BANKA HABERLERİ
Katılım finans 2025’te yüzde 15’lik pazar payına ulaşabilir
Türkiye Katılım Bankaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İkram Göktaş, “Türkiye, kuşkusuz finans merkezi olacak ve bunun ilk adımı İslami Finans Merkezi olmaktan, bölge coğrafyasına hitap etmekten geçiyor” dedi
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Katılım finans sektör temsilcileri, konvansiyonel bankaların üzerinde büyüme yakaladıklarını, 2025 yılında yüzde 15’lik pazar payına ulaşmalarının mümkün olduğunu belirterek, İstanbul Finans Merkezi’nin de katılım finansa önemli katkı sunacağını ifade ettiler.
Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) Yönetim Kurulu Başkanı ve Vakıf Katılım Genel Müdürü İkram Göktaş, hem birlik hem de üye 6 katılım finans kuruluşu olarak sektörü büyütmeye ve hedefleri gerçekleştirmeye odaklandıklarını söyledi.
Son dönemde açılan kamu katılım bankalarıyla bu hedefi gerçekleştirme yönünde adımların hızlandığını belirten Göktaş, haziran sonu itibarıyla katılım finans kuruluşlarının aktiflerinin 504 milyar liranın üzerinde gerçekleştiğini ifade etti.
Göktaş, kamu katılım bankalarının sektöre girmeden önce katılım finans pazar payının uzun süre yüzde 5 seviyesinin üzerine çıkamadığını, kamunun sektöre dahil olmasıyla birlikte pazar payının kısa sürede yüzde 7,5’e yükseldiğini aktardı.
Katılım finans kuruluşlarının toplam kullandırdığı fonların 280 milyar lira seviyesinde olduğunu aktaran Göktaş, şöyle devam etti:
‘Bu tutarın büyük kısmını yapımız gereği reel sektöre kullandırıyoruz. Kullandırılan fonların yüzde 13,6’sı bireysel müşterilere, yüzde 55,4’ü ticari müşterilere, yüzde 31’i KOBİ’lere veriliyor. Konvansiyonel bankalarda KOBİ’lere kullandırılan fon oranı yüzde 23,1 düzeyinde. Katılım finans kuruluşlarının topladığı fonlar haziran ayı itibarıyla 373,4 milyar lira düzeyine ulaşmış durumda. Toplanan fonlarının bankacılık sektörü içerisindeki payı yüzde 9,7. Toplam öz kaynaklarımız 32 milyar lira düzeyinde. Bunun daha da artırılması çok önemli. Bu noktada kamunun çok ciddi desteğini görüyoruz. Sektörün toplam 67 milyarlık sukuk ihracıyla toplanan fonları desteklediğini görüyoruz. Sektör şu an 1.296 şubeyle hizmet veriyor ve 17 binin üzerinde kişiye istihdam sağlıyor.’
– Hedef 2025’te yüzde 15 pazar payı
İkram Göktaş, gelecek dönem hedefleri için Türkiye Katılım Bankaları Birliği koordinasyonunda çalışmalar sürdürdüklerini, strateji belgesinin de bitmek üzere olduğunu söyledi.
Katılım bankaları ve sektör paydaşlarıyla sektördeki algıyı iyileştirmek üzere çalıştıklarını anlatan Göktaş, ‘Örnek oluşturacak mevcut ve yeni uygulamaları incelemek, ekonomik, sosyal ve hukuki koşulları da göz önünde bulundurarak, sektörün gelişimi ve büyümesi doğrultusunda atılacak adımların belirlenmesi amacıyla bir çalışma hazırladık.’ ifadelerini kullandı.
Göktaş, gelecek 5 yıllık süreç için odaklanacakları konular hakkında şunlara dikkati çekti:
‘Katılım bankacılığının hedef müşterileriyle olan iletişiminin güçlendirilmesi çok önemli. Müşteri sayımızı mutlaka artırmamız lazım. Müşteri sayımızdaki pazar payımızın aktif büyüklüğümüzdeki pazar payımızdan daha düşük olduğunu görüyoruz. Bu daha az müşteriden daha fazla verim aldığımız anlamına gelse de daha fazla müşteriye ulaşmamız gerçeğini yok etmiyor. Katılım finans sistemi işleyişinin müşterilere etraflıca aktarılması da önemli bir konu.
Çıkaracağımız her ürünü müşterilere ayrıntılı anlatmak ve benimsetmek durumundayız. İnsanların alternatifi olduğunda faizsiz mekanizmalı ürünleri tercih ediyor. Teknolojiyi ve dijital kanalları kullanmak çok önemli. Bankacılık ve finans sektöründe dijitalin daha ön plana çıktığını görüyoruz. Katılım finans kuruluşları olarak dijital alanlara çok ciddi yatırımlar yapıyoruz. Büyümenin dijitalden geleceğini düşünüyoruz. Şubeler önemini yitirmeyecek ama dijital taraf ilave şube ihtiyacını azaltacak gibi duruyor.
Uzaktan müşteri ediniminden sonra katılım bankaları da bu mekanizmayı hayata geçirdi. Burada da konvansiyonel bankaların uzaktan müşteri ediniminde oransal olarak katılım bankaları iki kat daha başarılı. Müşterilerin ihtiyaçlarını karşılayacak ürün çeşitliliğinin sağlanması ve sektör çalışanlarının katılım finans okuryazarlığının artırılması çok önemli. Bu kapsamda yüksek lisans ve doktora programları var. Lisans seviyesinde de programların açılması bir ihtiyaçtı. İki özel üniversitede katılım finans bölümleri vardı. Kamuda da Sakarya Üniversitesi lisans seviyesinde bir bölüm açtı. Okuryazarlık anlamında katılım finans çalışanları bize daha hazır gelecek.’
Proje yönetim metodolojilerinin uygulanmasıyla her bir strateji için ‘İletişim’, ‘Ekosistem’, ‘Ürün Çeşitliliği’, ‘Standartlar & Yönetişim’, ‘Dijital’ ve ‘Yetkinlik İnşası’ olmak üzere 6 temel başlık belirlendiklerini söyleyen Göktaş, stratejiler ışığında atacakları adımlarla katılım bankacılığı sektörü pazar payını 2025 yılı itibarıyla yüzde 15’e ulaştırmanın ve dünya standartlarında finansal ürün ve hizmet sunar hale gelmenin çok daha kolay olacağını dile getirdi.
– ‘Katılım finans sistemi krizlere dayanıklıdır’
TKBB Yönetim Kurulu Başkanı Göktaş, İstanbul Finans Merkezi’nin, ülke ekonomisine çok önemli değerler katacağını söyledi.
İstanbul’un coğrafi konumu ve jeopolitik önemi itibarıyla doğal bir finans merkezi olması gerektiğini belirten Göktaş, ‘İstanbul’un çok önemli avantajları var. Uluslararası finans merkezlerine ve müşterilere erişim çok kolay. Nitelikli ve vasıflı iş gücüne sahip bir ülkeyiz. Düzenleyici ortam ve mevzuat altyapısı iyi. İş altyapısı olanakları ön plana çıkmış durumda. Verilere göre eylül sonu itibarıyla ülkemizde 10 binin üzerinde yabancı ortaklı şirket kurulmuş. Bu ülkemize olan güvenin bir göstergesidir.’ ifadelerini kullandı.
Göktaş, Türkiye’nin kuşkusuz finans merkezi olacağını ve bunun ilk adımının İslami Finans Merkezi olmaktan, bölge coğrafyasına hitap etmekten geçtiğini dile getirdi. Yabancı yatırımda en önemli unsurun güven olduğunun altını çizen Göktaş, güven ortamı oluştukça yatırımların hızlıca Türkiye’ye geleceğini söyledi.
Katılım finansın kendi iç mekanizmasıyla büyüdüğünü, yabancı sermayeyle büyümek için sistemin biraz daha büyümesi gerektiğini dile getiren Göktaş, ‘Katılım finans sistemi krizlere dayanıklıdır. 2008 küresel finans krizinde dünyada ciddi sıkıntılar yaşanırken, ülkemizde bu sıkıntı hafif atlatıldı. Katılım bankalarının konvansiyonel bankalara göre daha başarılı olduğu görüldü.’ ifadelerini kullandı.
İslami finansta ciddi pazar payının olduğunu belirten Göktaş, katılım bankacılığının reel sektörü desteklediğini, kayıt dışılığı önlediğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.
– ‘Yeni oyuncularla birlikte pay alma mücadelemiz biraz daha hızlanır’
Ziraat Katılım Genel Müdürü Metin Özdemir de Türkiye’de katılım bankacılığının 35 yılı aşkın süredir yapıldığını ancak bankacılık sektöründen aldığı pay olarak hak ettiği seviyede olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılım finansın büyümesine ve gelişmesine özel önem atfettiğini belirten Özdemir, kamu katılım kuruluşlarının faaliyete başlamasıyla sektörde yeni bir rekabet ortamının oluştuğunu ve bankacılık sektöründen aldığı payın artırılmasında önemli bir etken olduğunu ifade etti.
Özdemir, katılım finansın sektördeki payını yüzde 5’in üzerine çıkarmasının uzun zaman aldığını, şu anda ise pazar payının yüzde 7,5’in üzerine çıktığını dile getirdi. Son 4-5 yılda katılım finansın, bankacılık sektörünün çok üzerinde büyüme kaydettiğini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:
‘Katılım finansın, bankacılık sektörü içindeki payı artmaya devam ediyor. 2025 yılında katılım finansın payının yüzde 15 seviyesine çıkarma hedefimiz var. Bu tempoda devam ettiğimiz müddetçe eminim ki yüzde 15’lik payı yakalayacağız. 6 katılım bankasıyla payımızı artırmaya gayret ediyoruz. Yeni oyuncularla birlikte pay alma mücadelemiz biraz daha hızlanır diye ümit ediyoruz. Katılım bankacılığına ilginin devam edeceğine inanıyorum. Bu yıl personel alımı için ilan açtık. Bizimle aynı dönemde sınav açan konvansiyonel bankaya 5 bin civarında başvuru olurken, bize 8 bin 500 civarı başvuru yapıldı. Gençlerin, yeni mezunların katılım bankacılığına güvenlerini ve bu alanda çalışma arzularını artırmış durumda. Gelecek dönemlerde katılım bankacılığı sektörden önemli pay alacağı gibi bölgesinde de bu etkisini gösterecektir.’
– ‘Türkiye’nin gönül coğrafyasından talep geliyor’
Metin Özdemir, katılım finans için İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) çok önemli olduğunu belirtti.
Türkiye’nin elektrikli araç teknolojisindeki atılımı gibi İslami finans noktasında da İstanbul Finans Merkezi vizyonunun aynı etkiyi yapacağını söyleyen Özdemir, ‘İstanbul Finans Merkezi, İslami finansın merkezi olmaya layıktır. Bu noktada katılım banklarımızın görevi biraz daha artıyor. Buralarda çalışacak yetişmiş insan kaynağına ciddi ihtiyacımız olacak. Dolayısıyla katılım bankalarının faaliyetlerini artırarak devam ettirmeleri, kaliteli insan kaynağını yetiştirmeleri ilave bir sorumluluk olarak üzerimizde duruyor. Kamu katılım bankaları olarak buna özel önem atfediyoruz. ‘ şeklinde konuştu.
Türkiye katılım finans sektörüne yabancı yatırımcıların ilgisini değerlendiren Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu:
‘Türkiye’nin gönül coğrafyasından talep geliyor. Sudan’da bir şube açtık. Böylelikle Ziraat Katılım olarak Afrika’da şube açan ilk Türk bankası olduk. Bu tür çalışmalara başladıktan sonra çevre ülkelerden, bu tür talepler gelmeye başladı. Somali ile ilgili çalışmamız var. Diğer Afrika ülkeleri de bizimle çalışma arzusunda. Türk cumhuriyetlerinin katılım finansa ilgileri yüksek. Bizim bilgi ve tecrübelerimizden istifade etmek istiyorlar. Bu bölgelerde de şube açmamız için ciddi talepler var.
Elimizden geldiğince destek vermeye gayret sarf ediyoruz. Türkiye’nin katılım bankacılığına ilgisinin artması Türkiye’nin gönül coğrafyasını doğrudan etkiliyor. Türkiye ile birlikte bu alanda faaliyet göstermek isteyen ya da bizimle ortaklık yaparak katılım bankacılığının kendi ülkelerinde gelişmesini arzu eden birçok ülke var. İstanbul Finans Merkezi ile İslami finansın merkezi olmamızla birlikte bunun daha da artacağını düşünüyorum. Balkan ülkelerinden de talep geliyor. Türkiye katılım finansa ciddi katkı sağlayacak.’
– ‘İFM, faizsiz finansın da merkezi olacak’
Emlak Katılım Genel Müdürü Nevzat Bayraktar ise yüzyıllardır dünyanın en önemli ticaret noktası olan İstanbul’un, bugün de yine dünyanın en önemli küresel finans merkezi konumunda olduğunu söyledi.
Son 20 yıldır yapılan düzenleme ve yatırımlar ile stratejik konumunun daha da güçlendiğini belirten Bayraktar, ‘İstanbul Finans Merkezi (İFM), bu yatırımların en büyük örneklerinden birisi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde İslami finans merkezi olma vizyonu İstanbul’un güçlü konumuna yeni bir soluk daha getirecek büyük bir adımdır. Özellikle Körfez ülkelerinin yatırımlarını çekebilecek düzeyde yapılacak düzenlemeler ile stratejik konumu daha da önemli hale gelecektir. İFM konvansiyonel bankacılık faaliyetlerinin yanında katılım finans sektörüne öncülük eden çalışmaların yoğunlaşması ile bölgede önemli bir üs olacaktır.’ diye konuştu.
Yabancı yatırımcıların Türkiye’de katılım finansa ilişkin bakışına da değinen Bayraktar, Türkiye’nin, iş kurma ve iş yapma açısından uluslararası yatırımcılar için oldukça cazip bir mevzuata sahip olduğunu dile getirdi.
Bayraktar, özellikle, KDV istisnası, vergi indirimi, gümrük vergisi muafiyeti, yatırım yeri tahsisi gibi stratejik yatırımlar için elverişli imkanlar sunulduğunu aktardı.
Enerjiden ulaştırmaya, savunma sanayisinden teknolojiye, finanstan gıdaya kadar iş birliği yapılabilecek çok sayıda alan bulunduğunu anlatan Bayraktar, ‘250 bin dolar yatırım karşılığı vatandaşlık alınabilme imkanı, yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisini daha da arttırdı. Orta Asya ve Körfez’den gelen kişilerin ülkemize yatırım yapmaları beraberinde katılım finansa olan ilginin ve hacminin artmasına vesile olmuştur.’ dedi.
Nevzat Bayraktar, sektörün orta ve uzun vadede geleceğine ilişkin şu görüşlerini paylaştı:
‘Katılım finans sektörü faizsizlik prensibine bağlı, piyasa ihtiyaçlarına çözüm olabilecek yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesiyle büyüme ivmesini hızlandırarak devam ettirecektir. Bu doğrultuda yapımında sona yaklaşılan İstanbul Finans Merkezi’nde atılacak doğru adımlar ve oluşturulacak sağlam kurumsal yapı ile İstanbul sadece bir finans merkezi değil aynı zamanda faizsiz finansın da merkezi olacaktır.’
Murat Birinci – AA
İlginizi Çekebilir
-
“Kâr-Zarar Ortaklığı” deniyor ama neden fiyatlar faizli bankalarla aynı?
-
Katılım Bankaları Neden %10 Duvarını Aşamıyor?
-
Faizsiz Finansman: Murahaba Kredisi nedir?
-
Moody’s: Türkiye’de katılım bankacılığının payı 5 yılda en az iki katına yükselecek
-
Diyanet : “Katılım Bankaları” dedi, maaş alan Din görevlileri mağdur oldu
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BANKA HABERLERİ
Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler
Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
30/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitriniTürkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
