EKONOMİ
Elektriklendirme
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Yeni yıl ile birlikte, tüm ülkede bir yandan havalar hızla soğuyor, diğer yandan ona buna gelen zamlar birleşip ateş topu olmuş yaşamlarımızı yakıyor. Ocak ayı elektrik faturalarına gerçeküstü belgeler gibi bakakaldık. Anlatmaya ne hacet yaşıyoruz hepimiz.
Erdoğan, Çarşamba günü demiş ki, “yılbaşından itibaren bu ürünlerin fiyatlarında yaşanan artışlar mümkün olan en düşük seviyede yapıldı, Devlet bu alanlarda fedakarlık yapmayı sürdürecek.”
O fedakarlığın kimin için kime karşı yapıldığını çok iyi biliyoruz. İşte o yüzden de diyoruz ki, biz devletten, fedakarlık değil, görev bekliyoruz.
Isınma, aydınlanma, ulaşım, eğitim, sağlık, belediye hizmetlerine, temel ihtiyaçlara erişim hakkımızı geri istiyoruz.
Daha da açık konuşalım, örneğin çaresizlikten bebeklerin ölümüne yol açan, halkımızın yaşamın tehdit eden, tüm ürünlerin üretimine, dağıtımına yansıyarak tüm bir ülkeyi düşkünleştiren enerji sektöründeki akıldışılığı durdurmak için hemen devletleştirme yapılsın diyoruz.
Karmaşık mı? Aksine oldukça sade. Zor mu? Piyasacı değil, kamucu hedeflerle belirlenip, sermayenin değil, emeğin çıkarlarıyla hareket edilirse hiç de zor değil.
Önümüzde bu ülkenin son otuz kırk yıllık öyküsü var. Ülkenin kaynaklarını pazarlama ve satma stratejileri, kamusal alanın piyasalaşması; özel sektörün, yani sermayenin dümene geçirilip, devletin de o dümenin suyunda ilerleyen bir kayığa dönüştürülmesi…
Hepsini gördük, yaşadık, bilgisiyle belgesiyle, planıyla, apaçık önümüzde. Yapılacak şey, tek tek, adım adım her süreci tersine çevirmek.
Elektrik enerjisi, saklanabilen, stoklanabilen, iyi günde yastık altına konup kötü günde zuladan çıkarılabilecek bir ürün ya da hizmet değil. Santrallerde üretilen elektrik enerjisi, sanayiye, kentlere, konutlara, yani tüm kullanıcılara şebekeler aracılığıyla iletiliyor ve dağıtılıyor. Bir ğlkenin elektriklenmesinde/elektirifikasyonunda, üretim, iletim ve dağıtım aşamalarından oluşan farklı hizmet alanları var.
Güç kaynaklarına bağlı olarak elektrik üretim santralleri çeşitli, biliyorsunuz, Türkiye’de üretimdeki paylarına göre sırasıyla doğalgaz, hidroelektrik, taş kömürü ve linyit, ithal kömür, rüzgar, motorin ve fuel-oil gibi sıvı yakıtlar jeotermal, biyogaz ve güneş enerjisi ile elektrik üretiliyor. Üretilen elektriğin iletiminde henüz hala mülkiyeti kamuda olan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. var. Bu arada, TEİAŞ’ın özelleştirilme sürecinin tamamlanması da 2022 için planlanmış durumda.
Üretim ve iletimde, özelleştirmeleri nasıl durdururuz, nasıl geri alırız konuşuruz. Hazır, elektrik faturaları bugün en görünür ve can yakar örnek olmuşken oradan başlayalım, odaklanalım ve soralım:
Elektrik dağıtımında devletleştirme nasıl olacak?
Herşey nasıl başlamıştı önce kısaca onu hatırlayalım:
2000’li yılların en başında elektrik sektöründe: “Devlet mülkiyetindeki elektrik sektörünün zayıf performansı ve yüksek maliyetler, ▪ Elektrik hizmetlerinin yetersiz gelişimi ve güvenilir olmayan arz, ▪ Kamunun, ekonominin diğer sektörlerinden kaynaklanan artan kaynak talebini karşılayacak gerekli yatırımları ve maliyetleri karşılayamaması” gibi gerekçelerle; “Türkiye Elektrik Piyasasının rekabete açılmasını amaçlayan” ve aynı zamanda bir Avrupa Birliği Uyum Yasası olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) yürürlüğe girdi.
Kanunun daha ilk maddesinde niyet açık seçik yazılıydı: “rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması”…
EPK, kamuya ait elektrik varlıklarına sahip olan TEAŞ’ı üç ayrı tüzel kişilik altında ayrıştırmıştı: Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ-üretim aşaması), Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ dağıtım aşaması) ve Türkiye İletim AŞ (TEİAŞ-iletim aşaması).
Bizim şu an derdimiz TEDAŞ ile. Devam edelim:
EPK marifetiyle, 2004’te “Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi”ni yayınlanmış ve elektrik dağıtımında “rekabetçi ve serbest bir elektrik piyasasının oluşturulmasını sağlayacak uygulamaların sağlanması, hem verimliliği artıracak hem de finansal açıdan güçlü ve deneyimli firmaların sisteme dahil edilmesinin sağlanması” için özelleştirmelerin yapılması planlanmıştı.
Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirmesi, “işletme hakkı devri” yöntemiyle desteklenen “blok satış modeliyle” gerçekleştirildi. 21 bölge içinde, TEDAŞ iştiraki bölgesel elektrik dağıtım şirketlerinin 18’i 2009-2013 arasında birbiri ardına yapılan ihaleler yoluyla özelleştirildi ve bu şirketlerin hisselerinin %100’ü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işletme hakkı devri destekli blok satış yöntemiyle satıldı. Her bir yatırımcıya, elektrik dağıtım şirketi hisseleri yoluyla, şirketin işletme hakkı devri sözleşmesi ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile yaptığı hisse satış anlaşmasına istinaden dağıtım varlıklarını işletme hakkı verildi.
Bugün artık Türkiye’de elektrik dağıtımı tamamıyla özel sektör üzerinden işlemekte. Elektrik, üretiminin ardından bu şirketlere iletiliyor, yani satılıyor ve abonelere dağıtım ve faturalandırma bu şirketler aracılığıyla oluyor. Üretilen elektrik, sanayi, kent ve konutlara ulaşana kadar aradaki işletmeci sermayedarların paylarıyla yüklenip bedellenmiş oluyor. Bu da yetmiyor, abonelerin faturalarına kayıp-kaçak bedelleri de ekleniyor. Akıl dışı.
İşte biz de tam buradan başlayacağız. Enerji sektörünün serbest ve rekabetçi piyasaya açılması stratejisi nasıl öncelikle dağıtım şirketlerinin teker teker satılmasıyla başladıysa, devletleştirilmesi de öncelikle bu asalaklardan kurtulmakla olacak. Biz de strateji belgemize altını çizerek yazacağız: “elektrik üretim, iletim ve dağıtımında tüm hizmetlerin kamusal bir hizmet olarak yurttaşlara bedelsiz ulaştırılması için…”
Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirmelerinin yapıldığı 2009-2013 yılları arasında, bu şirketlerin satışıyla elde edilen gelir, o dönem gerçekleştirilen toplam özelleştirme gelirlerinin ise %57’sini oluşturuyormuş. Buradan anlayın neden elektrik dağıtımından işe başlamak gerektiğini.
Özelleştirme adımlarını geri alırken, son derece titizlikle ilerlememiz gereken bir konu da elbette, elektrik dağıtımında çalışan işçi ve emekçilerin konumu ve istihdam koşulları olacak.
Yine karşı adımların izinlerini sürelim ve özelleştirmeleri gerçekleşen 18 şirket kapsamında istihdam durumlarına göz atalım isterseniz.
Bu yazı için referans olarak kullandığım makaleye göre, bu şirketlerde, özelleştirme öncesi çalışan personel sayısının; 5.826 kişi kapsam dışı; 10.258 kişi kapsam içi ve 26.541 kişi de taşeron olmak üzere toplam 42.625 kişi olduğu yazılı.1 Kapsam içi ve dışı olmakla kastedilen, KİT ve bağlı kuruluşlarda çalışanlar arasında İş Kanunu’na göre toplu iş sözleşmeleri kapsamında olmak ve olmamak durumu. Mavi yaka, beyaz yaka ayrımı anlayacağınız. Her neyse, yine aynı makale, 2018 yılına ait özelleştirme sonrası istihdam bilgilerini: 20.599 kadrolu personel ve 29.522 taşeron personel olmak üzere toplamda 50.111 kişi olarak veriyor.
Sayısal olarak bir azalma olmadığını hatta artış olduğunu görüyoruz. Ancak öte yandan biliyoruz ki, özelleştirme yüzünden söz konusu işçi ve emekçilerin çalışma koşullarında, güvencesizlik, esnekleşme, gelir düşüşü, sendikasızlaşma aracılığıyla önemli bir gerileme ve kötüleşme yaşanıyor.
Dolayısıyla, bu şirketlerde devletleştirme aracılığıyla, her düzeyden ve her işkolunda tüm çalışanların, güvence, güvenlik, ücret, gibi alanlarda iyileşme yaşayacağını ve tüm sosyal, siyasal ve özlük haklarını kazanacaklarını hatırlatmak gerekiyor.
Bunun için de kapsamlı ve detaylı bir “Devletleştirilen işletmelerde istihdamı koruma ve iyileştirme” yönergesi hazırlayacağız. Özenle ve titizlikle.
Yazının sonuna, söz konusu dağıtım şirketlerini, hizmet verdikleri bölgeleri, nüfusları ve işleten sermaye grupları gösteren bir tablo ekledim. Bir köşeye not edelim bulunsun.
Heyecan verici değil mi?
Nitekim, elektrik önemli sektör, hem de çok. Bundan yüz yıl önce, Sovyetlerin kuruluşunda gördük bildik önemini. Bolşevikler, sanayileşmenin, kentleşmenin, kalkınmanın temeline koymuşlardı elektrifikasyonu. O kadar ki, yeni kurulacak ülkenin koşulu olarak tanımlanmıştı ve Rusya’nın Elektrifikasyonu için Devlet Komisyonu – GOELRO, bunun için oluşturulmuştu. (Bkz. Elektrifikasyon planının 100.yılı. Turgut Yıldız, BAA)
Demem o ki, doğru yerden başlıyoruz…
| Bölgelere göre elektrik dağıtım şirketleri | Hangi sermaye grubundan geri alınacağı: |
| 17. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ), İstanbul Avrupa Yakası şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 9.162.919 nüfusa sahip. | Cengiz Holding, Limak Holding, ve Kolin İnşaat |
| 7. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş. (TOROSLAR EDAŞ), Adana, Gaziantep, Mersin, Hatay, Osmaniye ve Kilis şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 7.830.105 nüfusa sahip. | Enerjisa |
| 9. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş. (BAŞKENT EDAŞ), Ankara, Zonguldak, Kastamonu, Kırıkkale, Karabük, Çankırı ve Bartın şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 6.899.700 nüfusa sahip. | Enerjisa |
| 1. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DİCLE EDAŞ), Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 5.526.144 nüfusa sahip. | Eksim Holding Enerji Grubu |
| 11. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. (GEDİZ EDAŞ), İzmir ve Manisa şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 5.420.537 nüfusa sahip. | Bereket Enerji |
| 14. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş. (AYEDAŞ), İstanbul Anadolu Yakası şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 4.997.548 nüfusa sahip | Enerjisa |
| 12. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. (ULUDAĞ EDAŞ), Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 4.626.181 nüfusa sahip. | Limak Holding, Cengiz Holding ve Kolin İnşaat |
| 8. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Meram Elektrik Dağıtım A.Ş. (MEDAŞ), Konya, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Karaman ve Kırşehir şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.552.586 nüfusa sahip. | Alarko Holding, Cengiz Holding |
| 15. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. (SEDAŞ), Kocaeli, Sakarya, Düzce ve Bolu şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.228.580 nüfusa sahip. | Akenerji, Cez Energy |
| 21. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. (YEDAŞ), Samsun, Ordu, Çorum, Amasya ve Sinop şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.051.887 nüfusa sahip. | Çalık Holding |
| 19. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Aydem Elektrik Dağıtım A.Ş. (AYDEM EDAŞ), Aydın, Denizli ve Muğla şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.851.086 nüfusa sahip | Bereket Enerji |
| 10. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. (AKDENİZ EDAŞ), Antalya, Isparta ve Burdur şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.833.306 nüfusa sahip | Cengiz Holding, Kolin İnşaat ve Limak Holding |
| 16. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş. (OEDAŞ – OSMANGAZİ EDAŞ), Eskişehir, Afyon, Kütahya, Uşak ve Bilecik şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.634.302 nüfusa sahip | Zorlu Enerji |
| 3. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. (ARAS EDAŞ), Erzurum, Ağrı, Kars, Erzincan, Iğdır, Ardahan ve Bayburt şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.207.602 nüfusa sahip. | Çalık Holding, Kiler Holding |
| 2. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Vangölü Elektrik Dağıtım A.Ş. (VEDAŞ), Van, Muş, Bitlis ve Hakkari şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.092.863 nüfusa sahip | Türkerler Holding |
| 4. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇORUH EDAŞ), Trabzon, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.822.195 nüfusa sahip | Aksa Enerji |
| 5. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (FIRAT EDAŞ), Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.681.719 nüfusa sahip | Aksa Enerji |
| 20. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Akedaş Elektrik Dağıtım A.Ş. (AKEDAŞ), Kahramanmaraş ve Adıyaman şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.672.890 nüfusa sahip | Kipaş Holding |
| 6. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ), Sivas, Tokat ve Yozgat şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.666.743 nüfusa sahip | Kolin İnşaat, Limak Holding, Cengiz Holding |
| 13. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. (TREDAŞ), Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.613.616 nüfusa sahip. | IC İçtaş Enerji |
| 18. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Kayseri ve Civarı Elektrik Türk A.Ş. (KCETAŞ), Kayseri şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.295.355 nüfusa sahip. | Kayseri Büyükşehir Belediyesi |
- 1.“Türkiye’de özelleştirmelerin istihdam etkileri:Elektrik dağıtım şirketleri üzerine bir inceleme”, Yağmur KAYA Kayseri Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı: 2, Aralık 2020.
Burçak ÖZOĞLU – sol.org.tr
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi
“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir
Yayınlanma:
1 gün önce|
04/06/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.
Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.
Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.
Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.
İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.
Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.
Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.
Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;
Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.
Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.
Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.
İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.
Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.
Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
6 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.577)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.409)
- GÜNDEM (3.551)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Euro Bölgesi ekonomisi ilk çeyrekte küçüldü 05/06/2026
- Grafiklerle Mayıs enflasyonu 05/06/2026
- "Küresel akıllı telefon pazarının yüzde 13 daralması bekleniyor" 05/06/2026
- Küresel gıda fiyatlarında düşüş 05/06/2026
- JPMorgan Türkiye özel sektör tahvilleri için tavsiyesini düşürdü 05/06/2026
- Yapı Kredi'ye 1,1 milyar dolarlık sendikasyon kredisi 05/06/2026
- Bakan Şimşek'ten Mayıs ayı enflasyon yorumu 05/06/2026
- Sanayide çalışan kişi başına üretim endeksi arttı 05/06/2026
- Emekli ve memur maaşlarında zam ne olacak? İşte son rakamlar 05/06/2026
- Enflasyon açıklandı, kiralarda zam tavanı belli oldu 05/06/2026
SON YAZILAR
- Orta Doğu gerilimi gölgesinde gözler ABD istihdam ve Türkiye enflasyonunda 05/06/2026
- Bank Pozitif’in yeni sahibi Efor Holding oldu 04/06/2026
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
