Connect with us

GÜNDEM

Almanya solu Ukrayna harekâtına nasıl bakıyor?

Yayınlanma:

|

Rusya’nın Ukrayna harekâtı devam ederken, Avrupa solu kritik kararlar vermesi gerektiği bir dönemecin içerisine girdi. Rusya politikasında yeterince “dik duruşlu” olmamakla suçlanan Alman solu da kendisini sağ/liberal çevrelerin hazırladığı bir sınavın içinde buldu.

Sağ-liberal çevrelerin NATO övücü siyaseti, NATO’nun varlığının gerekliliğine dair tartışmayı kasıtlı olarak dolaşıma sokmuş durumda. Her kim NATO, ABD ve Batı’nın işlediği savaş suçlarından bahsederse siyasi kimliği ne olursa olsun “Putinci” veya “Rusya destekçisi” olarak itham edilebilmekte. Sosyal medyada ağır dezenformasyon içeren haberlerin düzeltilmesi dahi gazetecilerin Putinci kimliğinin sorgulanmasına sebebiyet veriyor.

Almanya’da NATO karşıtlığını düstur edinmiş siyasi hareket de benzer şekilde baskı altına girmiş durumda. Parti tabanı ve meclisteki konumundan dolayı başta Sol Parti (Die Linke) olmak üzere barış politikasında hemfikir sosyalist partiler ve bazı antifaşist hareketler de bu baskıdan nasibini alıyor. Sol Parti hem geçmişi nedeniyle hem de siyasi olarak parlamentodaki diğer partilerin aksine Rusya ile ilişkilerde barışçıl bir politikanın benimsenmesi gerektiğini belirten bir çizgiye sahip. Tarihsel ve bir o kadar da güncel sebeplerden kaynaklanan bu ayrışma Almanya’da hem seçimlerde hem de hükümetin dış politikalarında her daim bir tartışma başlığı olarak güncelliğini sürdürmekte. Nitekim Sol Parti Ukrayna krizine ilişkin Rusya’nın meşru güvenlik çıkarlarının bulunduğunu ve NATO’nun buna saygı göstermesi gerektiğini sıkça belirtmekteydi. Parti programında NATO’yu “Anakronizm” olarak nitelendiren Sol Parti içinde NATO’dan çıkış siyasetini destekleyen kesimler var. Ancak Rusya’nın Ukrayna harekâtı sonrasında gözler Sol Parti’nin de içinde bulunan ve kimi çevrelerce “Russlandversteher” olarak adlandırılan ve Rusya politikasında “anlayışlı” olmayı savunan siyasetçilere çevrildi.

Basında Sovyetler düşmanlığı, NATO karşıtlığına aşırıcılık yaftası

Almanya basınında benzer şekilde Putin ve Rus düşmanlığı ile birlikte Sovyetler Birliği düşmanlığı da fırsattan istifade devreye sokulmuş durumda. Kamu yayıncısı ARD’ye bağlı Tagesschau’nun online platformunda Kerstin Palzer tarafından yapılan analizde şunlar vurgulanıyor*: “Bunun devamında Rus dış politikasına duyarlılık sonucu doğuyor. Bu, Ukrayna gibi ülkelerin Rusya’nın çıkarlarına tabii olması ile bağlantılıdır. Ukrayna’nın bağımsız bir devlet olmadığı kanısıyla Sovyetler Birliği bu inançta yaşamaya devam ediyor. Bu inancın temsilcileri meclis fraksiyonunda da yer alıyor. (Burada Sol Parti işaret ediliyor.) Bunlardan Rusya’yı eleştirenler ise bazen “Russia-Today-Fraktion” olarak ifade ediliyor. Sol Parti’nin Rusya ile ilişki durumu karmaşık.

Güncel gelişmeler Sovyetler düşmanlığının yanısıra ABD’yi de aklamak adına bir araç olarak kullanılıyor. Almanya’nın muhafazakâr Frankfurter Allgemeiner gazetesinin eski editörü gazeteci yazar Dr. Hugo Müller-Vogg, Focus-Online portalında yayınlanan makalesini şöyle tamamlıyor*: “En azılı “Emperyalist ABD” eleştirmeleri bile daha fazla inkâr edemez: Dünya barışını tehlikeye atan emperyalist Moskova’da oturuyor. Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunun fiili işgalinden şikayetçi olanlar şimdi haklı çıktı. Ancak Putin’in gerçek karakterini en başından beri tanıyanlar bile bu “Zafer” den mutlu olamazlar.”

Alman sağ-muhafazakâr basının önde gelen gazetelerinden Welt başyazarı Ulf Poschardt ise “Merkez sallantıda, Nal yaşıyor.” başlıklı yazısında Ukrayna krizinin bir kez daha Hufeisen (Nal) teorisinin gerçekliğini ispat ettiğine işaret ediyor.* Literatürde Hufeisen olarak adlandırılan teoriye göre “sağ ve sol aşırıcılar” aynı kaynaklardan beslenir ve aynı siyasete hizmet ederler. Bu teoriye göre örneğin sağ aşırıcı olarak kabul gören Neo-Naziler ve sol ekstremist olarak kabul edilen komünistler demokrasiyi aynı ölçüde tehdit etmektedir. Poschardt yazısında bu ilişkiyi siyasi partilerin Ukrayna krizine verdiği tepkiler üzerinden ispatladığı kanaatinde. Sol Parti’nin gençlik örgütü linksjugend [‘solid] Berlin örgütünün NATO ve ABD karşıtı eylem çağrısını “aşırıcılıkla” suçluyor ve şunları ekliyor: “Kim Sol Parti ile koalisyona girerse, aşırıcılıkla savaşamaz. (…) Hufeisen yaşıyor. Rus saldırganlığı ve Alman partilerindeki reaksiyon bunu gösteriyor. Yalnızca  Birlik (Hristiyan Demokrat Partisi – CDU) ve FDP (Hür Demokrat Parti) kendisini inandırıcı bir şekilde ifade eden partiler. Yeşiller ve SPD (Sosyal Demokrat Parti) ise büyük ölçüde sallantıdaki liberal demokrasileri kucaklayan bir partiyle koalisyon içinde: Sol Parti.

Sol Parti: Uluslararası hukuk ihlal ediliyor. Kanın dökülmesine son verin

Parlamento üyesi ve parti yöneticisi Jan Korte yapmış olduğu basın açıklamasında şunları ifade etti: “Öncelikle sivil kurbanları anmak istediğimizi söylemek istiyoruz ve özellikle Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bugün Ukrayna’dan kaçmakta olan insanların kabulünü garanti altına almasını ve bürokrasiye takılmadan yardımların ulaşılmasını sağlamasını belirgin şekilde netleştirmesi bekliyoruz. Eş zamanlı olarak ben ve grubum tüm insanları barış yanlısı eylemlere katılmaya davet ediyoruz. Tekrar belirtiyoruz: Bu haklı gösterilemeyecek, uluslararası hukuka aykırı bir taarruzdur. Moskova’ya uyarımız nettir: Başkan Putin, tüm birliklerinizi derhal geri çekin. Anlamsızca kan dökülmesine son verin.

Sol Parti (Die Linke) Dışişleri Sözcüsü Gregor Gysi ise kamu yayıncısı ZDF’ye verdiği röportajda şunları ifade etti: “Bu canice bir saldırı harbinden başka bir şey değil. Bu en ağır şekilde kınanabilir ve kınanmalıdır.” Sunucunun Sol Parti’nin açık bir Rusya sorununun bulunduğu ve partinin bir bölümünün Putin’in hamlelerine karşı anlayışlı olmasına rağmen neden şu anda Putin’i bir savaş suçlusu olarak nitelendiriyorsunuz sorusu üzerine ise şu yanıtı verdi: “Bu saldırıların başlamamış olmasına dair duyulan umuda bağlıydı. Ancak bu umutlar yıkıldı. Neyin en iyi olacağına dair eleştirel olarak söylediğim her şey hurda oldu, çünkü Putin uluslararası hukuku ihlal eden canice bir savaşı başlatmaya karar verdi. Şimdiden sivil ölümler var. Her zaman bir barış partisi olan ve böyle kalmaya devam eden Sol Parti için hiçbir dayanak noktası kalmamıştır.

Burada Putin’in savaşı haklı çıkarmak adına soykırım ve neonazilerden arındırma argümanlarını kullanmasını da açıkça bir delilik olarak mı buluyorsunuz sorusu üzerine ise şu cevapları verdi: “Her savaşta ölenler gerçektir ve bu tabii ki deliliktir. Buna dair Georg Bush’un Irak savaşını toplu imha silahlarını gerekçe göstererek bir yalanla başlatmasını hatırlatabilirim. Bu, savaşlarda böyledir. Haklı sebepler aranır, bulunur. Bunlara kesinlikle riayet edilemez, mantıksızdır. Ben bu noktada yaptırımların halka değil yöneticilere yöneltilmesi gerektiği noktasındayım. Halk bunun için bir şey yapamaz. Bu zor biliyorum ama bu zorlu bir ölçüp biçme.” Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hattı projesinin durdurulması hakkında ise ABD’nin kaya gazı satmak istediği için bu yaptırımın üzerine daha fazla düşünülmesi gerektiğini ve bu projenin akıbetinin savaşın gidişatına göre belli olması gerektiğini ifade etti. Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılması ile ilgili ise Rusya’nın Çin ile ortak bir para birimine geçmesi riskinde olduğu gibi her detayın üzerine düşünülerek hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Son olarak sözlerini şöyle tamamladı.: “Putin bitmiş bir durumda. Rus halkı üzerinde bir çoğunluğu vardı ama bunu kaybetti. Ukrayna halkı ise Putin’in bilmediği bir direnç gösterecek.

Sol Parti parlamento grubu başkanı Dietmar Bartsch ise radyo yayıncısı Deutschlandfunk’a yaptığı açıklamada Rusya’nın saldırılarını şiddetle kınadıklarını belirterek bu düşmanlığın derhal durdurulması çağrısında bulundu. Diplomatik kanalların açık tutulmasının zorunlu olduğunu ve barışın ancak Rusya ile sağlanabileceğini ifade etti. Sol Parti’nin halka yöneltilen yaptırımlara karşı olduğunu söyledi. Fakat gelinen noktanın tarihi bir dönüm noktası olduğunu ve Sol Parti’nin konuyu yeniden değerlendirmesi gerektirdiğini belirtti. Batıdaki oligarkların devasa banka hesaplarının neden halen dondurulmadığının açıklanmasının mümkün olmadığını belirtti.

Geçtiğimiz haftalarda hükümetin aşı politikasına dair yaptığı eleştiriler nedeniyle oldukça sert eleştirilere maruz kalan parti eski yöneticilerinden Sahra Wagenknecht 21 Şubat tarihinde Alman kamu yayın kuruluşu ARD’de katıldığı bir programda Putin’in Ukrayna’ya hucüm etmek gibi bir niyetinin olmadığını belirtmişti. Ancak üzerinden çok vakit geçmeden harekatın başlamasının ardından Wagenknecht Youtube hesabından konuya ilişkin görüşlerini içeren bir video yayınladı. Wagenknecht videoya Alman Parlamentosu’nda 2001’de yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak Avrupa’nın kucakladığı Putin’in bugünkü milliyetçi ve barışı tehdit eden Putin’e nasıl gelebildiği sorgulayarak başlıyor. Akabinde her savaşın ABD’nin Irak’ta yürütmüş olduğu savaş gibi yalanlarla başlatıldığını ve NATO’nun bu yöntemi yıllardır kullandığını belirterek devam ediyor. NATO’nun benzer şekilde doğu yayılmacılığı doğrultusunda Ukrayna’da konuşlanma çabası ve ABD ve Rusya’nın enerji politikalarından bahseden Wagenknecht konuşmasını tarihin her zaman göz önünde bulundurulması zorunluluğu ile tamamlıyor.

‘Baskılara boyun eğmeyeceğiz’

Sol Parti, içinde farklı sol hareketleri de barındıran bir parti. Partinin güncel siyasetinde fazla ağırlığı olmasa da Komünist Platform (KPF) adlı parti grubu partinin sosyalist çizgisini korumaya devam ediyor. KPF tarafından “Baskılara boyun eğmeyeceğiz.” başlıklı 24.02.2022 tarihinde yaptığı açıklamada fikir ayrılıkları kabul edilerek şunlara değinildi:

Birkaç gün içerisinde “Ukrayna Krizi: Savaş Histerisi Yerine Barış Politikası” çağrısı 10.000 den fazla destekçi buldu. 21 Şubat 2022’den bugüne dek yaşanan gelişmelere ilişkin Die Linke KPF içerisinde dahi ortak bir görüş bulunmuyor. Bazıları Rusya tarafının güvenlik garantilerine ilişkin meşru taleplerinin Batı tarafından görmezden gelinmesinin, Rusya’nın Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyet’lerinin tanınmasını haklı çıkardığını iddia ediyor. Diğerleri ise buna karşı çıkıyor. Her zaman olduğu gibi zaman cevapları verecek. Çok zor zamanlar olduğuna dair bir şüphe bulunmuyor.

Tüm KPF üyeleri için şu tespit edilebilir: Rusya’nın güvenlik çıkarlarının meşruiyeti ve her şeyden evvel NATO’nun doğu yayılmacılığı ve Minsk Anlaşmalarının Batı ve Kiev tarafından boykot edilmesi ile bağlantılı olarak hiçbir fikir ayrılığı bulunmamaktadır. KPF’nin bu soruları yıllardır tekrar ve tekrar açıkça yanıtlamaktadır. Bugünün dünyasında NATO’nun ve her şeyden önce ABD’nin emperyalizmin temel sorumluluğunu taşıdığına dair sorgulama yapmak için KPF’nin herhangi bir nedeni bulunmamaktadır.

Mevcut durumun parti programımızın barış politikası ilkelerine genel bir saldırı için alet edildiğine dair korkuda hemfikiriz. Bu çoktan başladı. Eşit mesafe ilkesine karşı çıkan partililer eski kafalı ve yeni gelişmeleri anlamayan insanlar olarak gösterilecektir. Komünistler bu baskıya boyun eğmeyecekler. KPF bunu akılda tutarak 30 Nisan 2022’deki parti gününe hazırlanıyor.”

NATO savunuculuğu ve Rusya’ya mesafe koyma konusunda sistematik bir şekilde baskıya uğrayan Almanya solunun önüne söz konusu imtihan kasıtlı olarak getiriliyor olsa da, gerçekten de özellikle Demokratik Almanya’nın komünist partisi SED’in mirasını taşıdığını iddia edilen Sol Parti’nin nasıl hareket edeceği önem arz ediyor. Parti içinde bir belirsizlik halinin mevcut olduğu, milletvekilleri ve farklı grupların açıklamalarından açıkça anlaşılıyor. NATO ve askeri müdahale konusunda bu kriz Sol Parti’nin ilk defa mücadele etmesi gereken bir başlık değil. Geçtiğimiz yıl Almanya ordusunun Afganistan’da faaliyet yürütmesine olanak tanıyan tezkerede Sol Parti kırmızı çizgi olarak adlandırdığı barışseverlik cephesini terk etmiş ve ağırlıklı olarak çekimser yönde oy kullanmıştı.

Alman Sol Parti'yi kim yönetecek?

İlerleyen süreçte olası bir askeri müdahalenin somut olarak konuşulmaya başlaması halinde Sol Parti’nin takınacağı tavırın ne olacağı henüz belirli değil. Fakat Yeşiller ve Liberallerin hükümet ortağı olduğu bir koalisyonda, CDU’nun savaş çığırtkanlığı da göz önünde bulundurulursa Sol Parti’nin barışseverlik hattında ne kadar süre daha dayanabileceğini ilerleyen süreç gösterecek.

Alman Komünist Partisi (DKP): Bu savaşın nedeni NATO ve Batı’dır

Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin yasaklanması ve tasfiye edilmesinden sonra 1968’de kurulan Alman Komünist Partisi’nin (DKP) ise tezleriyle uluslararası komünist harekette Rusya’nın antiemperyalist kimliğini savunan bir cephede bulunduğu biliniyor. Nitekim 2018 yılında parti içinde yaşanan ayrışma sonucunda kurulan Kommunistische Organisation (KO) ayrışma sebeplerinden birisi olarak DKP’nin Rusya ve Çin’e dair değerlendirmelerini gerekçe göstermekteydi. Nitekim KO tarafından 10.02.2020 tarihinde yayınlanan “DKP’nin 23. Parti Konferansı Metni’ndeki Bazı Problemler ve Belirsizlikler” başlıklı parti metninin “Emperyalizm Analizindeki Belirsizlikler” kısmında şu tespitlerde bulunulmuştu: “Konferans metnindeki üçüncü büyük problem ise emperyalizm analizleridir. Rusya ve Çin’in antiemperyalist karakterizasyonu yanlıştır. Ayrıca parti yönetimi kapitalizm altında barışçıl ve ilerici bir gelişmenin mümkün olduğu fikrini destekliyor. (…) Bununla birlikte bir komünist parti emperyalizmin barışı sağlayamayacağını açıkça belirtmelidir. Çin’in yükselişi ve Rusya’nın kendi çıkarlarını daha güçlü savunması, barışçıl bir dünya perspektifine neden olmuyor.

2021 Almanya Parlamento Seçimleri’nde de Rusya ile barış politikasını ana seçim başlıklarından birisi olarak ele alan DKP geçtiğimiz günlerde Berlin Barış Koordinasyonu’nun “Rusya İçin Barış Ülkemiz İçin Barıştır” organize ettiği eyleme diğer sol ve sosyalist örgütlerle birlikte katılmıştı.

DKP’nin 25.02.2022 tarihli “Şimdi uzlaşın, savaşı durdurun!” başlıklı açıklamasında ise şunlar ifade edildi:

24 Şubat sabahı erken saatlerde Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin Rusya Federasyonu güçlerinin özel askeri operasyonunun Donbass’ın desteklenmesi ve Ukrayna’nın silahsızlandırılması adına başlatıldığını ilan etti. Önceki akşam 21 Şubat tarihinde Donbass’daki Rusyaca tanınmış Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri Ukrayna ordusunun her şeyden önce sivil nufüsa ve altyapıya yönelen hücumları ve terör saldırıları kapsamında askeri destek talebinde bulunmuştur. Sabah erken saatlerden itibaren Ukrayna’nın askeri tesislerine karşı kara birlikleri Donbass cumhuriyetlerindeki ordular ile eşzamanlı olarak Ukrayna varlığına karşı saldırılar düzenlendi.

Son günlerdeki gelişmeler yıllardır Batı ve NATO’nun tırmandırdığı bir gerginlik. Bu geniş bir yangın tehlikesini beraberinde getiriyor. Bu gerginlik sona erdirilmeli.

Savaş insanlara sefalet, kan dökülmesi ve ölüm getirir. Donbass’ta insanlar 8 yıldır okulların, kreşlerin, otobüs duraklarının bombardımanı altında altyapının yıkılmasından dolayı acı çekiyorlar. Mevcut durum Rusya Federasyonu, Ukrayna, Luhansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetleri arasında acil müzakereleri ve Ukrayna ordusunun Donbass’dan derhal geri çekilişini gerektiriyor. Ukrayna ve Donbass’daki savaş sona ermeli.

Putin kötülemeleri ve içeriksiz “Ukrayna ile Dayanışma” söylemleri yetersiz kalıyor. Daha da kötüsü: Militarizasyon için bir şablon hazırlıyor. CDU lideri Merz Alman ordusunun derhal harekete geçirilmesi için çağrıda bulunuyor.

Mevcut gelişmenin sekiz ana nedeni bulunmaktadır:

Birincisi NATO’nun saldırgan ve sözünde durmayan doğuya genişlemesi çerçevesinde Ukrayna’yı AB ve NATO’ya entegre etme çabası. İkincisi, 2014’de Ukrayna’da gerçekleşen milliyetçi darbe. Bu darbe Ukrayna’nın AB ve NATO’ya entegrasyonu tehlikeye uğradığında, faşist güçlerin dahil olmasıyla ve NATO, AB ve Almanya’nın göz yumması sonucu gerçekleşti. Üçüncüsü, Ukrayna hükümetinin NATO entegrasyonuna ve milliyetçi darbeye karşı duran Donbass’daki insanlara karşı yürüttüğü (iç) savaş. Dördüncüsü, Ukrayna’nın yedi yıldır Minsk Anlaşmalarını boykot etmesi. Bu anlaşmalar ihtilafın tarafları Ukrayna ve Donbass’daki cumhuriyetler arasında doğrudan müzakeleri öngörmekteydi. Ukrayna en başından beri bu müzakerelerden açıkça kaçındı. Beşincisi, Minsk II Anlaşması’nın Ukrayna tarafından boykot edilmesinin Almanya, Fransa, NATO ve ABD tarafından destek görmesi. Altıncısı, Rusya Federasyonu hükümetinin güvenlik garantilerini içeren ve barış düzenini sağlamaya yönelen tekliflerinin ele alınma şekli. Bunlar sözde Batı tarafından masadan silindi. Yedincisi, uluslararası hukukun NATO, AB ve önde gelen emperyalistler tarafından onyıllardır altının oyulması ve yok edilmesi. Yugoslavya, Libya, Suriye ve Afganistan örneklerine yalnızca atıfta bulunuyoruz. Sekizincisi, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky tarafından Münih Güvenlik Konferansı’nda ilan edilen ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arındırılmasını amaçlayan Budapeşte Muhtırası’nın olası bir iptali.

Ukrayna, Donbass’daki halk cumhuriyetleri ve Rusya Federasyonu arasında düşmanca eylemlerin sona erdirilmesini koşul alan görüşmelerin derhal başlamasını talep ediyoruz.

Federal hükümetten şunları talep ediyoruz:

  • Almanya Federal Cumhuriyeti’nin doğusundaki tüm ülkelerden Almanya ordusunun geri çekilmesi
  • Rusya’ya ve halk cumhuriyetlerine yöneltilen yaptırım politikasının durdurulması
  • Agresif NATO politikasının desteklenmesinin durdurulması ve Almanya’nın NATO’dan çıkması
  • Milliyetçi Ukrayna rejimine siyasi, mali ve askeri destekte bulunmama
  • Alman ordusunun silahlanması adına sosyal işler, eğitim ve sağlık için gerekli paranın harcanmaması

DKP’nin tüm yoldaşlarını ve arkadaşlarını barış hareketinin eylemlerine katılmaya ve mevcut gerginliğin NATO’nun saldırganlık politikasında araması gerektiğine çağrı yapıyoruz.

DKP’nin Rusya’nın kapitalist karakterini kabul ederken, Suriye örneğini genelleştirerek, bu ülkenin nesnel olarak antiemperyalist bir rol oynadığını ve bu nedenle savunulması gerektiğini vurgulaması, partinin bir kesiminde eleştirilirken, diğer bir kesiminde de Rusya’ya tam destek verilmesine neden oluyor.

Son olarak DKP Leipzig Twitter hesabından bu şartlar altında Ukraynalıların teslim olması gerektiğini, Rusya’nın müdahalesinin ülkeyi iyiye götürebileceğini, Rusya’nın emperyalist bir ülke olmadığını ileri süren bazı paylaşımlarda bulundu. Tepkilerin artması üzerine hesaptan paylaşımlar silinirken akabinde herhangi bir açıklamada bulunulmadı. Bu şartlar altında, NATO’culuk baskısıyla, şartsız Rusya desteği arasında sıkışan Alman solunun nasıl bir pozisyon alacağı, ülkedeki işçi sınıfı hareketinin geleceğini de belirleyecek.     

1-) Palzer, Kerstin. Zwischen Kritik und Selbstkritik https://www.tagesschau.de/inland/innenpolitik/linkspartei-221.html

2-) Müller-Vogg, Hugo. Die „Ultras“ in Putins deutscher Fankurve haben sich schrecklich blamiert  https://www.focus.de/politik/ausland/ukraine-krise/kommentar-von-hugo-mueller-vogg-die-ultras-in-putins-deutscher-fankurve-haben-sich-schrecklich-blamiert_id_58198586.html

3-) Porschardt, Ulf. Die Mitte wankt, das Hufeisen lebt https://www.welt.de/debatte/kommentare/plus237092573/Russland-Naehe-Die-Mitte-wankt-das-Hufeisen-lebt.html

sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.