ŞİRKETLER
Bir offshore şirket sahibi yanıtlıyor: Neden?
Pandora Papers sonrası Türkiye ve dünyada vergi cennetlerinin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlik tartışılıyor. Peki denklemin diğer ucundaki offshore şirket sahipleri sızıntılardan nasıl etkileniyor?
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’den onlarca ismin offshore bağlantılarının ortaya çıktığı Pandora Papers’ın yankıları sürüyor. ICIJ’in önceki offshore sızıntılarında adı geçen Türkiye’den bir iş insanı, sızıntılardan sonra hayatının nasıl değiştiğini ve offshore sistemini neden kullandığını DW Türkçe’ye anlattı.
Kendi isteği doğrultusunda kimliğini gizlediğimiz bir iş insanı, bu sistemde de mağdur olanın küçük şirketler, kazananın ise büyük şirketler ve politikacılar olduğu görüşünde.
DW Türkçe: “Panama Papers sızıntılarıbeni çok fazla mağdur etti” dediniz. Oradan başlayabiliriz. İşinizi nasıl etkiledi, nasıl mağdur etti?
Finansal anlamda mağdur etti. Bir kere bunun böyle ortaya saçılıp dökülmesi, her şeyden önce şöyle bir şey var: Offshore’da şirketi olan herkes hani kaçak göçek peşinde değil. Daha doğrusu oradaki herkes aynı değil tabii. Yani mesela adam politikacı işte rüşvet alıyor, onu yapıyor, bunu yapıyor. Hani o adam da orada. Benim adım da orada. Şimdi Panama Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış bir ülke. Dünya denizcilik filosunun yüzde 70’i, 80’i belki Panama bayraklı, Panama devletine kayıtlı. Bu ülkenin kendine has bir vergi sistemi var mı, var. Vergi cennetiyse de orada da vergi veriyorsun. Ama şimdi burada kurumlar vergisi KDV yüzde 40’lık bir orana varıyor. Devlet bana diyor ki, “İster on bin lira kazan, ister on milyon dolar kazan. Bana senede şu kadar sabit ver.” Ne diyeceksin? Şimdi ben bir vatandaşsam ve Panama devleti de bunu bütün insanlara açtıysa ben bundan niye faydalanmayayım?
“Aracı kurumlar genelde Avrupalı”
Siz denizcilik alanında çalışıyorsunuz değil mi? Offshore sistemini nasıl kullanıyorsunuz?
Ticaret yapıyorum. Denizcilik sektöründeyim. Şimdi bu Panama’da işler şöyle yürüyor. Belki onlarca, yüzlerce avukatlık bürosu var. Ve bunlar da Avrupalı insanlar, Panama’nın yerel halkı değil yani. Ama Panama devletinde her şeyin resmi olduğu, her şeyin yasal olduğu bir ortamda bir avukatlık büroları var. Nasıl ki Türkiye’deki mali müşavirler var, öyle. Avukatlık ofisi senden bir vekalet alarak senin adına bir firma kuruyor ve bu firmayla da senin adına gidip kağıtlarını, evraklarını, vergilerini, Panama devleti içindeki banka hesaplarını takip ediyor. Ama aynı büronun içinde belki 1500 tane firma vardır. Belki 100 tane de bu tür büro vardır. Yani siz de şimdi arasanız deseniz ki ben bir şirket açmak istiyorum. Derler ki hay hay. Hatta bu insanların artık çoğunun birçok ülkede yerel temsilcileri var. Google’a “offshore firma açmak istiyorum” diye yazdığınızda karşınıza bir sürü firma çıkacaktır. Bunda da illegal bir durum yok yani.
“Benim yakama yapışırlar”
Zaten tartışmalar, illegal olması üzerinden değil daha çok etik olup olmaması üzerinden gidiyor. Sizin de dediğiniz gibi siyasetçiler de, rüşvet alan da, kara para aklayan da bu sistemi kullanıyor. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
Tabii ama bu şöyle bir şey. Yani siz şimdi McDonalds’a gittiğiniz zaman ya da herhangi bir restorana gittiğiniz zaman ya da bir yerden bir hizmet aldığınızda, “Bu hizmeti başka kimlere veriyorsunuz, ben ona göre hizmet alacağım” diyemezsiniz. Deseniz bile cevap alamazsınız. Cevap alsanız bile de saçma bir durum. Denize gittiniz mi herkes giriyor o denize, köpek de giriyor, siz de giriyorsunuz, sevmediğiniz bir insan da girebiliyor yani. Şimdi buradaki mevzu şu. Ben ticaret yapıyorum.
İşin bir vergi kolaylaştırma boyutu var. Daha az vergi ödeme boyutu var. Bu işin yüzde 60’ı 70’i bu… Ama şöyle bir durum var. Mesela bütün bu gemiler neden Panama bayraklı? Çünkü armatörler, gemi sahipleri ve denizcilik işi yapan insanlar çok büyük riskler altında çalışıyoruz biz. Şöyle ki bir yerde bir şey olduğu zaman yani ben bir işten 2-3 bin dolar, 4 bin dolar, yerine göre 5 bin dolar para kazanıyorum. Yaptığım anlaşmadan başıma gelebilecek olan risk 100 bin dolar, 500 bin dolar, 1 milyon doları bile bulabilir. Şimdi bir geminin sahibi var. Gemiyi tutan kişi var. Yani o gemiye mal koyup taşıtan kişi var. Bir de ben varım aradaki aracı. Ben bunlara aracılık yapıyorum. Yük taşımak isteyen insana gemi buluyorum. Gemisine yük arayan adama da yük. Şimdi bu yükün sahibi Panama’da. Yani Panamalı bir firma. Veya herhangi bir offshore firma. Geminin sahibi de öyle bir firma kullanıyor.
Aracı olduğum gemiyle ilgili hukuki bir sıkıntı çıktığı zaman Panama’daki adamın yakasına nasıl yapışacaksın? Senin yakana yapışacaklar. Ama milyon dolarları onlar kazanıyor. Yani hukuki, illegal bir durum olduğunda en azından senin de kendini güvenli hissedebilmen için, ikisinin olduğu gibi senin de Panama’da olman gerekiyor.

“Bu bir sektör”
O zaman bu finansal sistem ya da taşımacılık sistemi sizi biraz da Panama’da ya da diğer offshore merkezlerinde şirket açmaya mızorluyor? Rekabet edebilmek için bunu mu yapmanız gerekiyor?
Şimdi evet, bu bir sektör. Panama’ya benzer bir sürü farklı ülke var. Polonya bile aynı şeyi yapmaya çalışıyor mesela. Sonra devletler “second registry” diye bir şey çıkardılar. Dediler ki tamam gel sen, ben senden vergi almayacağım. Panama’da olsun şirketin ama gemin mesela Türk bayraklı olsun. Şu an Polonya da bunu deniyor. Litvanya, Letonya da… Ekonomik gücü olmayan ülkeler bunu deniyorlar. Estonya da “gel siber şirket kur, vergi almayalım” diyor. Yani bunun Panama’nın yaptığından farkı yok.
Peki bunun böyle olması yerine bütün ülkeler aslında vergi cennetlerini kontrol etmeye çalışsa, şirketlerin vergi cennetlerine kaçmasına izin vermese ve her ülke kendi vergisini alsa daha iyi olmaz mı?
Şimdi bakın ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir insanım. Ben Türkiye Cumhuriyeti devletinde şirket kurdum ama Türk gemisine hizmet vermiyorum. Malı taşıyan geminin sahibi İsviçre’de, malı taşıtan da başka bir yerde. Şimdi ben yurt dışında hizmet yapıyorum ve o parayı Türkiye’ye getiriyorum. Bin dolar, 2 bin dolar, 5 bin dolar. Birikiyor, birikiyor. Ay sonunda atıyorum oluyor sana 25 bin, 30 bin dolar. Böyle bir ciro yapıyorum şirket olarak. Şimdi bunun yüzde 22’sini Türkiye Cumhuriyeti devletine vergi olarak ödediğim zaman benim ayakta kalmam çok mümkün olmuyor. Yani az vergi ödeyeyim de vergi vermeyeyim, kazandığım her şeyi de cebime atayım. Evet eyvallah ama sürdürülebilir bir şey değil. Yani şöyle düşünün. Her ay 25 bin, 50 bin, 100 bin dolar. Öbür ay ya da 2-3 ay iş yapamadığın zaman devlet sana gel ben yüzde 22’sini sana vereyim diye bir şey demiyor. Yani bu vergi sistemiyle, bu vergilerle kimsenin ayakta kalması mümkün değil.
“Regüle edilmesi gereken sistemi kuranlar”
“Panama’da kurulu iki tane firma var ve bunlar çok büyük paralar kazanıyorlar. Ama bir şey olduğu zaman benim yakama yapışıyorlar” dediniz. Aslında offshore, kara para aklama, kaçakçılık ve benzeri şeylerin önünü açan bir sistem. Vergi cennetlerinde gizlilik çok üst seviyede olduğu için de bir şeylerin kontrolü çok zor. Sizce regüle edilmesi gerekir mi bunun?
Zaten şu anda acayip regüle durumda. Panama Papers’ta benim ismim göründü diye ben birçok finansal işlerimi göremez oldum. Hollanda’da firmam var, Dubai’de, İspanya’da, Amerika’da firmam var. Banka benim şirketime hesap açmıyor. “Panama belgelerinde isminiz geçiyor” diyor. Tamam ismim gözüküyor da ben teftişe açığım. Gel bana. Bir tane şirket, işte dosyalarını ele geçiriyorlar. Hack’liyorlar. Nasıl yapıyorlarsa bilmiyorum. O avukatlık şirketi de benim kullandığım şirket. Mesela oradan buradan şuradan banka hesaplarını kapattılar bizim. Yani benim Türkiye’deki resmi şirketimin. Çünkü burada, Türkiye’de bir limited şirketim var. Yani vergisini veriyorum vesaire. Bunun hesabını niye kapatıyorsun? Ne alakası var? Banka “Başka bir yerden hesap açsanız daha iyi olur” diyor. Yani zararı bu.
Öte yandan da bu regüle edilir mi? Şu an mesela benim tanıdığım en az 200 firma var ki bunların hepsi yangına düşmüş gibi. Yani Panama Papers patladı. Benimle beraber oradaki birçok firmanın hesapları kapatıldı. Bankalar “alın” dediler “hesaplarınızı çekin buradan”. Yani 5 bin dolar birinde, 10 bin birinde, 12 bin dolar birinde. Bu bankalarda benim paralarım da kaldı. Çek vermiyor banka hesabını kapatmış, dondurmuş. Şimdi şöyle bir şey var. Sen de gidip şimdi herhangi bir iş yapmasan da orada bir şirket açabilirsin. Artık yapamazsın ama o zaman o şirkete bir de banka hesabı açabiliyordun.
Oradaki o şirkette senin ne iş yaptığının ne ettiğinin hiç önemi yok. O banka hesabına benden para istiyorsun, ben gönderiyorum. Diyelim ki sen politikacısın, ben de oraya gönderiyorum, verdiğin hesaba, yani cebine koyacağıma o parayı oraya gönderiyorum ve sen o parayı orada kullanıyorsun. Sana kimse de bu parayı nereden buldun, bu para nereden geldi diye sormuyor. Şimdi bunun nesini regüle edeceksiniz? Yani regüle edilmesi gereken varsa bu sistemi kullanan insanlar değil, bu sistemi kuranlar. Git Panama’yla konuş. Yani sen ülkeyi tanımışsın. BM’ye almışsın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa Birliği herkes tanıyor. Dünyaca tanıyorsunuz ama bu ülkelerin içinde olan biten şeyleri kabul etmiyorsunuz.
Zaten ciddi sıkıntıolan şey de bu aslında. Sistemden siyasetçiler de yararlandığı için bu sistemi değiştirmek pek fazla işlerine gelmiyor gibi gözüküyor. Peki paranın Türkiye’den vergi cennetlerindeki offshore şirkete çıkışı nasıl oluyor ya da tam tersi oradan buraya nasıl geliyor?
Senin Panama’da bir şirketin var. Offshore şirketin. Kayıtlı resmi bir şirket bu. Türkiye Cumhuriyeti devletinde de bir şirketin var. Panama’daki şirketin buradaki şirketine fatura kesiyor. Fatura karşılığı parayı yolluyorsun. Ya da tam tersi.
“Onlar hala beyefendi”
Peki 2016’da yayınlanan Panama Papers sızıntıları sonrası neler değişti?
Yani öncesi şuydu: Bir tapu vardı. Bu tapu senedi kimin elindeyse firmanın sahibi oydu. İsim vesaire yazmıyordu. Bilinmiyordu. Hatta şunu yapıyorlardı. Atıyorum Saint Nevis adası, Saint bilmem ne adası… Karayipler’deki o küçük adaların birinde bir firma kurup, o firmayla gidip Panama’da firma kuruyorlardı. Hatta Panama’daki o firmayla gidip başka bir firma daha kuruyorlardı. Dolayısıyla takip edemiyordun.
Ama şu anda sistem tam olarak böyle değil. İlk sızıntılardan sonra değişmeye başladı. Herkes bu sistemi nerede nasıl tekrar yaratacağız, onun peşinde. Biz bu sistemi biraz daha az vergi verip ayakta kalmak için kullananlar veya kendini güvende tutmaya çalışanlar olarak dışarıda kaldık. İllegal bir şey olursa, “bütün ilgili kişiler orada, ben de burada ortada kalmayayım” diyenler. Biz hepimiz açıkta kaldık. Yine siyasetçisi, ya da büyük işler yapan, kara para aklayan insanlar, onlar devam ediyorlar. Nasıl devam ediyorlar bilmiyorum. Onlar beyefendiler hala. Yani Panama’daki firmalarını gösterip o adam Türkiye’de hesap açıyor, ama ben açamıyorum.
Peki bu firmalar nasıl açılıyordu?
Şirketi kurmak için 2 bin, 3 bin dolar veriyordun bu “aracı kurumlara”. Sonra da her yıl ortalama bin, 1500 dolar ödeme yapıyordun. Senin için adına banka hesabı açıyorlardı. Evrakları gönderiyorlardı. Hala bütün bu offshore ülkelerde firma açabiliyorsun. Ama banka hesabı yok. Banka hesabı açmıyorlar. Banka hesabı olmayınca zaten bunun manası yok.

“Büyüdükçe legalleşiyorlar”
Neden vergiden kaçınma ihtiyacı duydunuz peki?
Şimdi yüzde 22 vergi var ve cebinde 1000 dolar olan adam için 220 dolar büyük para ya da 10 bin dolar kazanan için 2200 dolar yine büyük para. Ama ayda 100 bin dolar kazanan adam “tamam” diyor. Ya da ayda 100 milyon dolar kazanan adamın 22 milyon dolar vergi ödemesi onu çok zora sokmuyor. Rakamlar büyüdükçe legalleşiyorlar. Bu adam zaten gidip Türkiye’deki X firmasına İsviçre’de hesap açıyor. O adamlar offshore’la uğraşmıyor zaten.
Dolayısıyla bu sızıntıların yarattığı dalgadan en çok zarar görenler, en büyük mağdurları, offshore’un fareleri diyeyim. Adam zaten zar zor 10 bin dolar ayda gelir yaratıyor firmasına. 2 bin 200 dolar vergi verdiği zaman sıkıntı yaşıyor.
Şimdi hepsinin yolunu kestiler, hepsinin yolunu kestiler. Şu an herhangi bir yerde herhangi bir banka hesabı açmak ölüm yani, yok… Açamıyorsun zaten. Ama gidip de işte ne bileyim çat diye bir bankaya bir buçuk milyon dolar getirip, benim Türkiye’de fabrikam, gemim vesaire var onları buraya getiriyorum diyen insan banka hesabını açabilir.
Yasal mevzuat daha farklı olsaydı, offshore şirket açma ihtiyacı duymayabilir miydiniz?
Kurumsal düzenlemeler farklı olsa, tabii ki. Ne işim var orada benim? Bu şuna benziyor: eşlerin birbirini ayda bir kere aldatma izni olsa, bu regüle edilmiş olsa, gidip kimse kimseyi aldatır mı? Bu oran ne kadar düşer. Buna benziyor biraz.
“İlk yıl benden vergi almasın”
Peki yetkili kurumlardan ne bekliyorsunuz?
Devlet bana gelip “Sen ne iş yapıyorsun” diye sormuyor. Ticaret Sicil Gazetesi’nde tanımlamışım, bana “Yahu senin yaptığın işle ilgili ne sıkıntın var? Seni nasıl regüle edebilirim? Seni nasıl koruyabilirim?” diye sormuyor. Yani kişisel olarak bir şeyler yapmak, yaptığın işi büyütmek, bunu dünya çapında bir değer haline getirmek istiyorsun. Zaten şirketin büyüyüp elle tutulur bir hale gelince kaçışın yok. Zaten bu vergiyi ödeyeceksin. Zaten herkes legalleşmek istiyor. Benim bugüne kadar Türkiye’de ve dünyada gördüğüm herkesin illegal bir şekilde sermaye biriktirip, illegalden kastım da vergi vermeyerek para biriktirmek veya kara işler yapıp ondan sonra da bunu bir şekilde legalize etmek. Temizliyor parayı, gidiyor yatırım yapıyor. Milyon dolarlık otel alıyor. Bu parayı nereden buldun? Herkes biliyor nereden bulduğunu da kimse de kalkıp arkasını sormuyor. Artık büyük yatırım yapan bir iş insanı olmuşsun sonuçta.
Şunu söylemeye çalışıyorum; yeni yeni iş yapmaya çalışan insanlar için bu rakamlar önemli rakamlar. Regüle etmenin yolu ne? Mesela Avrupa’da işe yeni başlayanlara “İlk bir yıl senden şunun vergisini almayacağım ve şu yükümlülüklerden muafsın” deniyor. Türkiye’de de bunun yapılması gerekiyor. Çünkü benim gördüğüm, bu işi yapanlar ya küçük, işe yeni başlayan, yüzde 22 verginin bellerini büktüğü işletmeler ya da hakikaten illegal iş yapan ve saklayacak bir şeyi olanlar. Onun dışındaki büyük sermaye sahiplerinin herhangi bir “aman param yurt dışında dursun” gibi bir derdi yok.
Pelin Ünker / Serdar Vardar
© Deutsche Welle Türkçe
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Yayınlanma:
7 dakika önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?
Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.
1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı
6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.
Vatandaş ve firmaya etkisi
- Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
- Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
- Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.
2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı
Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.
Kimleri ilgilendiriyor?
- Yurt dışında çalışan profesyoneller
- Yazılımcılar
- Fon yöneticileri
- Girişimciler
- Uluslararası danışmanlar
Etkisi
Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.
3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor
Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.
Şirketlere sağlanan avantajlar
- Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
- Kurumlar vergisinde büyük indirimler
- İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler
Beklenen sonuç
Türkiye’nin;
- bölgesel finans merkezi,
- bölgesel muhasebe merkezi,
- teknoloji ve veri merkezi
olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.
4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi
Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.
Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.
Kim kazanıyor?
- İmalat sanayi
- Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
- Tarımsal üretim şirketleri
Etkisi
Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.
Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:
- üretim yatırımlarını artırabilir,
- kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
- sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.
Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.
5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı
Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.
Sonuç
Türkiye’nin:
- ticaret merkezi,
- tedarik zinciri merkezi,
- bölgesel lojistik üs
olma hedefi destekleniyor.
6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor
31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.
Dikkat çeken nokta
Normal vergi oranı %5.
Ancak;
- 5 yıl tutulursa %0
- 4 yıl tutulursa %1
- 3 yıl tutulursa %2
- 2 yıl tutulursa %3
- 1 yıl tutulursa %4
olarak uygulanabilecek.
Ekonomiye etkisi
Hazine’nin amacı:
- Döviz girişini artırmak,
- Finansal sisteme kaynak çekmek,
- Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.
Bankavitrini yorumu
Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:
1. Üretimi teşvik etmek
%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.
2. Yabancı sermayeyi çekmek
Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.
3. Döviz girişini artırmak
Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.
Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;
- hukuk güvenliğine,
- finansmana erişime,
- kur istikrarına,
- yatırım ortamına
bağlı olacak.
Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.
Önerilen başlıklar:
- Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
- Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
- Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
- Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.
GÜNCEL
Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak
Yayınlanma:
2 saat önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?
İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.
Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.
Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?
Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?
Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.
Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.
Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü
BORSA
SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması
Yayınlanma:
13 saat önce|
03/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü
SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.
Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.
Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?
SASA ne yaptı?
Şirketin açıklamasına göre;
- Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
- 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
- Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
- Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
- Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.
Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.
Şirket açısından olumlu sonuçlar
PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:
1. Döviz borcu azaldı
Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.
2. Finansal kaldıraç düştü
Borç/özkaynak dengesi iyileşti.
3. Faiz yükü azaldı
Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.
4. Nakit çıkışı önlendi
Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.
Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.
Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?
Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.
Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.
Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.
Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:
- Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
- Arz edilen pay miktarı arttı.
- Satış baskısı oluştu.
- Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
- Portföy değerleri eridi.
Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?
Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.
Tahvil yatırımcısı:
- Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
- Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
- Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.
Borsa yatırımcısı ise:
- Açık piyasadan hisse aldı.
- Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
- Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.
Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”
İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?
Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.
Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.
Bunun birkaç nedeni bulunuyor.
1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu
PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.
2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı
Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.
3. Satış baskısı öngörülemedi
Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.
4. Güven sorunu oluştu
Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.
Yatırımcılar yanıltıldı mı?
Bu soru bugün en çok tartışılan konu.
Ancak hukuki açıdan bakıldığında;
“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.
Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.
Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.
Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.
Asıl sorun ne?
Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.
Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.
Ancak bu kararların;
- Küçük yatırımcıya etkileri,
- Riskleri,
- Olası fiyat baskıları,
- Seyrelme sonuçları,
yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.
Sonuç
SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.
Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.
Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.
Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.
Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.
Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.
Bankavitrini.com Analiz
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.407)
- GÜNDEM (3.550)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
