Connect with us

GÜNDEM

İzzettin Önder : Akademinin metalaştırılması

Kapitalizm tüm alanları, bizim beynimizi de metalaştırarak, düşünce kalıplarımızı öylesine oluşturmaktadır, çevremizdeki hiçbir olayı çıplak gözle, yani ideolojik şekillendirmeden arındırılmış algılama ile algılayamıyoruz ve düşünemiyoruz.

Yayınlanma:

|

Ülkemizde yangınlar ormanlarımızı, seller kentlerimizi süpürürken, bu ortamda akademinin konuşulması yeri midir, diye düşünülebilir. İlk bakışta haklı görülebilecek bu düşünce, biraz derine inilince günümüz konularıyla ne denli yakın bağlantılı olduğu görülecektir. Konuya girmeden yöntemle ilgili bir konuyu değerli okuyucuların dikkatine sunmak istiyorum. Birinci konu, tüm sosyo-ekonomik meseleler bir genel problemin ya da programın parçalarıdır, dolayısıyla olaylara parçalı yaklaşmak bizi yanıltabilir ya da asıl konuyu gözden kaçırmamıza yol açabilir; ikincisi ise, birincinin tamamlayıcısı olarak, her meselenin geniş açı ile arka bölümünü görmek, olayı sistemin işleyişi ile bütünleştirmekle ancak tüm oluşum kavranır.

Şimdi olaya yavaş yavaş girelim. 2009 yılında Indiana Üniversitesi profesörü Elinor Ostrom Nobel’e layık görüldü. Peki, konu ne idi? Konu, “müşterekler” olarak bilinen, bazı doğa kaynaklarından müşterek yararlanma koşullarının saptanması, programlanması ve uygulamaya koyulmasıdır. Dere, göl, mera, balıkçılık alanları vb gibi özellikle Ostraom’un üzerinde durduğu doğa kaynaklarının müşterek kullanım kuralları, tüm potansiyel yararlanıcıların kaynaktan hakça yararlanması için gelitirilmiş bir programdır. Sözü edilen doğa kaynaklarımdan nasıl yararlanıldığı birçok ülkede, bu arada Bodrum ve İzmir çevresindeki balık av alanları ile konu Türkiye’ye de uzatuılmış bulunmaktadır. Türkiye’de Fikret Berkes ile olduğu gibi, diğer tüm ülkelerde ilgili kişilerle temas kurularak müşterekler konusu oldukça detaylı araştırılmış, modeller geliştirilmiş ve oldukça da yararlı uygulama sistemleri geliştirilmiş olduğundan, 2009 yılında Ostrom Nobel’e layık görülmüş. Ne yazık ki, bundan çok kısa süre kansere yenik düşen Ostrom şu anda yaşamda bulunmamaktadır.

Peki, bu meselenin akademinin metalaştırılması ile nasıl bir ilgisi olabilir? Görüldüğü gibi, ilk başka Ostrom’un ilgilendiği konularla akademinin metalaştırılması arasında bir ilgi olmadığı gibi, akademi çok ciddi bir konuyu piyasa dışına taşımış ya da piyasa dışı ilişkiler bağlamında incelemiş ve yararlı ve çalışabilir modellemeye dönüştürerek yaşama geçirmiştir. Bu arada müşterekler meselesi nedir, nereden çıktı, diye sorgulamaya başladığımızda, müstakil alan gibi görülebilen müşterekler meselesinin sistemle ve akademinin metalaştırılması ile igisi netleşmeye başlar. Diğer bir deyişle, ele alınan konular tüm olaylar arası bütünsellik ve olaylar ile sistem arası ilişki genişliğinde görüldüğünde mesele daha da netleşiyor. Müşterekler Trajedisi başlıklı makalesinde Garret Hardin, özel mülkiyete konu olmayan bir mekânın birileri tarafından aşırı kullanımının (istismarı) diğer potansiyel kullanıcıların yararlanma hakkını kısıtlayacağını ileri sürmüştür. Hardin’in bu başlığının, İngiltere’de ünlü çitleme olayları sonrasında kullanılan kavramdan esinlendiği söylenir. Şöyle ki, İngiltere’de farklı dönemlerde olmak üzere iki kez gerçekleştirilen çitleme olayında doğa kaynaklarından bazı insanların yararlanması engellenmiş ve bu insanlar yoksulluğa itilmiştir. Müşterekler trajedisi, yani doğa alanlarının özel mülkiyet içine alınmasının insnaları yoksullaştırmasının hikâyesi bu durumu yansıtmaktadır. Buna analojik olark, Hardin de doğa kayağının bazı çıkarcılarla düzensiz istismarının potansiyel kullanıcılar için trajedi olarak düşünmüştür. Ostrom’un Nobel’e yol açan buluşu, söz konusu trajedinin önlenmesi için bir tür “kolektif mülkiyet” ve yönetim modeli ile potansiyel tüketicilerin/kullanıcıların eşit yararlanma koşullarının sağlanması modelidir. Bu model bazı ülkelerde çalışmıştır da.

Ostrom ve çalışma arkadaşları her ne kadar küresel ısınma vb gibi doğa değişimleri üzerinde de durmuş olmakla beraber, belki de ilk adım olarak somut alanlar üzerinde çalışma yaparak çözüme gitmişlerdir. Fakat, Ostrom ekibi İngiltere’deki çitleme olayından ders almamış gözükerek, geliştirdikleri çözümüm sistemle ve mülkiyet ilişkisi ile bağını netleştirmemişlerdir. Zira Ostrom modeli kapitalist sistem içinde veri gelir ve kaynak dağılımı çerçevesinde ve oldukça durağan süreçlerde geçerlidir. Zira, İngiltere’deki çitleme olayından önce doğa kaynaklarından yararlananlara bir süre sonra bu alanların kapatılması nasıl kapitalist sürecin sistemin doğal gelişmesi sonucu yaşanmış sistemik-olağan netice ise, benzer şekilde Ostrom’un bugünkü koşullarda geliştirdiği program da kapitalizmin daha da azgınlaşarak tüm alanları metalaştırması sonucunda çalışmaz olur. Sistemin kural tanımaz şekilde işlemesi ve tüm alanları metalaştırması sonucunda Ostrom’un modelinin kısa vadeli ve sistemin devinimlerini dikkate almamış olması nedeniyle yetersiz kalacağı ortadadır. Klasik ifadesiyle, sosyal açıdan özel mülkiyeti özgürlük olarak görüp, müşterek alanların özgürlüğü sınırlayıcı görülmesi ne denli doğal ise, aynı şekilde, müşterek alanları özgürlük görüp, özel mülkiyetin özgürlükleri sınırlayıcı olarak algılanması da o denli doğal görülmelidir. Mesele, konuya hangi açıdan baktığımızla ilgilidir. O nedenle müşterekler konusu sistem bağlantılıdır ve sistem içinde geliştirilen her çözüm, sistem dinamikleri çerçevesinde farklı evrelere savrulur ve son aşamada metalaştırılmaya ve özel mülkiyete konu olarak, “müşterekler trajedisi” kaçınılmaz olur.

Burada amacım Nobel’in sistem bağlantısını sorgulamak değildir. Zira Nobel uygulamasının aynı zihniyet ve yaklaşımını ünlü mikro-kredi konusunda da gördük. Burada sorgulamak istediğim mesele akademinin metalaştırılmasıdır. Profesör Ostrom bir üniversite mensubudur ve programını aynı üniversitede profesör olan eşi ve diğer meslektaşları ile geliştirmiştir. Doğrusu çok merak ederim; acaba tüm ekip programı geliştirirken günlerce, hatta aylarca biribirleriyle sıkı tartışmalar yaparken akıllarına sistem işleyişi gelmedi mi! Daha da ileri giderek, Hardin’in kullandığı “müşterekler trajedisi” kavramının Ostrom ve ekibini kapitalizmdeki doyurulamayan açlık meselesine, örneğin yıllar önce iktisat sahnesine çıkmış olan Thorstein Weblen’in görüşlerine olsun götürmemesini anlayamıyorum. Bunun da ötesinde, Hardin’in kopyaladığı kavramın İngiltyere’deki çitleme olayını anlattığı ve bu sürecin sistemin nasıl bir sonucu olduğunu nasıl oldu da Ostrom ekibine göstermedi. İşte, mesele bu noktalarda düğümleniyor, aynen Bir Hindistan mucidinin müthiş buluşuyla mikro-kredi olgusunu keşfetmesi(!) gibi!

Kapitalizm tüm alanları, bizim beynimizi de metalaştırarak, düşünce kalıplarımızı öylesine oluşturmaktadır, çevremizdeki hiçbir olayı çıplak gözle, yani ideolojik şekillendirmeden arındırılmış algılama ile algılayamıyoruz ve düşünemiyoruz. Bu yazıya “akademinin metalaştırılması” konusuyla ileride de devam etmek üzere sonlandırıken, Yeni Ülke Dergisi’nin Boğaziçi direnişini konu alan 6. sayısına vediğim kısa yazıdan ufak bir pasajla bitirmek istiyorum. Yeni Ülke, bu yazının potansiyel okuyucuları tarafından çok iyi bilindiği halde, okuyucuların müsamahalarına sığınarak, belki de bir kez daha vurgulamak üzere ilgili pasajı sizlere sunuyorum: “Akademinin bilimsel temelini, üretim ilişkisinin sermaye-yanlı üst yapı kurumu olma niteliği değil, halka dönük üretim sürecinin organik bileşeni olarak yükselme özelliği oluşturur {oluşturöalıdır!}. Her alanada olmakla beraber, özellikle de sosyal bilimler alanında, gerek konuların ele alınışındaki yansızlık görüntüsü altında güdülen örtülü yanlılık, gerek kullanılan kavramlar bağlamında gözlenen sistem yanlılığı akademinin kurumsal özerkliğini ve bilimsel özgürlüğünü baltalamaktadır. Örneğin, iktisat konularının kesinlikle “kapitalizm” sıfatı kullanılmadan işlenişinde yansızlık değil, tam tersi, yanlılık başattır. Çünkü, işsizlik de kapitalizmin işsizliğidir, enflasyon da kapitalizmin enflasyonudur, yoksulluk da kapitalizmin yoksulluğudur. Kavramlar o denli çarpıtılmaktadır ki, “hak çatışması” yerine zayıflatılmış ifadesiyle “çıkar çatışması”, “sömürü” yerine “kâr”, “patron” yerine ”işveren” kavramları, hatta olması gereken “halka yönelik üniversite” yerine “üniversite-sermaye işbirliği” kavramları yeğlenmektedir. Hele de hukuk ya da çalışma ekonomisi alanlarında konuların ele alınışı ve işlenişi ise tamamaiyle sermaye yanlı ve sömürü kapsamlıdır. Konuların işlenişinde tarihsel sistem dinamiği öne çıkarılmadan, analitik sorgulama yapılmadan, bilimsel görüntü altında, sistem perdelenmekte ve yüzeysel sosyolojik görüntü sahneye sürülmektedir. Bu yaklaşım kesinlikle üniversitenin yansızlığının değil, tam tersi, yanlılığının çok net görüntüsüdür. Siyasi orgaının sermayenin organik tamamlayıcısı olmasına analojik, akademinin de sermayenin organık bütünü olarak işlev görmesi, akademinin akademiye tasallutu anlamına gelir.”

gazetemanifesto

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.