Connect with us

Dr. Abbas Karakaya

37+20: AMERİKA’DA DOĞUM GÜNÜ/M

Yayınlanma:

|

Çalıştığım okuldaki sınıfıma çikolatalı orta boy bir pasta (hazır gıda raflarında, raf ömrü uzun, burada cake denilen) ile girdim. Genç öğretmenin masasına gittim. Doğum gününüz kutlu olsun, dedim. Benim doğum günüm bugün değil; pastayı masanda mı buldun, diye sordu. Önce evet, deyip biraz durdum. Şakadan gerçeğe döndüm hemen: hayır, ben getirdim, bugün benim doğum günüm de… Ya öyle mi, ne güzel, mutlu seneler dedi genç öğretmen. Yaşımı sormazlar diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Sınıftaki iki öğretmen yardımcısı da yaşımı sormadılar ama doğum günümü kutladılar. Türkiye’de olsaydı kuvvetle muhtemel kaç yaşıma girdiğim sorulurdu. Burada, böyle ‘mahrem’ konulara hemen girilmiyor! Sorulmuş olsaydı hazırdım: Şakayla devam edecektim. Önce 37, sonra duracak, bekleyecek ve bir de 20’si var diyecektim.

Sabahları okulun müdürü odasından beş-yedi dakikalık güne başlama konuşması yapıyor. Bu konuşma tüm sınıflarda duyuluyor. Müdür bey sabah konuşmasına gitarının tellerine bir iki ya da üç kez dokunarak başlıyor. Sesini yükseltiyor, indiriyor. Abartılı, eğlenceli (delivering fun) olmayı görev bilen bir sesle konuşuyor. Sözlerine “günaydın”la başlıyor. Tarih, hava durumu, efendim, o günkü öğle yemek menüsü, öğrenci andı (the pledge of allegiance), mutat öğüt (sorumlu olun, saygılı olun, bunun yolu nezaketten geçer) ve iyi, sağlıklı, emniyetli bir gün dileğiyle bitiyor. Bir de, o gün doğum günü olan öğretmen ve öğrencilerin adları okunup ‘nice seneler’ dileniyor. Amerika’da doğum günü kutlaması önemli bir hadise (Bizde de artık öyle ya). Ancak, beş yüz öğrencinin olduğu bir okulda, kendi sınıfına değil de, bir öğrencinin doğum gününü tüm okula duyurmadaki mantığı anlamış değilim. Okuldaki ikinci haftam olduğundan idari personel doğum günümü not almamış henüz. Ancak gün ortasında koridorda müdürle karşılaştım. Elini uzatıp doğum günümü (10 Ocak Salı) kutladı. Demek ki sınıfımızın öğretmeni iletti bunu.

Müdürün teatral konuşmasına dönersek, müdürün sabah konuşması öğrencilere yönelik bir şirinlik ritüeli. Amerikan kültüründe böyle tuhaf yatay ilişkiler var: bir okul müdürün öğrencilerini böyle muhatap alması yani. Tuhaf derken tabii ki Türkiye’deki kültüre göre tuhaf. Türkiye’de devlet okullarında bir müdürün sabah sabah rahatını bozup böyle bir konuşma yapacağını kimse düşünemez. Bizimkiler kendilerini öğrencilerin seviyesine düşürürler mi hiç! Bir de, son yirmi yılın müdürleri var ki onlar kendilerine özel tuvalet yaptırmak, odalarında âlemler yapmak, daha pervasızları karyola attırmakla meşguller. Bir de şu fark var: buradaki müdürün yaptığı abartılı tiyatronun, şirinliğinin karşılığı Türkiye’deki devlet okullarında dalkavukluk. Onu da müdürlere karşı hiyerarşinin en altındakiler yapıyor.

İnsan baş edemediği, açıklayamadığı durumları mizahla aşmaya, savuşturmaya çalışıyor. Benim de yaşımı ikiye bölerek söyleme düşüncemin gerisinde bu olsa gerek. Gerçekten, yeni başladığım işimde benden 20-25 yaş genç, biri amirim olan üç kişiyle çalışıyorum. Sınıftaki, hatta tüm okuldaki torunum olabilecek öğrencileri de düşününce… Ancak yine de yedi yaşında bir oğlumun olması ve bir de, öğretmen kadrosunda gençler olduğu kadar yaşı bana yakın, daha büyük insanların olması rahatlatıcı. Enerjimi, coşkumu aktarabileceğim küçük arkadaşlar arasında olabilmenin büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Günün sonuna doğru sınıfta küçük bir kutlama yaptık. Getirdiğim kek küçük parçalara halinde herkese yetti. Yaşımı soran çocuklara şakadan cevaplar verdim. Sekiz yaşında bir öğrenci 800 yaşında olduğumu söyledi. Yanılıyorsun, dinozorlar sekiz yüz yaşında olabilir, ben dinozor değil, insanım dedim.

Zaman herkese eşit verilmiş ve de durdurulamaz tek güç. Yaşarsak, çocuklarla, gençlerle ve büyüklerimizle geri kalanını da göreceğiz.

Bu yazı 10 Ocak doğum günüm için arayan, yazan herkese toplu bir teşekkür yazısı yerine de geçsin. Eksik olmayın, var olun, sağ olun, çocuk olun. Sorun şu ki insan bu kadar güzel dilek karşında, doğum günü kutlamasının senede bir kez yapılmasına hayıflanıyor. 🙂

Abbas KARAKAYA– 11 Ocak 2023

Bloomington

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

HAREKET HALİNDEKİ BÜYÜ: Çocuklara kitap okumanın faydaları

Yayınlanma:

|

Birkaç yıl önce bir yurtiçi TV kanalında bir programa katıldım. Programın konusu okul öncesi çocuklara kitap okumanın faydaları idi. Üç yaşında bir çocukları olan anne babanın evlerinde kamera karşısında ebeveynlerin çocuklarına neden kitap okuması gerektiğini anlatacaktım. Bu anne-baba küçük oğulları için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya istekliydiler, ancak ona çok nadir kitap okumuşlar ve çocuklara kitap okumanın öneminin farkında değillerdi. Çocukları tek kelime okuma yazma bilmiyordu.

Söz konusu gün ebeveynlerle sohbet etmeyeceğimi öğrenince şaşırdım. Bunun yerine yönetmen, programın başlarında savunduğum gibi, gürültülü, sevgi dolu, neşe yayan sesli okuma atmosferini gösterebilmem için çocuğa kitap okumamı istedi.

Bu çocuğu tanımıyordum. Onunla ilk kez karşılaşıyordum. Ezici kişiliğimle onu korkutacağım. O ve ben nasıl arkadaş olabiliriz ve daha önce hiçbir ilişkimiz olmadığı halde, şak diye nasıl birlikte mutlu bir şekilde okumayı öğrenebiliriz?

Hepimiz az biraz gergindik ve zaman darlığının baskısını hissediyorduk. Yine de Ben’i bir iki dakikalığına kamera ve ışıklardan kaçırmayı başardım; elinden tutarak arabama götürdüm ve ona getirdiğim hediyeleri verebildim. Ben’e (çocuğun gerçek adı bu değil) özel hediyeler getirmiştim: Yeni kitabım Time for Bed (Yatma Zamanı)’ndan bir poster ile kitabımın bir nüshası.

Birkaç dakika sonra kameraların önünde, evinin oturma odasında, yerde önce ben ona kitap okudum. Daha sonra onunla birlikte okudum. Sonra o bana okudu. Bütün bunlar 15 dakika sürdü.

Programın televizyonda yayınlanmasından önceki gece, neredeyse sinir krizi geçirecektim. Sinirlerimin bu denli bozulmasına TV’deki bir reklam sebep oldu. Reklam kabaca şöyle söylüyordu: “BU KADIN BEBEĞİNİZE ON BEŞ DAKİKADA OKUMA ÖĞRETECEĞİNİ İDDİA EDİYOR.” Şüphesiz, benim böyle bir iddiam yoktu. Böyle bir iddia mantıksızlık olurdu. Ama Ben’e (yüksek sesle) kitap okumamdan sonraki on beş dakika içinde parmağıyla doğru kelimeleri işaret ettiği, sevimli sevimli sırıttığı ve ‘yatma zamanı geldi’ dediği doğrudur. Kameraman nefesini tutmuş, sesçi daha iyi duymaya çalışır gibi öne doğru eğilmişti. Yönetmen dans ediyor gibiydi. Ebeveynlerse nefeslerini tutmuş, şaşkına dönmüşlerdi.

Hatta bunun kazara olan bir şey olduğunu düşündüm, bu yüzden başka bir sayfa çevirdim ve dedim ki: “peki bu sayfada ne var?” Bir kez daha Ben tombul küçük parmağını kelimelerin üstüne basarak ve gülerek şöyle dedi: “yatma zamanı.” Ve başka bir sayfa çevirdiğimde aynı şeyi yaptı. Kamera her şeyi kaydetti. Ben on beş dakika içinde okumayı öğrenmeye başlamıştı; daha önce hiçbir tanışıklığım olmayan, normal bir anne-babanın bu normal çocuğu.

Ben’in bu durumdaki başarısını açıklamak için üç basit resimli kitabı tekrar tekrar kullandığımı söyleyebilirim: Time for Bed (Yatma Zamanı) ve Hattie and the Fox (Hattie ile Tilki) adlı benim kendi iki kitabımla Pamela Allen’ın Who Sank the Boat? (Tekneyi Kim Batırdı?) adlı kitabı. Gerçek olan buydu. Ayrıca, her birinde aynı hayvanlar olduğu ve her birinde kafiye, ritim veya tekrar gibi önemli unsurlar bulunduğu için o kitapları seçtiğimi söyleyebilirim. Bu da gerçekti. Ama inanıyorum ki en önemli gerçek çocukla benim aramda yaşananlardı.

Çılgınca bir komiklik ve heyecan dolu bir oyun oynama vardı; ben bağırıp gülüyordum ve giderek daha yüksek tonlarda “Evet! Evet! Evet!” derken, bu okuma işi sanki hayatının en eğlenceli şeyiymiş gibi gülüp sırıtan Ben’e sarılıyordum. Kelimenin tam anlamıyla yerde yuvarlanıyorduk ve “yatma zamanı geldi” ifadesini her gördüğümüzde ellerimizle kitaba vuruyor, her sayfada bu sözler ortaya çıktıkça zafer çığlıkları atıyorduk.

Hiçbir zaman gergin değildik. Hiçbir zaman susmadık. Her kitapta aynı çiftlik hayvanlarını arayıp bulduğumuzda bile, keşiflerimizde ve beraber olduğumuz süre boyunca vahşi ve gürültücüydük.

Başka bir domuz var! Oh hayır! Başka bir at! Ve bakın, bu kitapta bir inek var, bu kitapta bir inek ve bu kitapta da bir inek daha var! İnanabiliyor musun? İnekler, inekler her yerde!”

Ben’in yüzü aydınlanmıştı. Onu yiyebilirdim, öyle sevimli ve öyle güzel bakıyordu ki… ve o da benim oldukça özel biri olduğumu düşünüyordu. Onu kucaklayıp yerden kaldırırken her defasında yüksek bir sesle “ooh, sen çok akıllısın” diyordum. Ben mutluluktan büyülenmişti. Kitaplarla saatlerce oynayabilirdik. Bitsin istemedik.

Görseydiniz, nasıl da mutluyduk!

Üç yaşındaki Ben’in 15 dakikada okumayı öğrenmeye başlayacak kadar rahat olması ve öğrenmeye devam etmek istemesi sizce şaşılacak bir şey mi?

Ben’in payına düşen ödüller çok çeşitliydi. Oynadığımız oyunu sevdi çünkü her zaman onun “kazanacağı” şekilde ayarladım. Kitaplar eğlenceliydi; ritmik, çın çın öten dilleri ve her sayfada çılgınca tekrar eden sözcükleri vardı. Ama hepsinden önemlisi yeni bir arkadaşıyla, yani benimle iyi vakit geçirdi. Arkada; olduk.

Çocuklarla bu tür planlanmış oyunlar oynamak belki de onlara (yüksek sesle) kitap okumanın en büyük faydasıdır. Bir kitabın sayfalarında aynı anda beraber karşılaştığımız kelimeleri ve resimleri, fikirleri ve bakış açılarını, ritimleri ve tekerlemeleri, acıyı ve rahatlığı, umutları ve korkuları ve hayatın büyük meselelerini paylaştıkça zihin ve kalp aracılığıyla çocuklarımızla bağlantılar kurarız ve paylaştığımız kitaplarla oluşan gizli bir topluluk üzerinden birbirimize bağlanırız. Okuma-yazma ateşi çocuk, kitap ve okuyan kişi arasındaki duygusal kıvılcımlardan doğar. Bu, tek başına kitapla, tek başına çocukla ya da çocuğa kitap okuyan yetişkinle başarılamaz; bu, üçünü de saran ve onları yumuşak bir uyum içinde bir araya getiren ilişkiyle başarılır.

(Yüksek sesle) kitap okumak, anneler ve babalar için yüz ekşitici bir Bu Çocuğunuz İçin İyidir etkinliği olarak düşünülmemelidir.

Bebeklerimize ve diğer çocuklarımıza yüksek sesle kitap okumaya başladığımızda, genellikle yüksek sesle okumamız gerektiğini tamamen unutuyoruz. O kadar canlı, iyi vakit geçiriyoruz ve birlikte kitap okurken çocuklarımızla o kadar sıcak bir bağ kuruyoruz ki bu lezzetli bir “çikolata” deneyimine dönüşüyor.

“Çikolata” kuaförümün başına geldi. Bitirim bir atom karınca olan kızı Tiffy, henüz altı yaşındayken tüm mahalleye büyük bir ifade ve şevkle kitap okuyordu ve herkes annesine “okumayı ona sen öğretmiş olmalısın. Yaşıtlarından çok ileride.” diyorlardı.

Ben mi öğrettim, elbette kızıma okumayı ben öğretmedim, diyordu annesi. “Okumayı öğretmeyi bilmiyordum, hem bunu yapmaya cesaret etmiş olsaydım bile yanlış bir şey yaptığımda yanlışımı nasıl düzelteceğimi de bilmiyordum ki. Tek yaptığım şey kızıma bebekliğinden beri kitap okumaktı.”

Arkadaşları söylediklerine inanmadılar. Çünkü çok kolay görünüyordu.

Çocuklara (yüksek sesle) kitap okusak da çocuklar her zaman okula başlamadan önce okumayı öğrenmezler, ancak bu kesinlikle sorunlu bir durum değildir. Öğretmenler, okuldan önce bizim tarafımızdan (ve dadılar veya günlük bakıcılar tarafından) sağlanan sesli okuma temelini büyük bir yürekle geliştirecekler ve bu çocuklar çok hızlı bir şekilde kendi başlarına okumayı öğrenecekler.

Ancak her ebeveyn, okumanın sağladığı büyük eğitsel yararları ve yoğun mutluluğu anlasa ve her ebeveyn- ve çocuğuna bakan her yetişkin- çocuklarına günde en az üç öykü okusa, muhtemelen bir nesil içinde okuma yazma bilmeyen kimse kalmaz.

Hadi deneyelim! Bizi ne durdurabilir ki?

Yazan: Mem Fox – Çeviren: Abbas Karakaya

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

The Foot Book (Ayak Kitabı) Mucizesi

Yayınlanma:

|

Kızımız Chloe 1975 yılında bir gün okuldan eve sevinçle geldi ve okuyabiliyorum, dedi. Chloe o zaman dört yaşındaydı, okula başlayalı ise sadece iki hafta olmuştu. Her anne baba gibi kızımızı sevinçle karşılayıp gülümsedik. Okumak mı? Kızımız şaka ediyor olmalıydı.

Odasına koşup o zamanlar en sevdiklerinden olan Dr. Seuss’un The Foot Book (Ayak Kitabı) adlı kitabını getirdi ve kitabı ifadeli bir biçimde sözcük sözcük okumaya başladı. Evde biz bizeydik.

Evet ama, kızımız gerçekten okuyabiliyor muydu? O kitabı kızımıza defalarca okumuştuk, bu yüzden ezberlemiş olabilir miydi? Önce duraksadık, coşkusunu kırmaktan korktuk; sonra kitabı baştan sona ezbere okumadan, herhangi bir sayfayı okuyup okuyamayacağını görmek için rastgele sayfalar açıp okumasını istedik. Gösterdiğimiz bütün sayfaları okudu kızım.

O zamanlar drama dersleri veren bir öğretim üyesiydim. Okuma-yazma öğretilmesi çalışma alanım değildi. Kendi nazarımda sadece bir anneydim. Ertesi gün Chloe’nin okuluna gittim ve ne olduğunu öğretmene söyledim.

Ne yaptınız, hangi metodu kullandınız, diye merakla sordum. Bu tam bir mucize!

Ben çok şey yapmadım, zaten ne yapabilirdim ki, okullar açılalı ancak iki hafta oldu, dedi öğretmeni. Okula başlamadan önce kızınıza çok kitap okumuş olmalısınız.

Tabii ki okuduk, dedim.

Hah, işte bu, dedi öğretmen, gerçekten öyleymiş gibi. O andan itibaren (yüksek sesle) kitap okumanın yararları beni büyüledi. Drama eğitiminden okuma-yazma öğretmeye geçmemin tohumları atıldı. Eğer kızıma (yüksek sesle) kitap okumak onun hayatına ve okumayı öğrenmesine bu denli etki yaptıysa bunu herkese anlatmalıydım. Bir sır olarak tutmanın anlamı yoktu.

Yirmi beş yılı boyunca, çocukların okuma ve yazmayı öğrenmeleri konusunda ve de çocuklara kitap okumanın olumlu etkileri hakkında çok şey öğrendim. Şimdi tüm dünyayı dolaşıp anne-babalar, öğretmenler, kütüphaneciler ve kitapçılarla konuşuyor; tanıştığım her insana çocuklarına kitap okumayı teşvik ediyor ve bunun nedenlerini açıklıyorum. Uluslararası okuryazarlık danışmanı olmanın yetkesi ve yazarlık tecrübemle konuşuyorum, ama sıradan bir anne olarak konuştuğumda daha tutkulu oluyorum. Çocuğuma kitap okumak muazzam bir deneyimdi. Her türden harika kitaplar sayesinde aramızdaki bağlar güçlendi. Paylaştığımız çeşitli hikayeler sayesinde birbirimiz daha iyi tanıdık ve birbirimize sevgimiz arttı. Chloe’ye düzenli kitap okumanın ona okumayı öğretmeden, kendi kendine okumayı öğrenmesini sağlayacağı aklıma gelmemişti.

Sadece onunla zaman geçirmek bile yeterliydi.

Yazan: Mem Fox,  Çeviren: Abbas Karakaya

 

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

HAYATTA EN ÇOK KİME GÜVENİYORSUNUZ?

Yayınlanma:

|

Başlıktaki soruyu ilkokul ikiye giden, yedi yaşındaki oğluma sordum. İki listeyle cevap verdi. ‘God ve Atatürk’ ilk listenin ilk sırasındaydı. ‘Neden God’, diye sorunca, oğlum “Amerika’da hep God, diyorlardı” dedi. Gerçekten de ABD’de sabahları okunan antta God geçiyordu ve Ulaş ilkokul birinci sınıfı geçen yıl Amerika’da okumuştu. Şimdiyse ikinci sınıfa İstanbul’da başlamıştı. Okullarda Atatürk ismini de sık duyması Ulaş’ın listesinde Atatürk’ün olmasını açıklıyordu. Bu ilk liste şöyle devam ediyordu: babam, cumhuriyet, annem.

Neden God, neden Atatürk, sorularımın etkisiyle olsa gerek Ulaş ilk listesini silip ikinci, son listesini şöyle oluşturdu:

Kendim

Annem

Babam

Cumhuriyet

Atatürk

God

28 Ekim 2023 Cumartesi sabahı evde kahvaltıyı beklerken oğlumla aramızda geçen bu diyalog ve onun cevaplarını nasıl yorumlamalı? Çocuklar neye maruz kalıyorlarsa o şeyler tarafından şekillendiriliyorlar. (Bu durum yetişkinler için de aynı ya.) Kültürün, ideolojik aygıtların insanı korkutan, sinsi gücünü gösteriyor. İktidarın eğitimi dinselleştirmesini; anaokullarına kadar din dersi koyma, mescit açma teşebbüslerini… daha bir sürü şeyi açıklıyor.

Oğlumun ikinci, nihai listesinin beni sevindirdiğini gizleyemem. Somuttan soyuta yaptığı sıralama yaşına uygun, sağlıklı bir sıralama oldu bence. Listenin başına kendisini koymasının çok doğru olduğunu, çünkü hayatı boyunca hep, en çok ‘kendisiyle’ beraber olacağını, söyledik.

Çocuklarımızı sakınalım, koruyalım. Ama bu işi tek başımıza yapamayız. Sağlıklı, özgür ve dünyaya evrenselce bakıp yaşayan çocukların geleceği imece ve dayanışmadan geçiyor. ‘Yazıklar olsun/ cumhuriyetin ışığında yürüyüp de/ cumhuriyetle savaşanlara’ demenin ötesine geçelim: bir araya gelelim, yan yana duralım iyi, özgür, mutlu, canlılara yakışır bir gelecek için, soygun ve zulüm hepimizi çürütmeden.

Abbas Karakaya

28 Ekim 2023, Çekmeköy

Resim

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.