Erol Taşdelen
SANAYİDE TOPLU İŞTEN ÇIKARMALAR YAŞANACAK!
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
Son günlerde Doğalgaz ve Elektrik kesilmesi ile üretime ara veren OSB Sanayi Fabrikalarında sorun bundan da büyük. Acil destek önlemleri açıklanmaz ise geniş çaplı işsizlik dalgasına şaşırmayalım. Sanayici elleri ayakları bağlanması yetmedi, ayaklarına taş da bağlanıp denize atılmış durumda.
Her fırsatta “Sanayiciye Destek verildiği” açıklanmasına rağmen somut olarak Sanayi Firmaları için neler yapıldığını bilen yok. Sanayici de desteği hissetmiyor zaten. İşler her geçen gün sarpa sarıyor biline!
Cumhuriyet tarihinde ilke defa toplu imalat durmuş durumda
Sanayicinin elinde olmadan, kriz yaşanmadan ilk defa toplu olarak Doğalgaz kaynaklı sanayi OSB’lerdeki fabrikalarda toplu imalat durmuş durumda. Üç gün süren ve önceden bilgilendirilmeden yapılan Doğalgaz ve Elektrik kesintisi için sanayici hazırlıksız yakalandı. OSB’lerdeki üretimi öyle 2-3 gün önceden haber vermeniz yetmez. O zaman ortaya çıkan ek maliyeti ortaya çıkan zararı paylaşacaksınız. Sanayi üretimi maçlardaki VAR uygulaması gibi “dur – başla” yapamazsınız. Her kesintide imalatın durması, tekrar başlaması ayrı maliyet demek. Öyle ki üç gün kısa bir süre görülebilir ama 30 gün 3 vardiya çalışan fabrikalar var. En kötüsü 2022 Ocak ayında minimum %10 imalat düşmüş durumda. Üç gün boyunca işçilerine ücretli izin vermek zorunda kaldı. O zaman SGK Ocak ayında %10 SGK primini karşılayarak bu mağduriyetin kısmen giderilmesi gerekmez mi?
Doğalgaz, Elektrik ve Kömür maliyetleri üç kat arttı
Üstelik bir yıl önceye göre Sanayicinin Doğalgaz, Elektrik ve Kömür maliyetleri üç kat artmış durumda. İşçilikteki % 50 maliyet artışı masum kaldı yanında. Bu maliyet artışları ister istemez ÜFE oranlarını da direkt etkiliyor ki resmi TÜİK verisi %80’leri geçti. Hammadde maliyet artışının üzerine enerji maliyetleri artışı Sanayicinin üzerine yük üzerine yük oldu. Maliyetlerdeki artışı düşürmeden Enflasyonu düşüreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Düşmüyor da! Yaşananın “maliyet enflasyonu” olduğunu anlayalım artık! Finansal ( Faiz ) maliyeti bile toplam maliyetler içinde enerji maliyetleri kadar değil. Sanayicinin ana yükü döviz kur ve enerji maliyeti olmuş durumda!
Bankalarda yatırım kredileri durdu
Takip etmeyenler bilmez ama Merkez Bankası faiz indirmeye başlar başlamaz kamu bankaları dahil orta uzun vadeli krediler durdu. Hala bir yıl vadeli spot krediler çoğu bankada kapalı. Ticari Krediler %15-16’larda olan Rotatif faizler %30’ları geçti. Ocak sununa doğru %23-27 gibi bir aralıkta seyrediyor. Bankalar karşısında pazarlık gücü olmayan KOBİ’ler halen %30’lar üzerinde kredi kullanıyor. Kamu Bankaları %16’larda Rotatif Kredi söylüyor ama kredi iştahları kapalı, öyle söylendiği gibi piyasaya kredi yağmıyor yani. Kamu bankaları da özel bankalar gibi “verilen krediyi 5-10 gün arasında krediyi vadesizde tutacaksın” demeye başladı. Bu maliyetler ile firmalardan yatırımı bırakalım, mevcudu çalıştırması bile mucize. İthalat – İhracat yapan firmaya bankaların “döviz almayacaksınız” demesi ne kadar gerçekçi. Piyasanın da dolarize olduğunu yazmıştık. Bunu kabul edem Merkez Bankası Ocak ayı sonunda “Liralaşma Stratejisine” başladığını açıkladı. Merkez Bankasının gerçekler ile ilgisi olmayan Enflasyon tahminini güncelleyerek yükseltmesi de olumlu oldu.
Piyasalarda vadeli satış durdu
Döviz kurlarındaki ani ve beklenmedik hareketler piyasaya düşük olan güveni iyice yok etti. Vadeli satışlar bıçak gibi kesildi; vadeli satışlar bitti diye yazmıştık. Son 3 aydır satışlar peşin ve günlük fiyatlama ile yapılıyor. Piyasaya güven vermeden, kurların oturduğunu belli bir süre değişmeyeceğine ikna etmeden vadeli satışların açılmasını beklemeyin. Aynı şekilde piyasanın dolarize olmasının da önüne geçilemez. Piyasada vadeli satış durunca firmaların iki seçeneği var ya özkaynaklar ile çalışacak ki çoğu firmanın banka borçları özkaynaklarının kat ve kat üzerinde atıl fon yok ya da borçlanacak ki bankaların kredi iştahı kapalı durumda kredi faizleri de ikiye katlanmış durumda. İki seçenek de firmaları zorluyor. Bu durumda firma küçülme dışında bir şansı kalmıyor. O nedenle sanayide “ani duruş” olur ise şaşırmayalı diye yazmıştım.
İhracatçıları yüzde 25 ihracat bedeli bozulması mağdur etmiş durumda
İhracatçı firmaların ihracat bedellerinin %25’ini Merkez Bankası kurlarına göre bozdurma zorunluluğu firmaları mağdur etmiş durumda. Sorunu dile getirmiştik. Uygulama başladı ama görüldü ki 2-3 banka dışında Dijitalin Bankası olduklarını iddia eden bankalar dahil çoğu sistemsel olarak uygulamaya hazır değil ve firmalar ile anlaşılan kurlardan işlem yapılamaz hatta işlemleri aynı gün içinde tamamlayamaz haldeler. Kur oynaklığında firmalar ciddi zarar etmeye başladı. Firmaların işlemlerden zararların vergiden düşme hakkı tanınsın o zaman. Bu uygulama ile ihracatçıyı cezalandırmış oluyorsunuz zira. Uygulanan politikanın ihracatı da beklendiği gibi artırmadığı da zaman içinde görülecek zaten.
İşsizlik dalgasına hazır olun!
Abartmıyorum! Sanayici bugünkü koşullar kadar zor bir dönem geçirmemiştir. Ciddi “stres testinden” geçiyor. Banka kredileri takip oranları %3,25 düzeyinde olduğu sizi yanıltmasın. Sorunlu Krediler yüzdürülüp canlı kredi gösterilenler hariç %15’lerde. Önümüzdeki dönemde Takipteki krediler %10’lara gelir ise nereden çıktı demeyelim. Fazla değil Şubat ayında da koşullar son üç aydaki gibi gitsin mart ayında dalga dalga işsizler ordusuna hazır olun. Sanayicinin hareket alanı daralmış durumda. Hiç sesi çıkmayan, TÜSİAD’ından MÜSİAD’ına İTO’sundan İSO’suna boşuna açıklama üzerine açıklama gelmiyor. İş bu kadar vahim!
Ne yapmalı? Nasıl yapmalı?
Sanayiyi destekleyecek adımlar atılmaz ise zombi firmalar, işsizlik ordusu an meselesi. Bunun için ise somut acil yapılabilir tekliflerimizi sıralayalım :
- Kamu Bankalarına aktarılacak 52 milyar TL’lik sermaye artışı kaynak Tüketimi artıracak ve enflasyonu destekleyecek Tüketicilere değil bu sefer gerçekten imalat yapan Sanayi firmalarına kredi olarak aktarılmalı. Bu kredilerin en az yarısı özel bankalardan kullanılan yüksek faizli kredilerin kapamasına gideceği için özel bankalar da ister istemez faiz düşürmek zorunda kalacak bu da piyasaya ek kaynak yaratılması sağlayacak. ( Teklifim bu kredilerin en az yarısı İSO 500 içinde yer alan firmalara verilmeli ).
- Ekonomide Kurtuluş Savaşı veriliyor ise Sanayiciye somut, ölçülebilir, destekler verilmeli. KGF Krediler son kredilerde olduğu gibi “yatırım” ve “istihdam” şartı ile verilmeli. Daha önce benzer kredi kullanıp istihdam – yatırım taahhüdünü yerine getirmeyen firmalar bu imkanlardan tekrar yararlandırmamalı ki doğru hedefleme yapılabilsin. Doğru kaynaklar doğru firmalar ile buluşabilsin. Tabi ki; Krediler siyasi referanslar ile dağıtılmasın.
- Ek istihdam yaratan firmalara SGK Prim desteği verilmeli, verilenler devam etmeli. İşçi maliyetini sadece kuru maaş gibi düşünmeyelim, mesaisi, servisi, yemeği, kaza- sağlık sigortası bir işçinin maliyeti sanayiciye 9-10 bin liraya gelmiş durumda.
- İstihdam içeren ithal sanayi makine konulan “ek vergiler” kaldırılmalı. Makine yatırımı desteklemeden işsizliği nasıl gidereceğiz. “Biz bunu yerli makine imalatçıları desteklemek için yapıyoruz” savunması yetersiz kalıyor zira çoğu ithal makinalarda aynı kalite ve özellik söz konusu değil. Yoksa sanayici ithal makine hayranı değil.
- Navlun ücretleri hala çok pahalı. Yurt içi nakliye giderleri de artmış durumda. Sanayicinin mallarını taşıyan firmalara destekleyici akaryakıtta veya nakliye faturasının belli oranında destek sağlanmalı.
- Başta Kimya, Cam, Plastik, Tekstil hammaddeleri olmak üzere hammadde sağlayıcı yatırımlar desteklenerek ithal hammadde ürünlerin düşürülmesi yerli üretilmesi sağlanmalı. Üretim Ekonomisine gerçekten geçildi ise bu olmazsa olmaz koşul zaten.
- Her fabrikanın “Enerji “ihtiyacına destek sağlayacak güneş, rüzgar gibi yeşil enerji üretimi destekleri artırılmalı. Bu amaçla arsa alımı, çatı güçlendirme gibi giderler destekler artırılmalı.
- Vadeli satışların tekrar açılabilmesi için “Güven” sağlayıcı ortam oluşturulmalı. Kamu yetkilileri inandırıcı, somut adımların anlatıldığı, ayakları yere basan açıklamalar içinde bulunmalı. Piyasa ile örtüşmeyen açıklamalar güven yerine piyasalarda güven sarsıcı etki yaptığı unutmamalı. Piyasaları destekleyici somut adımlar zaman kaybetmeden uygulamaya konmalı.
- Adliyeye yansıyan Ticari davalarda süreçler hızlandırılmalı. Bankaların keyfi temerrüt faiz uygulamasının önüne geçilerek buradaki belirsizlikler giderilmeli. Bankaların keyfi kredi limit iptalleri; keyfi ek teminat istemenin, keyfi kredi faiz uygulamasının önüne geçilmeli. Bu yönde BDDK, TBMB gerekli düzenlemeleri yapmalı.
- Bankaların Hazine üzerinden para kazanma politikası bırakılarak, bankaların piyasaya dönmeleri ve piyasayı desteklemeleri için gerekli ortam sağlanmalı bu yönde adımlar atılmalı.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?
Yayınlanma:
3 gün önce|
01/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?
Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?
Don Kişot Teorisi Nedir?
İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.
Bu yaklaşımın temelinde:
- Büyük hayaller kurmak
- Mevcut düzeni sorgulamak
- Risk almaktan korkmamak
- Yenilik peşinde koşmak
- Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.
Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”
Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?
Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.
1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar
1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.
Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.
2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar
Bir dönem:
- Şubesiz banka olmaz
- Müşteri yüz yüze görüşmek ister
- Krediler uzaktan verilemez
deniliyordu.
Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.
3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları
Bugün halen bazı kurumlarda:
- Yapay zekâ risklidir
- Açık bankacılık müşteri kaybettirir
- Veri paylaşımı tehlikelidir
görüşleri hakim.
Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.
Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları
1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur
Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.
Don Kişot bakış açısı:
- Yeni ürünler
- Yeni gelir modelleri
- Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.
2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur
Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.
Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:
- Yeni pazarlar arar
- Yeni teknolojilere yatırım yapar
- Rakiplerin görmediği fırsatları görür
3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır
İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.
Büyük vizyonlar:
- Yetenekli çalışanları çeker
- Kurumsal bağlılığı artırır
- Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar
Don Kişot Olmanın Tehlikeleri
Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.
1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir
Bankacılık sektörünün temeli:
- Sermaye yeterliliği
- Likidite
- Risk kontrolü
üzerine kuruludur.
Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.
2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir
Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.
Birçok banka:
- Metaverse
- NFT
- Kripto projeleri
konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.
3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir
Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:
- Piyasa sinyallerini
- Müşteri geri bildirimlerini
- Finansal göstergeleri
görmez hale gelirler.
Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.
Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler
Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:
Aşırı Muhafazakârlık
- Yeni ürün geliştirmemek
- Risk almamak
- Teknoloji yatırımlarını ertelemek
Aşırı Don Kişotluk
- Kontrolsüz büyüme
- Yetersiz risk analizi
- Gerçeklerden kopuk projeler
Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk“
Yani:
- Hayal kurmak
- Yenilik yapmak
- Büyük hedef koymak
ama aynı zamanda:
- Risk ölçmek
- Veriye dayanmak
- Senaryo analizi yapmak zorundasınız.
Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?
Evet.
Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:
Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…
BANKA HABERLERİ
Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras
Yayınlanma:
3 gün önce|
31/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.
Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları
1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)
Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

- Kredi risk analizlerinde
- Sigorta prim hesaplamalarında
- Kalite kontrol süreçlerinde
- Yapay zekâ algoritmalarında
- Borsa ve finansal modellemelerde
temel araçlardan biridir.
2. En Küçük Kareler Yöntemi
Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.
Bugün:
- Ekonomik tahminlerde
- Finansal modellemelerde
- Makine öğrenmesinde
- Yapay zekâ algoritmalarında
kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.
3. Sayılar Teorisi
1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.
Bugün:
- Kriptografi
- Dijital imza sistemleri
- Blockchain teknolojileri
- İnternet güvenliği
bu çalışmalar üzerine kuruludur.
4. Modüler Aritmetik
Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:
- Şifreleme sistemleri
- Bankacılık güvenliği
- ATM işlemleri
- Kredi kartı doğrulama sistemleri
için kritik öneme sahiptir.
Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.
5. Jeodezi ve Haritacılık
Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.
Bugün:
- GPS sistemleri
- Uydu navigasyonu
- Coğrafi bilgi sistemleri
onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.
6. Karmaşık Sayılar
Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.
Bugün:
- Elektrik mühendisliği
- Telekomünikasyon
- Radar sistemleri
- 5G haberleşme teknolojileri
bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.
7. Gauss Yasası
Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.
Bu yasa olmadan:
- Elektrik şebekeleri
- Mikroçipler
- Bilgisayarlar
- Cep telefonları
geliştirilemezdi.
8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları
1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.
Bu çalışma modern:
- Uydu takip sistemlerinin
- Yörünge hesaplamalarının
- Uzay görevlerinin
başlangıcı kabul edilir.
Bankacılık ve Finans Açısından Gauss
Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;
Bugün bankaların kullandığı:
- Kredi skorlama modelleri
- Risk ölçümleri
- VAR (Value at Risk) hesaplamaları
- Portföy optimizasyonu
- Sigorta aktüeryası
- Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri
doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.
Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.
İlginç Bir Hikâye
Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.
Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:
1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050
Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:
- 1 + 100 = 101
- 2 + 99 = 101
- 3 + 98 = 101
Toplam 50 adet 101 vardı.
Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.
Teorileri halen kullanılıyor
Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.
Erol Taşdelen
Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı
Yayınlanma:
4 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı
Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.
Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.
Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor
Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.
Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”
Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor
Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.
Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.
Sorun teknik elemandan düz işçiye indi
Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.
Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.
Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu
Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.
Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.
Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.
İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil
Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.
Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.
Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart
Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.
Öncelikli adımlar şunlar olmalı:
- Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
- Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
- Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
- Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
- Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
- Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
- Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.
Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı
Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.
Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.
Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?
Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.
*************
Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Euro Bölgesi'nde üretici fiyatları beklentilere paralel yükseldi 03/06/2026
- Ziraat Bankası’ndan dış ticareti desteklemek üzere uzun vadeli dış finansman 03/06/2026
- BOJ Başkanı'ndan faiz artışı sinyali 03/06/2026
- Euro Bölgesi'nde bileşik PMI Mayıs'ta 18 ayın en düşük seviyesinde 03/06/2026
- Vergi Konseyi'nin yeni yönetimi belirlendi 03/06/2026
- Mayıs'ta Türkiye'de en çok satılan otomobiller 03/06/2026
- Faktoring sektörü ilk çeyrekte 534 milyar TL’lik işlem hacmine ulaştı 03/06/2026
- ABD'de hükümet 1,8 milyar dolarlık tartışmalı tazminat fonu planından vazgeçiyor 03/06/2026
- Hindistan Merkez Bankası'ndan altın satışı haberleri ile ilgili açıklama 03/06/2026
- İngiltere'de Google'a yapay zeka özetleri önlemi: Kontrol yayıncılarda olacak 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
