Connect with us

EKONOMİ

Türkiye borç krizine girer mi?

Yayınlanma:

|

Türkiye, döviz krizi ve enflasyonun yarattığı ekonomik çalkantılarla boğuşurken son dönemde uzmanlar ülkenin risk seviyesinin alarm verdiğini belirterek olası bir borç krizinin ülke ekonomisine büyük zararlar verebileceği görüşünü dillendirmeye başladı.

Türkiye’nin kredi iflas riskinin (CDS) yükselmesi ve buna paralel olarak borçlanma maliyetlerinin artması, Türkiye’nin olası bir borç krizi riski içinde bulunup bulunmadığı konusunda soru işaretleri yarattı.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının da Türkiye’nin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyeti ile ilgili görünümünü negatif seviyede tutması bu korkuyu tetikledi.

Peki Türkiye’nin dış borçları ile ilgili tablo ne durumda ve uzmanlar borç krizi riskini nasıl değerlendiriyor?

KREDİ İFLAS RİSKİ ARTIYOR

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi geçen haftalarda 900 puana yaklaştıktan sonra geçen haftayı 840 puan civarında tamamladı. CDS, yani kredi risk primi, ülkelerin ekonomik ve politik risk gelişmesine göre değişiyor.

CDS‘in 900 baz puana yaklaşması dış borçlanma maliyetini çift haneye getirirken, borçlanma maliyetinin artması ödemeler dengesi krizi riskinin arttığına da işaret ediyor.

TÜRKİYE’NİN BORÇ TABLOSU

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, Türkiye’de vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan ‘kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku’ mayıs ayı itibariyle 182,3 milyar dolarla rekor seviyelerde seyretmeye devam etti.

Mayıs sonu itibarıyla, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, 2021 yıl sonuna göre yüzde 10,6 oranında artışla 134,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kamu sektörünün kısa vadeli borcu ise 2021 yıl sonuna göre yüzde 9,5 oranında artarak 24,3 milyar dolar arttı.

TÜRKİYE’DE BORÇ KRİZLERİNİN TARİHİ

Türkiye’nin dış borçlara ilişkin görünümü bu şekilde gerçekleşirken ülkede daha önce yaşanan krizler de hafızalardaki yerlerini koruyor.

Türkiye’de Osmanlı Devleti’nin batmasında etkisi olan borç krizi Cumhuriyet döneminde üç kere yaşandı. Yaşanan 3 borç krizinin de ardından siyasal iktidarlar değişti. Türkiye’nin ilk borç krizi 1958 yılında Adnan Menderes hükümeti döneminde, ikinci borç krizi 1978’de Süleyman Demirel hükümeti döneminde ve 2000’de Bülent Ecevit hükümeti döneminde yaşandı.

Borç krizlerinin yaşandığı yıllar aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ekonomik krizleri yaşadığı yıllar oldu. Türkiye tarihinde çok fazla ekonomik kriz yaşansa da bu ekonomik krizlerin borç krizi ile birleştiği dönemlerin sonucunda faizler yükseldi ve ekonomi daraldı. Son borç krizi sonrasında 2001’de Türkiye ekonomisi yüzde 9 küçüldü.

TÜRKİYE RİSKLİ ÜLKELER İÇİNDE 20. SIRADA

Geçtiğimiz hafta Bloomberg’de yer alan bir analizde ise Türkiye’nin borç krizi riskinin bulunduğu belirtildi.

Analizde gelişmekte olan ülkelerin çeyrek trilyon dolarlık borç yükü nedeniyle dünyanın tarihi bir temerrüt zinciri riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilirken Türkiye de riskli ülkeler arasında sıralandı. Bahsi geçen ülkeler sırasıyla El Salvador, Gana, Tunus, Pakistan, Mısır oldu. Listenin 20. sırasındaysa Türkiye yer aldı.

KREDİ GÖRÜNÜMLERİ NEGATİF

Bununla birlikte kredi derecelendirme kuruluşları da Türkiye’nin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyetini ölçen notlarını düşük seviyelerde tutmaya devam etti. Önceki hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, yayımladığı raporda Türkiye’nin kredi notunu B+’dan B’ye indirdiğini, görünümünü ise “negatif” olarak teyit ettiğini açıkladı.

S&P son not güncellemesini Aralık 2021’de yapmıştı. S&P’ye göre, Türkiye’nin kredi notu B+’da kalırken görünüm durağandan negatife döndü. Moody’s ise Eylül 2020’de Türkiye’nin kredi notunu B1’den B2’ye düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notu üç kuruluşa göre de ‘çok spekülatif’ statüsünde bulunuyor.

Türkiye’nin kredi notları 2001 seviyelerine yakın bir yerde bulunurken ‘iflas’ dahil 9 kümenin bulunduğu notlandırma sisteminde Türkiye 6. kümede bulunuyor. Kuruluşların notları ana olarak ‘yatırım yapılabilir’ ve ‘spekülatif’ diye ikiye ayrılıyor. Türkiye’nin görünümü negatif olduğu için spekülatif olarak sınıflandırılıyor.

Türkiye’nin borçlarıyla ilgili görünüm kötüleşirken iktisatçılar da borç krizlerinin yarattığı büyük risklere dikkat çekiyor. Uzmanlar ülkenin temerrüt riski içinde bulunup bulunmadığı konusunda farklı görüşte olsa da borçların ekonomiyi kırılgan hâle getirdiği konusunda hemfikir.

BORÇ KRİZİ RİSKİ VAR MI?

Konu ile ilgili Sozcu.com.tr’ye değerlendirmelerde bulunan iktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu Türkiye’nin çok uzak olmayan bir gelecekte dış borç ödeme kriziyle karşılaşma olasılığının  yüksek olduğunu belirtti.

Türkiye’nin 1 yıl içerisinde çevrilmesi gereken 182 milyar dolar kısa vadeli borcu olduğunu hatırlatan Kozanoğlu, “Bunun bir kısmı ticari krediler ve yabancıların döviz mevduatları. Bunları bir yana bıraksak dahi, 2022 sonuna kadar ödenmesi gereken 49,6, 2023’te ödenmesi gereken 50,6 milyar dolar fiili borç bulunuyor. Bunun 36 milyar doları özel sektörün borcu” dedi.

DÖVİZ AKIŞI İÇİN ORTAM UYGUN DEĞİL

Kozanoğlu ayrıca, “Cari açığın da 40 milyar dolara doğru gittiğini düşünürsek ciddi bir döviz gereksinimi var. Geçmişte bu bir şekilde fonlanabiliyordu. Ancak bugün başta ABD ve Avrupa faiz artışlarıyla dünyada hem bir ‘güvenli liman’ arayışı var hem de getiriler yükselmiş durumda. O nedenle küresel ortam uygun değil” değerlendirmesinde bulundu.

Kozanoğlu Türkiye’nin CDS priminin 840’a, ülkenin eurobondlarının (yurt dışına ihraç edilen döviz cinsi tahvil) faizinin ise yüzde 11 civarına yükselmesinin borç maliyetlerini artırdığını hatırlatarak, “O nedenle çok uzak olmayan bir gelecekte dış borç ödeme kriziyle karşılaşma olasılığı oldukça yüksek görünüyor” dedi.

‘IMF SEÇENEĞİ ÜLKEYE BEDEL ÖDETİR’

Türkiye’nin olası bir borç krizine girmesi durumunda neler olabileceğine ilişkin senaryolara da değinen Kozanoğlu IMF seçeneğinin masaya gelebileceğini aktardı. Kozanoğlu Türkiye’nin daha önce borç krizleri nedeniyle IMF ile anlaşarak ciddi bedeller ödemek zorunda bırakıldığını belirtti.

Kozanoğlu, “Türkiye 1979-80,1994 ve 2001 ekonomik krizlerini hep bir döviz ve dış borç krizi olarak yaşadı. Her defasında IMF kapısına gidilmek zorunda kalındı. IMF fonlarıyla iflastan kurtulduysa da emekçilere ciddi bedeller ödeten, kamu varlıklarının özelleştirilmesine yol açan, tarım kesimine destekleri budayan kemer sıkma önlemleri uygulandı. Bunu da arzu etmiyorum, ancak aksi halde dış borçların servisinin olanaklı olmadığını düşünüyorum” dedi.

Kozanoğlu, dış borçların yeniden takvimlendirilmesini içeren kamucu, halkçı bir programın uygulanması gerektiğini ancak ufukta AKP giderse bile böyle bir programı uygulayacak bir alternatif görünmediğini belirtti.

‘YAKIN VADEDE TEMERRÜT RİSKİ GÖRMÜYORUM’

İktisatçı Dr. Cem Oyvat ise yakın vadede Türkiye’nin temerrüt riski olmadığı görüşünde.

Türkiye’de toplam dış borcun milli gelire oranının da 2019-2020 yıllarına kıyasla daha kötü olmadığını ve toplam dış borcunun GSYH’ye oranının 2000’lerin başındaki duruma göre daha iyi olduğunu belirten Oyvat, “Yakın zamanda Türkiye’nin temerrüt riski olduğunu düşünmüyorum” değerlendirmesinde bulundu. Ancak Oyvat, bu duruma rağmen borçların Türkiye ekonomisi için önemli bir problem olduğunu belirtti.

Oyvat şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ben yakın zamanda Türkiye’nin temerrüt riski olduğunu düşünmüyorum. Kamu sektörü ve TCMB’nin toplam dış borcunun GSYH’ye oranı 2022’in 1.çeyreğine göre yüzde 26.7. Bir karşılaştırma yaparsak 2000’lerin başında bu sayı yüzde 38’lerdeydi ve Türkiye o dönemde temerrüde gitmedi. Tabii özel sektörün dış borçlarının bir kısmını devletin üstlenmesi gibi bir risk var. Ama Türkiye’de toplam (özel+kamu) dış borcun milli gelire oranı da 2019-2020 yıllarına kıyasla daha kötü değil.

BORÇLAR TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR PROBLEM

Yerel para cinsinden olan borçlar (buna KKM’nin getireceği maliyeti de katabiliriz) ise bir ülkeyi temerrüde zorlamaz. Ama bu demek değil ki, borçlar Türkiye için önemli bir problem değil. Geçtiğimiz aylarda hazinenin ödeyeceği iç borç faizi anaparayı geçti. Devletin daha yüksek faiz ödemesi, kamu kaynaklarının daha büyük bölümünün rantiye kesimine aktarılması anlamına geliyor. Maalesef Türkiye’nin artan risk primi de bu durumu kötüleştiriyor”

Önümüzdeki aylarda borçların dışında KKM’nin de devletin üzerindeki yükü artıracağını belirten Oyvat, “Çünkü Türkiye’nin bunca kur şokuna rağmen hâlâ çok ciddi bir cari açık verdiğini ve  Türkiye’ye anlamlı bir sermaye girişi olmadığını ve TCMB’nin rezervlerini tükettiğini düşünürsek, özellikle turizm gelirlerinin azalacağı sonbaharda döviz kurunun ciddi bir oranda yukarı gideceğini görmemiz sürpriz olmaz” dedi.

Döviz kurundaki artışların Kur Korumalı Mevduat yolu ile, hazine ve TCMB’den varlıklı kesime ciddi bir servet aktarılmasına yol açtığını belirten Oyvat son olarak, “Kamunun borçlarının dışında, özel sektörün de kısa vadeli dış borç stoku Mayıs 2022’de, 2021’in sona göre yüzde 10 artarak 80 milyar doların üzerine çıktı. Özel sektörün artan kısa vadeli dış borç stoku da; firmaları kur şoklarına karşı daha kırılgan hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.