Connect with us

GÜNDEM

Altındağ’da gerilim sürüyor: “Bu yaşananlar ilk değil, artık Suriyelileri istemiyoruz”

Yayınlanma:

|

Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi mahallesinde dün gece iki gencin Suriyeliler tarafından bıçaklandığı haberlerinin yayılmasının ardından mahalleli sokağa döküldü.

Suriyelilerin dükkanlarına ve araçlarına saldırdıkları iddia edilen kalabalığa çevik kuvvet müdahale etti.

Bugün çok sayıda polis memuru, mahalleye giriş ve çıkışları kontrol etmek ve olası olayları bastırmak üzere gün boyu mahallede görev yaptı.

Yaklaşık 50 bin nüfuslu Battalgazi mahallesinde en az 10 bin Suriyeli olduğu tahmin ediliyor.

BBC Türkçe’ye konuşan mahalleliler, Suriyelilerle aralarında yaşanan sorunların özellikle son yıllarda arttığını ve artık Battalgazi mahallesinde göçmen istemediklerini ifade ediyor.

Mahalle sakini Suriyeliler ise evlerine çekilmiş halde, dün yaşanan gerilimin bitmesini bekliyor.

Ankara Battalgazi Mahallesi'nde bazı Suriyeli göçmenler ve mahalleli genç arasında çıkan kavga sonucu 18 yaşındaki Emirhan Yalçın bıçaklanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce polis tarafından gün boyu giriş ve çıkışları kontrol edilen Battalgazi Mahallesi'nde Suriyeliler ve mahalleli arasında gerginlik hala sürüyor. Mahalle sakinlerinin çoğu, "Artık Suriyelileri burada istemiyoruz" diyor.

“Dükkanlarının ruhsatı yok, vergi vermiyorlar”

Neredeyse konuştuğumuz her mahalle sakini, özellikle son yıllarda mahalledeki Suriyeli esnaf sayısının Türklere oranla çok arttığını ve bunun mahallede sosyal adaletsizliğe neden olduğunu düşünüyor.

Mahallede, Suriyelilerin dükkanlarının ruhsatsız ve denetimsiz olduğu, dolayısıyla vergi vermeden Türklere karşı haksız kazanç elde ettikleri görüşü hâkim.

Mahalledeki az sayıda Türk dükkan sahiplerinden biri olduğunu ifade eden Aydın, “7-8 senedir komşuluk yaptığım Suriyeliler var. İçlerinde çok iyi olanlar olduğu gibi çok kötü olanlar da var ama Suriyeliler geldikten sonra buradaki esnaf nüfusunu Suriyeliler oluşturmaya başladı” diyor.

Esas sorunun denetimsizlikte olduğunu düşünen bir mahalleli şöyle anlatıyor:

“Dükkan açıp kapatırken çok rahatlar. Tek dükkanı üçe bölüp, üç farklı dükkan diye kiralıyorlar. Belediye ya da kaymakamlık bunun önüne geçmiyor, aksine göz yumuyor. Vergi vermiyorlar, ruhsat almıyorlar ama bu dükkanlarda her türlü şeyi satıyorlar.”

Bölgede nüfusları yıldan yıla artan Suriyelilerin, alışveriş yaparken Türklerden değil de Suriyeli esnaftan alışveriş yaptığına dair şikayetler de dile getiriliyor.

Ankara Battalgazi Mahallesi'nde bazı Suriyeli göçmenler ve mahalleli genç arasında çıkan kavga sonucu 18 yaşındaki Emirhan Yalçın bıçaklanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce polis tarafından gün boyu giriş ve çıkışları kontrol edilen Battalgazi Mahallesi'nde Suriyeliler ve mahalleli arasında gerginlik hala sürüyor. Mahalle sakinlerinin çoğu, "Artık Suriyelileri burada istemiyoruz" diyor.

Suriyelilerin mahalleye ilk geldiği yıllarda bölge halkının pek çok yardımda bulunduğu ifade eden Dursun, yıldan yıla bu durumun değişerek Suriyelilerin ekonomik olarak avantajlı pozisyona geçtiklerini savunuyor:

“Alışverişte birbirlerini seçiyorlar, Türk esnaflardan değil Suriyeli esnaflardan alışveriş yapıyorlar. O yüzden buradaki Türk esnaf bitti. Kira haricinde esnafa bir gram faydaları yok. Altındağ bölgesinde kesinlikle denetim yok. İçlerinde vergi veren elbette var ama bu oran 10’da 1’dir.”

“İlk geldiklerinde evimdeki halıları, koltukları, döşekleri verdim. Savaştan kaçmışlar, bizler kesinlikle gitmeyiz ama bir mağduriyet yaşamışlar diye hepimiz destek çıktık. Ama son 5 senedir kendi imkanlarıyla dükkân açtıktan sonra bir tane Türk vatandaşına faydaları olmadı.”

Bundan sonra ne olacak?

Yüzlerce polis tarafından etrafı çevrilmiş ve tüm dükkanları kapatılmış mahallede ciddi bir gerginlik hissediliyor.

Artık Suriyelilerle yaşamak istemediğini öfkeli bir biçimde dile getirenlerin sayısı ise azımsanamayacak kadar çok.

Ölen Emirhan Yalçın’ın bir kadın kuzeni, “Ben Emirhan’la birlikte büyüdüm. Suriyelileri artık burada istemiyoruz. Onlar gönderemezse biz göndereceğiz. Bizim binamızda da Suriyeliler yaşıyor ama biz artık onları bile istemiyoruz” diyor.

Bir başka mahalleli ise, “Ya bunları buradan götürecekler ya da bizim başımızı belaya sokacaklar. Bugün yarın toplanıp, mecbur bir şeyler yapacağız. Ya onlar bize bir şey yapacak ya biz onlara” diyor.

Neredeyse hayalet şehre dönmüş mahallede, Suriyelilerin sokağa çıkmaktan imtina ettiği anlaşılıyor.

Mahallede gezdiğimiz saatler boyunca sadece mahalleye ekmek dağıtan bir Suriyeli gruba denk geliyoruz.

Konuştuğumuz Suriyeli göçmen, kavgaya dair hiçbir şey bilmemesine rağmen dün gece evinin taşlandığını ve arabasına zarar verildiğini anlatıyor:

“Biz Türklerle genelde yan yana gelmiyoruz, hiçbir Türk tanımıyorum. Aşağıda dükkanım var, bugün kapalı. Ekmekler bugün fazla kaldı, arabayla satıp yine eve gideceğim.”

“Dün işten geldiğimde kavgayı bilmiyordum. Evde çocuklarla otururken cama taş atıldı, arabama zarar verildi. Bir yakınımızın ve komşumun daha arabası kırıldı. Daha önce böyle şeyler olmuyordu. Bilmiyorum ne yapacağız. Dün gece her şeyi yaptılar.”

Ankara'da iki grup arasındaki kavgadan sonra gerginlik

“İçlerinde iyi olanlar da var”

Mahallede geçirdiğimiz süre içerisinde çoğunlukla Suriyelilerden duyulan rahatsızlıklar dile getirilse de Suriyelilere karşı daha ılımlı görüşlere sahip kişiler de bulunuyor.

Suriyeli komşusundan hiç rahatsız olmadığını, aksine ‘çok iyi insanlar’ olduğu dile getiren bir kişi, “İçlerinde iyileri, çok temiz olanları da var ama en azından olaya karışanların buradan gönderilmesi gerekiyor” diyor.

Bir başka kişi ise mahallede Suriyelilerden fahiş kira bedelleri alındığını söylüyor:

“Suriyelileri istemiyoruz diyenlerin çoğu, dükkanını ya da dairesini fahiş fiyatlarda Suriyelilere satmıştır. Ahır gibi yerleri fiyatından beş kat yüksek bir şekilde Suriyelilere kiralıyorlar. Hayvanın yaşamayacağı, suyu elektriği olmayan kömürlükleri biraz tadilat edip ev diye kiralıyorlar.”

“İçlerinde sadece işinde gücünde olan, pırlanta gibi aileler de var. Adamlar ölümden kaçmış gelmiş, bunu istismar etmenin de bir anlamı yok. Sevmiyorsun madem, neden dükkanını fahiş fiyata kiraya veriyorsun?”

Suriyelilerin mahalleden gitmesi gerektiğini düşünen bir kadın mahalle sakini de kira ve dükkân fiyatlarıyla ilgili benzer bir örnek veriyor:

“Evet buradan artık gitsinler ama bu duruma getiren de biz olduk. Kendi vatandaşlarımız dururken Suriyelilerden daha fazla para almak için evleri dükkanları onlara kiraya verdik. Benim dayım ihtiyaç sahibi olmasına rağmen onu oturduğu evden çıkartıp, Suriyeliler fazla para veriyor diye onları koydular.”

Bu konuşmayı duyan bir mahalle sakini ise kiraya çıkardığı dairesine 4 aydır kiracı bulamadığını ama yine de yüksek fiyat teklif eden Suriyelilere kiralamadığını ifade ediyor:

“1.500 teklif etmelerine rağmen Suriyelilere yine de kiraya vermiyoruz. Ben ’64 yılından beri buradayım, üçüncü kuşaktayım, hiç bu kadar rahatsız olduğumuz bir dönem olmamıştı. Artık gitsinler, ülkelerinde savaş yok artık, herkes bunu istiyor.”

Ankara Battalgazi Mahallesi'nde bazı Suriyeli göçmenler ve mahalleli genç arasında çıkan kavga sonucu 18 yaşındaki Emirhan Yalçın bıçaklanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce polis tarafından gün boyu giriş ve çıkışları kontrol edilen Battalgazi Mahallesi'nde Suriyeliler ve mahalleli arasında gerginlik hala sürüyor. Mahalle sakinlerinin çoğu, "Artık Suriyelileri burada istemiyoruz" diyor.

“Bu yaşananlar ilk değil”

Mahalleli, Suriyeliler ve Türkler arasında ölümle sonuçlanan bu kavganın ilk olmadığını ifade ediyor.

Mahallede geçirdiğimiz süre arttıkça, Suriyeliler ve Türkler arasında yaşanan ve kimi zaman yaralamalı kavgalara dönüşen gerilimlerin son birkaç yıldır artış gösterdiğini anlıyoruz.

Evinin bahçesinde bir grup kadın arkadaşıyla oturan bir mahalleli, “Birkaç yıl önce burada bir bıçaklama daha oldu ve o kişi de öldü. O zamanlar da olaylar karıştı, dükkanlar kapatıldı” diyor.

Mahallenin taksi durağında yaptığımız röportajda bir taksici, yakın zamanda yaşanan bir gerilimi şöyle anlatıyor:

“Geçenlerde bizim taksi durağımızda bir taksici arkadaşımız yolcu almak üzere duraktan ayrılırken yanlışlıkla Suriyeli bir gence çarptı. Çocuk yaralanmadı, hemen ayağa kalktı. Taksici de zaten çocuğu görmemişti, tamamen görünmez kazaydı.

“Çocuğun yakını Suriyeliler anında 100 kişi toplanıp arabayı kırdılar, şoförü dövdüler. Çocuğun Suriyeli babası bile halkını durdurabilmek için ‘Bir şey olmadı’ dedi ama durmadılar. Kendi mahallemizde ‘Suriyeliden kaçalım’ der olduk. Arkadaşımızı zor kurtardık. Herhangi bir olayda anında Whatsapp gruplarından birleşip 50-100 kişi olabiliyorlar.”

Bir başka mahalleli Adem Şanlı da Suriyeliler ve Türkler arasındaki gerilimin son yıllarda giderek arttığını ifade ediyor:

“İki sene önce 15 yaşında bir erkek çocuğu annesiyle yanmış bir binanın önünden geçiyordu. O binada kalan Suriyeliler çocuğun annesine laf attılar. Karşılık veren çocuğun kolunu kırdılar. Türkler de gelip müdahale ettiğinde hepsi çatıya çıkıp aşağı kiremit atmaya başladı.

“Daha dün mahalle kahvesinde dört kişi otururken, karşı apartmanın önünde bir Suriyeli ve Türk’ün kavga ettiğini gördük. Gidip müdahale bile edemedik çünkü bir anda 30 kişi oldular. Herkesin ailesi, çoluğu çocuğu var.”

Ankara Battalgazi Mahallesi'nde bazı Suriyeli göçmenler ve mahalleli genç arasında çıkan kavga sonucu 18 yaşındaki Emirhan Yalçın bıçaklanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce polis tarafından gün boyu giriş ve çıkışları kontrol edilen Battalgazi Mahallesi'nde Suriyeliler ve mahalleli arasında gerginlik hala sürüyor. Mahalle sakinlerinin çoğu, "Artık Suriyelileri burada istemiyoruz" diyor.

“Suriyeliler ve Türkler sosyal yaşamda yan yana gelmiyor”

Başta kadınlar olmak üzere konuştuğumuz pek çok kişi, Suriyelilerden ötürü mahalledeki park ve bahçe alanlarını rahatça kullanamadıklarını savunuyor.

Suriyeli komşularıyla ilişkilerini sorduklarımız ise genelde ‘pek ilişki kurmadıklarını’ ifade ediyor.

Adem Şanlı, “Buraya uyum sağlayamıyorlar, kendi kültürlerini yaşıyorlar. Burayı Halep’e, Şam’a çevirdiler. Biz mülteci durumuna düştük. Mahallede selam verecek Türk kalmadı. Benim bu saatten sonra bunlara empati yapmak, hoşgörülü davranmak içimden gelmez” diyor.

Tehlikeli gerginlik

‘Ölen benim kızım olabilirdi’

18 yaşındaki kızının dün gece olay yerinde olduğunu söyleyen Dursun, kızının ‘kıl payı’ kurtulduğunu ama bundan sonrası için endişeli olduğunu ifade ediyor:

“Benim kızım ölen çocuğun çok samimi arkadaşı. Dün gece olay olmadan yarım saat önce yanlarından ayrılmış. Dün gece ölen benim kızım da olabilirdi. Kızım milli jimnastikçi, evde hüngür hüngür ağlıyor, bugün antrenmana gidemedi.

“Çocuklarımız sokağa çıkıp da rahatça gezemiyorlar. Ailelerimiz, çoluğumuz çocuğumuz şu parkta rahatça oturamıyor. Geliyorlar nargileleriyle, kalabalık gruplarla oturuyorlar. Bir şey de diyemiyorsun, yanındaki ailenden çekiniyorsun. Nitekim başımıza geldi, bıçaksız gezmiyorlar.”

Evin bahçesinde otururlarken konuştuğumuz bir grup kadın ise mahallenin sosyal imkanlarından faydalanamadıklarını çünkü ‘Suriyeli genç erkek nüfusunun ciddi bir biçimde arttığını’ ifade ediyor.

Bir kadın, “Kadınları balkona bile çıkamaz ama erkekleri atletle, kısa şortlarla sokakta geziyor. Bizimkilerde de bunları yapanlar yok mu, var. Ama en azından bizimkiler burada sığıntı değil” diyor.

bbc

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.