Connect with us

EKONOMİ

Ukrayna-Rusya savaşı Türkiye’yi nasıl etkiler?

Yayınlanma:

|

Batı ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden patlak verecek olası bir savaşın siyasi ve ekonomik açıdan en fazla etkileyeceği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Emekli diplomat Solakoğlu: Olası bir çatışma artık olağandışı bir seviyeye varmış kriz ortamındaki Türkiye açısından bir felaket etkisi yaratır.

ABD öncülüğündeki Batılı ülkelerle Rusya arasında Ukrayna üzerinden patlak veren gerilimde tansiyon düşmüyor. Batılı ülkeler birer birer yurttaşlarını Ukrayna’dan çekmeye başlarken NATO ve ABD’nin askeri, diplomatik yığınağı da artıyor. Gerek ABD gerekse de Avrupa Birliği olası bir saldırı halinde Rusya’ya yönelik çok ciddi ekonomik ve mali yaptırımların devreye gireceğini açıkladı. CIA’in Rusya’nın Ukrayna’yı 16 Şubat’ta işgal edeceği yönündeki istihbaratına sert tepki veren Moskova’dan bir yalanlama da dün Dışişleri Bakanı Lavrov’dan geldi. Lavrov, “Batılı güçler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye hazır olabileceğinden korkuyor, Moskova bunu defalarca reddetti” dedi.


İKİ ARADA BİR DEREDE

Krizin tırmanmasından ve olası bir çatışma durumundan en fazla etkilenecek ülkelerin başında gelecek olan Türkiye’nin her iki ülkeyle de yakın ekonomik, ticari ve askeri ilişkileri bulunuyor. Batı ittifakının bir parçası ve NATO üyesi olan Türkiye bir taraftan da Rusya ile yakın askeri, ekonomik ilişkiler geliştirmiş durumda. Bu durum da elini kolunu bağlıyor. Bir tarafta NATO ile hareket ederken diğer yandan da Rusya’yı karşısına almama uğraşısında. Geçen günlerde Ukrayna’ya giden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna ve Rusya liderlerini İstanbul’da buluşturma hevesi kursağında kaldı. Krizin derinleşmesi özellikle gıda, enerji ve turizm sektörlerinde sıkıntı yaşanmasına neden olabilir.

TİCARET HACMİ

Peki, iki ülke arasındaki kriz Türkiye’yi nasıl etkiler? Bu sorunun yanıtı için iki ülke arasındaki ticari ilişkilere mercek tuttuk. 2021’de Ukrayna ile 7,4 milyar dolar olan ticaret hacmi Rusya’yla 34,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ukrayna ile ticaret hacmi genişlerken enerji ithalatı nedeniyle Rusya’ya bağımlılık giderek artıyor.

İthalatta yaşanabilecek aksilik halinde başta ekmek fiyatları olmak üzere gıda fiyatları olumsuz etkilenecek. (Tablo:2)

ukrayna-rusya-savasi-turkiye-yi-nasil-etkiler-980774-1.

TARIM ÜRÜNLERİ

Rusya’nın en büyük tarım ürünleri ithalatçısı olan Türkiye’nin Rusya’dan 2021’de yaptığı toplam tarım ürünleri ithalatı 4,3 milyar dolara ulaştı. 2021’de 1,8 milyar dolar tutarında, 6,7 milyon ton buğday ithal edildi. Türkiye’nin en çok buğday ithal ettiği ikinci ülke ise Ukrayna. Ticaret Bakanlığı’na göre buğday ithalatının yüzde 64,6’sı Rusya’dan, yüzde 13,4’ü ise Ukrayna’dan yapılıyor.

Rusya’dan Ayçiçek yağı ithalatında da Türkiye ilk sırada. 2021’de Rusya’dan ayçiçek yağı ithalatı yüzde 42 oranında arttı. Bu ülkeden 913 bin ton ham yağ ithalatı karşılığında 1,1 milyar dolar ödendi. Bakanlığın haziran raporunda ayçiçeği ithalatının yüzde 65,5’i Rusya’dan alınırken yüzde 4,2’si Ukrayna’dan alındığı bilgisi yer alıyor.

Rusya’dan arpa ithalatında da Türkiye lider. Rusya’dan ithalatın en çok arttığı ürünlerden birisi de arpa oldu. 2021’de Rusya’dan arpa ithalatı 1,2 milyon ton olurken arpa ithalatına 309 milyon dolar ödendi. Ukrayna’nın Türkiye’ye yaptığı ihracatın yüzde 70’ini tahıl ve metal ürünleri oluşturuyor.

ENERJİ-DOĞALGAZ

Rusya’ya doğalgaz açısından olan bağımlılık sadece Türkiye’yi değil Avrupa başta olmak üzere çoğu ülkeyi endişelendiren bir husus. Türkiye, en çok enerji alanında Rusya’dan ithalat yapıyor.

Enerji Piyasası Denetleme Kurumu (EPDK) verilerine göre 2020’de tüketilen 48,1 milyar metreküp doğalgazın yüzde 33,6’lık oranı Rusya’dan sağlandı. Başka bir ifadeyle doğalgaz ithalatının üçte birlik bölümü tek başına Rusya’dan. Rus gazı doğrudan Rusya’dan geliyor.

Türkiye ile Rusya arasında 2015’teki uçak krizinde dahi Rusya gaz kesintisine gitmemişti. Enerji uzmanları da mevcut kontratlarla gaz akışı konusunda sıkıntı yaşanmayacağı görüşünde. Ancak krizin derinleşmesi durumunda hali hazırda pahalı olan gaz fiyatlarının daha da artacağı düşünülüyor. (Tablo:3)
2020’de Rusya’dan 16,2 milyar metreküplük doğalgazın ithalatı Karadeniz’de bulunan boru hatları ile gerçekleştirildi. Türk Akım ve Mavi Akım boru hatlarının tam kapasite çalıştırılması halinde ayrı ayrı yıllık 15,75 milyar metreküp gaz geçişi sağlanabiliyor. İlk hat olan Mavi Akım daha ziyade Türkiye’yi beslemek için kurulmuştu, ikinci hat olan ve 2020’de açılan Türk Akımı ise Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Macaristan’a enerji sağlamayı amaçlıyor.

‘Türk Akımı’, Rusya’dan çıkıp Karadeniz’i boydan boya geçen ve Ukrayna’yı bypass ederek Türkiye’nin Marmara bölgesine giriş yapan ve buradan Bulgaristan’a bağlanan ve bu şekilde başta Güney Avrupa olmak üzere tüm Avrupa’ya enerji sağlayabilecek olan bir doğalgaz boru hattı.

ukrayna-rusya-savasi-turkiye-yi-nasil-etkiler-980775-1.

TURİZM

Türkiye, iki ülke vatandaşları için son yılların en cazip ülkesi. 2021’de turizmde umulan olmasa da pandemiye rağmen Rusya’dan gelen turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 120, Ukrayna’dan gelen turist sayısı ise yüzde 106 oranında arttı. En çok turist gönderen ülke uzun yıllardır Rusya olurken Ukrayna’dan gelen turist sayısında ciddi artışlar söz konusu. Öyleki Ukrayna’dan gelen turist sayısı 2 milyonu aşarak Almanya’dan sonra üçüncü ülke konumuna geldi. Rusya ve Ukrayna’dan gelen turist sayısı toplam turist sayısının yüzde 23’üne denk geliyor. Başka bir ifadeyle 2021’de ülkeye gelen her 100 turistten 23’ü Rusya ve Ukrayna vatandaşı.

ASKERİ İLİŞKİLER

Rusya ile Türkiye arasında yapılan askeri ticaret anlaşmalar kapsamında ilk başta göze çarpan, S-400 hava savunma sistemi. Sistemin toplam maliyeti 2,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. S-400’lerin ikinci partisinin de gelmesi gündemde. Aynı şekilde Rus yapımı yeni model SU-35 savaş uçağı alımı içinde bir niyet göze çarpıyor. Ankara’nın Kiev ile olan askeri ilişkileri de yıldan yıla artıyor. 2019’dan bu yana Ukrayna’ya onlarca silahlı insansız hava aracı (SİHA) satıldı.

ukrayna-rusya-savasi-turkiye-yi-nasil-etkiler-980776-1.

İNŞAAT-MÜTEAHHİTLİK

Türkiye ile Rusya arasındaki yatırımlardaki en büyük kalem inşaat sektörü. Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre Türk müteahhitler, 2021’de ise 67 ülkede 384 projeyle 29,3 milyar dolarlık yeni iş hacmine ulaştı.

Türkiye Müteahhitler Birliği’nin ocak raporuna göre 2021’de en fazla proje üstlenilen ülkelerin başında 11,2 milyar dolar değerinde proje ile Rusya geliyor. Bu rakam 2021’de 29,3 milyar dolara çıkan toplam iş hacminin yüzde 38’ini ifade ediyor.

İnşaat yatırımlarının hızla arttığı Ukrayna ise en fazla proje üstlenilen ülkeler arasında dördüncü sırada. Geçen yıl müteahhitler tarafından 1,6 milyar dolar değerinde proje üstlenildi. 2019’da en çok proje üstlenilen ilk 10 ülke arasında yer almayan Ukrayna 2020’de beşinci sıradan listeye giriş yapmıştı. (Tablo:5)

***

Olası bir çatışma, savaş ve yaptırımlar felakete yol açar

ukrayna-rusya-savasi-turkiye-yi-nasil-etkiler-980837-1.

Emekli diplomat Engin Solakoğlu olası savaş durumunu ve Türkiye’ye etkilerini şöyle değerlendirdi: “Rusya ile Ukrayna arasında süregelen gerilimin sıcak bir çatışmaya yol açacağını düşünmüyordum. Bununla birlikte son günlerdeki hatta saatlerdeki gelişmelerin savaş olasılığını artırdığı da bir gerçek. ABD, İngiltere ve bir kaç NATO üyesi yangına körükle gidiyorlar. ABD açıklamalarının tonu da içeriği de rahatsız edici. Rusya’nın yapacağı saldırının gününü, saatini, şeklini duyuruyorlar. Bunu yaparken kurguladıkları “sahte bir saldırı (false flag)” senaryosu da sanki o bahsettikleri saldırının pek de sahte olmayabileceği kuşkusu yaratıyor. Çok ironik bir durum ama şu anda çatışmanın ertelenmesini sağlayan tek olgu Pekin’deki Kış Olimpiyatları gibi görünüyor. İnsanın “keşke olimpiyatlar hiç bitmese” diyeceği geliyor.

Özetle bir çatışmanın yaklaştığını hep birlikte görüyoruz. Bu çatışma kapsamlı bir savaşa dönüşür mü onu kestirmek daha güç. Çatışmanın Donbass, Luhansk ve mücavir bölgelerde yaşanması olasılığı daha güçlü görünüyor. Rusya hedef ve kapsamlı bir askeri harekata girişerek Ukrayna’ya “ders verme” ve NATO cephesini “test etme” yoluna gidebilir. Böyle bir harekatın arazideki sonucu Luhansk ve Donetsk’in Rusya tarafından tümüyle işgali olabilir. Rusya arazide üstünlüğünü sağladıktan sonra bu bölgelerin geleceğine ilişkin siyasi bir sürecin başlatılmasını isteyecektir.

Putin yaptırımları göze almış

Harekatın diplomatik ve ekonomik bir bedeli olacağına kuşku yok. Batı Rusya’ya karşı kapsamlı yaptırımları gündeme getirecek, bunların bir bölümünü de hemen uygulamaya sokacaktır. Putin rejimi bu yaptırımları göze almış görünüyor. Uluslararası piyasalarda doğalgaz ve petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi Rusya’nın elini rahatlatan bir faktör. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuland’ın tehdit yollu söylediği “Moskova’ya gelecek çok sayıda Rus askeri cesedi olasılığı” da Moskova bakımından caydırıcı bir argüman teşkil etmiyor.

Türkiye’nin nasıl bir tutum benimseyeceğine gelince. Türkiye bir NATO üyesi olarak Atlantik İttifakı’nın alacağı kararlara uymakla yükümlü. Bununla birlikte nihai karar aşamasında, Fransa ve Almanya gibi NATO içinde Rusya’ya verilecek karşılığın belirli bir sertlik düzeyini aşmamasını hedefleyecek ülke kümesi içinde yer alacağına kesin gözüyle bakıyorum. Ukrayna’daki AGİT Gözlem Misyonu’ndan ABD, İngiltere ve Danimarka’nın görevlilerini çekmesine Ankara tarafından verilen tepki bunun bir göstergesi.

Ukrayna-Rusya arasında olası bir çatışma, savaş ve yaptırımlar, artık olağandışı bir seviyeye varmış bir kriz ortamında bulunan Türkiye ekonomisi ve doğal olarak AKP bakımından bir felaket etkisi yaratacağı tartışılmaz. Şu anda ülkenin birincil gündemi olan enerji temini ve enerji maliyetinin yanında gıda fiyatlarının küresel seviyede artışı yüzünden de ciddi bir sıkıntıya girebiliriz. Şu ana kadar iktidarını düzen muhalefetinin ürkek tavrı yüzünden sürdürebilen AKP yönetimi bu defa tomurcuklanmaya başlayan emekçi huzursuzluğu yüzünden daha güç duruma düşebilir.

Buna karşılık Rusya’yla ticaretin hacim olarak da içerik olarak da yakın vadede ikamesi mümkün olmayacak büyüklükte olduğunu görüyoruz. Çatışmanın kısa sürmesi ve Türkiye’nin bu çatışmada NATO üyesi olmanın verdiği ve Rusya’nın da gayet iyi bildiği yükümlülüklerin ötesine geçmemesi durumunda bu ilişkilerin derinden etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Zira NATO yatırım kararı alsa dahi Türkiye’nin ticari ilişkilerinin bu niteliğini öne sürerek belirli istisnalar talep edeceği, yani yaptırımlara onay da verse bunların tamamını uygulamamak için elinden geleni yapacağı kanısındayım.

Aynı şekilde Ukrayna ile de yükselen bir seyir izleyen ticari ilişkiler var. Bu ticaretin hacminden çok içeriği önemli görünüyor. Savunma sanayii alanındaki işbirliği iki ülke bakımından da hayati sayılıyor. Yineliyorum ama çatışmanın kısa sürmesi ve Türkiye’nin yukarıda özetlediğim tutumu benimsemesi halinde Ukrayna ile olan ticari ilişkilerinde de kalıcı bir hasar beklemiyorum.

Rusya’nın bir numaralı tarım ihracat pazarı

Katma değerli ürün satışı gerçekleştirememek Türkiye’nin salt Rusya ile ticari ilişkilerinde sorun yaratan bir unsur değil. Bu bizim genel sorunumuz. Kastedilen sanayi üretimi ise aslında iki ülke de aynı kategoride. Örneğin Rusya da Avrupa sermayesine otomotiv parçası, hatta otomobil üretimi yapıyor, biz de. Dolayısıyla bunun ikili ticaretimizde ağırlıklı bir kalem oluşturması güç. Yakın zamana dek Türkiye-Rusya ticareti “enerji hammaddesine karşılık gıda” denkleminde yürürken son yıllarda bu da değişti. Türkiye artık Rusya’nın bir numaralı tarım ürünleri ihracat pazarı haline geldi. Bu denklemin nasıl değişebileceği konusunda kolay ve kesin bir cevap yok.

Havva GÜMÜŞKAYA

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.