Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Mahfi Eğilmez: Faiz, geçici iyileşme sağlar, ‘asıl adıma’ zaman yaratır

Yayınlanma:

|

Türkiye’de ekonomi yönetiminde bir dönem Hazine Müsteşarı olarak görev alan Mahfi Eğilmez, “Gündem Özel” sorularımızı yanıtlarken, “Faiz artışı ekonomi politikası değişikliği gibi algılanıyor. Faiz, geçici bir düzelme, iyileşme sağlayan bir araçtır. Kalıcı çözümler getirmez. Sonsuza kadar faizi artırarak ya da zorunlu karşılıkları düşürerek devam edemeyiz. Bunlar hep asıl adımlar için zaman kazandırıcı hamlelerdir” dedi.

Mahfi Eğilmez’e sorularımız ve yanıtları şöyle:

Tam kapanma iyi olurdu

• Dünya, 2020’nin başlarından buyana COVID-19 salgınından kaynaklanan bir kriz yaşıyor. ABD’den Çin’e, G-20’lerden AB ülkelerine kadar dünyanın ekonomik açıdan önde gelen ülkeleri bu krizi yönetmede nasıl bir sınav veriyor? Dünya bu krizi mevcut halinden daha iyi yönetebilir miydi? Nerelerde hatalar yapıldı?

Dünya aslında 2008 yılından bu yana bir küresel krizin içinde bulunuyor. 2018 yılında bir toparlanma başlamış gibiydi ne var ki bu çok uzun sürmedi ve 2019 yılında -özellikle gelişmiş ülkelerde- yeni bir resesyon havası ortaya çıktı. Çin’de de ivme kaybı görüldü. 2020 yılında başlayan CoOVID-19 salgını küresel krizi başka bir boyuta taşıdı. Esasen bir kriz içinde olan ve henüz o krizi çözememiş olan sistem bu salgınla karşılaşınca ciddi bir bocalama içine girdi ve bu salgını iyi yönetemedi. Zaten sıkıntıda olan ekonomileri daha fazla sıkıntıya sokmamak için önlemler baştan ciddi tutulmadı ve salgın giderek yayıldı. Özetle söylemek gerekirse ekonomilerin daha fazla küçüleceği korkusu, kapanarak salgın etkisini hafifletme çabasına tercih edildi. Öyle olunca da salgın çok daha etkili oldu ve ekonomilerin daha fazla darbe yemesine yol açtı. Başlarda birkaç aylık tam kapanma uygulansaydı muhtemelen bugün insanlık da ekonomiler de bugünkünden daha iyi bir konumda olacaktı diye düşünüyorum.

Krediyi alan dövize koştu

• Yıllarca ekonomi bürokrasisinde görev yaptınız, Hazine Müsteşarlığı gibi kilit görevde bulundunuz. Türkiye COVID-19 krizini nasıl yönetti/yönetiyor? Dünya ile karşılaştırılınca Türkiye’yi bu krizi yönetmede hangi noktada görüyorsunuz?

Konuya iki açıdan bakmak gerekir: Sağlık meselesi ve ekonomi. Sağlık açısından bakarsak; ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ülkeler başta olmak üzere kötü yönetenler, Çin ve Güney Kore gibi iyi yönetenler, bir de bu iki grubun arasında orta derecede yönetenler var. Türkiye COVID-19 salgınını sağlık açısından orta iyilikte yönetti. Buna karşılık aşı meselesini kötü yönettiği için genel sağlık çerçevesini iyi yönetemeyen ülkeler arasına girmeye doğru gidiyor.

Ekonomi açısından Türkiye olayı iyi yönetemedi. Böyle bir krizde bütçe açıklarının büyümesi, enflasyonun yükselmesi, ithalata bağımlı olunduğu için kurun yükselmesi doğaldır. Ama bunların sonucunda mikro düzeyde sorunlar çözülemedi. Destekler yanlış yönlendirildi ve krediyi alan dövize, gayrimenkule, altına yatırım yaptı, şimdi onları satıp TL’ye dönüyorlar. Oysa bu destekler spekülasyona değil geçime harcanacak şekilde verilmeliydi.

Hayal kırıklığı yaşarız

• Bir süre önce Merkez Bankası Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı değişti. Bu değişiklik sonrası piyasalarda bir rahatlamayaşandı, o hava hâlâ sürüyor. Sizce bu rahatlama neden kaynaklandı? Ekonomi politikalarında beklentileri karşılayacak adımların işareti olarak mı algılandı? Yaşanan rahatlama Türkiye ekonomisi için yeterli görülebilir mi?

Bence bu rahatlama kişilerden çok açıklamalar ve uygulamalardan kaynaklanıyor. Merkez Bankası faizi yüzde 8.25’ten başlayarak 17’ye kadar çıkardı. Bu ilk adımdır. İkinci olarak birden fazla faiz oranını politika faizine indirgeyerek özellikle yabancı fonların çok alışık olduğu bir çerçeveye soktu. Merkez Bankası Başkanı’nın “Faizi uzun bir süre düşürmeyeceğiz” şeklindeki açıklaması da yabancı fonlar için bir çeşit garanti oldu. Bu durumda kurun düşeceğini ve çok daha fazla para kazanacağını gören yabancı fonlar benzer ülkelere yöneldikleri gibi Türkiye’ye de sıcak para getirmeye başladılar ve bu hamle kurun gerilemesine yol açtı.

Bizdeki algılama ile yabancıların algılaması farklı sanırım. Yabancılar, bu adımları para kazanma vesilesi olarak gördüğü için sıcak parayı buraya yönlendirdi. Bizde ise bu adım ekonomi politikası değişikliği gibi algılandı ve halen de öyle algılanıyor. Faiz, geçici bir düzelme, iyileşme sağlayan bir araçtır. Kalıcı çözümler getiremez. Sonsuza kadar faizi artırarak ya da zorunlu karşılıkları düşürerek devam edemeyiz. Bunlar hep asıl adımlar için zaman kazandırıcı hamlelerdir. Eğer biz bu adımlarla sorunları çözdüğümüzü düşünüyorsak yakında bir büyük hayal kırıklığı daha yaşayacağız demektir.

Kapitalizmin ilk hali daha çok acımasızdı

• Bir süredir “Great Reset” (Büyük Sıfırlama) tartışılıyor. Bu yaklaşımı ortaya atanlar, “Küreselleşme sonrasında kapitalizm artık eski haliyle sürdürülemez noktaya geldi” diyor. Konuyu “Kendime Yazılar”ınızda da ele aldınız. “Büyük Sıfırlama”yı savunanlar başarılı olursa, dünyada ne gibi değişiklikler olur? Bu değişiklikler hangi kesimleri nasıl etkiler? “Büyük Sıfırlama” mümkün müdür?

Büyük sıfırlama tezini ortaya atanlar bu tezin altında ne olduğunu tam olarak ortaya koymuş değiller. Takdim ettikleri haliyle uluslararası işbirliğini artırmak, sağlık konusunda koordinasyonu gerçekleştirmek, Endüstri 4.0’ı buraya monte etmek, uluslararası ilişkileri belirli standartlara oturtmak, çevreyi korumak için birlikte hareket etmek gibi konuları öne çıkarıyorlar. Buna karşılık örneğin ABD’nin Çin’e karşı uyguladığı ticaret engellerini, bir başka ifadeyle ticaret savaşını nasıl önleyeceklerini, sermaye hareketlerinin serbestliğinin yarattığı bulaşıcılığı nasıl giderebileceklerini, emeğin de mal ve hizmetler ve sermaye gibi serbest dolaşıma tabi olup olmayacağını, ülkeler arasındaki gelir dağılımı adaletsizliklerini nasıl düzelteceklerini söylemiyorlar.

Sıfırlama; ilk duruma dönüş demektir. Kapitalizmin ilk durumu bugünkü durumundan çok daha kötü, çok daha eşitsiz ve çok daha acımasızdı. O nedenle bu değindiğim konuları çözüme kavuşturacak yaklaşımlarla sıfırlama yerine mevcudu onarıp iyiye yöneltme yolu tercih edilmelidir.

“İmkansız üçleme” 128 milyar dolar götürdü

• Türkiye, Merkez Bankası net rezervini -41.2 milyar dolara düşürmeden COVID-19 krizi ortamındayol alabilir miydi? Ne tür hatalar Merkez Bankası’nı eksi rezerv noktasına getirdi? Yeri gelmişken “eksi rezerv”i Mahfi Eğilmez üslubuyla anlatır mısınız?

Merkez Bankası’nın altın ve döviz varlıklarından oluşan bir brüt rezervi var. Bunların bir bölümü kendi malı, bir bölümü de bankaların yatırdığı zorunlu karşılıklar.

Bu zorunlu karşılıklar bankalara gerektiğinde iade edileceği için emanet varlık olarak kabul ediliyor ve net rezervler hesaplanırken bunlar düşülüyor. İşte bu net rezervler Merkez Bankası’nın kendi malı olan varlıklar.

Bir de Merkez Bankası’nın swap işlemleriyle elde ettiği döviz ve altınlar var.

Swap işleminde Merkez Bankası TL verip karşılığında döviz ya da altın alıyor.

Taraflar bir sözleşme yapıyor ve belirli süreyle bu değiş tokuşu yapıyor. İki taraf da elindeki varlıktan faiz kazanıyor.

Vade dolunca yine değiş tokuşla herkes kendi varlığını geri alıyor.

Swap işlemiyle elde edilen dövizler ve altınlar da rezervlerin içinde sayılıyor. İşte bunları da net rezervlerden düştüğümüzde karşımıza 2020 yılsonu itibarıyla -41, 2 milyar dolarlık rezerv rakamı çıkıyor.

Bu tutar 2019 yılsonunda + 24,1 milyar dolardı. Demek ki Merkez Bankası bir yılda 65,3 milyar dolarlık rezerv kaybetmiş. Bu noktaya gelmemizdeki tek neden faiz takıntısıdır.

Kuru tutamadığımız gibi rezervleri de eksiye getirdik

Faizi artırmamak için rezervleri satarak kura müdahale etmeye çalıştık.

Sonuçta kuru tutamadığımız gibi rezervleri de eksiye getirdik. Kuru, döviz satarak tutmak ancak sermaye hareketlerinin kısıtlı olduğu bir ortamda mümkün olabilir.

Ekonomi yönetimi bu bir yıllık dönemde 65.3 milyar dolar (kamu bankalarının harcadıkları birlikte 128 milyar dolar) harcayarak imkânsız üçleme denilen ekonomi hipotezinin doğru olup olmadığını test etti ve doğru olduğunu gördü.

► Kalıcı çözüm yapısal reformlarla sağlanır

• Geçen yıl negatif faizle rahatlayan iş dünyası, faizlerin yükselmesiyle birlikte rahatsızlığını dile getirmeye başladı. Faizlerin bu düzeyi ne kadar sürer? Merkez Bankası önümüzdeki dönemde yeni faiz artırımına gitmek zorunda kalır mı? Yoksa bundan sonra yeniden yavaş da olsa faizin yönü aşağı doğru mu olur?

Faizlerin bu düzeyde ne kadar süreceği bizim yapısal reformlara ne kadar süre içinde girişeceğimizle ilgili. Her zaman söylediğimiz gibi faiz geçici rahatlama sağlar, kalıcı çözümler arıyorsak yapısal reformlara girişmemiz gerekli. Ve bu yapısal reformlar da sanıldığı gibi yalnızca ekonomiyle ilgili değil. Hukukun üstünlüğü gibi temel düzenlemeler yapılmadan ekonomide reform yaparak bir sonuca varmamız artık eskisi kadar kolay değil.

► Fiyata müdahale karaborsa doğurur

• Enflasyonla mücadele konusu tartışılınca sıklıkla gıda tarafı gündeme oturuyor. Fiyat kontrolü yönünde hazırlıklar yapılıyor. Tanzim satış, PTT’nin gıda ürünleri pazarlaması gibi çözümlerde çare aranıyor. Fiyatları kontrol altına almak, kamu kararıyla frenlemek, enflasyonu düşürmede başarı getirebilir mi? Daha önce denenen buna benzer yöntemlerin başarı sağladığına hiç rastladınız mı? Enflasyonla mücadelenin en doğru enstrümanları, yolları nelerdir?

Ekonomi yönetimi ekonomik kurallarla yapılır. Polisiye önlemlerle ekonomi yönetilemez. Geçmişte birçok ülkede olduğu gibi bu yöntem bizde de zaman zaman denendi. Bugün hâlâ anlatılan sigara, margarin, tüp gaz kuyrukları bu uygulamalar sonucunda ortaya çıkmıştı. Fiyata müdahale ederseniz karaborsa doğar. Bir başka ifadeyle fiyatına müdahale edilen mallar tezgâh altına iner. Böyle bir ortamda serbest bırakılsaydı oluşacak fiyata göre de daha yüksek fiyatlar istenir. Çünkü yakalanma riski ancak daha yüksek fiyatla giderilebilir. 1970’lerin ikinci yarısında Türkiye’de bir Fiyat Kontrol Komitesi kurulmuştu. Çeşitli bakanlıkların temsilcileri vardı komitede. Bu komite bütün malların fiyatlarını belirliyor, zamlara karar veriyordu. Sonuçta Türkiye’de her alanda karaborsa oluşmuştu. Aynı hatayı bir kez daha tekrarlayarak doğruyu bulamayız, sadece hatada ısrar etmiş oluruz.

► “Temkinli iyimser olmakta yarar var”

• QNB Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aras, geçenlerde YouTube’da bir video paylaştı. Krizlerden çıkardığı dersleri, önerilerini ortaya koydu. Aras’ın, “İşler iyi giderken endişeli olabilirsiniz, olmalısınız. Kriz dönemlerinde iyimserlik şarttır” mesajı dikkatimizi çekti. Siz de o videoyu sosyal medyanızda paylaştınız. Sizin yaklaşımınız nedir? Krizlerde iyimser olmak şart mıdır? Şart ise mümkün müdür? Kriz ortamında iyimserlik başarılabilir mi?

Ömer Aras’ın paylaştığı bütün videoları izledim, hepsi birer ders niteliğinde. Bütün girişimciler, işletme dersi alanlar izlemeli. İyimserlik bence de şarttır ama özellikle kriz zamanlarında bunun temkinli bir iyimserlik olmasında yarar var. Hükümetlerin açıkladığı politikalar ve onlara sadık kalıp kalmadıklarına bakarak o çerçevede bir iyimserlik bence de krizi aşabilmek için şarttır. Eğer hükümetler açıkladıklarını yapmıyorsa o zaman iyimserliği abartmamak gerekir.

► “Makul kur temposu” enflasyonla paralel gider

• İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, geçenlerde bir online toplantıda döviz kurlarındaki dalgalanmayı Amerikan barlarının kapısına benzetti, “Girerken de çıkarken de bar kapısı çarpar” dedi. Dolar 8 lira düzeyine çıktığında bundan mutlu olması gerektiği düşünülen ihracatçılar bile, “Türkiye, hemen her sektörde dünyanın en ucuz ülkesi haline geldi” yakınmalarını ortaya koydu. Şimdi dolar 7 liranın da altını görebileceği sinyalleri verince yine iş dünyası yakınmaya başladı. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Son derecede doğru bir benzetme bu. Döviz kurlarının yükselişi de düşüşü de ayrı dertler yaratır.

Kurlar yükselirken kazananlar ve kaybedenler olur. Kurlar düşerken bu kez bu gruplar yer değiştirir.

O nedenle ideal durumun kurun makul bir artış temposuyla yükselmesi olduğu söylenir. Bu makul tempo da genellikle enflasyonla paralel bir tempodur. Bir başka deyişle paranın içerideki değer kaybı (enflasyon oranı) ne kadarsa dışarıdaki değer kaybı da o kadar olmalıdır.

Enflasyon düştükçe dış değer kaybı da azalır. Böyle bir durum üretici ve yatırımcı için ideal durumdur. Çünkü kurların tahmin edilebilir olması geleceğe ilişkin kararları da sağlıklı hale getirir.

►Yargı kararları uygulanmazsa reform konuşmak anlamlı olmaz

• Dünya Gazetesi 41 yaşında… Bizlerin de ekonomi gazeteciliği Dünya ile yaşıt. Her hükümet değişikliğinde reform sözleri verilir. Bir türlü hedefe konulan reformlar tamı tamına gerçekleşmez. Genelde eksik taraflar kalır. Bakan değişikliği sonrası hükümet hem ekonomide, hem de hukukta reformu gündemine yeniden aldı. Bu sefer reform yolunda beklenen adımlar atılabilir mi?

Hazine’de göreve başladığımdan beri, demek ki 1983 yılından beri Dünya Gazetesini izlerim. Bugün de bu kaliteyi sürdürdüğünüz için sizlere teşekkür borçluyuz. Yapısal reform denildiğinde ortak bir tanımımız yok. O nedenle neyin kastedildiğini görmemiz gerek. Onu görmeden reformların yapılıp yapılmayacağını veya neler olduğunu ya da yararlı şeyler olup olmayacağını söylemek mümkün değil. Tabii bir de reform yapmaya gerek olmaksızın yargı kararlarının uygulanması gibi yapılması gereken şeyler var. Bu adımları atmadan mesela hukuk reformundan konuşmak pek anlamlı görünmüyor.

► Sosyal ve siyasal reformlarla ekonomidekiler eşanlı olmalı

• Türkiye sizce reform sayılabilecek hangi adımları atmalı? Reformlar gerçekleşirse Türkiye’nin uluslararası kredi notu yeniden yükselişe geçer mi? Risk priminin normale dönmesi söz konusu olur mu?

Bence Türkiye sosyal ve siyasal reformlarla ekonomik reformları eşanlı yapmalı: Daha iyi bir demokrasi (güçler ayrımı ve parlamento ağırlığının sağlanması), siyasi partiler yasasının düzenlenmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması, yargı bağımsızlığı, üniversitelerin kendi atamalarını yapmasının sağlanması gibi konularla başlamak gerekir. Onlarla birlikte vergide adaletin sağlanması (kayıt dışılığın önlenmesi dolaysız vergilerin ağırlıklı olması), teşvik sisteminin bölge ve sektör teşvikinden ürün teşvikine döndürülmesi, kısmi ve geçici ithal ikamesine başvurularak rekabet edebilir ürünler için destekler sağlanması ve cari açığın düşürülmesi gibi ekonomik reformlara da girişilmesi gerekir.

Bunların birkaçının yapılıp diğerlerinin bir takvim halinde ne zaman yapılacağının açıklanmasıyla Türkiye’nin risk primi inanamayacağımız kadar aşağıya düşer. Benzer bir durum 2001 krizi sonrasında yaşanmış ve AB ile tam üyelik müzakerelerine başlandığı yılda Türkiye’ye o tarihe kadar gelenden fazla doğrudan yabancı sermaye girişi olmuştu.

► 200 yıldır tekstilde olup marka çıkaramayan tek ülkeyiz

• COVID-19 krizi, dünyaya tedarik konusunda Çin’e aşırı bağlı olmanın yanlışlığını gösterdi. Alternatif tedarik merkezleri konuşulmaya başlandı. Bu aşamada Türkiye’nin tedarik merkezi olmada öne çıkabileceği düşünülüyor. Bu yönde işaretler olduğunu söyleyenler de var. Sizce Türkiye, dünyanın yeni tedarik merkezlerinden biri olabilir mi? Bu konuda avantajlar, dezavantajlar nelerdir?

Bence bu biraz iyimser bir görüş ama iyimserlikte yarar var, ona göre hareket edip organize olmak iyi olabilir. Çin, ücret ve fiyat açısından pek kolay rekabet edilebilecek bir ülke değil. Ve bence Türkiye bir yandan Çin’den ortaya çıkacak boşluğa yönelmekle birlikte asıl olarak teşvik sistemini Kore gibi kullanıp marka yaratmaya yönelmeli. 200 yıldır tekstil sektöründe üretim yapıp da hâlâ dünya çapında marka yaratamamış bizden başka ülke yok.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Harris %2 farkla Trump’ın önünde. TCMB swap işlemlerine başlıyor. YEN rota değiştirdi!

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • TCMB dün sonuçlanan olağan PPK toplantısında beklenildiği üzere politika faizini %50 seviyesinde sabit tutarken, borç alma ve borç verme faiz oranlarını da (faiz koridoru -3/+3) %47 ve %53 seviyelerinde sabit tuttu. Karar ile birlikte yayınlanan politika metninde de önemli değişikler görmedik. Dün bültenimizde belirttiğimiz üzere, asıl meseleyi karardan ziyade, bollaşan TL likiditesi ve hâliyle bollaşan bir ürünün fiyatı düşer mantığından hareketle, paranın da fiyatı faiz ise, son zamanlarda gevşeme eğiliminde olan piyasa faizlerine karşı atılabilecek sterilizasyon (Merkez bankalarının, çeşitli nedenlerle oluşan para arzı artışlarının etkilerini dengelemek için uyguladıkları açık piyasa işlemleri) adımlarında olacağını belirtmiştik.
  • Bu bağlamda,  TCMB sterilizasyon araçları kapsamında döviz ve altın swap ihalelerine başlayacağını duyurdu. Swap basit bir anlatımla değiş tokuş işlemidir. Yani bir para birimi ile diğer para birimini bugün değişip, vade tarihinde ise faiz farkı ile oluşan yeni kur seviyesinden işlemin tersinin yapılmasıdır. Elbette, dikkat çekmek isterim ki, senelerdir ilk bacakta döviz ihtiyacı nedeniyle alıcı konumunda olan ve piyasaya yine ilk bacakta TL veren TCMB, bu sefer sistemdeki fazla TL’yi ‘sterilize’ etmek amacıyla ilk adımda döviz satıp TL almayı deneyerek tam ters bir işleme soyunuyor. Bu adımın vade tarihinde ise tersi yapılacak.
  • Gelelim bu adımın piyasada neleri etkileyeceğine. TCMB’nin yeni başlayacağı satım yönlü döviz ve altın swap ihaleleri, sistemdeki fazla TL likiditesini azaltarak gevşeme eğiliminde olan piyasa faizlerini yukarı itecek. Son verilere göre, bankacılık sistemindeki TL likidite fazlası 200 milyar TL. Bankalar ellerinde mevcut olan bu fazla TL likiditesini bugün getirip TCMB’ye verecekler, karşılığında ise döviz alacaklar. Basit bir matematikle, 33 milyon TL verip 1 milyon USD alacalar. Vade tarihinde ise tam tersini yapıp dövizi geri verecek ve TL’sini faizi ile birlikte geri alacak. Takdir edeceğiniz üzere, TCMB’nin ilk bacakta piyasaya döviz vermesi, brüt rezervlerini azaltacak ama net döviz pozisyonunu değiştirmeyecek. Bir tarafta piyasada var olan TL azalırken, döviz likiditesi de çoğalmış olacak. Yine çoğalan malın fiyatı düşer mantığından hareketle kur aşağıya gidecek. Zaten dün itibariyle USDTRY kuru 32,82 seviyesine kadar geriledi! TCMB bu noktada piyasadan döviz alımı ile kuru yine kontrol altında tutmaya çalışağını düşünüyoruz. Öte yandan, bankalar bugün ellerinde oluşan dövizi (TL verip döviz aldı) bir yere plase etmeleri gerekecek. Döviz kredi imkânlarının daha yeni sınırlamaya tabi tutulduğu düşünülürse, bu durumda bankalar gidip Eurobond alabilirler ki bu da CDS risk primini aşağı yönlü itebilir (bugün 5 yıllık CDS’in 255 baz puan gerilediğini not edelim). Londra’nın ise henüz bu tabloda yer almadığını peşinen not edelim. Ayrıca, TCMB’nin 2023 yılı genel seçim öncesi 65 milyar dolara yükselerek rekor kıran lokal bankalarla yaptığı swaplar bu hafta 0,14 milyar dolara kadar gerilediğini de ayrıca not edelim.
  • TCMB hamleleri bültenimizde geniş bir yer tutarken, Türkiye’de dün açıklanan Tüketici güven endeksinin Temmuz ayında düşüş kaydederek 75,9 olarak açıklandığını görüyoruz. Temmuz’da ekonomik faaliyetlerin belirgin bir biçimde ivme yitirdiğine ilişkin duyumlarımız ile örtüşen bir veri seti! Bu arada Temmuz verisini bu yılın en düşüğü olduğunu da not edelim.
  • Yurtdışı cephede ise gözler ABD Başkanlık seçimini yakın bir şekilde takip ederken, Demokrat parti, Başkan Yardımcısı Kamala Harris etrafında kenetlenmesi sonrası dün ilk kampanya mitingine çıkan Harris hedefine hâliyle Donald Trump’a alırken, bu sabah Reuters/Ipsos kamuoyu anketi sürpriz bir anket yayımladı. Ankete göre Cumhuriyetçi rakibi karşısında Harris %44’e karşı %42 ile önünde görünüyor!
  • Yeni gün başlangıcında, Asya borsaları, ABD’li teknoloji devleri Tesla ve Alphabet’in zayıf kazançlarının güveni olumsuz etkilemesinin ardından zayıf bir seyir izliyor. Son yıllarda borsaları devamlı sırtlayan “Muhteşem 7’li” olarak tanımlanan grubun içinde yer alan Google’in zayıf gelen kârı ana endeksleri  aşağıya çekti: ABD borsaları geceyi %0,2 civarında düşüşle tamamladı. Faiz artırımının masada kalacağı gelecek hafta sonuçlanacak olağan BoJ toplantısı öncesinde, Japon Yen’i dolar başına 155 seviyesine toplayarak son altı haftanın en yüksek seviyesine ulaştı. Hatırlanacağı üzere, teknik bir bakış açısı geliştirerek 158 seviyesinin altında yatırımcıları dikkatli olmaya davet etmiştik (bakınız grafik). Güçlenen Yen, ihracat odaklı Japonya ekonomisini zorlayacağı beklentisi ile bu sabah gösterge endeks Tokyo borsası %0,6 aşağıda işlem görüyor.
  • Para birimleri cephesinde doların bir miktar da olsa güçlendiğini görüyoruz. Geçen haftalarda 1,30 seviyesini test eden Sterlin, bu sabah dolar karşısında 1,2888 seviyesine gerilerken, EURUSD paritesi de benzer bir şekilde 1,29 seviyesinin aşağısında gevşedi. ABD ekonomisi ve siyasetinin önemli değişimlere sahne olacağı ilerleyen günlerde volatiliteye hazır olmak gerekiyor. Emtia cephesine ise altın yeniden 2,420 dolar seviyesine toparlarken, gümüş ise tehlike çanlarının çaldığı 29 dolar eşik seviyesinden uzaklaşarak 29,30 seviyelerine geldi. Direnişin parası bitcoin ise 68bin dolar seviyesine kadar yükselmesi ardından teknoloji tarafında devam eden sancılı seyre paralel 66bin dolar seviyesine geri çekildi. Kıymetli madenler için tonumuz pozitif. Bitcoin için ise 71bin dolar üzeri kapanışlar ardından patlayıcı kuvvetin oluşacağını öngörüyoruz.

*USDJPY

1721795780012ed97dec690fdbfe368f28c91e5d56_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

HAKAN ARAN: “2025 yılı sonuna kadar rahatlama beklemeyin”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, 2025 yılı için gördüğü tablo üzerinde durdu:

– 2025’te enflasyonun yüzde 42 olduğu ama Merkez Bankası’nın hedefi nin yüzde 14- 21 bandında yer aldığı bir yıl başlayacak. Merkez Bankası, 42’yi 14-21’e nasıl getirecek? Ekonomiyi gevşetemez. Kredi büyümesinde yüzde 2 sınırını artıramaz.

Kredi tarafında sıkışıklığın ve pahalılığın yıl boyu süreceğine işaret etti:

– Yüzde 45 enflasyon varken, yüzde 50 pahalı iken, yüzde 25 enflasyonda da yüzde 30 pahalı olacak. Yani, kredide pahalılık devam edecek.

Bu noktada şu uyarıyı yaptı:

– 2025 yıl boyunca rahatlama bekleyen, “Nasıl olsa biraz hafifl er, ben de paraya erişirim” diye düşünenler, nefesini 2025 sonuna kadar tutamayanlar da muhtemelen çok zorluk yaşayacaklar.

Bu durumda KOBİ’lerden büyüklere tüm şirketlerin vardiya azaltmaya, sonrasında verimlilik artışı için robotlaşmaya ağırlık vereceğini kaydetti:

– 2025 yılında işsizlik artacak, yani istihdam piyasasına olumsuz yansıyacak. Bunun da Merkez Bankası’nın elini daha çabuk tutacağı ve artık sıkılaşmayı, istihdamı da belli bir oranda gözeterek yapacağı noktaya getirecektir diye tahmin ediyorum.

2025’te enflasyonun yüzde 14-21 bandının üzerinde, 20-21 arasındaki bir noktada bitmesini beklediğini bildirdi:

– Bu durumda da yüzde 45 olan politika faizinin 25’e kadar düşürülme imkanı olacağını düşünüyorum. İzin verildiği kadar büyüyen krediye erişip akıllıca kullanan, iş yerinde verimliliği artırmaya yönlendirenin güçleneceği bir yıl olacak 2025.

Sonra ekledi:

– Ama sorunlu alacak oranlarının, bankadaki donuk alacak oranlarının ticari tarafı da içine alacak şekilde artacağı bir 2025 yılı göreceğimiz kanaatindeyim.

Enflasyon yüzde 10’lara inene kadar üretici ve ihracatçı rahat yüzü göremez

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, ihracat konusunda şu saptamayı yaptı:

– Merkez Bankası döviz rezervlerini “kasa doldu” denecek düzeyde artırana kadar ve enflasyon yüzde 10’lu seviyelere gelene kadar bir denge noktası oluşmayacağı için ne ihracatçının ne üreticinin rahat yüzü göremeyeceği düşüncesindeyim.

Saptamasına şu eklemeyi yaptı:

– Onlar sıkıntı yaşamaya, kurdan şikayet etmeye, “Ben artık üretemiyorum, ihraç edemiyorum, maliyetim daha fazla” deyip “Sattığımdan zarar ediyorum” şikayetine maalesef bu söylediğim konjonktür boyunca devam edecek. Bu şikayetlerin önüne geçebilecek bir mekanizma yok.

Şu noktanın altını çizdi:

– Eğer siz bir yanlış yaptıysanız, yanlışınızla yüzleşmeniz gerekiyor. Biz ekonomide yanlış politika izledik. Şu andaki sıkıntılarla yüzleşmeden düzelme olmaz.

Şu soruyu ortaya attı:

– Biz onu yaptık tamam geçmişte kaldı? Şimdi çaresi yok mu?

Soruyu şöyle yanıtladı:

– O yanlış yapılırken ihracatçı çok kazandı. Yanlış yapılırken yatırım yapan iş insanı çok kazandı. Yani, çok ciddi miktarda ucuz TL ihracatçıya, üreticiye, yatırım yapana verildi. Uzun vadelerle verildi. Yüzde 8.5, 10, 12.5’ten verildi.

Bu noktada yine sordu:

– Bu kaynakları alıp ne yaptılar?

Soruları sıraladı:

– Bu kaynaklarla kendilerinin daha verimli olmaları, daha rekabetçi olmaları için mi yatırım yaptılar? Yoksa zaten aslında her an rekabette, fiyatta sorun yaşayabilecekleri üretim bandını çoklayıp 5 üretirken 10 üretip 10 satacağım şeklinde mi hareket ettiler?

Bu dönemde genelde kapasite artırıldığına işaret etti:

– Şu anda öyle bir tabloya gelindi ki, elde çok yüksek kapasite var ama kârlı değil. İşte şu andaki en büyük problem bu.

Çözüm yolunu irdeledi:

– Bu problemi her seferinde yaşamamak için Türkiye’nin toplam faktör verimliliğini artıracak olan projeler üzerinde kümelenmesi lazım. Bu da 5 yıllık bir planla olur. Ancak bu şekilde Türkiye rekabetçi bir yapıya gelebilir.

Müşterisi aç iken banka tok yatamaz

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, sağlıklı kredi kullandırılmaması halinde finans kesiminin de olumsuz tablodan nasibini alacağını bildirdi:

– Hepimiz için düzlüğe çıkmanın tek koşulu, hatayı yaptığımız ilk noktaya geri dönmek. O yer de, kabul edilebilir bir enflasyon, hane halkının, çalışanın, ücretlinin enflasyona ezdirilmediği, o düzeydeki ücret artışının sanayiciyi yormayacak noktaya gelmesi.

Ardından ekledi:

– Sen fiyatını artıramayan ihracatçıyı, üreticiyi her sene yüzde 50, 70 ücret artışıyla yüz yüze getirirsen bu insan batar. O yüzden tekrar yüzde 10’lu seviyelere getirmemiz lazım ki bu kişiler rekabet gücünü koruyabilsin.

Bu noktada bankaların kârlarındaki düşüşü nasıl değerlendirdiğini sordum, şu yanıtı verdi:

– Reel sektörde sorun varken, ülkede kârlılık düşerken bankaların kârlılığının artması bence sorun olurdu. Eğer siz içinde bulunduğunuz bu koşullardan aynı şekilde etkilenmiyorsanız zaten yanlış bir şeyler yapıyorsunuz demektir.

Sorunların, sıkıntıların herkes tarafından paylaşılmasının iyi bir gösterge olduğunu kaydetti:

– Müşteriyle her zaman yüz yüze bakan bir kurum olarak müşterimiz açken biz tok yatan konumda olmak istemeyiz. Bizim de bu dönemde sıkıntı yaşamamız kadar doğal bir şey yok.

ekonomim-Vahap Munyar

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

ABD ekonomisi ve siyaseti önemli bir değişimin arefesinde: Nereye yatıracağız?

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Türkiye cephesinde işler göreceli olarak yolunda giderken, küresel mali piyasalarda ise ‘sancılı’ bir dönemeçten geçtiğimizi itiraf etmeliyim. İlk önce şunu açık bir şekilde dile getirmek gerekiyor ki, senelerdir devam eden yüksek faiz döneminden artık açık bir şekilde dünyanın çıkmaya başladığını görüyoruz. ABD’de istihdam kanadında yaşanan bozulmayı teyit eden son veriler ardından ABD’de FED yetkilileri istihdam riskine dikkat çekerken, piyasalar 18 Eylül olağan FED toplantısından faiz indirimini %100 ihtimal ile fiyatlıyor. FED’in çok açık bir şekilde faiz indirim sürecine gittiğine dair emarelerin arttığı son günlerde, teknoloji hisseleri önderliğinde piyasaların satıcılı bir seyir izlediğini de görüyoruz.
  • Hatırlarsanız, geçen hafta gerek Çin ile ABD ticaret gerilimlerinin derinleşmesiyle tetiklenen teknoloji satışları, Trump’a yönelik suikast girişimi ve ABD Başkanı Biden’ın başkanlık yarışındaki kaderine ilişkin belirsizliklerin gölgesinde ABD borsaları sert satışlara sahne olmuştu. Not etmek gerekirse, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500 endeksi geçen haftayı %2 düşüşle tamamlarken, endeks önceki hafta tüm zamanların zirvesinde yer alıyordu! Öte yandan, %0 seviyesinden %5,5 seviyesine amansız bir şekilde yükselen FED’in politika faizi ardından piyasalar yaklaşık 2,5 yıl aradan sonra yeniden faiz indirimine hazırlanıyor. Bu gelişmelerin gölgesinde, VIX endeksi (namı diğer korku endeksi) geçen haftayı %33 yükselişle uzun zamandır görmediğimiz kadar sert bir hareketle tamamlayarak piyasaların gerginliğini adeta haykırdı. Bu minvalde, ABD ekonomisinin ve siyasetinin önemli bir değişime sahne olacağı yakın gelecekte, piyasaların bir miktar kâr satışlarına sahne olmasını sağlıklı olarak yorumlayacağız.
  • Hava zaten limoni bir de Cuma günü dünyanın büyük bir kısmının hareketsiz kaldığına ve yaşanan siber kaosun pek çok sektörü olumsuz etkilediğine tanıklık ettik. Microsoft gibi pek çok şirket tarafından kullanılan pek çok kişinin ise adından yeni haberdar olduğu siber güvenlik devi CrowdStrike’ın hatalı bir güncelleme yayınlamasının ardından yaşanan kesinti global çapta siber kaosa neden olurken, uçuşlar iptal edildi, bankalardan para çekilemedi…  Kesintinin dünya çapında milyarlarca dolara mal olduğunu düşünürken, Microsoft ve CrowdStrike şirketlerinin pazar hâkimiyeti de göz önüne alınırsa (windows’un küresel işletim sistemleri pazar payının yaklaşık %72’sine sahip olurken, CrowdStrike’ın da güvenlik kategorisindeki pazar payının yaklaşık %24 olduğunu not edelim) dünyanın nasıl etkilendiğini daha rahat anlayabiliriz.
  • Cuma günü bültenimizin manşetini “We did it, Joe” diye seçerek, Biden’ın hafta sonu çekileceğine işaret etmiştik. Nitekim de Demokrat Parti içinde etkili bir isim olan Obama ailesinin de desteğinin çekmesinin ardından Başkan Biden “partim ve ülkemin yararına olacağını düşündüğüm bir kararla adaylıktan çekiliyorum” dedi. Haberi size Cuma günü verdiğime göre, artık Trump’ın seçileceğine kesin gözüyle bakıldığı bir ortamda, Demokratların Trump’a karşı kimi aday göstereceği üzerinde isimler de duymaya başladık. Sene başında The Economist dergisinin kapağında bir tarafta Trump’ın silüeti diğer tarafta ise bir kadının resmini görmüştük. Kadın aday teknik olarak Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi görünse de, koltukta oturduğu dönemde sergilediği ve göz doldurmayan performansı yerine Michelle Obama isminin de konuşulduğunun altını çizelim. Temsilciler Meclisi eski Başkanı Nancy Pelosi’nin de aralarında bulunduğu bazı güçlü parti üyelerinin Harris etrafında toplanmayarak şimdilik sessiz kaldığını da not etmek gerekiyor! Lâkin aday kim olursa olsun, Trump’ın seçimi kazanacağına yüksek ihtimal tanıyoruz.
  • Bu noktadan sonra küresel mali piyasaların artık Trump’ın politikalarını erkenden fiyatlandıracağını da not etmek gerekiyor. Trump yardımcısı olarak gösterdiği Vance, kanaatimce Rusya – Ukrayna savaşını bitirmek üzere görevlendirilecek olup Trump’ın da yeni dönemde dünya genelinde küresel bir liderlik sergileyerek jeopolitik riskleri aşağıya çekmek isteyeceğini düşünüyoruz. Zaten güvenli liman altının da geçen hafta test ettiği tüm zamanların zirvesi olan 2,484 dolar seviyesinin epeyce altında haftayı 2,399 dolar ile tamamlamasını da bu beklentiye bağlıyoruz. Lâkin, peşinen söylemeliyim ki yurtdışı piyasalarda belki bir müddet daha devam edebilecek olan kâr satışlarının (piyasa belirsizlikten hoşlanmaz ve bilinmeyen bir Demokrat adayın eklenmesi kesinlikle yatırımcıların rahatsızlığını artıracaktır) yerini yeni alıcıların bir noktada alacağını öngörüyoruz. Bu bağlamda, hem hisse senetleri hem de altın için pozitif tonumuz koruyoruz. Dolar sisteminde, küresel merkez bankalarını rezervleri içerisinde doların payının %72 seviyesinden %56 seviyesine kadar gerilediği ve Çin Merkez Bankası’nın devamlı dolar satıp kıymetli madenler ve endüstriyel madenler aldığı bir konjonktürde, ya da ‘dolar sisteminin’ sorgulandığı yeni bir ekosistemde, yatırım yapılacak yagâne enstrümanın altın ya da daha geniş başlıkta kıymetli madenler olduğunu düşünüyoruz.
  • Kripto paralara karşı bir duruş ve söylem sergileyen JP Morgan CEOsu Jamie Dimon’ın Trump dönemimde Hazine’nin başına Yellen yerine getirileceğini okurken, dolar sistemine alternatif olarak yeni sistemin vazgeçilmezi olarak görülen Bitcoin’in de orta vadede yükseliş isteğini koruyacağını ve psikolojik 100bin dolar seviyesini hedefleyeceğini düşünüyoruz. Öte yandan Çin ile ticaret savaşında daha sert bir duruş sergileyecek olan Trump’ın beraberinde para birimleri ve borsalar cephesinde volatiliteye neden olacağını göz ardı etmezken, aylar önce 2,550 dolar olarak koyduğumuz altın hedefimizin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi sonrasında yeni hedef olarak 3bin dolar seviyesini konuşmaya (1 yıllık bir perspektifte) başlayacağız.
  • USDTRY kuru geçen haftayı 33,10 seviyesinin kıyısında sakin bir şekilde tamamlarken, Borsa İstanbul, dünyanın mavi ekranlara çaresiz bir şekilde baktığı günü bankacılık hisseleri önderliğinde hafif de olsa artıda tamamladı. CDS risk primi 263 baz puan seviyesine; 2 yıllık gösterge tahvil faizi de %42 bileşik seviyesine hafif de olsa yükseldi.
  • Her hafta Perşembe günü açıklanan TCMB ve BDDK bültenleri, Pazartesi gününün resmî tatil olması nedeniyle Cuma günü açıklandı. Buna göre, 12 Temmuz ile biten haftada TCMB’nin︎ brüt döviz ve altın rezervleri 153,8 milyar dolar ile yeni bir rekor kırdı. Yurtiçi yerleşiklerin DTH (döviz mevduatları) tercihlerinde son haftalarda devam eden azalma ardından stok rakam 163,7 milyar seviyesine hafifçe yükselirken, Kur Korumalı Mevduat (KKM) bakiyesinde 49 milyar TL gibi neredeyse son 5,5 ayın en yüksek çıkışı yaşandı. Dahası KKM’nin dolar bazlı ana parası 2,1 milyar dolar düşüşle 59,1 milyar dolar seviyesine geriledi. TCMB’nin KKM hesaplarına uygulanacak alt faiz oranını %40’dan %35 seviyesine çekmesi ardından 11 aydır aralıksız süren çıkışın daha da ivme kazanacağını düşünüyoruz. Bu arada not etmek gerekir ki︎, DTH ve bir nevi yabancı para enstrümanı olan KKM’nin toplam mevduat havuzundaki payı %49 seviyesine geriledi (zirve seviyesi %72 ile 10/06/2022 tarihinde görülmüştü). TL’nin payının ise yeniden %51 seviyesine çıkmasını önemsiyoruz! (bakınız grafik)
  • Menkul kıymet istatistiklerine göre yabancı yatırımcının hisse senetlerine küskünlüğü devam ederken, tahvil âşkı ise kabararak devam ediyor. 12 Temmuz ile biten haftada, yabancı yatırımcı 58 milyon dolar hisse senedi satarken, 895 milyon dolar ise Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) almış. Bu bağlamda, yılbaşına göre bakarsak, yabancının hisse senetlerinden 1,2 milyar dolar çıkış yaptığını, DİBS’e ise 10,5 milyar dolar büyüklüğünde giriş yaptığını görüyoruz. Bu gelişmeler cereyan ederken, TCMB’nin swap ve kamu dövizleri hariç net rezervleri ise artı 16 milyar dolar seviyesine kadar iyileşti. Yerel seçim döneminde (01/04/2024 tarihinde) manşet rakamın eksi 74,6 milyar dolar olduğunu tekrar hatırlatmış olayım. (bakınız grafik)
  • Cuma gece piyasa kapanışı ardından Moody’s Türkiye’nin kredi notunu 2 basamak birden artırarak B3’ten B1’e seviyesine getirirken, görünümü de olumlu olarak teyit etti. Diğer iki önemli kredi derecelendirme kuruluşuna göre oldukça geride kalan Moody’s’den gelen not artırımını elbette olumlu olmakla birlikte bir düzeltme olarak yorumluyoruz. Bu nedenle da anlamlı bir piyasa etkisinin olmasını beklemiyoruz. Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre zorunlu karşılık uygulamasında değişikliğe gidildi. Buna göre, döviz kredilerinde aylık büyüme hızı için bankalara getirilen %2’lik büyüme sınırlaması %1,5’e geri çekildi. Döviz kredisi imkânları daha da daralacak bu hamle sonrası para politikası (kredi kanalı üzerinden) biraz daha daraltılmış oldu. TCMB her ne kadar para politikasını etkin bir şekilde kullanmak istese de, attığı adımın arkasında reel sektörün döviz pozisyonunda son dönemlerde yaşanan bozulmanın da payı olduğunu düşünüyoruz.
  • TCMB yarın Temmuz ayı olağan Para Politikası Kurulu toplantısını yapacak. Faizlerin sabit tutulmasına kesin gözüyle bakılırken, TL likiditesinin artması ve piyasada oluşan TL referans faiz oranının TCMB’nin belirlediği faiz koridorunun (%47) alt bandına kadar gelmesi ardından sterilizasyon konusunda yeni adımlar atılabileceğini düşünüyoruz. FED’den 18 Eylül tarihinde hamle gelmesi ardından TCMB’nin de yılın son çeyreğinde bebek adımları ile de olsa faiz indirimlerine başlayacağını düşünmeye başladık. Bu nedenle Eylül ayına kadar TL uzun pozisyonlarımız korumaya devam edip sonrasında ise döviz kurunun sessizliğini bir miktar da olsa bozmasını bekliyoruz. Temmuz sonunda düzenlenecek olağan FED toplantısında önemle tartışılacak veri setleri arasında FED’in favori enflasyon göstergesi olan PCE verisi Cuma günü açıklanacak. Öncesinde ise Perşembe günü, ABD büyüme verisini, istihdam piyasasına yönelik risklerin arttığı bir dönemde önemli ipuçları verebileceği beklentisiyle yakından takip edeceğiz.
  • Cuma günü küresel arenayı derinden etkileyen teknoloji kaosu sonrasında yeni hafta başlangıcında Çin, ekonomisini canlandırmak amacıyla kısa vadeli politika faiz oranını ve gösterge kredi faiz oranlarını düşürdü, bu hamle, zayıf ekonomik veriler ve büyüme hedeflerini tutturma çabaları ışığında geldiğini not edelim. Yeni gün ve hafta başlangıcında, Asya piyasalarında hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası %1, Tayvan borsası %2,7 Kore borsası ise %1,5 gerileyerek işlem görüyor. Haftanın pek de iyimser başlamadığını not edelim. Gelişmeler karşısında birkaç hafta önce anlamsız bir şekilde 53bin dolar seviyesine kadar gerileyen direnişin parası Bitcoin bu sabah 68bin dolar seviyesine kadar toparlandı. Altın yeni haftaya 2,400 dolar seviyesinden başlarken, gümüş ise teknik mânâda önemsediğimiz 29 dolar seviyesinin üzerinde haftalık kapanış yapması ardından yatay bir seyir izliyor. Bu hafta olimpiyatların da başlayacağını not edelim.

*Menkul Kıymet İstatistikleri

1721622549f2dae2b34c751b5cb7d25075c0134307_1_1200.jpg

*KKM

172162255020c015c286fb71a1a8c2af353c401dd9_2_1200.jpg

*TCMB Net Döviz Pozisyonunda yaşanan günlük değişim

17216225510248e38560968d9aa15fdc3d06e877c1_3_1200.jpg

*Fiili faiz oranları

1721622551a401d3705965a543700dbbbe994b570f_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.