EKONOMİ
ASO : Maliyetlerimiz kontrol edilebilir noktadan çıktı
Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA’nın Yuvarlak Masa toplantısında bir araya gelen 24 Numaralı Genel Amaçlı Makine ve Yedek Parça Sanayii Komitesi üyeleri, sektörün tedarik sorununun kaygı verici hale geldiğini belirtti.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Genel amaçlı makine sanayicisi, tedarik, finansman ve devletten KDV alacaklarıyla ilgili beklenti ve şikayetlerini Yuvarlar Masa’da dile getirdiler. Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA gazetesince düzenlenen toplantıda konuşan sanayiciler, tedarik konusundaki sıkıntıların endişe verici hale geldiğini, kamunun alım ihalelerinde yabancı firmalar lehine hareket ettiğini belirterek, yerli malı kullanılması çağrısında bulundu.
ASO 24 Numaralı Genel Amaçlı Makine ve Yedek Parça Sanayii Komitesi üyelerinin konuk olduğu ve ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in de katıldığı toplantıda, komite üyeleri gelinen noktada artık kâr etmeyi değil ayakta kalmayı önemsediklerinin altını çizerken, maliyetlerin kontrol edilebilir noktalardan çıktığını kaydettiler.
Fiyat artışlarında sadece tüketicilerin değil sanayicilerin şikayetlerinin de dikkate alınması gerektiğini belirten üyeler, birikmiş KDV alacaklarının da önemli bir finansman problemi yarattığına değindiler. Başkan Nurettin Özdebir de kamu alımları başta olmak üzere Türkiye’de yabancı ürün hayranlığı olduğunu kaydederken, KDV alacağının da eksi faizle devlette durduğunu belirtti. Komite üyelerinin dile getirdikleri görüşler şöyle oldu:
“VERGİSİNİ DÜZENLİ ÖDEYENE AVANTAJ SAĞLANSIN”
Yavuz Biçkes-MÜSAN Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
İçinde bulunduğumuz komite, Ankara Sanayi Odası içindeki en çok üyeye sahip komitelerden bir tanesi. Komitemizin büyük çoğunluğunu mikro ve küçük işletmeler oluşturuyor. Temel sorunlar olarak; nitelikli eleman temini, ucuz krediye ulaşamama, gümrük vergileri dahil olmak üzere sık yaşanan mevzuat değişiklikleri, vergi afl arı getirilirken ödemesini düzenli yapanlara herhangi bir avantaj sağlanmaması olarak sıralanabilir. Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,5’ini oluşturan mikro ve küçük işletmelerin sorunlarının çözülebilmesi önemlidir. Bu aşamada çok fazla kâr elde etmekten çok, ayakta kalabilmenin daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Şimdi bu çok sık çıkarılan afl ar, ödemelerini düzenli yapan firmaları gerçekten çok üzüyor. Bence önümüzdeki süreçte, doğru işletmeler, doğru programlarla desteklenmeli. Yanı sıra önemli bir konu da desteklerde piyasaya yeni giren firmaların, devlet tarafından daha çok desteklenmesidir. Örneğin 30 yıldır üretim yapan, ürün geliştiren bir firma varken, aynı alanda yeni bir firma kurulup devletten yüksek teşvikler alarak, yılların üreticisine rakip oluyor.
“Asgari ücret sektörlere göre belirlensin”
Üreticilerimizin bir diğer temel problemi, meslek liselerinde okuyan gençlerin sanayi üretiminde çalışmak istememeleridir. Yani çocuklar daha meslek lisesinde okurken, AVM’de güvenlik görevlisi olmayı hedefl iyorlar. Eğer devlet, sanayide çalışacak gençlere yönelik maliyetlerde özel indirim yapar ve bunlar da çocukların ceplerine girerse, belki talep de artar. Yani belki asgari ücret sektörel olarak belirlenerek, meslek lisesi öğrencilerinin çalışmak için AVM’ye gitmeleri önlenebilir.
Şimdi sanayiciler, üretime yönelik bağlı bulundukları odalardan kapasite raporları alıyorlar. Bu raporlar ciddi hazırlık istiyor, üstelik yerli malı belgesinin süresi 1 yıl ve bunun her yıl yenilenmesi gerekiyor. Başka bir ifade ile belgeyi aldıktan çok kısa süre sonra yeni belge için hazırlıklara başlıyoruz. Bunun yerine hem yerli malı belgesi hem kapasite raporu 5 yıllık verilip, sonra yıllık denetim yapılabilir. Böylece odalarımızın yükü de hafifl emiş olur.
“DMO ithal ürünleri destekliyor”
Çalışma esasları itibarıyla DMO, özellikle mikro işletmelerin sıkıntılı olduğu bir kurum. DMO, ithal ürünleri daha fazla destekliyor. Fiyat oluşturma sistemi de gerçekçi değil. Zaten yüksek fiyatla ithal edilip, kamuya yüksek fiyattan pazarlanan ürünler araştırıldığında, ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacak. Veya DMO yerine YMO adında Yerli Malı Ofisi kurulmalıdır. DMO ithalat lobilerinin etkisi altında. Bir kamu kurumu ithal ürünlerin satışına nasıl aracılık edebilir? Krizlerin sık aralıklarla tekrar ettiği ülkemizde daha fazla işsiz istemiyorsak yerli ürünleri tercih edip yabancı hayranlığından kurtulmalıyız. Yıllarca kamu alımlarında yerli alım istendiğinde AB müktesabatı örnek gösterilerek alınmıyordu. AB ile ilgili sorun kalmadı, görüşmeler zaten durdu. Artık bu dönemde devletimiz yerli malı haftasını tekrar kutlamaya başlamalıdır.
“Yerli mal üretimi faizsiz kredi ile desteklensin” Ayrıca ucuz kredilerin doğru kaynaklara gitmediğini düşünüyorum. Önerim yerli malı belgeli üretim yapanlara kredi paketi çıkarılması, bunlardan faiz alınmaması bu faiz de zorunlu istihdam için kullanılabilir. COVID-19’un ilk başladığı dönemde, kısa çalışma ve vergi erteleme dahil çeşitli destekler sağlandı. Ancak imalat sanayi vergi ertelemelerinden yararlanamadı. İşleri iyi gidenler desteklenirken, kapalı işletmeler hiç destek alamadı. COVID henüz bitmedi ve Eylül ayında yeni önlemlerin geleceğini, Ekim’de ise yeni desteklerin verileceğini tahmin ediyorum. Bu noktada gerek makine, gerekse imalat sanayi erteleme kapsamına alınmalıdır. İşverenlerin tamamının yaşadığı bir sorundan daha bahsetmek istiyorum. İş davaları daha başlamadan işveren suçlu kabul ediliyor. Öyle mahkeme kararları var ki işçiler bundan çok heyecanlanıyor ve SGK’ya herhangi bir şikayet olduğunda firma günlerce inceleniyor. Bu durum küçük ve mikro işletmeler için güçlük yaşatıyor. Oysa burada şikayetin haksız yapıldığının tespit edilmesi halinde, başvuruyu yapana da yaptırım uygulanabilir. Şimdi bazı alımlarda ucuz fiyat politikası yüzünden, firmaların yıllarca altyapıya yaptığı yatırımlar umursanmıyor. Yedek parça üretimi yapan firmaların, uzun süreli sözleşmeleri bankalarda teminat yerine geçmesi, bu şirketleri finansman yönünden rahatlatacaktır. Biz sanayiciler döviz kuru değişim hızına yetişemiyoruz. Bazı sanayiciler gün boyu kur ekranını takip etmekten iş yapamıyor. Döviz kuru bahane edilerek artırılan fiyatlar, kur düşünce düşmüyor. Fahiş kazanç engellenmeli, fiyat artışlarında sadece tüketici şikayetleri değil, sanayicinin şikayetleri de ele alınmalı. İhracat yapan, teşvik belgeli satış yapan firmalara gerekli destek verilmelidir. KDV iadesi geç alındığı için bir anlamda kamuya faizsiz borç veren firmalar zarar ediyor. Devlet, ihracatçı mikro işletmelere ayrı destek vermeli. Destek adı altında bir şey var ama mekanizmadan yararlanamıyorsunuz. Küçük ihracatçı gerçek destek ve gerçek teşvik bekliyor. Bu firmalara vergi indirim ve istisnalarla destek verilmelidir. Firmalar hak ettiği KDV’yi geri alabilmek için büyük mücadele veriyor.

“KAMUDAN ALAMADIĞIMIZ PARANIN VERGİSİNİ PEŞİN ÖDÜYORUZ”
Murat Demir- Demirden Makine Endüstri Otomotiv Medikal Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Genel Müdürü
Yurt dışı ile çalışan büyük ölçekli firmalar finans sektöründe rahat hareket edebiliyor ama küçük ve orta ölçekli işletmeler bankalardan kredi alımlarında büyük zorluklar yaşıyor. Kredi alabilen işletmelerde kredilerini ödemek amacıyla tekrar krediye başvurup almak zorunda kalıyor ve borçlarını büyüterek dipsiz bir kuyuya düşüyor. (piyasadaki iş ve tahsilat sıkıntısı sebebiyle). Destek kredilerinin faiz oranları çok yüksek ve şartlarının oluşturulması zor, birçok firma bu sebeplerden dolayı kredi alamıyor. Bence bu aşamada devletin kredi desteğinden ziyade kdv oranları, vergi, SGK primleri, stopajda indirim yapması işletmeler açısından, faaliyetlerini sürdürebilmeleri için daha rahatlatıcı ve faydalı olacaktır. Vergilerinin ve SGK primlerinin ödemelerini zamanında ve düzenli yapan firmalara devlet daha fazla vergi indirimi veya teşvik vermesi halinde devletin kendi alamadığı vergi, prim yükününde azalmasını sağlayacaktır. Ayrıca firmaların ödemelerini düzenli ve zamanında yapmasını teşvik edecektir ve işletmelere de bir nevi nefes olacaktır. Ben Ekim ayından sonra piyasada daha büyük darboğaz olacağını öngörüyorum. Yaz aylarında biraz hareket oluyor ama kışa doğru sıkıntı olacağını düşünüyorum. Piyasalarda nakit dönüşü şimdiden çok zayıf, Ayrıca döviz kurlarının öngörülür olmaması sebebiyle malzeme teminlerinde ve fiyat verilme aşamalarında çok sıkıntı çekiliyor. İç piyasada ticari kartlar nakit para yerine kullanılıyor. Ticari kart limitlerinin daha serbest olması ve faiz oranlarının daha düşük olması gerektiğini düşünüyorum. Bizim firma olarak ihracatımız Ortadoğu ölçekli idi, bölgesel sorunlar yüzünden şuanda gerçekleştiremiyoruz ve iç piyasaya yöneldik bunun içinde kamu kuruluşları ve belediyeler bulunmakta. Kamu kuruluşlarında ve belediyelerde satın almada genel olarak temel kriterin fiyat olduğunu görüyoruz, uzak doğu menşeli kalitesiz ürünler de şartname kriterlerine uyuyor ama kalite yönünden büyük sıkıntı doğruyor. Kamuda satın almaların kalite öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum, çünkü kalitesiz malların dayanım ömürleri kısa ve randımansız olması sebebiyle kamu ve belediyeler aynı ürünler için kısa sürede tekrar alım yapmak zorunda kalıyorlar ve bu da devletimizi zarara uğratıyor. Kamu ve belediyeler ile çalışmalarımızda teslim sırasında faturamızı kesiyoruz ama ödemeler için bekliyoruz. Ödemeleri almadan KDV ve vergilerini peşin ödüyoruz. Bu da işletmelere haksızlık oluyor. Oysa vergilerin ve KDV’lerin tahsilattan sonra ödenmesi daha doğru olur. İş mahkemelerindeki davalarda işverenler suçluymuş gibi başlıyor. Özellikle işçi şikayetlerinde haksız çıkan işçilere cezai müeyyide uygulanmalıdır. İşçilere geçmişlerine dair bir karne veya doküman tablosu oluşturulmalı, işverenlerin işe alımlarında bu karne ve dokümanlara ulaşabilmesi art niyetli yapılan geçmişteki olayların bilinmesi kötü amaçlı olayların azaltılabilmesi ve işverenlerin eleman alımlarında daha rahat davranabilmesi sağlanabilir.
“YABANCI HAYRANLIĞINI BİR TÜRLÜ YENEMEDİK”
ASO Başkanı Nurettin Özdebir
Pandemiyle beraber daralan ekonomimizde iç pazarımız çok önemli. Ancak ülkemizde yabancı hayranlığını da bir türlü yenemedik. Hem tüketicilerimiz, hem de kamu yöneticileri gerek marka bağımlılığı, gerekse yabancı hayranlığı kaynaklı olmak üzere yerli ürünü tercih etmiyorlar. Bazı kamu yöneticileri ise yerli ürünler konusunda sorumluluk almak istemiyorlar. Yani ürünle ilgili bir sıkıntı çıkarsa yabancı ürünün kendileri için sorun yaratmayacağını düşünüyorlar. Oysa şu anda dünyanın en kaliteli ürünlerini üretebilecek kapasiteye sahip bir sanayimiz var. Kaldı ki yerli sanayimizi geliştirebilmek için kamu alımlarını bir araç olarak da kullanmak zorundayız. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri sanayilerini böyle desteklediler. Kamuda ve özellikle belediyelerimizdeki bu düşünce yapısının süratle değişmesi lazım. Sanayicimizin diğer önemli bir sorunu KDV iadeleri konusu. Bazı sanayicilerimizin yeni bir fabrika kuracak kadar KDV alacağı var. Bu konuda sanayicilerimizin sesini daha çok çıkarması lazım. Bir yandan devletten KDV alacağımız var ve eksi faizle devlette duruyor, diğer yandan yüzde 22- 23 faizlerle bankalardan para kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu yük artık taşınabilir olmaktan çıktı. Uzun bir süredir gündeme getirdiğimiz ikame para önerimizin mutlaka değerlendirilmesi ve ivedilikle bu soruna bir çözüm üretilmesi gerekiyor.
“MALİYETLERDE ÇOK CİDDİ ARTIŞLAR YAŞADIK”
Mustafa Bozkurt-HİDROMEK Yönetim Kurulu Başkanı
Pandemi sürecinde en büyük sıkıntımız tedarik zincirinin kopması ve kopma ihtimaliydi. Biz firma olarak çok mesai harcadık. Özellikle yurt dışından gelen parçalarda büyük sıkıntı yaşıyoruz. İkame üretici arıyoruz. Avrupa’da büyük üreticiler var ama onlar da en az iki ay malzeme veremeyeceklerini söylüyorlar. Keza otomotiv sektörüne hizmet veren firmalar da tedarik sürecini yürütemez noktaya getirdiler. Bu durum gerçekten bizi çok kaygılandırıyor ve nereye kadar gideceğini bilmiyoruz. Maliyetlerde çok ciddi artışlar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Özellikle hammadde ağırlığı fazla olan, metal ağırlığı fazla olan ürünlerde ciddi artışlar var. Sıkıntıların 4’üncü çeyreğe kadar devam etmeyeceğini tahmin ediyorduk ama şu an 2022’nin ikinci yarısına kadar devam edecek gibi görünüyor. Yani sonuç itibarıyla maliyetlerimiz kontrol edilebilir noktadan çok uzaklaştı. Birçok firmanın bekleyen KDV alacağı var ve tahsilat dönemleri giderek uzamaya başladı. Firmanın ölçeğine göre bekleyen KDV miktarının etkisi de büyüyor.
“AB’DE İHALEYE EŞİT ŞARTLARDA ALMIYORLAR”
Ahmet Şuyun-TİS Teknolojik İzolatör Sistemleri A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı
Özel bir konu gibi olsa da benim başıma gelen bir olayı aktarmak istiyorum. Çünkü bu konu büyüdükçe tüm paydaşlarımızı etkileyecektir. Romanya’da yapılacak olan otoyol projesinde bulunan çelik köprü ihalesine giriyorum. Tarafımıza teslim edilen çelik köprü şartnamesinde “AB dışında üretilmiş çelik kullanılamayacak” ifadesi var. Diğer tüm şartları sağlamamıza rağmen bizi devre dışı bırakmasa da maliyetlerimizi çok etkileyecektir. AB üyesi hammadde üreticilerinden alınan çelik malzeme maliyeti Türkiye’den alınacak hammadde maliyetinden yüksek olacaktır. Sonucunda fiyatımızın yükselmesi ile rekabetçi bir fiyat veremeyeceğiz. Bu gibi engellemeler önceden sözlü olarak yapılıyordu. Şimdi yazılı olarak da yapılamaya başlandı. Bu gerçekten çok büyük tehlike bizim açımızdan. Durumu Büyükelçiliğimize ve ticari ataşeliğimize bildirdim. Bunun için mutlaka önlem alınması gerekiyor. Çünkü biz aday ülkeyiz ve Gümrük Birliği üyesiyiz.
Dünya
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
