Connect with us

EKONOMİ

İmamoğlu: İETT’yi de İSKİ’yi de batırmak istiyorlar, gözleri kararmış

Su ve toplu ulaşım ücretlerine zam taleplerinin reddedilmesine tepki gösteren İmamoğlu, “İSKİ bu toplumun güzide kurumu, İETT, 150 yıllık kurumu. Hizmet etmek için çırpınıyor genel müdürümüz ve ekibi. Yazıktır, günahtır. Biz ister miyiz vatandaşımıza zam yapmayı? Alın akaryakıt zammını geriye, alın elektrik zammını geriye. Biz o zaman niye zam isteyelim ki? Çok yanlış içerisindeler.” diye konuştu.

Yayınlanma:

|

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Gürpınar’da başlayan kentsel dönüşüm projesinin temel atma töreninin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu, toplu taşıma ücretleri ile su fiyatlarında artış taleplerinin reddedilmesinden hakkındaki suikast ihbarına kadar gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

İmamoğlu, Gürpınar’daki kentsel dönüşümle ilgili projenin İstanbul’a hayırlı olmasını diledi.

İmamoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:

“Kentsel dönüşüm, depremle ilgili en büyük tehdidin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Bu noktada da bütün ekibimizle İstanbul’un 39 ilçesinde etkin bir biçimde sahada çalıştığımızı vatandaşlarımıza duyuralım. Uzun süren meşakkatli ama ne yazık ki bir bölümünde siyasi bir kısım iradelerin engellemesiyle geciken Gürpınar’daki bu alandaki dönüşüme başlamak, benim belki de en mutlu anlarımdan birisi. Umut ediyor ve diliyoruz ki İstanbul’da hiçbir çocuk, hiçbir aile tereddütlü bir biçimde evinde deprem korkusuyla yatağa girmesin. Bu büyük bir mücadele. Bakanlığımızdan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, ilçe belediyelerinden bütün kurum, kuruluşlarını, el birliğiyle dayanışma içerisinde mücadelemizi ortaya koymalıyız. Bu, bir seferberlik duygusu gerektirir. Bu duyguyu perçinlemek, geliştirmek adına da her zaman şahsen ben ve bütün ekibim üzerimize düşen görevi yapmaya devam edeceğiz.”

İmamoğlu, ulaşım ücretlerine yüzde 50’lik zam teklifinin Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) mart ayı toplantısında reddedilmesine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

“Bu akla birinin dur demesi lazım”

UKOME toplantılarında o sandalyede oturan ve süreci yönettiğini zanneden kişinin bakanlık yetkilisi diye tariflenmesini dahi istemiyorum. Öyle bir akıl, öyle bir zihin o koltuğu işgal edemez. Yani eğer şahsi kanaatiyse, değilse onu yönlendiren insan kimse ya da insanlar, onları da kınıyorum. Yani bu şehirde sadece 2,5-3 üç ay içerisinde yüzde yüz yirmilere varan akaryakıt zammını yaşayacak bu şehir, bu ülke, diyeceksiniz ki ‘ulaşımda zam yok, toplu taşımada yok’. Hatta korkacaksınız taksicinin kızmasından, minibüsçünün kızmasından, ‘onlara verelim, toplu taşımaya yok’. Hani bu denli akıl tutulması desen hafif kalıyor. Bir şehrin siyasi ihtirasları üzerinden kurumlarını batıracak kadar gözü kararmış insanların siyaset yapmasını gerçekten üzülerek takip ediyorum. Bu akla birinin dur demesi lazım.  

“Uydurma genelgeyle UKOME’yi zapt ettiler”

Gelip UKOME’yi zapt ettiler uydurma bir genelgeyle. Hala davası devam ediyor. O davaya cevap vermeyen idare mahkemesinin de görevini yapmasını davet ediyorum. Geldiler, zapt ettiler, şimdi burada İstanbulluya hizmet verme çabası içerisinde olan kurumlarımızın iş yapmaları engelleniyor. 10,5 milyarı aşan bir sübvansiyon rakamı şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde söz konusu. Yeni gelen zamlarla şu anki tarifeyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin toplu taşımadaki otobüsleri, metrosu, vesaire gibi birçok alandaki araçların çalışabilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinden oraya neredeyse bugün 10,5 diyoruz, belki yarın 11 milyar diyeceğiz, zamlar durmuyor ki. Yani belki yarın akşam tekrar zam gelecek akaryakıta.

“Biz otobüse su koymuyoruz”

Yalvarıyoruz. Bakın 11 büyükşehir belediyesi olarak birkaç kez yayınladık. Bugün de Aydın’da bir toplantımız daha var, oraya gideceğim. Yayınladık, dedik ki ‘Mademki destek olmak istiyorsunuz toplu taşımaya, ÖTV’yi, KDV almayın. Toplu taşıma, akaryakıtla ilgili bizi destekleyin, onu da biz avantaj olarak vatandaşımıza yansıtalım.’ Ama yani biz otobüse su koymuyoruz.

“İETT’yi de İSKİ’yi de batırmak istiyorlar”

Hoş suya da zam yapmıyorlar. İnsanların su içmesini bile engellemeye dair ellerinden geleni yapıyorlar. Bu şehirde, bu ülkede elektriğin fiyatı yüzde 300’lere artmış 2019 seçiminden bu yana, su aynı yerde duruyor. Suyu elektrikle yolluyoruz insanların evine. Ya da arıtmayla ilgili birçok hammaddeye bakarsanız… O bakımdan İETT’yi de batırmak istiyorlar İSKİ’yi de batırmak istiyorlar. Gözleri kararmış. Ne karartmış gözlerini? ‘Vay bu Ekrem İmamoğlu nereden çıktı da 2019’da İstanbul’u kazandı.’ Akılları gitmiş ya. Yani bu nasıl bir duygudur? Bu nasıl bir anlayıştır? Bu olayın dışında kalmaya çalışıyorum. Kurulları bir araya getiriyoruz. Bakın, şu anda bile istişare ediyorlar. ‘Efendim A kişisinden haber bekliyoruz, B kişisinden haber bekliyoruz, C kişisinden haber bekliyoruz.’ Kimsiniz siz ya? Bu işin matematiği var. Bir ülkede mazota zam geliyorsa insanların emeğine de zam yapmak zorundayız, yetmiyor bile. Bakın, yüzde 50 fedakarlıkla hazırlanmış bir tarifedir; onu söyleyeyim. Yani yine vatandaşı koruyan, kurumu rahatlatan değil, vatandaşı koruyan bir zam rakamıdır. Bakın ne diyorum? Akaryakıt onun neredeyse 2,5 katı son 3-4 ayda ama biz yüzde 50’yi getiriyoruz.

“Bu millet bu yaptıklarını unutmaz, günü geldiğinde hesabını sorar”

O bakımdan kişisel ihtiraslarıyla değil, toplumsal ihtiyaçları gözeten bir akılla lütfen kendilerine gelsinler. Yani bu millet, bu yaptıklarını unutmaz. Günü geldiğinde hesabını sorar ve soracaktır da onun için bıraksınlar. İSKİ bu toplumun güzide kurumu. İETT 150 yıllık kurumu. Hizmet etmek için çırpınıyor genel müdürümüz ve ekibi; yazıktır, günahtır. Biz ister miyiz vatandaşımıza zam yapmayı? İstemeyiz. Alın akaryakıt zammını geriye, alın elektrik zammını geriye. Biz o zaman niye zam isteyelim ki? İstemeyiz. Çok yanlış içerisindeler. UKOME’deki ısrarımız devam edecek. Bakalım ‘minibüsçüye de otobüsçüye de taksiciye de zam vermiyoruz’u hangi gerekçeyle nereye kadar savunabilecekler?”

İmamoğlu, “İSKİ Genel Müdürü’nün da açıklaması oldu. O da size bir talepte bulunduğunu ve gene kurulu toplamanız ve yeni fiyat düzenlemesi için de bir adım beklediğini söyledi. Toplayacak mısınız? Bu yönde nasıl bir adım olacak” sorusu üzerine şöyle konuştu:

“İSKİ her ay 300 milyon lira eksiye gidiyor”

Tabii ki toplayacağız. İSKİ tarifeyi düzenleyemediği her ay 300 milyon lira daha eksiye gidiyor. Yani biz ocak, şubat, mart tarifesini düzenleyemedik, 1 milyar liraya yakın eksiye gitti ekstra. Bakın, bize üç senede verdikleri zam yüzde 13,4. Yani su ve elektrik faturaları, seçimde göreve geldiğimizde birbirine yakındı. Şu an elektrik faturası, su faturasının neredeyse 4 katı, akıl alır gibi değil. O bakımdan İSKİ’de talebi görüyoruz, mutlaka genel kurula gidilecek. İstişare edilsin diye yalvarıyoruz. Üç aydır istişare ediyorlar sözüm ona. Mecliste grubu olan partilerin üyeleri komisyonlar marifetiyle tartışsınlar. ‘Neye karşı çıkıyorsunuz o masada, söyleyin’; cevap yok. Ama kurul salonuna geliyorlar; ‘hayır’. Ya da kendi kafalarına göre bir oran. Neye göre bir oran? Yani bu bürokratlar, orada çalışan uzmanlar geçmişten bugüne çalışıyor çoğu. İETT’de de İSKİ’de de. İSKİ’de 30 senedir, 20 senedir çalışan insanlar var, onların yaptığı çalışmaları yok sayıyorlar. 10 günde, 15 günde bir meclis üyesi siyasi iradeyle ortaya koyduğu bir oranı meclise getirecek kadar şaşkın bir teklifle bizi karşılaştırıyor. O yüzden biz olağanüstü genel kurul yapmaya devam edeceğiz. Aksi takdirde her iki kurum da çok büyük bir zarar içerisine giriyor.”

İmamoğlu, “Gündemde size yönelik bir suikast ihbarı var. Öncelikle bu konuyla ilgili emniyet birimleri ya da adli makamlar tarafından bir işlem var mı?” soru üzerine de şöyle konuştu:

“Ben de basından okudum, okuyorum. Yani bu tür hamleler olur olmaz, yazılır, çizilir birileri bu işi ihbar eder ya da itiraf eder. Ama bizim, yani şahsen benim beklentim, bu işle yetkili, ilgili olan kurum ve kuruluşların gerektiği zaman dilimlerinde siyasilere gereken açıklamaları ilgiyle, itinayla yapmaları ve iş birliği içinde olmalarıdır. Bunu temenni ediyoruz. Yoksa biz görevimizin başındayız. Bunlar olur, olacaktır da Türkiye’mizde bu tür konular geçmişte de olmuştur. Ama tam irademizle, gücümüzle kaygısız bir biçimde işimize devam ediyoruz. Ama aynı zamanda da tabii yetkililerin, ilgilerinin görevlerini iyi yapmalarını diliyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 80’ne yakın müfettiş gönderip ‘her odada teftiş yapacağım’ diye ilgi gösteren, -ki teftiş edilmekten asla imtina etmiyoruz, korkmuyoruz- ilgiyi en yüksek seviyede gösteren zatı muhteremleri bu konulara da azami ilgiyi göstermeye davet ediyorum.”

“Bu MOBESE bir linkle AK Partili bazı yetkililere mi bağlandı”

İmamoğlu, “Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım tarafından kaleme alınan ihbar mektubunda MOBESE görüntüleriyle ilgili dikkat çeken bir ifade var. Sizin Sarıyer’de Büyükelçi ile yediğiniz yemek ile giriş-çıkış görüntülerine atıf yapmış ve ‘bunlar gözdağıdır, suikasttan önceki son adımdır’ gibi ifadeler var. Sizi tedirgin ediyor mu?” soruna da şu yanıtı verdi:

“Yani bu mektubu yazan kişinin söyledikleri beni çok ilgilendirmiyor ama beni ilgilendiren tarafı şu: Bu kadar ayıp, bu kadar kötü bir durumu bize yaşatan, yani MOBESE meselesi ciddi bir meseledir, özel yaşama müdahaledir, bunu bize yaşatan kurum yetkilileri, bakandan başlamak üzere aşağıya doğru tek bir cevap, tek bir yazımıza, soruşturmamıza henüz bir cevap vermemiştir. Ama bu konudan asla vazgeçmeyeceğiz. Hukuki takibimiz devam etmektedir. Sadece o ayıp değil ki bir bakıyorsunuz bir ağaç meselesi gündeme geliyor. Yine bir milletvekili, bir MOBESE kaydını paylaşıyor. Herhalde tahmin ediyorum; bu MOBESE meselesi, bir linkle milletvekillerine mi bağlandı? Veya işte AK Partili bazı yetkililere mi bağlandı? Onlar üzerinden istendiğinde görüntüler paylaşılabiliyor mu? Böyle bir sistem mi var? Açıklasınlar bunu.”

“İstanbul’a karşı yapılan bu tutum, 2019 ile ilgili yaşanan travma”  

İmamoğlu, “Türkiye’de 81 il, 30 büyükşehir var. Bu toplu ulaşım ve su zamları oralarda da mı verilmiyor? Sadece İstanbul’a özgü mü? Bugünkü toplantıda bununla ilgili bir karar ya da bir eylem planı çıkacak mı” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“İSKİ’yle ilgili sadece genel kurul kararı alınacak ve ondan sonra genel kurul yapılacak. Hani bugün bir genel kurul yok. Sadece istişare mekanizması sürüyor. Ne yazık ki bütün büyük şehirlerde hemen hemen birkaçı hariç zamlar takır takır yapılıyor. Düşünsenize, en pahalı suyu mal eden kurum İSKİ’dir. Çünkü Melen’den su basıyorsunuz, 250 kilometreden geliyor. Geçen seneki 1 milyar 300 milyon olan elektrik gideri bu sene 3,5 milyara yaklaşacak. En pahalı suyu getiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. Şu an tarife olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin su tarifesi Türkiye’de büyükşehirler arasında 28’inci sıradadır. Yani bu kadar rakam, tablo, her şey ortadadır. İstanbul’a karşı yapılan bu tutum; dediğim gibi 2019 ile ilgili yaşanan travma devam ediyor, yazık.” (ANKA)

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.