EKONOMİ
Ekonomiden sorumlu Bakanların karnesi
2002’den bu yana 5 ekonomi 1 de hazine ve maliye bakanı görev yaptı. Bu bakanların Ekonomiye katkılarına yakından bakalım istedik.
Yayınlanma:
6 yıl önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
2002’den bu yana 5 ekonomi 1 de hazine ve maliye bakanı görev yaptı. Bu bakanların Ekonomiye katkılarına yakından bakalım istedik.
Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 8 Kasım 2020 tarihinde kişisel Instagram hesabından yaptığı paylaşım ile Haziran 2018’den bu yana yürütmüş olduğu T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden sağlık sorunları sebebiyle istifa ettiğini kamuoyu ile paylaşmıştı. Hafta sonu yapılan bu açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu istifayı kabul edip etmeyeceği de oldukça merak konusuydu. Gün boyunca resmî makamlardaki sessizliğin ardından 9 Kasım akşam saatlerinde T.C. İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yapmış olduğu görevden af talebinin Cumhurbaşkanı değerlendirmesi neticesinde kabul edildiği belirtildi. Bu gelişmeden birkaç saat sonra ise Resmî Gazete’de yayınlanan atama kararıyla T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine eski Kalkınma Bakanı ve AK Parti Mersin Milletvekili Lütfi Elvan’ın getirildiği açıklandı.
Berat Albayrak’ın ekonomi yönetimi makroekonomik göstergelerdeki olumsuz değişimlerle oldukça fazla tartışma konusu olmuştu. Özellikle 2018 yılının 2. yarısında yabancı para birimlerinin TL’ye karşı oldukça değer kazanması ve buna karşı ekonomi yönetiminin faizleri düşük tutmadaki ısrarı ekonomistlerin eleştirilerinin ana hedefi olmuştu. Peki Berat Albayrak’ın ekonomi yönetimindeki 29 aylık performansı nasıl değerlendirilebilir? Doğruluk Payı Türkiye’deki makroekonomik göstergeleri Kasım 2002’den bu yana görev alan hazine ve maliye bakanı ve ekonomi bakanlarının dönemlerine göre inceledi.
2002’den Bu Yana Kaç Bakan Görev Yaptı?
Türkiye Cumhuriyeti’nde Ekonomi Bakanlığı görevi 1983 ile 2011 yılları arasında Ekonomi ve Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı adıyla görev yapmaktaydı. 2011’de 61. Türkiye Hükümeti’nde kurulan Ekonomi Bakanlığı, önceki hükümetlerde bulunan Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın yerine kurulmuştur. 66. Türkiye Hükümeti’nin kurulmasıyla ise bu bakanlık yerini T.C. Ticaret Bakanlığı’na bırakmıştır. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı ise 66. Türkiye Hükümet Sistemi’nde “Hazine Müsteşarlığı” ile “Maliye Bakanlığı” birleştirilerek 2018’de kurulmuştur.
AK Parti’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana 5 ekonomi 1 de hazine ve maliye bakanı görev yaptı. Bu bakanlar ve görev süreleri aşağıdaki gibidir;
- Ali Babacan 18 Kasım 2002 – 29 Ağustos 2007,
- Mehmet Şimşek 29 Ağustos 2007 – 1 Mayıs 2009,
- Ali Babacan 1 Mayıs 2009 – 6 Temmuz 2011,
- Mehmet Zafer Çağlayan 6 Temmuz 2011 – 25 Aralık 2013,
- Nihat Zeybekçi 25 Aralık 2013 – 24 Kasım 2015,
- Mustafa Elitaş 24 Kasım 2015 – 24 Mayıs 2016,
- Nihat Zeybekçi 24 Mayıs 2016 – 10 Temmuz 2018,
- Berat Albayrak 10 Temmuz 2018 – 9 Kasım 2020.
Gayrisafi Yurt İçi Hasıla 2002’den Bu Yana Nasıl Değişti?
Kasım 2002’de kabinede ekonomi ve hazineden sorumlu devlet bakanı görevini üstlenen şu anda ise DEVA Partisi Genel Başkanlığı görevini yürüten Ali Babacan’ın göreve geldiği dönemde Türkiye’de GSYH 238,4 milyar $ seviyesindeydi. Ali Babacan’ın görevi devrettiği 2007 yılında ise Türkiye’de milli gelir 2002 yılına göre 2,8 katına çıktı ve 675,8 milyar $’a yükseldi. Mehmet Şimşek’in görev aldığı 2008 yılında yine artış göstererek 764,3 milyar $ seviyesine çıkan milli hasıla, 2009’da yaşanan küresel kriz ile beraber Ali Babacan’ın tekrardan göreve geldiği 2009 yılında %4,8’lik düşüşle 644,6 seviyesine düştü. GSYH, bakanlığı Zafer Çağlayan’ın üstlendiği 2013 yılında ise en yüksek seviyesine çıktı. 2014 yılında Nihat Zeybekçi’nin döneminde 934’2 milyar $ olan milli hasıla yıllar içerisinde düşüş göstererek Berat Albayrak’ın göreve geldiği 2018 yılında 771,3, 2019 yılında ise 754,3 milyar $ seviyesine geriledi.

Dünya Bankası’nın son 18 yıldaki kişi başına düşen yıllık milli gelir verileri incelendiğinde, 2002 yılından 2014 yılına kadar 2009 haricinde sürekli bir artış söz konusu ve 2014 yılında Nihat Zeybekçi’nin ekonomi bakanı olduğu dönemde de kişi başına düşen milli gelir yıllık 12.096 $ ile en yüksek seviyede. Eski T.C Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın görev yaptığı 2019 yılında ise 9.042 $ ile son 10 yılın en düşük seviyesinde kişi başına düşen GSYH. 2020 yılında yaşanan pandemi, enflasyon ve TL’nin değer kaybı neticesinde bu göstergenin yıl sonunda 8.000 $ seviyelerine gerileyeceği de tahmin edilmekte.

TL Yabancı Para Birimleri Karşısında Son Yıllarda Değer Kaybediyor
Kasım 2002’den bu yana TL’nin yabancı para birimleri karşısındaki performansı incelendiğinde Ali Babacan’ın bakan olarak göreve geldiği gün 1 doların 1,37 TL olduğu, görevden ayrıldığı gün ise 1,33 TL olduğu görülmekte. Mehmet Şimşek’in döneminde ise $/TL 1,33 seviyesinden, 1,59 seviyesine yükselmiş. Ali Babacan’ın tekrar göreve geldiği dönemde TL’nin bir dönem dolar karşısında değer kazansa da Temmuz 2011’de $/TL 1,63 seviyesine çıkmış. Zafer Çağlayan’ın bakanlık görevden ayrıldığı dönem ise TL dolar karşısında %21,6 değer kaybederek 2,08 seviyesini görmüş.
Ardından Nihat Zeybekçi’nin bakanlık yaptığı ilk dönemde 2,08’den 2,87’ye çıkan dolar, 2. döneminde ise 2,99 seviyesinden 4,71 seviyesine yükseldi. Nihat Zeybekçi’nin bakanlık yaptığı ilk dönemde TL dolar karşısında %27,5, ikinci döneminde de %36,5’lik değer kaybı yaşadı. T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak döneminde ise TL dolar karşısında %42,5 değer kaybetti ve $/TL 4,71’den 8,19’a yükseldi.
Kasım 2002’den bu yana aylık ortalama $/TL değerleri ise aşağıdaki şekilde:

TL’nin yabancı para birimlerden euroya göre de yıllar içerisindeki performansı dolara benzer fakat euro dolara göre daha da değerli bir para birimi olduğundan kurlar da daha yüksek seviyede. 2011 yılına kadar neredeyse aynı seviyede devam eden €/TL’de TL’nin performans düşüklüğü 2013 yılından sonra başlıyor. Kasım 2002’de 1,6 seviyelerinde seyreden €/TL Ali Babacan’ın bakan olduğu dönemde 1,79’a yükseldi. Ardından Mehmet Şimşek’in görev süresinde 2,23 seviyelerini gören €/TL, Ali Babacan’ın 2. Döneminde bir süre 1,9’a kadar geriledi fakat görev süresi dolduğu günlerde 2,34 TL seviyesindeydi. Zafer Çağlayan’ın görev süresinde Euro karşısında %17,6 değer kaybederek 2,84’e yükselen TL, Nihat Zeybekçi’nin ilk döneminde %7, ikinci döneminde ise %39,6 değer kaybederek 10 Temmuz 2018’de 5,53 TL seviyesine ulaştı. Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın görev süresinde de Türk Lirası, euro karşısında %43,2 değer kaybetti ve 5,53 seviyesinden, 9,73 seviyesine yükseldi.
Kasım 2002’den bu yana aylık ortalama €/TL değerleri ise aşağıdaki şekilde:

002’den Bu Yana Enflasyon Oranları Nasıl Seyrediyor?
TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyon oranları aylık bazda incelendiğinde Ali Babacan’ın ilk görev süresinde aylık enflasyon oranı ortalama %13,2, Mehmet Şimşek döneminde %9,4, Ali Babacan’ın 2. döneminde %6,8, Zafer Çağlayan’ın döneminde %8,1, Nihat Zeybekçi döneminde %8,2, Mustafa Elitaş döneminde %8, Nihat Zeybekçi’nin 2. döneminde %10,3, Berat Albayrak’ın döneminde ise enflasyon oranı aylık ortalama %15,4 seviyesindeydi.

2002’den bu yana enflasyon oranı en yüksek olan aylar ise 2001 krizinin ardından AK Parti’nin iktidara geldiği ilk yıllara ait. Ali Babacan’ın görev yaptığı Kasım 2002 ile Ekim 2003 yılları arası enflasyonun en yüksek açıklandığı aylar. Onun ardından ise en önemli gündem maddelerinden olan enflasyonun en yüksek açıklandığı aylar Berat Albayrak’ın dönemine yani 2018 yıl sonuna ve 2019’un başındaki aylara ait. 2002 ve 2003 yılında %30 seviyelerinden ay ay düşüş gösteren enflasyon oranları hariç tutulduğunda, en yüksek açıklanan enflasyon oranı %25,24 ile Ekim 2018’e ait. En düşük enflasyon oranının açıklandığı aylar ise Ali Babacan’ın 2. Bakanlık dönemindeki 2011’in ilk 4 ayına ait. Son 216 ayda en düşük enflasyon %3,99 ile Şubat 2011’de Ali Babacan döneminde açıklandı.

İşsizlik Oranları ve İşsiz Sayısı Nasıl Değişti?
Dolar/TL, enflasyon, faiz oranları gibi birçok konunun yanı sıra Türkiye’nin gündeminin en ön sıralarında yer alan konuların başında işsizlik geliyor. Özellikle 2018 yılındaki döviz krizi ardından gelişen enflasyon ve işsizlik oranı artışlarından sonra 2020 yılında yaşanan küresel COVID-19 salgını da işsizlik oranlarını ve bu konu hakkındaki tartışmaları tetikledi. Son dönemlerde işsizlik oranlarıyla beraber hem siyasiler hem de bilim insanları tarafından konuşulan bir konu da geniş tanımlı işsizlikti. Biz de bu sebeple 2002’den bu yana bakanlık dönemlerine göre işsizlik verilerini geniş çaplı inceledik.
2002 yılından bu yana işsizlik oranının en yüksek olduğu aylar Ekonomi ve Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in görevde bulunduğu 2009’un ilk aylarına ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın görevde olduğu 2019’un ilk ayları. İşsizlik oranının en düşük seviyede olduğu aylar ise Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan dönemine, 2012’nin yaz aylarına ait.

Geniş tanımlı işsizlik iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ve mevsimlik çalışanların da işgücüne dahil edilmesiyle hesaplanan bir gösterge. TÜİK’in 2002’den bu yana açıkladığı işgücü istatistiklerle hesaplanan geniş tanımlı işsizliğin en yüksek seviyeye çıktığı aylar ise yaklaşık %25 ile Berat Albayrak’ın bakanlık görevini üstlendiği Nisan, Mayıs ve Haziran 2020’ye ait. Bu oranın bu kadar yükselmesinin en önemli sebepleri olarak da işgücüne dahil olmayan nüfusun oldukça o aylarda oldukça artış göstermesi ve COVID-19 salgını sebebiyle alınan önlemler gösterilebilir.

İşgücü istatistikleriyle beraber Türkiye’deki işsiz sayısı da bakanlar dönemine göre incelendiğinde, işsiz sayısının yıllar içerisinde nüfusla da bağlantılı olarak oldukça arttığı görülmekte. 2002 yılında yaklaşık 2,7 milyon olan toplam işsiz sayısı, 2009 başlarında 3,8 milyona yükseldi. Nisan 2018’de Nihat Zeybekçi döneminde 3,1 milyon seviyesine gerileyen toplam işsiz sayısı, Şubat 2019’da Berat Albayrak döneminde ise rekor seviyeye 4 milyon 730 bin kişiye ulaştı.

TÜİK’in veri yayınlamasını eleştiren ve işsiz kişi sayısının geniş tanımlı da açıklanması gerektiği konusu toplum arasında tartışma konularından birisiydi. TBMM’de de birçok milletvekili yapmış olduğu açıklamalarda geniş tanımlı işsizlikten söz ediyordu. Bununla birlikte geniş tanımlı işsiz sayısının farklı yöntemlerle hesaplayarak 10 milyon, hatta daha fazla olduğuna dair açıklamalar da çeşitli yayın organları tarafından paylaşılmıştı.

Kasım 2002’den bu yana geniş tanımlı işsiz sayısı incelendiğinde de bu sayının Berat Albayrak’ın görev süresinde rekor kırdığı görülmekte. Haziran 2020’de 8,8 milyon olarak hesaplanan geniş tanımlı işsiz sayısının en düşük hesaplandığı aylar ise 2007, 2008 ve 2012 yaz aylarına ait.
Ekonomiden sorumlu bakanların görev sürelerince bazı makroekonomik göstergelerin dönemsel ortalaması da aşağıdaki tablodaki gibidir:


Yazı kaynağı : www.doğrulukpayi.com
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
