Connect with us

GÜNDEM

Prof. Dr. Kalaycıoğlu: Yaşadığımız rejim yeni Abdülhamitçilik rejimi

Prof. Dr. Kalaycıoğlu, Türkiye’de başkanlık sisteminin demokrasi olarak uygulanma şansı olmadığını belirterek, bu rejimi ‘Yeni Abdülhamitçilik Rejimi’ olarak ifade etti.

Yayınlanma:

|

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin 2017’den sonra geçtiği sistemde bir tek siyasal liderin kendi kişisel takdirine göre karar alıp uygulaması esası getirilmiş olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kalaycıoğlu, “Türkiye’de başkanlık uygulanamaz”, demokrasi olarak uygulanma şansı yoktur” dedi. Bu rejime “Yeni Abdülhamitçilik Rejimi” diyebileceğini ifade eden Kalaycıoğlu, “Bu rejimin demokrasi olarak çalışma şansı yok, bazı “demokratik görünen” unsurları var; mesela seçim” vurgusu yaptı.  Türkiye’deki yargı sistemine değinen Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, “Görevlendirilen yargıçlar, savcılar, bunların çoğunun ehliyeti yok. AKP’de faaliyetlerde bulunmuşlar. Eğer bir hukuk devleti olmak istiyorsanız, hukuk devletinde ehliyet çok önemli. Liyakata göre atama yapılır, partizanlığa göre yapılmaz” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Sözcü’den gazeteci ve televizyoncu Ruhat Mengi’nin sorularını yanıtladı. Röportajın ilgili kısmı şöyle;

‘TEK SİYASAL LİDERİN KENDİ KİŞİSEL TAKDİRİNE GÖRE KARAR ALIP UYGULAMASI’

Erdoğan’ın Sezen Aksu’nun bir şarkısının sözleri nedeniyle söylediği “Dilini koparırız” sözünden sonra Fazıl Say’ın bir sosyal medya esprisi üzerine de iktidar ortağı partiden tehditler gelmesine dair konuşanProf. Dr. Kalaycıoğlu, “Hayır, her isteyen değil, AKP ve MHP’li olanlar ediyor, siz tehdit edemezsiniz. Türkiye’nin 2017’den sonra geçtiği sistemde bir tek siyasal liderin kendi kişisel takdirine göre karar alıp uygulaması esası getirilmiş durumda. Anayasa’nın 8’inci maddesinde “Yürütme cumhurbaşkanından ibarettir” yazıyor. Kişiden ibaret, yani kurumsal bir yürütme organı yok. Bu yetmedi, Cumhurbaşkanı’na aynı zamanda hem devlet başkanı hem yürütmenin şu anda cumhurbaşkanından ibaret olması dolayısıyla hükümet başkanı (eskiden başbakan idi), hem parti başkanı olma yolu açıldı. Cumhurbaşkanı’nın 3 şapkası var. 3 şapkayı aynı anda giyebilmesi mümkün değil. Burada cumhurbaşkanlığına, yani devlet başkanlığına pek sıra gelmiyor. Cumhurbaşkanı parti başkanlığı yapıyor. Cumhurbaşkanı tarafsız olacağına dair yemin ediyor ama tarafsız olma şansı yok, çünkü partizan.

‘SULTANİZM’DE ANAYASA YOKTUR’

Ruhat Mengi’nin Prof. Dr. Kalaycıoğlu’ya yönelttiği, “Yalnız burada iktidar partisinin tamamı ve partinin medyası, İttifak ortağı parti üyeleri ya da korudukları kesimler için hiçbir tehdit suç sayılmıyor. Suç geçiştirildiği için suçluların cesareti giderek artıyor. Bu adalet sorunu nasıl halledilecek?” sorusu üzerine Kalaycıoğlu, “Bunun halledilmesi söz konusu değil. “Sultanizm”de Anayasa yoktur, Anayasa takiyesi vardır. Anayasa yazılı olsa bile iktidardakiler uygulanmaz, yasalar da uygulanmaz. Kural yoktur, kurum yoktur, vurgulamaya çalıştığım şey bu; kişiselleştirilmiştir. Halk 2017 referandumunda bu değişikliklere oy verdi. Bunun iyi olacağını düşündü. Yani Cumhurbaşkanı tek başına, keyfi bir şekilde karar almak suretiyle ülkeyi yönetsin diye oy verdi. Burada hiçbir tartışma söz konusu değil. O dönemde referandum OHAL’de yapıldı.  “Başkanlığın Türkiye’de neye dönebileceği” hakkında tartışma yapıldı. Kariyerim boyunca anlatmaya çalıştım “Türkiye’de başkanlık uygulanamaz”, demokrasi olarak uygulanma şansı yoktur.

‘YENİ ABDÜLHAMİTÇİLİK REJİMİ’

Ülkenin seçim bekleyecek hali var mı sorusuna Prof. Dr. Kalaycıoğlu şunları söyledi:

“O seçimin nasıl olacağına da yine biliyorsunuz iktidar partisi karar veriyor. Burada en fazla yapılabilecek, belki Devlet Bahçeli tarafından yine erken bir seçim çağrısında bulunulmasıdır, onun dışında muhalefetin seçimi oluşturabilecek yeterince oyu yok, onun için şu anda bir erken seçime gitme şansımız bulunmuyor. Yaşamakta olduğumuz bu Sultanizm Rejimi’nin ilk örneğini 1876-1908 arasında 2. Abdülhamit rejimi vermiştir. Zaten büyük ölçüde ona öykünüyorlar. Onun için bu rejime “Yeni Abdülhamitçilik Rejimi” de diyebilirsiniz, aynı model. O zaman ne oldu, dedelerimiz büyük ölçüde Avrupa’ya kaçtılar ve orada Jön Türk diye adlandırılan bir zümre ortaya çıktı. Bunlar senelerce Avrupa’da yaşadılar, istibdat rejimi bittikten sonra Türkiye’ye geldiler ve hayatlarına devam ettiler.  Bu rejimin demokrasi olarak çalışma şansı yok, bazı “demokratik görünen” unsurları var; mesela seçim. Ne derece adil ve serbest bir seçim olacak onu bilmiyoruz ama böyle bir seçim opsiyonunun bulunması onun bir anlamda bir demokratik penceresi olduğunu ima ediyor. Onlara sorarsanız Türkiye’nin özgürlük problemi gibi bir problemi de yok, bunu açıklıyorlar” dedi.

SİYASAL ETİK VE AHLAK SORUNU VAR

Hukuk fakültesi öğrencileri “Suçluya ceza yok, hukuk yok” diyor, insanlar “Teksas’a döndük” diye yurt dışına kaçıyor, onlara hak mı vermeliyiz? Sorunu yönelten Mengi’ye  Prof. Dr. Kalaycıoğlu, “Ceza yok diye bir şey yok. Ceza, iktidarda olmayanlar için “işlemedikleri suçları da içerecek şekilde” verilebiliyor. Ceza var ama temel sorunumuz çifte standarttır. Bu bir siyasal etik sorunudur, aynı zamanda ahlak sorunudur. Görevlendirilen yargıçlar, savcılar, bunların çoğunun ehliyeti yok. AKP’de faaliyetlerde bulunmuşlar. Eğer bir hukuk devleti olmak istiyorsanız, hukuk devletinde ehliyet çok önemli. Liyakata göre atama yapılır, partizanlığa göre yapılmaz” ifadelerini kullandı.

‘PARTİZAN CUMHURBAŞKANI’

Mengi’nin Cumhurbaşkanı hâlâ “AB önceliğimiz” diyor. Ama AİHM’ye rağmen Osman Kavala içeride, Sedef Kabaş da tutuklandı. Bu şekilde AB’den söz edilebilir mi? sorusuna ise Prof. Dr. Kalaycıoğlu, “Yargı değiştirilmiştir, bugünkü rejimde bunları bekleyemezsiniz. Robert De Niro’nun Trump’a yaptığı ağır hakaretler biliniyor ve kendisi hakkında soruşturma açılmamıştır. Anayasa’daki “cumhurbaşkanına hakaretle” ilgili madde tarafsız bir cumhurbaşkanı için yazılmıştır. Partizan bir cumhurbaşkanı olan ve hükümet başkanı olarak çeşitli kararları da partizan olarak alan bir cumhurbaşkanının zaman zaman cumhurbaşkanlığı şapkasını takarak “Ben cumhurbaşkanıyım, bana bunu söyleyemezsiniz” demesi çifte standarttır. Parti başkanı olarak yaptığı konuşmaya verilen yanıta “cumhurbaşkanına konuşuyorsunuz” diye yanıt vermek çifte standarttır” dedi.

‘SİYASİ İLETİŞİM PROBLEMİ’

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un kar problemi yaşadığı günün akşamı balıkçıda yemek yediği için siyasi tepkileri ile ilgili olarak Prof. Dr. Kalaycıoğlu, “O bir siyasi iletişim problemi, onun dışında başka bir problem yok. İmamoğlu orada bir saat yemek yedi diye bütün kurtarma çalışmaları filan durmuş mu? Herhangi bir şekilde belediye başkanının bir yemek molası vermiş olması çalışmaları akamete mi uğratmış? Kanıtı var mı bunun? O greyder operatörü değil, kepçe kullanmıyor, kamyon şoförü değil. 1 saat bulunmamasından herhangi bir etkilenme söz konusu olamaz. Bu anlaşılır bir şey değil, 19 saat bulunmuş, bir saat bulunmamış, bu bir sorun haline getiriliyor. Temel itibarıyla, müthiş bir muhalefet partileriyle geçinmeme derdi var. Halbuki kamu hizmetinde merkezi hükümetin, yerel hükümetle eşgüdüm içinde çalışması lazım, aksi takdirde kamu hizmeti üretemezsiniz. Oysa merkezi hükümette bulunanlar muhalefet partilerinin elindeki belediyelerle bir tek kurşun sıkmadıkları kaldı, savaşıyorlarmış gibi bir görüntü var, hiçbir koordinasyon yok. Benim gördüğüm manzara; İstanbul’da merkezi hükümet “Belediye çalışamasın” diye elinden geleni yaptı, ondan sonra da dönüp belediyeyi suçlamak için her türlü imkanı seferber etti. Bu, İstanbul açısından acınacak bir durumdur. Ama şunu da söyleyeyim, geçmiş senelerde İstanbul’da gördüğüm kar fırtınalarında gördüğüm manzaralardan daha kötüsünü görmedim ben. Mesela 2004’te Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında evinin yolunu bulamayıp donarak ölen öğrenciler vardı, böyle bir şey yaşanmadı. Geçmişte mükemmel yapılıyordu da şimdi becerilemedi iddiaları geçerliliği olan gerçek iddialar değil maalesef. Merkezi Hükümet’le yerel idarenin koordinasyon içinde, hizmetleri sunmalı, bu görevi acaba kim ihmal etti?

FRANSA KRALI 14. LOUİS GİBİ ‘MİLLET DE DEVLET DE HEPSİ BENİM’ DİYOR

Mengi’nin “Koç’un kazandığı Kalamış Yat Limanı ihalesi haksız bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından iptal edildi ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin almak üzere hazırlık yaptığı haber oldu. Bir hükümet Boğaz’ı veya diğer milli varlıklarımızı bu şekilde satabilir mi?” soru üzerine Prof. Dr. Kalaycıoğlu:

“Bunun önünde olabilecek bir engel yargıdır, denetim unsuru “yasama”dır, bir başka denetim unsuru sivil toplumdur, bir başkası seçmendir. Fransız Kralı 14. Louis gibi “millet de devlet de benim” diyor. Hukuk devleti ortadan kalkmış, kuvvetler birliği oluşmuşsa sınır ortadan kalkmıştır ve yapılamayacak şey de yoktur” dedi.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.