Connect with us

BANKA HABERLERİ

Oğuz Oyan : Maliye Politikaları kimden yana

Yayınlanma:

|

Pandemi krizi bir kez daha gösterdi: Yüzü emekçi sınıflara da dönük olabilen maliye politikaları bakımından dünyanın en nekes siyasi iktidarı herhalde Türkiye’de bulunuyor. Yanlış anlaşılmasın, kapitalist ülkelerin tümünde iktidarların yüzü öncelikle sermaye sınıfına, onun ihtiyaçlarına dönüktür. Ama, pandemi öncesinde ve sırasında emekçi kesimlere bu denli sırtını dönen bir gelişmiş kapitalist devlet örneği bulamazsınız. 

Sınıfsal güç dengelerinin zorlaması ve toplumsal onayın sürekli alınmasına olan ihtiyaç, gelişmiş kapitalist ülkelerin devletlerinin emekçi katmanların tepkilerine tamamen duyarsız kalmalarını engeller. Özellikle de toplumsal tepkilerin zirve yaptığı bu tür pandemik/ekonomik kriz dönemlerinde en azından zevahiri kurtarmak zorundadırlar. Bunun örneklerini geçtiğimiz yıl içinde bolca gözlemledik; bu tür devletler, ücretli ve küçük üretici emekçi katmanlar lehine de politika üretmeye, ücret/gelir kayıplarını önemli ölçülerde telafi etmeye yöneldiler. 

Buna toplumsal dinamiklerin dayatmasıyla mecbur kalmış olsalar da tek etken bu değildi. Önemli bir ekonomik küçülmenin yaşanacağı belli olmuşken, geniş toplum kesimlerinin gelirlerinin/tüketimlerinin desteklenmemesi halinde daralmanın daha da şiddetlenmesi kaçınılmaz olacaktı. Demek ki madalyonun bir yüzünde de ekonominin yüzdürülmesi yani sermayenin belirli kesimlerinin de mevcut krizde çok ihtiyaç duyduğu talep unsurunun desteklenmesi bulunmaktaydı.

Peki Türkiye’de iktidar çevreleri bunların hiç mi farkında değildi, yoksa yüksek kamu açıkları ve kamu borçlanması nedeniyle sınırlanan kaynak sorunlarını mı aşamıyordu? Yoksa sermayenin önünün çeşitli kredi politikaları (yeni krediler açılması veya borç ertelemeleri), maliye politikaları (vergi ve sigorta primi indirimleri ve ertelemeleri, vergi harcamaları) ve faiz politikalarıyla (Kasım 2020 öncesinde enflasyonun altında faizler uygulanması) açılmasının, dolaylı etkilerle, emekçi kesimler için de yeterli olabileceği avuntusuna mı saplanmıştı? Öyle ki, sistemde var olan “işsizlik sigortası ödeneği” ile “kısa çalışma ödeneği” gibi düzeneklerden daha fazla kullandığı, sermayenin onyıllardır talep ettiği “ücretsiz izin” düzeneğini uygulamaya sokmak oluyordu. Günde 39 TL’lik “nakdi ücret desteği” aslında emekçiden çok, emekçiyi ihbar ve kıdem tazminatı vermeden kapı eşiğinde tutan veya muvazaalı olarak çalıştırma olanağı elde eden sermayeye yarıyordu.

Peki bunların toplam yükü bakımından Türkiye’de durum neydi? Destekler GSYH’nın yüzde 0,9’unu aşmıyordu; üstelik bunların çoğu da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, prim karşılığı bir hak niteliğindeydi. Aşağıda ayrıntıları verilecek.

Kaynak sorunu mu?

Sermaye yönlü teşviklere bakılır, bunların içinde bütçeden yapılan vergi harcamalarının büyüklüğü (2020 Bütçesi başlangıç teklifinde 195,6 milyar TL) dikkate alınır, bu arada Hazine’nin yıl içinde yükselen/çeşitlenen borçlanma pratikleri dikkate alınırsa, bunun bir kaynak sorunu olmadığı anlaşılır. Kaldı ki böylesine özel dönemlerde her zaman olağanüstü önlemlerin devreye sokulmasının da bir meşruiyeti olacağı açıktır.

İktidar bunlara kısmen gitmedi değil; ama yüzü hiçbir zaman emeğe dönük olmadı. Saray’ın düşük faiz saplantısı nedeniyle faiz aracının kullanılmasından kaçınıldığı bir dönemde, TL’nin değer yitimini dizginlemek adına döviz/altın rezervlerinin tümüyle eritildiği ve kısmen sıcak para çıkışlarına peşkeş çekildiği dikkate alınırsa, burada kaynakların ekonomik anlamda “yanlış” kullanılmasını aşan bir durumla karşı karşıya olunduğu daha iyi anlaşılır.

AKP iktidarı böyle dönemlerde akla gelen/gelmesi gereken bir servet vergisini ise hiç düşünmedi. Onun yerine Aralık 2019’da yasalaştırdığı ancak 2020’nin pandemik kriz koşulları nedeniyle uygulamasını bu yıla ertelediği bir “Değerli Konut Vergisi” (DKV) var. (Emlak Vergisi Kanunu, m.42-49). DKV’nin vergilemede eşitsizliği büyütecek bir vergi türü olacağı konusunda daha önce yazmıştık. Çok sayıda konutu olan ama hiçbirinin vergi değeri 5 milyon TL’yi aşmayan gayrimenkul zenginleri bu verginin mükellefi bile olmayacaklar. Öte yandan 5 milyon TL’yi aşan değerde tek konutu olanlar ile birden fazla konutu olanlar bunlardan biri için DKV’den muaf olacaklar! Üstelik, DKV sadece konut olarak kullanılan taşınmazları dikkate alacak, ticari olanları, arsaları kapsamayacak. En büyük spekülasyonların kentsel arsalar üzerinde yapıldığını hesaba katarsak, bu verginin göstermelik olmaktan kurtulamayacağı açık. Nitekim DKV tahsilat tahmini de 2021 Bütçesinde yalnızca 350 milyon TL’den ibarettir. Vergi uzmanı Dr. Nedim Türkmen’e göre bunun daha tahsil edilebilmesi zordur (Sözcü, 23 Ocak 2021).

Oysa değerli meslektaşımız Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu‘nun kolayca uygulanabilir nitelikte olması bakımından önerdiği, bir milyon TL eşiğini aşan TL ve döviz cinsi mevduatlar (300 bin civarında yükümlü) üzerine uygulanacak yüzde 1,5 oranındaki bir dayanışma (kısmi servet) vergisi bile, 38 milyar TL’lik bir vergi kaynağını sorunsuz bir biçimde hemen sağlayabilecek türdendir. Bu öneri, Türkiye’de uygulabilecek bir servet vergisinin nihai şekli olarak düşünülmemeli (Hayri hoca da öyle düşünmüyor zaten, bkz: Birgün Gazetesi, 15 ve 20 Aralık 2020); matrah oluşturmaya dönük karmaşık ön hazırlıklara ve yan ekonomik tedbirlere ihtiyaç duyulmaksızın hemen uygulanabilecek bir vergi olarak anlaşılmalı.

2021 bütçesi üzerine

Hürriyet Gazetesi ekonomi yorumcusuyken iktidarın hoşuna gitmeyen yazıları nedeniyle birkaç yıl önce gazeteyle ilişiği kesilen ekonomist Uğur Gürses’in “Ekonomi Alla Turca” başlıklı bir internet sitesi var. Burada da dikkati çeken eleştiriler içeren yazılar yazıyor. 19 Ocak 2021 tarihli “Bir ‘bütçe tasarrufu’ hikayesi” başlıklı yazısı da bunlardan biri. Yazısını, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan’ın ‘bütçe açığı hedefin altında kaldı’ açıklamasının bir aldatmacadan ibaret olduğunu vurgulamak üzere kaleme almış haklı olarak. Yazısındaki ek bütçe ve bütçe tasarrufu konusundaki eleştirileri de oldukça yerinde. Fakat yazısı, maliyeci olmamanın getirdiği bazı sorunlar da taşıyor. Değerli dostumuz Prof. Dr. Aziz Konukman, bunlara işaret eden bir notunu bana iletti. Gözden geçirilmiş halini aynen aktarıyorum.

Uğur Gürses’in Yazısı Üzerine Notlar

1- “Meclis’e getirilen teklifle borçlanma limiti 138,9 milyar TL’den 240 milyar TL’ye çıkarılmasını içeriyordu” deniliyor. Burada iki düzeltme gerekiyor. Teklif öncesinde limit 138,9 milyar TL değildi. Borçlanma limitinde Merkezi Yönetim değil Genel Bütçe açığı esas alınır. 2020 yılı için Genel Bütçe açığı 4749 sayılı Kanun’un 5. Maddesine göre 140,1 milyar TL olarak öngörüldüğü için yıllık borçlanma limiti 140,1 milyar TL’dir. Yani Teklif öncesinde limit bu düzeyde idi. Meclis’e getirilen teklifle ekleme yapılarak bu tutar 309 milyar TL’ye yükseltilmiştir. Dolayısıyla metinde verilen 240 milyar TL tutarı doğru değildir. (Ayrıntısı şöyle: 4749/5’e göre, ihtiyaç halinde 140.1 milyar TL’lik limit yıl içinde en çok yüzde 5 ve ayrıca Cumhurbaşkanı kararıyla ilave yüzde 5 artırılabilir. Buna göre borçlanma limiti 154.5 milyar liraya çıkar. Bu tutar sözü edilen kanuna yapılan eklemeyle -iki istisnanın kullanılmasıyla ulaşılan tutarın ikiye katlanmasıyla-  309 milyar TL’ye yükseltilmiştir).

2- “Geriye, bütçeden harcanmış olması muhtemel miktar, yani sadece 7,2 milyar TL kalıyordu” deniliyor. ‘Sosyal Koruma Kalkanı’ kapsamında 31 Aralık 2020 sonu itibarıyla verilen toplam 45,3 milyar TL destek miktarının üç kaynağı var. Bakanın sunduğu tablodaki veriler yeniden düzenlendiğinde üç kaynak arasındaki dağılım şöyledir: (i) Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Teşvik Fonu (SSYTF): 6 milyar 376 milyon TL; (ii) İşsizlik Sigortası Fonu(İSF): 36 milyar 837  milyon TL; (iii) Biz bize benzeriz kampanyası: 2 milyar 56 milyon TL. Görüleceği üzere ‘Sosyal Koruma Kalkanı’ kapsamında bütçeden bir kaynak aktarılmamıştır.

3- “O zaman neden borçlanma limiti 239 milyar TL’ye yükseltilmek isteniyordu?” diye bir soru yöneltiliyor. Bu soru anlamsız çünkü limit 309 milyar TL’ye yükseltilmiştir.

4- “Peki bu teklif Meclis’e geldiğinde Hazine halihazırda ne kadar borçlanmıştı? Tam 241 milyar TL. Yani fiili durumu yasayla normale çevirmek için 240 milyar borçlanma yetkisi isteniyordu. O yüzden YEP’e konulan ‘bütçe açığı tahmini’ 239 milyar olarak yerleştirildiği çok açıktı” tespiti de doğru değil. O tarihteki 241 milyar TL’lik fiili borçlanma tutarı iki istisnanın kullanılmasıyla ulaşılan tutar olan 154,5 milyar TL’nin üstünde kalmaktadır. Bu durumda ortaya 86,5 milyar TL’lik bir yasa dışı borçlanma çıkmıştır. Söz konusu teklifle hem bu konumdan çıkılmış  hem de daha fazla borçlanabilmenin yolu açılmış oluyordu.

5- Aralık 2020 Kamu Borç Yönetim Raporu’na göre Kasım sonu itibariyle net borçlanma tutarı 229,1 milyar lira olmuştur. İstenildiğinde Aralık’ta net borçlanma tutarı 80 milyar daha artırılabilir.

6- Kasım sonu itibariyle gerçekleşen 172,7 milyarlık bütçe açığının üzerinde net borçlanma yapılması düşündürücüdür. Yetki tümüyle kullanılırsa (sözü edilen 80 milyarlık daha net borçlanma yapılırsa) bu fark daha da açılacaktır. Bu durumda faizler önümüzdeki dönemde daha da artacaktır. Bu da bilindik dışlama etkisi yaratacaktır. Gelişmelerin ne yönde olacağını kestirebilmek için Ocak sonunda yayımlanacak raporu beklememiz gerekiyor”.

sol.org.tr

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor?

Yayınlanma:

|

bankavitrini.com haber analiz raporu

Türkiye’de tarım bankacılığı: kredi büyüyor, pazar kamu bankalarında yoğunlaşıyor

Türkiye’de tarım bankacılığı 2025/2026 döneminde yeniden stratejik bir başlık haline geldi. BDDK’nın yayımladığı aylık bankacılık verileri ve FinTürk il bazlı sektör verileri, tarım kredilerinin hem hacim hem de bölgesel dağılım açısından izlenebilir ana kalemlerden biri olduğunu gösteriyor. BDDK, 2026 Mart FinTürk verilerini ve aylık bankacılık sektör verilerini yayımlamış durumda.

Paylaşılan tabloda 2025/1 döneminde 531,5 milyar TL olan tarım kredileri hacminin 2026/1 döneminde 586,2 milyar TL’ye çıktığı görülüyor. Bu, yaklaşık 54,7 milyar TL artış ve %10,3 büyüme anlamına geliyor. Ancak büyüme, enflasyon ve tarımsal girdi maliyetleri dikkate alındığında reel olarak daha sınırlı bir finansman genişlemesine işaret ediyor.

Pazarın lideri yine Ziraat Bankası

Tabloya göre Türkiye Ziraat Bankası 2026/1 döneminde 225,6 milyar TL tarım kredisi hacmiyle pazarın açık ara lideri. Pazar payı %37,9 seviyesinde. Ziraat Bankası’nın tarım bankacılığındaki ağırlığı, yalnızca ticari tercih değil; Hazine faiz destekli tarımsal kredi mekanizmasındaki merkezi rolünden de kaynaklanıyor. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden kullandırılan Hazine faiz destekli tarım kredilerinin usul ve esasları 2024-2026 dönemini kapsayacak şekilde düzenlenmişti.

İkinci sırada Tarım Kredi Kooperatifleri Merkezi Birliği bulunuyor. 2026/1 döneminde hacim 77,9 milyar TL’ye, pazar payı ise %13,1’e yükselmiş görünüyor. Bu tablo, tarım finansmanında kamu destekli/yarı kamusal kanalın hâlâ belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Özel bankalarda sınırlı büyüme, bazı bankalarda daralma

DenizBank, QNB Finansbank, Akbank, Garanti BBVA, İş Bankası, TEB ve Şekerbank gibi bankalar tarım bankacılığında ürün sunmaya devam ediyor. DenizBank tarım, tarla ve çiftçi kredilerini ayrı bir iş kolu olarak sunarken; VakıfBank da işletme, yatırım, proje ve KGF destekli tarım kredileri gibi başlıklarda ürünler açıklıyor.

Ancak tabloda özel bankalar arasında ayrışma dikkat çekiyor. Akbank’ta %6,2, TEB’de %4,7, İş Bankası’nda ise %0,6 daralma görülüyor. Bu durum, tarım kredilerinde risk iştahının bankadan bankaya değiştiğini gösteriyor.

En hızlı büyüyen bankalar

Tabloya göre tarım kredilerinde en hızlı büyüyen ilk bankalar şöyle:

Banka 2026/1 büyüme
Ziraat Katılım Bankası %17,5
Tarım Kredi Kooperatifleri %15,7
Ziraat Portföy / Tarım Finansman %14,6
Türkiye Ziraat Bankası %12,5
VakıfBank %12,2

Bu görünüm, tarım finansmanında büyümenin ağırlıklı olarak kamu bankaları, katılım bankacılığı ve kamu destekli kanallar üzerinden geldiğini gösteriyor.

Tarım kredilerinde ana mesele: hacim artıyor ama maliyet baskısı sürüyor

Tarım kredilerinin büyümesi olumlu görünse de çiftçinin finansmana erişiminde üç temel sorun devam ediyor:

Birincisi, kredi hacmindeki artış tarımsal girdi maliyetleriyle aynı hızda ilerlemeyebilir. Mazot, gübre, yem, ilaç, tohum, enerji ve sulama maliyetleri arttıkça çiftçinin kredi ihtiyacı da büyüyor.

İkincisi, kredi büyümesi her zaman üretim artışı anlamına gelmiyor. Kredi, yatırım için değil borç çevirme ve işletme sermayesi açığını kapatma amacıyla kullanılıyorsa tarım işletmeleri finansal kırılganlıktan çıkamıyor.

Üçüncüsü, destekli kredi mekanizması kamu bankaları üzerinden yoğunlaştığı için özel bankaların tarım finansmanındaki payı sınırlı kalıyor. Bu da rekabeti ve ürün çeşitliliğini azaltabiliyor.

2026’da destekli kredi tarafında yeni hassasiyetler

2026’da Hazine destekli tarım ve esnaf kredilerinde bazı düzenlemeler yapıldı. Bloomberg HT’nin aktardığı düzenlemeye göre, temel hayvansal ve bitkisel üretim konularında 400 bin TL’ye kadar olan ayni finansman ve kredilerde 31 Aralık 2026’ya kadar bazı borç şartlarının aranmayacağı açıklandı.

Bu düzenleme kısa vadede küçük üreticiye nefes aldırabilir. Ancak yapısal çözüm için yalnızca krediye erişim değil; üretim planlaması, alım garantisi, sigorta, kooperatifleşme, lisanslı depoculuk ve vadeli fiyat mekanizmalarının birlikte çalışması gerekir.

Bankacılık açısından riskler

Tarım bankacılığında risk klasik ticari kredilerden farklıdır. Çünkü geri ödeme kapasitesi yalnızca bilanço gücüne değil; iklim, kuraklık, don, sel, hastalık, ürün fiyatı ve destekleme politikalarına da bağlıdır.

Bankalar açısından başlıca riskler şunlardır:

Risk alanı Etki
Kuraklık ve iklim riski Ürün kaybı, tahsilat gecikmesi
Girdi maliyeti artışı İşletme sermayesi ihtiyacı büyür
Ürün fiyat oynaklığı Gelir tahmini zorlaşır
Destek ödemesi gecikmesi Nakit akışı bozulur
Borç çevirme kredileri Zombi tarım işletmesi riski yaratır

Tarım kredisi artık sadece banka ürünü değil, gıda güvenliği meselesidir

Türkiye’de tarım bankacılığı 2026’ya büyüyerek girmiştir. Ancak bu büyümenin niteliği hacimden daha önemlidir. Tarım kredileri üretimi artırıyor, verimliliği yükseltiyor ve çiftçinin teknolojik dönüşümünü destekliyorsa ekonomiye katkı sağlar. Fakat kredi borç çevirme aracına dönüşürse çiftçiyi rahatlatmak yerine daha kırılgan hale getirir.

Bu nedenle tarım bankacılığı yalnızca “kredi kullandırma” faaliyeti olarak değil; gıda arz güvenliği, kırsal kalkınma, iklim riski yönetimi ve üretim sürdürülebilirliği başlığı altında yeniden ele alınmalıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.