluyor, kredi bulmak daha da zorlaşıyor. Bankacılık sistemine getirilen yeni koşullar da bunu artırıyor. Sadece özel değil kamu bankalarından da kredi almak zorlaşıyor, onlar da getirilen faiz sınırını aşmak için farklı masraflar getirerek faizi bu şekilde yukarı çekiyor” dedi. Bu sıkışıklığın aşılması için güçlü bir KGF paketinin gerektiğini kaydeden Fayat, “50 milyar TL’lik KGF paketi belki de sadece hazır giyim sektörünün ihtiyacı olan bir büyüklük. Acilen 250 – 300 milyar TL’lik bir paketin devreye girmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde reel sektör işlerini yüzdürebilir” diye konuştu.

KONKORDATO KOMİSERİ DR. TÜRKAY ÖZDEMİR:
Konkordato maliyetli, fesih ve tasfiyelerde artış daha fazla

Konkordato komiserliği ve konkordato avukatlığı yapan İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Türkay Özdemir, DÜNYA’ya finansman sorunu yaşayan şirketlerin son durumunu ve başvurdukları yöntemleri anlattı. 2018’de şirketleri konkordatoya koşturan nedenin döviz krizi olduğunu hatırlatan Özdemir, ancak 2021’in sonunda patlak veren döviz krizine rağmen konkordatolarda artış olmadığını, aksine bir düşüş gözlemlendiğini kaydetti. Konkordato sürecinin çok maliyetli olduğunu belirten Özdemir, “Ortalama bir işletmede konkordato projesinin hazırlanması 500 bin TL’den az değil, üzerine avukatlığı, vekilliği, komiser ücretleri, harçları derken bir konkordato sürecinin yönetilmesi ortalama 3 milyon TL’yi buluyor. Benim gözlemimle söylüyorum, konkordato ile kurtulanların oranı yüzde 50’dir” dedi. Peki konkordato maliyeti yüksek gelen işletmeler ne yapıyor? Özdemir, bu konuyu şu şekilde açıkladı: “Bu şekildeki firmaların büyük kısmı ‘En iyisi bir yeni tabela asayım’ diyor, o şirketi kurtarmaktansa bir yakını üzerine yeni bir şirket kurup devam etmeyi tercih ediyor. Firmalar, mümkün mertebe finansal yeniden yapılandırmayla bankalardaki sorunlarını çözebiliyorsa çözüyor, çözemiyorsa şirketten vazgeçmeyi, yeni alternatif şirket kurmayı tercih ediyorlar. Bu dönemde şirket kapanışlarında, fesih ve tasfiye süreçlerinde daha fazla artış olacaktır. Ki olmaya da başladı. Ben oralarda da kayyumluk yapıyorum. Tasfiye memuru görevlendirilmesi ya da temsil kayyumunda artışlar var.”

FOYDER BAŞKANI HASAN TENGİZ:
Konkordatodan düzgün çıkan şirket kara listeden kaçamıyor

Finansal ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Başkanı Hasan Tengiz, DÜNYA’ya finansal olarak zor durumda olan firmaların önündeki seçenekleri anlattı. “Şu anda piyasada bir sıkışıklık olduğu herkesin malumu” diyen Tengiz, “Kredi hacminde bir büyüme var ama enflasyonun altında kaldığı için şirketlerin ihtiyaçlarını kaldırmaktan uzak kalıyor. Şirketlerin yoğun şekilde yeniden yapılandırma arayışı içinde olduğunu biliyoruz” dedi. Bugün zorlanan işletmelerin başvurduğu 3 yöntemi paylaşan Tengiz, şöyle devam etti: “Yöntemlerden biri tek tek bütün finansal kurumlara içinde bulunduğu durumu anlatıp yapılandırma istemek… Bunda zaman zaman olumlu sonuç alındığı oluyor, ama genelde uygulamada çok fazla çalışmıyor bu yöntem. Diğer yöntem ise zordaki firma gidip finansal yeniden yapılandırma için başvuracak, bir lider banka bulacak kendine. Bunun da olumlu örneklerini gördük. Ancak bu durumda bankaların çok istekli davrandıklarını söylemek zor. Diğer yöntem ise konkordato… Ancak konkordato çok uzun bir süreç, yaklaşık 23-24 ay sürüyor ve oldukça masraflı. Bir de bu yola giden bir şirket süreçten düzgün çıksa da bazen açık, bazen kapalı kara listeye alınmaktan kaçamıyor. Biz burada AB direktifleri paralelinde birçok AB ülkesinin yasalarını çıkardığı ve uygulamaya başladığı önleyici yeniden yapılandırma süreçlerini önemli buluyoruz. Tabii 3-5 ayda bunun kamu tarafında uygulanması zor ama bir taraftan artık uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Belki de başlamak için o dönem bu dönemdir.”

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.