Kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklı olabilir
Türkiye ekonomisinde faaliyet gösteren binlerce küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ), döviz kredisi kullanmadığı için kendisini kur riskinden uzak sanıyor. Oysa günümüz üretim ve ticaret yapısında kur riski yalnızca döviz borcu taşıyan şirketlerin sorunu olmaktan çıkmış durumda.
Birçok işletme satışlarını Türk Lirası üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinden TL tahsil ediyor ve fiyat listelerini TL bazında hazırlıyor. İlk bakışta dövizle doğrudan ilişkisi olmayan bu işletmelerin kur hareketlerinden etkilenmediği düşünülebilir. Ancak maliyet tarafına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
Uzmanlara göre Türkiye’deki KOBİ’lerin önemli bir bölümü “gizli kur riski” taşıyor. Bu risk bilançoda görünmüyor ancak şirketlerin kârlılığını ve nakit akışını doğrudan etkiliyor.
Kur riski artık sadece döviz kredisi kullananların sorunu değil
Geçmiş yıllarda kur riski denildiğinde akla ilk olarak döviz kredileri geliyordu. Şirketlerin dolar veya euro cinsinden borçlanmaları nedeniyle kur yükseldiğinde finansal yükümlülükleri artıyordu.
Bugün ise tablo değişmiş durumda.
Birçok işletmenin:
- Hammaddesi ithal girdilere bağlı,
- Ara malları döviz fiyatlarından etkileniyor,
- Makine ve yedek parçaları yurtdışından geliyor,
- Enerji maliyetleri küresel fiyatlamalara göre belirleniyor,
- Yazılım, teknoloji ve lisans giderleri döviz bazında hesaplanıyor,
- Lojistik ve ambalaj maliyetleri kur geçişkenliğinden etkileniyor.
Dolayısıyla işletmenin kasasına TL girse bile maliyetlerinin önemli bir kısmı döviz hareketlerine bağlı hale geliyor.
Ekonomistler bu durumu “operasyonel kur riski” veya “dolaylı kur riski” olarak tanımlıyor.
En büyük sorun: Fiyat güncelleme hızı
Kur riski taşıyan işletmeler için en kritik konu kurun yükselmesi değil, maliyet artışını müşteriye ne kadar hızlı yansıtabildikleridir.
Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde işletmeler maliyet artışlarını aynı hızla satış fiyatlarına aktaramıyor.
Çünkü:
- Müşteri fiyat artışını kabul etmiyor,
- Rakipler fiyat kırıyor,
- Devam eden sözleşmeler fiyat değişikliğine izin vermiyor,
- Kamu ihaleleri ve uzun vadeli projelerde fiyat sabit kalıyor,
- Perakende zincirleri fiyat güncellemelerini geciktirebiliyor.
Bu nedenle kur yükseldiğinde maliyetler anında artarken satış gelirleri aynı hızda yükselmiyor.
Aradaki fark ise doğrudan kâr marjlarını eritiyor.
Vadeli satışlar kur riskini büyütüyor
KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri de vadeli satış sistemi.
Bugün yapılan satışın tahsilatı çoğu zaman:
- 30 gün,
- 60 gün,
- 90 gün,
- hatta bazı sektörlerde 120 gün sonra gerçekleşiyor.
Şirket satış yaptığı gün elde edeceği kârı hesaplıyor. Ancak tahsilat gününe kadar geçen sürede kur yükselirse maliyetler değişiyor.
Örneğin:
Bugün 1 milyon TL’lik satış yapan bir işletme, 60 gün sonra tahsilat alacaksa ve bu süreçte döviz kuru yüzde 15 yükselirse, yerine koyacağı stok veya hammadde maliyeti aynı oranda artabiliyor.
Sonuçta ciro korunurken kârlılık kaybolabiliyor.
Birçok KOBİ’nin son yıllarda yaşadığı finansal sıkışıklığın temel nedenlerinden biri de bu mekanizma olarak gösteriliyor.
Türkiye’de kur geçişkenliği neden yüksek?
Türkiye ekonomisinin üretim yapısı önemli ölçüde ithal girdilere dayanıyor.
Sanayi üretiminde kullanılan:
- Kimyasallar,
- Elektronik bileşenler,
- Makine ekipmanları,
- Enerji kaynakları,
- Endüstriyel hammaddeler,
doğrudan veya dolaylı olarak dövizle fiyatlanıyor.
Bu nedenle dolar veya eurodaki her hareket belirli bir gecikmeyle maliyetlere yansıyor.
Merkez Bankası raporlarında da kur geçişkenliğinin özellikle üretici fiyatları üzerinde güçlü etkiler yarattığı sık sık vurgulanıyor.
Üretici fiyatlarındaki artış ise zamanla tüketici fiyatlarına ve genel enflasyona yansıyor.
KOBİ’ler bu riski nasıl yönetebilir?
Uzmanlara göre kur riskinin yönetimi yalnızca döviz pozisyonunu takip etmekten ibaret değil.
Şirketlerin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor:
1. Maliyetlerimin ne kadarı dövize bağlı?
Birçok firma bu oranı bilmiyor.
Oysa maliyet kalemlerinin detaylı analizi yapıldığında dövize duyarlılık oranı ortaya çıkabiliyor.
2. Fiyat güncelleme sürem ne kadar?
Kur yükseldiğinde fiyat listesini kaç günde revize edebiliyorum?
Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Üç ay mı?
Bu süre ne kadar uzunsa risk o kadar büyüyor.
3. Ortalama tahsilat vadeleri nedir?
Vade uzadıkça kur hareketlerinin etkisi artıyor.
Bu nedenle tahsilat sürelerinin kısaltılması önemli bir koruma mekanizması haline geliyor.
4. Tedarikçilerle yapılan anlaşmalar nasıl?
Uzun vadeli fiyat sabitleme anlaşmaları veya alternatif tedarikçi ağları kur riski etkisini azaltabiliyor.
5. Finansal koruma araçları kullanılıyor mu?
Forward işlemleri, opsiyonlar, doğal hedge yöntemleri, döviz bazlı fiyatlama mekanizmaları gibi araçlar profesyonel risk yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.
Asıl tehlike görünmeyen riskler
KOBİ’lerin önemli bir kısmı bilançosunda döviz kredisi olmadığı için kendisini güvende hissediyor.
Ancak günümüz ekonomisinde kur riski çoğu zaman finansal tablolarda görünmüyor.
Risk;
- Hammaddede,
- Stok maliyetinde,
- Tedarik zincirinde,
- Vadeli satışlarda,
- Yenileme maliyetlerinde,
- Kâr marjlarında gizleniyor.
Bu nedenle kur riski analiz edilirken yalnızca döviz borçlarına bakmak yeterli olmuyor.
İşletmenin gelirlerinin hangi para biriminde olduğu kadar maliyetlerinin hangi para birimine bağlı olduğu da önem taşıyor.
Sonuç
Türkiye’de birçok KOBİ, farkında olmadan kur riski taşıyor. Çünkü kur riski artık yalnızca döviz kredisi kullanan şirketlerin problemi değil. Maliyeti dövize duyarlı, tahsilatı TL olan her işletme bu riskle karşı karşıya.
Finansal yönetimin yeni dönemdeki en önemli başlıklarından biri; sadece döviz borcunu izlemek değil, maliyetlerin kur hassasiyetini ölçebilmek, fiyatlama refleksini güçlendirmek ve nakit akışını kur şoklarına karşı dayanıklı hale getirebilmek olacak.
Çünkü bazen en büyük kur riski bilançoda değil, maliyetin içinde saklıdır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com